Arama:

Etiket Bulutu







April, 2012

Büyükdere’de deniz uçağı

29.04.2012


Kıyıda bekleyen Büyükdere ahalisi bayramlık giysilerini giymiş, Brindisi’den kalkan deniz uçağının yanaşmasını bekliyor. Aero Espresso İtalyana şirketi 1923 te kurulmuş. Brindisi-Atina-İstanbul hattını ise 1926 yılında oluşturmuş.

turkiye14

Deniz ve Egzersiz

29.04.2012


Yıl:1929. İstanbul’un Karadeniz kıyıları..Galatasaray Spor Kulübünün üyeleri egzersizde. Fotoğrafta sporcular dışında kimse yok gibi gözüküyor, ancak bu kıyılar Büyükdere’den açılan yeni yol sayesinde çok yakında İstanbulluların denizle buluştuğu gözde mekanlardan biri olacak….

turkiye15

Deniz Uçağı

29.04.2012


Deniz uçağı, Brindisi’den (İtalya) hareket etmiş. Atina’da bir mola vermiş ve fotoğrafçının düştüğü nota göre, saat 16.45’te İstanbul’a gelmiş. Yolcular, 1928 Büyükderesi’nin kıyılarında.

turkiye16

Deve Kervanı

29.04.2012


İzmir’in içinden geçip yüklerini boşaltacakları yer doğru ilerleyen Deve Kervanı. Yıllardan 1924.

turkiye18

Van Gölü

29.04.2012


Van Gölü kıyıları.
1953 yılında çekilen bu fotoğraf için” Anadolu’nun motorlu araçlarla donatıldığının kanıtı gibi” diyor fotoğrafçı.
Ardından ekliyor: ”Kamyonun ön camında Allaha emanet ” diye yazıyor.

turkiye19

Kuş Falı

29.04.2012


1937 Bursa. Soldaki çocuk kafesin içindeki sakayla konuşmaya çalışıyor, kuş kağıt parçalarından birini gagasına alıyor.

turkiye20

Taksim Kışlası

29.04.2012


Topçu askerleri. Bugünün gezi parkının olduğu yerde bir zamanlar Taksim kışlası yükseliyordu. Bu ünlü kışla 1940 ‘larda yıkıldı.

turkiye23

Derviş sofrası

29.04.2012

sofra

Sormuşlar ermişlerden birine; “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?”
“Bakın göstereyim” demiş ermiş.
Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak, onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.
Ermiş, “Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koymuş.
“Peki” demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine “Şimdi…” demiş ermiş. “Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.”
Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıltılı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. “Buyurun” deyince, her biri uzun boylu kaşıklarını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerlerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.
“İşte” demiş ermiş. “Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymamış düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz bunu da unutmayın. Hayat pazarında alan değil veren kazançlıdır her zaman…”

Hayatımın dersi

29.04.2012

hademe

Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru şöyleydi:
“Her gün okulu temizleyen hademe kadının adı nedir?..”
Bu herhalde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını yerleri silerken hemen her gün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı.
50 lerinde falan olmalıydı.
Ama adını nerden bilecektim ki!..
Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.
“Tabii dahil” dedi, hocamız.. “İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hakeden insanlar bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve`Merhaba demeniz gerekse bile..”
Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. O hademenin adını da..

Yolumuzdaki engeller

29.04.2012

yoldakikaya

Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacakti?.
Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafindan dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde..
“Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir” diyordu kral.