Arama:

Etiket Bulutu







Çukur

13.02.2018



Trabzon’un ilçelerinden birisinde boş bir arazide büyük bir çukur varmış.
Bu çukura düşen çok kişi ya ölüyor ya da yaralanıyormuş.
Bu duruma Dursun ve Temel, beyin fırtınası yaparak çözüm bulmaya çalışmışlar.
Temel, çukurun yanına hastane yapalım diyerek görüşünü belirtmiş.
Dursun, “Temel hiç kafan çalışmıyor” demiş. “Hastane pahalı bir iş, en iyisi bu çukuru kapatalım, hastanenin yanına bir çukur açalım.”

Las Vegas’da

13.02.2018



Temel ile Dursun gece yarısı Las Vegas’da yolda yürüyorlarmış.
Temel çırıl çıplak, Dursun’un ise üstünde sadece donu var.
Temel, Dursuna diyor ki,
Ben senin neyini seviyom biliyor musun Dursun?

Dursun: Neyi mi?
Temel: Kumarda nerde duracağını biliyorsun.

60’lı yıllar İstanbul

22.11.2017


1.466.600 nüfuslu İstanbul. 1960’lı yıllarda İstanbul’a giriş

İnsan manzaraları

22.11.2017


Eski Istanbul’da insan manzaraları.

Dolmabahçe

22.11.2017


Dolmabahçe çevresinde yol genişletme için yapılan yıkım çalışmaları adeta bugünlerin habercisi.

7 Yılda Burnuyla Kitap Yazan Mustafa’nın Hikâyesi

21.11.2017



Aydın’ın Efeler İlçesi’nde yaşayan ve “serebral palsi” hastalığı nedeniyle elleri ile ayaklarını kullanamayan Mustafa Erol, burnuyla bilgisayarda yazdığı, “Herkes beni engelli sanıyo” adlı kitabını tamamladı. Mustafa’nın 7 yılda bitirdiği kitabı, şimdi Valilik ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün de desteğiyle örnek olması için okullarda dağıtılıyor. Mustafa’nın hedefi, ünlü bir yazar olmak.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre Mustafa Erol, zamanını evde kitap okuyarak geçiriyor, burnuyla bilgisayarda yazı yazıyor ve 7 yıl önce başladığı, engellilerin hayatta karşılaştıkları zorlukları anlatan kitabını bitirmenin sevincini yaşıyor.

İlkokul, ortaokul ile liseyi dışarıdan bitiren, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesinde 2 yıllık halkla ilişkiler ve 4 yıllık işletme bölümlerini tamamladıktan sonra Adnan Menderes Üniversitesi Edebiyat Bölümünde yüksek lisans yapmaya başlayan Mustafa Erol, nisan ayında 90 sayfadan oluşan ve bin adet bastırılan kitapta, kendi hayatında iz bırakan anılarını, yapmak istediklerini, karşılaştığı zorlukları, okuma-yazma azmine destek olan ailesi ve öğretmenleriyle yaşadıklarını kaleme aldı.

Mustafa Erol, zaman zaman burnuyla yazı yazmada çok zorlandığını, klavyenin üzerine sürekli eğildiği için boynunda ağrılar olduğunu fakat bunun üstesinden geldiğini belirtiyor:

“Kitabımı çıkartmayı ve ileride ünlü bir yazar olmayı çok istiyordum. İlk kitabımı beğendim ama Mimar Sinan’ın Süleymaniye Camii için ‘bu benim çıraklık eserim’ dediği gibi ben de bu kitabım için çıraklık eserim diyorum. Şu anda engelli bir çocukla ilgili bir hikayeye başladım. Yaşar Kemal’i çok seviyorum. Hedefim onun kadar ünlü bir yazar olmak. Kitabımı okuyanlar çok beğendiklerini, kimi yerlerde duygulandıklarını, kimi yerlerde de güldüklerini söylediler. Kitabımı yazarken mümkün olduğunca esprili bir dil kullandım. Kitabımı elime aldığım için inanılmaz derecede mutluyum, sanki bir rüyadayım.”

Temel’in çocuğu

20.11.2017



Temel ile Fadime evlenmişler, Fadime hamile kalmış, Temel bu ise çok sevinmiş, köyde naralar atmaya başlamış;
-Oğlum olacak , oğlum olacak diyormuş.
Evde de Fadime’yi sıkıştırıyormuş; “oğlan doğuracaksın” diye.
Doğuma bir ay kala Temel’e yurt dışından iş teklifi gelmiş acilen gitmesi gerekiyormuş, giderken ;
-oğlanı doğurunca acele mektup yaz meraktan çatlarım demiş.. veda edip gitmiş.
Bir ay sonra Fadime doğum yapmış bakmış ki bir kız çocuğu.
Eyvah yandım ben şimdi Temel’e nasıl söylerim “kız doğurduğumu” diyerek başlamış ağlamaya, kendine gelince mektup yazmış ;
-Temelciğim canim kocacığım bir çocuğumuz oldu. Elleri ayakları, kaşı, gözleri, ağzı, ayni sen, GERİSİ BEN.

Sonuç bu!

17.11.2017



Aile dostu üç çift bir akşam bir tanesinin evinde toplanmışlar. Erkekler maç seyrederken kadınlar içeri odada sohbet ediyorlarmış.
İçlerinden birinin yüzü asık, demişler ne oldu?
– dün gece yatakta Ahmet uyurken elim apış arasına dokundu baktım buz gibi. O sırada uyandı. Dedim neden buz gibi? Buna alındı, arkasını döndü yattı, hala da konuşmuyor benle.
Aradan bir kaç gün geçmiş, yine birinin evinde toplanmışlar. Bu sefer ikinci kadının yüzü asık, ne oldu demişler?
– geçen sen söyledikten sonra merak ettim. Dün gece ben de Mehmet’i kontrol ettim baktım onun ki de buz gibi. bende sordum neden diye, Mehmet de alındı, bana küstü, konuşmuyor şimdi.
Bir kaç gün sonra tahmin edeceğiniz gibi yine toplanmışlar. Bu sefer üçüncü kadının yüzü asık ve ekstra olarak morluklar var, bir koluda alçıda. Sana ne oldu demişler.
– sizden sonra bende merak ettim, bizimkinin ateş gibi yanıyor. O sırada uyandı. Ahmet’le, Mehmet’in buz gibi, seninki neden sıcak dedim. Sonuç bu.

Nasıl olacak?

14.11.2017



Adam bir dükkana girer ve bir kova, 10 kg.lık bir boya, bir kaz ile iki tavuk alır.
Satıcı aldığı malzemeleri dükkanın dışına kadar taşımasına yardım eder.
Adam tüm bu yükleri eve kadar nasıl taşıyacağını düşünürken, yanına yaşlıca bir kadın yanaşır ve bir adres sorar.

Adam cevaplar;
– Orayı biliyorum yürüyerek gidebiliriz, benim evime çok yakın ama bu yükleri nasıl taşıyacağımı düşünüyorum.
– Çok kolay, der kadın.
– Boyayı kovanın içine koy ve bir elinle tut, iki tavuğu da koltuk altlarına yerleştir, diğer elinle de kazı tut
der.

Adam yaşlı kadının dediği gibi yapar.
Eve doğru yürürlerken adam;
– Şurası biraz kestirme oradan daha çabuk varırız.
– Olmaz, der yaşlı kadın. Ya o tenhada bana tecavüz edersen?
– Yapma kadın, bu kadar yüküm var. Allah aşkına bunları bırakıp bu dediklerini nasıl yaparım saçmalama.

Kadın;
– Kazı yere koyarsın, kovayı üstüne kapatır boyayı da kovanın üstüne koyarsın. ..
Adam sorar:
– Tavuklar ne olacak?
Kadın;
– Tavukları ben tutarım!

Avukat ve Temel

13.11.2017



Ülkemizin tanınmış avukatlarından tayfun, yaban kazı avı zamanı, tüfeğini alıp karadeniz sahillerine çıkmış.
Uçarken görmüş kazı.. “dannn!.”
kuş döne döne inmeye başlamış yere..
düşmüş sonunda ama, arazide bir çit var, onun öte yanına..
kazı almak için çiti aşmağa çalışırken, yaşlıca çiftçi temel çıkıvermiş ortaya..
“ne yapıyorsun benim arazimde?..”
“şu yaban kazını vurdum da, almaya çalışıyorum..”
yaşlı çiftçi temel “o arazi benim olduğuna göre, içindeki kuş da benimdir” diye terslemiş.
avukat tayfun sesini yükseltmiş..
“ben bu ülkenin en büyük avukatlarından biriyim. beni uğraştırma.. mahkeme masrafı falan der, çiftliğine kadar alırım bak!..”
yaşlı çiftçi gülmüş..
“biz karadeniz’de böyle küçük sorunları mahkemeyle değil, ‘üç tekme’ kuralıyla çözeriz..”
“nedir o üç tekme kuralı” diye sormuş, avukat, merakla.
“şöyle” demiş, yaşlı çiftçi..
“önce biri ötekine 3 tekme vurur, sonra öteki..sonra gene ilki.. biri pes edene kadar..”
avukat genç, güçlü kuvvetli, sportmen.. çiftçi ihtiyar..
“ben bunu haklarım” deyip içinden, “kabul” diye bağırmış..
“burası benim arazim olduğuna göre ilk vurma hakkı bende” demiş, yaşlı temel.. ve bir tekme atmış avukatın kasıklarına..
“ugggh” diye dizlerinin üzerine çökmüş avukat..
ikinci tekme tam midesine gelmiş ki, avukat öğlen yediği yemekleri çıkarayazmış, “böğğğ” diye ve dört ayak haline gelmiş yerde..
yaşlı temel üçüncü tekmeyı tam kıçına kondurunca, avukat öne kapaklanmış..
önde de çiftçinin ineğinin biraz evvel oraya bıraktığı ıslak tezek var.. suratı aynen gömülmüş içine..
avukat “şimdi sıra bende, ihtiyar tilki” diye doğrulmuş, ağzına kadar giren pislikleri, ceketinin koluyla temizlemeye çalışırken..
yaşlı temel gülmüş..
“pes ediyorum. bir kaz için dövüşmeye değmez. al kuşunu git!..”