Arama:

Etiket Bulutu







October, 2010

Hasta Temel

26.10.2010

hasta21

Profesor, öğrencileri ile birlikte Karadenizli hastanın yatağının başına gitmiş.. Onlara yeni bir hastalığın belirtilerini öğretecek..
Yatakta bitkin, kendinden yari geçmiş vaziyetteki hastayı göstererek konuşmaya başlamış:
“Bakın yüz rengi sarıya yakın..” “Gözler içeriye doğru çökmüş, o yüzden burun daha sivri görünüyor..” “En fazla değişik kas yüzümüzdedir.. Bakın, kaslar tepki vermediğinden ifade anlamsız.. Çene aşağıya sarkmış duruyor…” Hasta da öğrenciler gibi dikkat kesilmiş dinliyor..
Profesör “bu bir batın sendromu belirtisidir” diyecek, yerinden zorlukla dikilmeye çalışan hasta fırsat vermemiş..
Zor bela mırıldanmış: Sen sanki dunya cuzelisun”

Ticaret

26.10.2010

beggar1

Roma’da dünyaca ünlü San Pietro Kilisesi’nde büyük bir pazar ayini…
Görkemli bir dinsel tören, Papa bile katılıyor.
Koskoca meydan, mahşer yeri gibi…
Kilisenin içi de dışı da tıklım tıklım…
Bu arada, kilisenin kapısında iki adam özellikle dikkati çekiyor…
İkisinin de boynunda kocaman birer levha asılı…
Birinde “Ben koyu bir Hristiyanım, lütfen bana yardım ediniz” yazılı.
Ötekinde ise sadece “Ben koyu bir Yahudiyim” yazıyor.
Tabii ki, kiliseden çıkanlar, Hristiyan olduğunu ifade eden adama yanaşıyorlar ve ellerini ceplerine atıp cömertçe bir şeyler veriyorlar.
Yahudi olduğunu ifade eden adama ise bir kaç hayırsever uğruyor o kadar.
Bu arada, kiliseden çıkan iyi niyetli biri, “Yahudiyim” yazısı taşıyana sokuluyor.
“Bana bak kardeş,” diyor, “Dürüstlük, iyi bir şey; ama binlerce Hristiyan kiliseden çıkarken, senin Yahudi olduğunu böyle aleni olarak ifade etmen, kanımca hiç de akıllıca bir hareket değil.
Bak, sana da çok az kişi para veriyor zaten.
Bence çıkar o yazıyı boynundan, sen de şu Hristiyan gibi…” deyince…
boynunda “Yahudiyim” yazılı adam gülümsüyor ve “Hristiyanım” yazılı olan arkadaşının kulağına fısıldıyor
“Herife bak! Gelmiş, bize ticaret öğretiyor!..”

Aceleye gerek yok

26.10.2010

moon

Yetkililer heyecanla Beyaz Saraya gelip:
-Sayın başkan, ruslar ayı kızıla boyuyor!.. diye rapor verirler.
Başkan gayet sakin:
-telaş etmeyin… diye cevaplar.
Bir süre sonra yetkililer yine telaşla:
-Sayın başkan, ruslar ayın yarısını kızıla boyadı!..derler.
Başkan yine istifini bozmadan sakin sakin:
-Farketmez… siz işinize bakın! diye cevaplar.
Bir müddet sonra yetkililer yine telaşla gelip:
-İşte olacağı buydu! ruslar ayı tamamen KIZIL’a boyadılar! diye çıkışınca
Başkan yine istifini bozmadan:
-Şimdi gidip ayın üzerine Coca-Cola yazın! diye cevaplar..

Bulamıyorum öğretmenim

14.10.2010

anaokulu2

Alihan okula başladığı ilk gün sınıfta çişi gelmiş, korkarak elini kaldırmış ve öğretmeni ona tuvalete gitmesi için izin vermiş. Beş dakika sonra,
“Bulamadım öğretmenim” diye kıvranıp zıplayarak geri dönmüş,
öğretmeni onunla koridora çıkarak ona tuvaletin yerini tarif etmiş ama birkaç dakika sonra Alihan bu sefer ağlayarak dönüp
“Yine bulamıyorummm öğretmenimmm..” deyince,
bu sefer sınıf arkadaşlarından Barış’ı ona yardımcı olması için görevlendirmiş.
Biraz sonra iki çocuk mutlu bir şekilde sınıfa dönmüşler.
“Buldunuz değil mi?” diye sormuş öğretmen.
“Evet tabii ki bulduk öğretmenim” diye cevap vermiş Barış, “Ters dönmüş, külotunun tam kenarına yapışmış orada öyle duruyormuş..!”

yıldırım tuna

80 lik golfcü

14.10.2010

golfcu

Adam 80 yaşında olmasına rağmen her gün golf oynuyormuş, bir gün eve gelmiş
“Bitti artık” demiş. “Gözlerim artık iyi görmüyor, topun nereye gittiğini bilemiyorum, golf hayatım da bitti artık.”
Bu duruma üzülen karısı
“Yanında ağabeyimi götürsene” teklifinde bulunmuş.
“Ama o 103 yaşında, hafızası da çok zayıfladı?” diye cevap vermiş adam.
“Tamam da gözleri hâlâ müthiş görüyor, o sana yardım eder” karşılığını vermiş karısı.
Ertesi gün iki ihtiyar birlikte golf sahasına gitmişler, adam topu dikip vurmuş, top havada süzülerek uzaklaşmış.
“Topun nereye gittiğini gördün mü?” diye sormuş adam,
“Evet, gördüm” diye cevap vermiş kayınbiraderi, “Gözlerim süperdir.”
Diğeri sormuş. “Peki nerde?”
Kayınbirader cevaplamış “???? Valla unuttum!..”

yıldırım tuna

Türkiye’deki balık çeşitleri nelerdir?

07.10.2010

derealabaligi

ALABALIK
Soğuk, durgun sularda bulunan turuncu etli, lezzetli bir balıktır. Balık çiftliklerinde sofra balığı olarak üretilmektedir.Yaşadığı yere göre, göl alası, deniz alası, dağ alası gibi cinsleri vardır. Tavası yapılır.

akya

AKYA
Kuzu, çıplak, leka ve iskender balığı olarak da anılır. Genelde 50-100 santimetre en çok 180 santimetre ve 60 kilogram ağırlıkta olabilir. Yumuşakçalar, kabuklular ve küçük balıklarla beslenerek, dipte kıyılara yakın küçük sürüler halinde dolaşır. Canavar balıklardandır, çevresindeki balıkları yok edercesine yer. Şişi ve tavası yapılır.

aynalisazan

AYNALI SAZAN
Tatlısu balıkçılığının ilk serüvenleri genellikle sazan avı ile başlar. Hemen hemen her tatlısu balık avcısının SAZAN ile ilgili bir anısı mutlaka vardır. Yurdumuzda her türlü iklim koşulunda yaşayan pek çok çeşidi vardır. En makbul kabul edilen cinsi Aynalı sazan dır. Doğal takvime göre Arpa hasatından sonra oltaya vurmaya başlar ve bağbozumuna kadar bereketli av verir. Özellikle iri boylarının yakalanması için gece avı tercih edilmektedir .

barbunya

BARBUNYA
Sıcak ve ılık denizlerin kumlu, çamurlu sahillerinde 300 metreye varan derinliklerinde sürüler halinde yaşar. Ortalama 12-15 santimetreden en çok 40 santimetreye kadar büyür. Suyun ısı şartlarına göre derinlerden sahile, mevsimsel göçler yapar. 10 yıl yaşayabilir. Nisan-haziran arası 15-100,000 yumurta döker. Etinin lezzeti ve bol avanılmasıyla ekonomik değeri yüksektir.

cipara

ÇİPURA (ÇUPRA)
Uzunluğu 10-12, en fazla 16-18 cm kadardır. Bulundukları suların sıcaklıklarına göre Nisan ile Eylül ayları arasında ürerler. Lezzetli beyaz eti nedeniyle ekonomik değeri yüksek bir balıktır

dil_baligi

 

DİL BALIĞI
Dil balığı, küçük, orta boylu, ince pullu, yassı, gözleri sağda, sol yanı renksiz ve gözsüz, sırt yüzgeçleri gözlerinin önüne kadar uzanan, iri kemikli bir balıktır. Büyük cinsleri 60 santimetre boyunda olabilir. Dibi kumlu sığ denizlerde yaşar. Bulunduğu yerin rengini alır. Beyaz, lezzetli eti vardır. 250-400 gram ağırlığında olanlar tercih edilirler. Siyah derisi yüzüldükten sonra tavaya elverişlidir. En lezzetli zamanları Kasım ve Mart arasındadır.

gumus

GÜMÜŞ BALIĞI
Kıyılarda yaşayan, siyah etli olmasına rağmen, az yağlı, pullu bir balık türüdür. Hamsi boyundadır. Adını gümüş renginden alır. Boyu 12-15 cm. dir. Dayanıksız olmasına karşın, lezzetli bir eti vardır.
En çok Marmara’da bulunur. Boğaz ve Karadeniz’de de yaşar.
Taze yenmesi ve hemen tüketilmesi gereken bir balık türüdür. Türün neslini sürdürebilmesi için 9 cm altında olanlar satın alınmamalıdır.
İlkbahar’da özellikle Mart-Nisan aylarında bol ve lezzetli olur.
Hiç ayıklamadan unlanıp, kızartılır. Pişirince pulları derisinden kolayca ayrılır.
Sadece ve sadece kızartması yapılır.


Yazının devamı için »

Geri dönüşüm nedir?

07.10.2010

geridonusum

Yeniden değerlendirilme imkanı olan atıkların çeşitli fiziksel ve/veya kimyasal işlemlerden geçirilerek ikincil hammaddeye dönüştürülerek tekrar üretim sürecine dahil edilmesine geri dönüşüm denir. Diğer bir tanımlamayla herhangi bir şekilde kullanılarak kullanım dışı kalan geri dönüştürülebilir atık malzemelerin çeşitli geri dönüşüm yöntemleri ile hammadde olarak tekrar imalat süreçlerine kazandırılması olarak tanımlanabilir. Tabii kaynakların sonsuz olmadığı, dikkatlice kullanılmadığı takdirde bir gün bu doğal kaynakların tükeneceği aıldan çıkarılmamalıdır.

Bu durumu farkına varan ülke ve üreticiler kaynak israfını önlemek ve ortaya çıkabilecek enerji krizleri ile başdebilmek için atıkların geri dönüştürülmesi ve tekrar kullanılması için çeşitli yöntemler aramış ve geliştirmişlerdir.

Kalkınma çabasında olan ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya bulunan gelişmekte olan ülkelerin de tabii kaynaklarından uzun vadede ve maksimum bir şekilde faydalanabilmeleri için atık israfına son vermeleri, ekonomik değeri olan maddeleri geri dönüşüme ve tekrar kullanma yöntemlerini uygulamaları gerekmektedir.

Geri dönüşümde amac; kaynakların luzumsuz kullanılmasını önlemek ve atıkların kaynağında ayrıştırılması ile birlikte atık çöp miktarının azaltılması olarak düşünülmelidir. Demir, çelik, bakır, kurşun, kağıt, plastik, kauçuk, cam, elektronik atıklar gibi maddelerin geri dönüşüm ve tekrar kullanılması, tabii kaynakların tükenmesini önleyecektir. Bu durum; ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ithal edilen hurda malzemeye ödenen döviz miktarını da azaltacak, kullanılan enerjiden büyük ölçüde tasarruf sağlayacaktır. Örneğin kullanılmış kağıdın tekrar kağıt imalatında kullanılması hava kirliliğini %74-94, su kirliliğini %35, su kullanımını %45 azaltığı ve bir ton atık kağıdın kağıt hamuruna katılmasıyla 8 ağacın kesilmesi önlenebilmektedir.

Diğer yandan, yukarıda bahsedildiği gibi geri dönüşümün amaçlarından biride bertaraf edilecek katı atık miktarlarının azaltılması nedeni ile çevre kirliliğinin önemli ölçüde önlenmesi de sağlanacaktır. Özellikle katı atıkları düzenli bir şekilde bertaraf edebilmek için yeterli alan bulunmayan ülkeler için katı atık miktarının ve hacminin azalması büyük bir avantajdır.

Sağlıklı bir geri dönüşüm sisteminin ilk basamağı ise bu malzemelerin kaynağında ayırması sureti ile toplanılmasıdır.

Geri dönüştürülebilir nitelikteki bu atıklar normal çöple karıştığında bu malzemelerden üretilen ikincil malzemeler çok daha düşük nitelikte olmakta ve temizlik işlemlerinde sorunlar olabilmektedir. Bu yüzden geri dönüşüm işleminin en önemli basamağını kaynakta ayırma ve ayrı toplama oluşturmaktadır.

Geri dönüşüme olan ihtiyacın başlamasında savaşlar nedeniyle ortaya çıkan kaynak sıkıntıları etkili olmuştur. Büyük devletler, İkinci Dünya Savaşı sırasında ülke çapında geri dönüşümle ilgili kampanyalar başlatmışlardır.

Vatandaşlar özellikle metal ve fiber maddeleri toplama konusunda teşvik edilmişlerdir. ABD’de geri dönüşüm işlemi yurtseverlik anlayışında çok önemli bir yer edinmiştir. Hatta, savaş sırasında oluşturulan kaynak koruma programları, doğal kaynakları kısıtlı bazı ülkelerde (Japonya gibi), savaş sonrası da devam ettirmiştir.

Geri Dönüşümün Önemi

1.Doğal kaynaklarımızın korunmasını sağlar.

2.Enerji tasarrufu sağlamamıza yardım eder.

3.Atık miktarını azaltarak çöp işlemlerinde kolaylık sağlar.

4.Geri dönüşüm geleceğe ve ekonomiye yatırım yapmamıza yardımcı olur.


Geri Dönüşebilen Maddeler

Demir • Çelik • Bakır • Aliminyum • Kurşun • Piller • Kağıt • Plastik • Kauçuk • Cam • Motor yağları • Atık yağlar • Akümülatörler • Araç lastikleri • Beton • Röntgen filmleri • Elektronik atıklar • Organik atıklar

Senin kulakların niye uzun?

06.10.2010

lion

Tilki ile aslan hergün tavşanı senin kulakların niye uzun diye dövüyormuş.
Bir gün 2 gün 10 gün yirmi gün..
devam ediyor..
Derken bir gün tilki insafa gelmiş
aslan kardeş demiş, “bu tavşanı dövüyoruz iyi de, bari bir bahanemiz olsaydı da boşa dövmeseydik” demiş.
aslan tamam demiş..
“onu samsun almaya gönderelim, alsın gelsin”
” kısa aldıysa neden uzun değil, uzun aldıysa neden kısa almadın” diye döveriz demişler
tavşanı çağırmışlar..

“git bize samsun al” demişler
tavşan sormuş “kısa mı uzun mu?”

hadi yaa ???

sopaya devam o zaman
“senin kulakların niye uzun”

Epilepsi (Sara) Nedir?

05.10.2010

epilepsi-hastaligi

Epileptik nöbet (Sara), beyindeki hücrelerin kontrol edilemeyen, ani, aşırı ve anormal deşarjlarına bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur. Beyin, insan vücudunun ana kumanda merkezi gibidir. Beyin hücreleri arasındaki uyumlu çalışma, elektriksel sinyallerle sağlanır. Nöbetin nedeni, bir tür beklenmeyen elektriksel uyarı olarak düşünülebilir. Kısaca; epileptik nöbet beynin kuvvetli ve ani elektriksel boşalımı sonucu oluşan kısa süreli ve geçici bir durumdur.

Epilepsi, dünyanın her bölgesinde, erkek ve kadında, her türlü ırkta ve yaklaşık 100 kişide bir oranında görülebilen bir hastalıktır. Hastaların yaklaşık yarısında belirli bir neden bulunamaz. Belli bir grup hastada ise; gebelikte olabilen beyin gelişme problemleri, doğum sırasındaki nedenler, menenjit, beyin enfeksiyonu, beyin tümörleri, zehirlenmeler veya ciddi baş yaralanmaları epileptik nöbetlere yol açabilir.
Nöbetin nedeni tümör yada başka bir hastalık değilse, epilepsinin ilerlemesi söz konusu değildir, bazen yaşla birlikte nöbet sıklığı da azalabilir.

Epilepsi nöbetleri, çoğu zaman insana çok uzun sürüyor gibi gelse de 1-3 dakika içinde kasılmalar biter ve hastalar belli bir süre sonra nöbet öncesindeki normal aktivitelerini kazanırlar.
Epilepsi nöbetleri, değişik tiplerde olabilir. Nöbetler; büyük (genel, jeneralize tonik-klonik, grand mal, kasılma-çırpınma ile karakterize) yada küçük (kısmi, parsiyel, sadece yüz, kol yada bacakta kasılma veya anlamsız konuşma ve davranışlar ile karakterize) nöbetler şeklinde ortaya çıkabilir.
Ayrıca kısa süreli (5-10 saniye), gözlerini dikip sabit bakma, bu anda cevapsızlık şeklinde, kasılmasız dalma nöbetleri ile; özellikle sabahları uykudan uyandıktan sonraki dönemlerde ortaya çıkan ve kollarda sıçrama-atmalar tarzında myoklonik nöbetler de olabilir.

Epilepsi bulaşıcı bir hastalık değildir. Epilepsili kişinin hastalığının başkaları tarafından bilinmemesi için bir neden yoktur. Yakın arkadaşlarınız, akraba ve komşularınız, öğretmeniniz hastalığınız hakkında bilgi sahibi olmalıdır.
Epilepsili kişi evlenebilir ve çocuk sahibi olabilir. Bayanlar hamile kalmadan önce mutlaka doktoru ile görüşmelidir. Tedavide kullanılan ilaçların çocuk üzerine değişik etkileri nedeniyle; gebelik öncesi nöbetlerin tipine ve durumuna bakılarak uygun ilaç ve dozu doktor tarafından düzenlenmelidir.

Epilepsi tanısında en önemli nokta; nöbetler hakkında verilen bilgidir. Özellikle nöbeti gören kişinin doktor tarafından dinlenmesi gerekir. Genel fizik ve nörolojik muayene yapıldıktan sonra başvurulacak ilk laboratuar inceleme aracı; elektroensefalografi (EEG) dir. Bu tetkik, saçlı deriye elektrotlar yapıştırılarak beyin dalgalarının kaydedildiği bir yöntemdir. Epilepsi hastalığı tanısının konulmasında en önemli tetkiktir. Bilgisayarlı beyin tomografisi (BBT) ve magnetik rezonans incelemesi (MRI) epilepsi nöbetlerine neden olan olayların ortaya konmasında yardımcı olabilir.

Epilepsi ilaçla yada cerrahi olarak tedavi edilebilen, çoğu hastada (%70-75) tek ilaçla nöbetlerin kontrol altına alınabildiği bir hastalıktır. Epilepsili hasta ilacını kullanarak aktif ve başarılı bir yaşam sürebilir. Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçlar; hastanın yaşına, fiziksel durumuna ve nöbet tipine göre uzman doktor tarafından verilmelidir. Bilinçsizce kullanılacak ilaç, nöbetleri önlemediği gibi istenmeyen yan etkilere de neden olabilir.
Eğer tedavi ile nöbetler bir kaç yıl (hastanın durumuna göre 2-4 yıl gibi) arka arkaya görülmezse, doktor kontrolunda ilaçların azaltılıp kesilmesi denenebilir. Nöbetler tekrarlamazsa tedaviye son verilir, tekrarlarsa tedaviye yeniden başlanır. İlacın kesilmesi, mutlaka hastayı izleyen doktor tarafından karar verilmesi gereken önemli bir konudur.

EPİLEPSİ HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKEN KONULAR
1. Epilepsi kısa süreli nöbetler şeklinde tekrarlayan, beyinden kaynaklanan bir hastalıktır. Nöbetler ilaçla durdurulabilir.
2. Epileptik bir hastayı aşırı kollamaya, takip etmeye ve gereğinden fazla ilgi göstermeye gerek yoktur.
3.Epilepsi hastalığı olan kişi aşırı uykusuz kalmamalı, günde en az 7-8 saat uyumalıdır.
4. Aşırı çay, kahve ve kolalı içeceklerden kaçınılmalı, gece ağır yemek yenmemelidir.
5. Uzun süreli ve yakından televizyon seyredilmemeli ve fazla bilgisayar kullanılmamalıdır.
6. Epileptik hasta, aşırı efor sarfetmemeli ve bunu gerektiren sportif faaliyetlerden kaçınılmalıdır.
7. Alkollü içecekler, nöbet oluşumuna yol açabileceği ve epilepsi ilaçların etkilerini değiştirebileceği için kesinlikle kullanılmamalıdır.
8. Aç kalınmamalıdır.
9. Yüksek yerlerin kenarında bulunulmamalı ve ateş gibi yakıcı olabilecek yerlerden uzakta durulmalıdır.
10.Meslek seçiminde dikkat edilmelidir. Epileptik hastalar; askerlik, polislik, şoförlük, berberlik, inşaat ve kaynak işçiliği gibi meslekleri seçmemelidir.
11.Motorlu taşıt kullanılmamalıdır. 3 yıldan fazla bir sürede nöbet geçirmeyenlerde ve EEG leri normal olanlarda müsade edilebilir.
12.Epilepsili hasta elinden geldiğince üzülmemeli, olur olmaz şeyleri dert etmemelidir.
13.Epilepsili kişi evlenebilir ve çocuk sahibi olabilir. Epileptik kişi evlenecek ise eşi hastalığını bilmelidir. Bayanlar hamile kalmadan önce mutlaka doktoru ile görüşmelidir.
14.Alınan ilaçların hastalığı tamamen geçirmeyebileceği bilinmelidir. Ama ilaçlar nöbet gelmemesini yada sayısının azalmasını sağlayacaktır.
15.İlaçlar, düzenli ve mutlaka önerildiği şekilde kullanılmalıdır.
16.Nöbet geçirilme sayısı ile gün ve saatleri kaydedilmelidir.
17.Düzenli aralıklarla doktor kontrolüne gidilmelidir.
18.Hastalar, yanında iyi yüzme bilen birisi olmak şartıyla denize girebilir, fakat uzun süre denizde ve güneş altında kalmamalı, aşırı yorulmamalıdır.
19.Epilepsi kısmen de olsa hayatınızı etkileyebilir, ama normal, aktif bir hayat sürmenizi engellemez. Bazı meslekler dışında yapamayacağınız hiçbir şey yoktur.
20.Epilepsi çalışmanıza ve işinizde başarılı olmanıza engel olacak bir hastalık değildir. Unutmayınız ki; dünyada bir çok ünlü ve başarılı insan da epilepsi hastalığına sahiptir.

EPİLEPTİK NÖBET GEÇİREN BİR HASTAYA NE YAPILMALI? NE YAPILMAMALI?

YAPILMASI GEREKENLER
Sakin olun, hastanın baş ve vücudunu yana çevirin.
Nöbet sırasında yaralanmasını önleyin (Başını yere vurmasını, yataktan düşmesini önleyin. Çevresindeki kesici ve yaralayıcı cisimleri uzaklaştırın).
Yakasını ve varsa sıkı giysilerini gevşetin.
Eğer bilinçsiz hareketler yapıyorsa, sert olmayan hareketlerle engelleyin.
Nöbet anında neler yaptığını iyice gözleyin ve bunları doktorunuza anlatın.
Hasta kendine gelene kadar yanından ayrılmayın.
Mümkünse doktoruna bilgi verin.

YAPILMAMASI GEREKENLER
Panik yapmayın.
Hastayı telaşlandırmayın.
Ağzını açmak için uğraşmayın, dişleri arasına bir şey koymaya çalışmayın.
Dilin ısırılmasını önemsemeyin.
Yiyecek-içecek veya ilaç vermeyin.
Zor kullanarak engel olmayın, yatıştırıcı davranışlar içinde olun.
Yapay solunum ve kalp masajı uygulamayın.
Uyarıcı olduğu düşünülerek yapılan soğuk su dökme, tokat atma, ağrı verme gibi hareketler yapmayın.

Kaynak: Pediatriportal

Lösemili çocuklar kenti projesi nedir?

05.10.2010

kentlogo

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİ NEDEN GEREKLİDİR?

ÇÜNKÜ Çocuklarda kanser hastalıkları hızla artmaktadır. Dünyada her yıl bir milyondan fazla çocuk, Türkiye’de ise her yıl yaklaşık 1200 yavrumuz lösemi hastalığına yakalanma riski altındadır. Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü bizleri ciddi şekilde uyarmaktadır; “2020 yılına kadar kanser hastalıkları % 60 oranında daha da artacaktır”

ÇÜNKÜ Hematoloji alanında son yıllarda ortaya çıkan olumlu ilerlemeler sayesinde çocuklarda lösemi hastalığının tedavisi %91’e varan oranda tam iyileşme ile sonuçlanmaktadır. Yani standart risk ALL’li 10 lösemili çocuktan 9’u normal yaşamlarına dönebilmektedir. Ülkemizde de bu başarının elde edilmesi için çok steril ortamlar, en yeni teknolojilerle donanmış ihtisas hastaneleri, tecrübeli sağlık personeli ile psikolojik ve sosyal desteklerin yer aldığı büyük merkezlere ihtiyaç olduğu açıktır.

ÇÜNKÜ Lösemi tedavisinde ilaçlar kadar hijyen, beslenme ve yaşama sımsıkı bağlanmak büyük önem taşımaktadır. Çocukların 3 yıl gibi çok uzun bir süre tedavi alacakları hastaneleri korku filmlerindeki kasvetli şatolara ve kan alan doktor, hemşireleri de vampire benzetmemeleri gerekir. Bir hastaneden çok sevimli bir yuva ve hiç taburcu olmak istenmeyecek sıcacık bir ev havası yaratılmalıdır.

ÇÜNKÜ Hiç bir çocuğun doğarken fakir veya zengin, sağlıklı yada hasta olmayı seçme şansı yoktur. Veya “Ben bu ortamda tedavimi sürdürmeyeceğim “ deme şansına da sahip değildir. Öte yandan Çocuk Hakları Sözleşmeleri gereğince her çocuk eşit koşullarda ve devlet güvencesinde tedavi olma ve yaşama şansına sahip olmalıdır.

ÇÜNKÜ Lösemi hastalığının tedavisi son derece pahalıdır. Yüzlerce milyar lira tutan bu tedavileri hiçbir ailenin bütçesi kaldıramamaktadır. Bu nedenle kâr amacı gözetmeyen, gerektiğinde parasız tedavi olanağı sağlayan vakıf hastanelerine ihtiyaç vardır.

ÇÜNKÜ Lösemili çocuğunu tedavi ettirebilmek için Ankara, İstanbul gibi büyük illere gelen ailelerin sokaklarda yatmayacağı, sıcak bir ortamda güler yüz ve anlayışla karşılanacağı, trafik çilesi çekmeyeceği çağdaş merkezlere ihtiyaçları vardır.

ÇÜNKÜ Çocuğu hastalanan anne ve babaların tek düşüncesi çocuklarına moral vermek ve bir an önce biricik yavrularının iyileşmesini görmek olmalıdır. Bir torba kan bulmak için hastane hastane dolaşmamalı, imza, rapor kuyruklarında saatlerce bekletilmemeli, bir kutu ilaç için eczane önlerinde vakit geçirmemelidirler.

ÇÜNKÜ Türkiye’de kemik iliği nakli imkanları son derece kısıtlıdır. Düzenli ve çok gelişmiş bir “İlik Bankası” bulunmaması nedeniyle hastalar yurt dışına yollanmakta gereksiz ödemeler yapılmaktadır. Öte yandan özellikle çocuklarımız kemik iliği nakli olabilmek için sıra beklemekte aylarca sonrasına randevu verilmektedir. Bu kadar süre içerisinde yaşama şanslarını kaybedebilmektedirler

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİ KURULUŞ PLANI

– ANA HASTANE BİNASI
– POLİKLİNİK ve ACİL SERVİS ÜNİTESİ
– AYAKTAN TEDAVİ ÜNİTESİ
– KAN BANKASI ve KEMİK İLİĞİ BİLGİ BANKASI ÜNİTESİ
– APART OTEL BİNASI
– HASTA AİLESİ YAŞAM KONUTLARI
– OKUL ÜNİTESİ
– KONUK EVLERİ
– BİLGİ İŞLEM -KÜTÜPHANE ve KÜLTÜR MERKEZİ
– TOPLANTI VE KONFERANS SALONU, SİNEMA-TİYATRO SALONU
– SPOR KOMPLEKSİ
– ALIŞVERİŞ MERKEZİ
– İDARİ OFİS ve HASTA İLİŞKİLERİ ÜNİTESİ
– BECERİ ATÖLYELERİ
– ORGANİK TARIM ARAZİSİ
– HAYVAN ÇİFTLİKLERİ
– SOĞUK HAVA DEPOSU
– SOSYAL TESİSLER VE SATIŞ- MERKEZİ

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİ’NDE YAŞAM

Hastanesi, oteli, okulu, evleri, sineması, spor sahaları, atölyeleri ve alışveriş merkezleriyle tam bir kent yaşamı oluşturulacaktır. Kent sakinleri asla yalnız kalmayacak, dışlanmayacaklardır. Arzu ettikleri, görmek istedikleri sanatçıları, sporcuları, devlet büyüklerini ve yakın dostlarını şehirlerinde misafir edebileceklerdir.
Lösemili çocuklar hem kardeşlerini, akrabalarını hem de kardeş okullardan arkadaşlarını davet edebilecekler, yarışmaları, etkinlikleri paylaşabileceklerdir.
Diledikleri zamanlarda doktorlarından izin alarak gezilere katılabilecek hatta dünyayı dolaşabileceklerdir.
Kent içerisinde trafik gürültüsü, otobüs egzos dumanı asla yer almayacaktır. Ulaşım kent girişinden itibaren yaya yolları ve minik elektrikli arabalar kullanılarak sağlanacaktır. Hatta koşulların el verdiği noktalarda minik tayların çektiği faytonlar çocuklarımızın hem eğlence kaynağı olacak hem de ulaşımlarını sağlayacaktır. Lösemili Çocuklar Kentinde kanser yapabilme etkisi olmayan tüm teknolojik cihazlar, haberleşme araçları, görsel ürünler ücretsiz olarak kullanılacaktır.
Kısacası rüya gibi bir yaşam, çocuk kahkahalarının çınladığı, yüzleri her zaman gülen insanların yer aldığı, kelebeklerin çiçekten çiçeğe uçtuğu ortamlarla güzelleşecektir.

www.losev.org.tr