Arama:

Etiket Bulutu







July, 2010

Kuzu

27.07.2010

kuzu-cerceve

Bir inşaata amele alınacaktır. Alınacak elemanları kalfa Cemal’in seçmesi istenir. Adaylar kalabalıktır. Bu durumda Cemal sınav yapmaya karar verir.
– Bize 1 kişi lazımdur. Bu nedenle sizu imtihan edeceğum.
Bir ara gözü Temel’e ilişir. Burnundan tanımıştır. Hemşehrisini işe almak ister. Önce Temel’i sınava alır ve sorar;
– Hemşerum söyle baa bakalum.. Sana 3 kuzu verdum, sonra 2 kuzu daha verdum kaç kuzu oldi?
– 6 tane oldi.
– Tabi bu soru biraz zor oldu. Biraz daha kolayini sorayum. Sana 2 kuzu verdum, sonra 1 tane daha verdum kaç kuzi oldi?
– Dört kuzi oldi.
– Peki 1 kuzi verdim, sonra bir kuzi daha verdum kaç etti?
– Uç etti.
Bunun üzerine Cemal iki tokat çakar ve tekrar sorar;
– Pir kuzi verdum, kaç kuzin oldi?
– İçi tane.
Cemal iyice sinirlenir ve Temel’i iyice döver.
– Ulan hemşeru teyup işe almak istedum, sende tam salakmişsun. Ula sağa bir kuzi vermişsem bir kuzin olur anladun mi?
Temel ağlamaklı bir sesle,
– Benum evde bir kuzi de kendumin var daa!..

Reflü Nedir?

26.07.2010

reflu1

Reflü hastalığı, başta asit olmak üzere mide içeriğinin yemek borusu içine kaçışı sonucunda ortaya çıkar. Yemek borusunun alt ucu ile mide arasında, asitli mide içeriğinin yemek borusunda geri kaçmasını önleyen bir kas bulunur. Bu kasın çeşitli nedenlerle işlevini kaybetmesi veya gevşemesi ile asitli mide sıvısı yemek borusu içine geri akar.
Mide ve yemek borusu arasındaki bu geri akış Reflü hastalığı olarak tanımlanır.

Reflü Semptomları
Göğüs kemiği arkasında, nadiren sırtta ve mide gölgesinde, yanma, ekşime, ağza acı-ekşi su veya yenilen yiyeceklerin gelmesi gibi bulguları vardır.

Reflü ile yaşamak…
Reflü yakınmaları, doktorunuzun uygun göreceği bir tedavi ve sizin de belirtilen önlemlere uymanız ile azalabilir veya kaybolabilir. Ancak tedavi kesilince hastaların yarısında yakınmalar tekrarlayabilir. Bu nedenle ömür boyu ilaç kullanmamak ve daha iyi yaşamak için yaşam tarzınızda bazı değişiklikler yaparak şikayetlerinizin tekrarlamamasına yardımcı olabilirsiniz.

Uyku
* Başınız yüksekte yatın
* Sol tarafınıza doğru yatmaya çalışın

Alışkanlıklar
* Yemeklerden sonra 2-3 saat yatar pozisyona geçmeyin
* Sigara ve içki mutlaka bırakılmalı
* Fazla kilolardan kurtulun
* Beli sıkan kemer ve dar pantolonlardan uzak durun

Beslenme
* Kahve, kolalı ve asitli içeceklerden uzak durun
* Çok sıcak yiyecek ve içeceklerden kaçının
* Bir defada aşırı yemek yerine, az ama sık sık yeyin
* Özellikle akşam yemeklerinde ve geceleri aşırı baharatlı, acılı yiyeceklerden, kuruyemiş ve çikolatadan uzak durun.

İlaçlar
* Doktorunuzun önerdiği ilaçları, doktorunuzun önderdiği gibi düzenli kullanın.
* Başka bir ilaç kullanmadan önce doktorunuza danışın.
* Doktor kontrolerinizi ihmal etmeyin.

Yabancı gelmiyor

25.07.2010

ucakkaza1

Temel ile Dursun ayı avı için bir uçak kiralarlar ve uçsuz bucaksız ormana doğru yola çıkarlar. Av çok
iyi gider ve altı tane ayı avlarlar. Kamp yaptıkları yere avların taşınmasından sonra pilotla aralarında pazarlık başlar:
-Bu altı ayıyı da uçağa almam olanaksız birşey. Uçağın kapasitesi belli.
-Bunları burada bırakamayız pilotcuğum, avlayana kadar neler çektik.
-Temel Bey size söyledim. En fazla dört tanesini alabilirim. İkisini bırakmanız lazım.
-Biz önceki sene de geldik. Yine altı ayı vurmustuk ve pilot o zaman hiç itiraz etmedi. Uçak da aynı modeldi üstelik.
Sonuçta pilot baskıya boyun eğer ve uçak havalanır. Ama tam vadi üzerinden geçerken uçakta çatırtılar duyulur ve uçak ormanın üzerine düşer. Tesadüfen ağacın üzerine düşerek asılı kalan Temel bir başka ağaca takılan Dursun’a seslenir.
-Ula Dursun, burası yabancı gelmiyor, önceki sene de mi uçak bu bölgede düşmüştü??

Potemkin Zırhlısı

20.07.2010

potemkin

Rus-Japon savaşı sırasında yenilgiye uğrayıp zayıf düşen Çarlık ordusu, köylü ayaklanmalarını bastırması sırasında daha da güçsüz duruma gelir. Askerler arasında da hoşnutsuzluklar artmaya başlar. Bunun yanında çarlık subayları, gemi mürettebatına sürekli baskı yapar, mürettebatın yatma yerleri, yedikleri, içtikleri ve çalışma koşullarının dayanılmazlığının yanında subayların bu davranışları da işi katlanılmaz boyutlara taşır. 27 Haziran 1905’te Potemkin Zırhlısı’nda bir isyan patlak verir.

Bu isyan denizciler ve askerler arasındaki hoşnutsuzluğun ilk yığınsal belirtisi olur. Mürettebat potemkin zırhlısına kızıl bayrağı çeker ve ardından işçi grevlerinin yoğun olduğu Odessa’da demirler.
Daha sonra ayaklanmayı bastırmak üzere gönderilen savaş gemilerinde denizciler, ayaklananların üzerine ateş açmayı reddeder ve böylece Potemkin Zırhlısı’nın ayaklanması daha da güçlenir. Fakat Potemkin Zırhlısı’nın ayaklanmasına Karadeniz donanmasının diğer gemileri katılmaz. Erzak ve yakıtı azalan Potemkin Zırhlısı Romanya kıyılarına yanaşarak, Romanya hükümetine teslim olur. Böylece zırhlıda ki ayaklanma yenilgiyle sonuçlanır.

Potemkin Zırhlı’sının ayaklanması Çarlık ordu ve donanmaları arasında başlayan ilk devrimci ayaklanmaydı. 27 Haziran 1905’te Çarlık rejimine karşı Potemkin Zırhlısı ayaklanması, Ekim Devrimin bir provası haline gelmişti. Ekim Devrimi’nin ardından bu ayaklanmayı anlatan Potemkin Zırhlısı filmi çekilir.

potemkin2

Potemkin Zırhlısı filmi;
Özgün adı Bronyenosyets Potyomkin olan film Türkiye’de ilk kez 16 Ekim 1967’de Türk Sinematek Derneği’nde gösterilmiştir. Rusya’nın ve Avrupa’nın en eski ve büyük film stüdyosu olan Mosfilm tarafından yapılan filmin yönetmeni Sergei Eisenstein’dır. Yönetmenin ikinci filmi olan Potemkin Zırhlısı konusunu Potemkin Zırhlısı Ayaklanması olarak bilinen gerçek bir olaydan almıştı. Filmde, 1905 yılında Rusya’nın Karadeniz filosuna bağlı Savaş Gemisi Potemkin’de dayanılmaz yaşama şartlarından bezmiş mürettebatın Çar rejimine bağlı subaylara karşı başlattıkları bir ayaklanmanın sonunda gemiyi ele geçirmeleri ve sonrasında gelişen olaylar dramatize edilerek anlatılmıştır.

“Potemkin Zırhlısı Ayaklanması” 1917’de gerçekleşecek olan Ekim Devrimi’nin bir provası niteliğinde olduğu için film, 1925 yılında Sovyet hükümeti tarafından bir devrim propagandası filmi olması için özellikle ısmarlandı.

Potemkin Zırhlısı tüm zamanların en etkileyici filmlerinden biridir ve 1958 yılında Belçika’nın Brüksel şehrinde açılan Dünya Fuarında “tüm zamanların en büyük filmi” olarak ilan edilmişti.

Ressam Hasan Rıza

19.07.2010

hasan_riza

Fotoğraf makinesi kullanımının yaygın olmadığı yıllarda, savaş ressamları gezinirdi cephelerde. Bu insanların görevi, savaş sırasında gördüklerini resmetmek ve muhabiri olarak görevlendirildiği gazeteye ulaştırmaktı. 27 Nisan 1877’de Rusya’nın Osmanlı’ya savaş ilan etmesiyle “93 Harbi” denilen, tarihimizdeki en büyük seferberlik süreçlerinden biri başlar. İşte bu savaşı izlemek üzere İtalya’dan gelen bir gazete ressamını koruma görevi Hasan Rıza’ya verilir. On dokuz yaşındaki Hasan Rıza askeri okul öğrencisidir. O da, birçok arkadaşı gibi okuldan ayrılıp, gönüllü olarak gelmiştir cepheye. Ressam, etrafında patlayan bombalara, dikenli tellere ve çamur tarlalarına aldırmadan resimler çizerken, Hasan Rıza da, yanından ayrılmamaktadır.

İtalyan ressam bir gün küçük dilini yutar şaşkınlıktan; koruması olarak yanında gezinen genç adamın uzattığı kağıtta kurşunkalemle çizilmiş bir portresi vardır. Böylelikle bir dostluk başlar, okul yıllarında da resime karşı ilgili olan Hasan Rıza ile İtalyan ressam arasında. Bir ressamla savaş alanında tanışan Hasan Rıza, onun gösterdiği yoldan yürümek üzere İtalya’ya gider. Roma, Floransa ve Napoli gibi kentlerde birçok atölye ve müzede çalışan Hasan Rıza, bir süre Mısır’da kaldıktan sonra geri döner. Ülkeden ayrılışı üzerinden tam on iki yıl geçmiştir!

Edirne’ye yerleşen Hasan Rıza, Karaağaç’daki atölyesinde çalışmaya başlar. Aynı zamanda Edirne Sanat Okulu’nda ve Edirne Hastahanesi’nde müdürlük yapmaktadır. Bulgar ordusu, 26 Mart 1913 günü, Edirne’ye saldırdığında, Hasan Rıza resimlerini savaştan kurtarmanın derdine düşer. O sırada, hastanede tedavi görmekte olan asker ressamlarımızdan Sami Yetik şöyle anlatır Hasan Rıza’yı: “Sükutun ilk gecesi müdürü bulunduğu hastaneden ayrılmamasını dostları ısrarla söyledikleri halde Hasan Rıza bu teklifi bir türlü kabul etmemiş, Karaağaç’taki atölyesine gitmişti. Belki gayri şuuri bir hareket farzedilen bu gidişi, bence eserlerini kurtarma kaygusundan ileri gelen bir ruh isyanından başka bir şey değildir. Senelerden beri göz nuru dökerek plüm taramasiyle yaptığı tarihi resimlerin düşman çizmeleri altında ezildiğini, çiğnendiğini düşünmek onu ferevan ettirmiş, kimseyi dinlememiş, ölümü düşünmemiştir.”

Meriç Nehri’nin batı kıyısında bulunan Karaağaç’a doğru koşan, savaş alanında tanıdığı bir ressam sayesinde resim sanatına yönelen Hasan Rıza’nın bir tek amacı vardır; savaştan resimlerini kurtarmak!..

Atölyesinin yağmalanmasına engel olamayan Hasan Rıza, tren istasyonu yakınlarında bulunan bir değirmenin arkasındaki tarlaya götürülür. Bir Ermeni kadının tanıklığına göre ressam, tüfeklerine süngü takmış beş askerin arasında yere yıkılır.

Edirne’ye yolunuz düşerse bir gün, Karaağaç’a gidin mutlaka. Bilin ki, Yunanistan’dan savaş tazminatı olarak alınan bu topraklar, Meriç Nehri’nin batı kıyısından Türkiye’ye pasaportsuz olarak bakacağınız tek yerdir. Nehrin karşı kıyısına geçtiğiniz köprünün yakınında bulunan Şehitlik’te, üstünde bir ressam paletinin resmi bulunan mezar taşında şunlar yazılıdır: “Hasan Rıza Bey – 28.3.1913, Cuma, evini yağmaya giren Bulgar askerleri tarafından öldürülür.”

Bu mezar taşı, ressamı hiç anlamadığımızın kanıtıdır. O taşı oraya koyanlar için amaç, “yağmaya giren Bulgar askerleri”ni unutturmamaktır. Sanata değer vermeyen bu ilkel bakış sayesinde ressamı anımsayan kimse kalmamış, unutulan Hasan Rıza olmuştur. Oysa Hasan Rıza’nın mezar taşına “Resimlerini savaştan kurtarmak isterken öldürüldü” diye yazılmalıdır.

Kimi güçlerin bizi barbar, soykırımcı, sanata değer vermeyen bir toplum olarak göstermeye çalıştığı Avrupa sınırımızda (ne yazık ki, aramızda bu anlayışa çanak tutanlar az değildir!), resimlerini savaştan kurtarmak isterken can veren bir ressamımızın mezarı vardır. Bu konum Barış adına değerlendirilir ve tüm dünyaya dostluk mesajlarının gönderileceği sanat etkinlikleri düzenlenirse, Hasan Rıza’nın çabası amacına ulaşacak, savaşın yıkımından insanları, kentleri, sanat eserlerini kurtarma şansı doğacaktır. Sınırında, resimlerini savaştan kurtarmak isterken ölen bir ressamın mezarı olan kaç ülke vardır?

Hasan Rıza resimleri en çok tanınan ressamdır aslında! Resim tarihimizde önemli bir yer tutan asker kökenli ressamlarımız gibi tuvaline savaş sahnelerini taşımıştır genellikle. Askeri Müze’de sergilenen “Yanıkkale Muharebesi”, “Belgrad Meydan Muharebesi” gibi resimlerinin yanında, en çok tanınan tablosu “Fatih Sultan Mehmet’in Topkapı’dan İstanbul’a Girişi”dir. Ders kitaplarına giren bu resimde Fatih Sultan Mehmet beyaz bir at üstünde görülür. Atın ayağa kalkan sol ayağının hemen yanındaki eli tüfekli yeniçeri askeri ise Hasan Rıza’dan başkası değildir.

Cephede portresini yaptığı ressamın ilgisiyle resim sanatına yönelen Hasan Rıza, kendisini Fetih sonrasında Fatih Sultan Mehmet’in “mutlu askerleri” arasına çizerken, savaş alanında öldürüleceğini biliyor muydu acaba!?

Sunay Akın

Cennet ve Cehennem

18.07.2010

kesis

Yaşlı keşiş yolun kenarında oturuyordu.
Gözleri kapalıydı, bacak bacak üstüne atmıştı ve elleri kucağındaydı.
Oturduğu yerde derin düşüncelere dalmıştı.
Birden bir samurai savaşçısının sert ve emreden sesi, keşişi derin düşüncelerinden uzaklaştırdı.

“Yaşlı adam! Bana Cennet ve Cehennemi anlat!”

Keşiş önce hiçbir şey duymamış gibi yanıtsız bıraktı bu sesi.
Fakat sonra yavaş yavaş gözlerini açtı.
Samurai her geçen saniye biraz daha sabırsız bir şekilde yanıt beklerken, dudaklarının kenarında fark edilmesi çok zor bir gülümseme belirdi.

Keşiş sonunda, “Cennet ve Cehennemin sırlarını öğrenmek istiyorsun demek ki” diye yanıtladı.
“Bu kadar pejmürde olan sen.
Elleri ve ayakları kir içinde olan sen.
Saçları taranmamış, nefesi kokan, kılıcı paslı sen.
Çirkin ve annenin kılığına özenmediği sen.
Sen bana Cennet ve Cehennemi soruyorsun ha?”

Samurai birden küfür etti.
Kılıcını çekti ve keşişin başının üstüne kaldırıverdi.
Keşişin başını bedeninden ayırmak üzere hazırlanırken, yüzü morardı, boynundaki damarlar kabardı.
Kılıç tam inmeye başlarken yaşlı keşiş sakince “Bu Cehennem işte dedi.”
Samuray o anda biraz korku, biraz şaşkınlık, biraz şefkat ve biraz sevgiyle, yaşamını kendisine bir şeyler öğretmek için feda etmeyi göze alan adama baktı.
Kılıcını yere indirdi ve gözleri yaşlarla doldu.
Ve dedi yaşlı keşiş, “bu da Cennet.”

Adını siz koyun …

11.07.2010

soru-isareti Küçük kasabanın birinde bir caminin tam karşısında arazisi olan adam, bir gece kulübü inşa etmeye başlamış. İmam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler. Ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir iş yeri açacağına da yasal olarak karşı çıkamamışlar. Tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu gece kulübü için her gün beddua etmekten öteye geçememiş.

İnşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala her nasılsa şiddetli bir yıldırım düşmesi sonucu gece kulübü yerle bir olmuş. Caminin cemaati bu olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek görmemişler, ancak gece kulübü sahibi adam cami imamının ve cemaatin direk olarak bu hasardan sorumlu oldukları iddiası ile camiye karşı tazminat davası açmış.

Cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında bu konuda herhangi bir şekilde sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz etmişler. Bu olayın kendi dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da kabul etmemişler.

Gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkeme günü geldiğinde hâkim dosyayı dikkatle incelemiş ve taraflara dönüp:

– Bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum, demiş

– Ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var.

– Taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir gece kulübü sahibi,

– Diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan bir imam ve cemaati…!