Arama:

Etiket Bulutu







May, 2012

Başarılarla dolu bir “engelli” hikâyesi

21.05.2012

beytullah

‘Kolların nerede?’ diyenlere ‘Evde bıraktım’ diyorum.

Yaşının 17 olması aldatmasın sizi. Konuştuğunda öyle büyük cümleler dökülüyor ki ağzından, bir anda kocaman bir adam oluveriyor gözünüzde. Hele hele bedenindeki birçok engele inat hayata tutunuşu, elde ettiği başarılar “engelsiz bezginleri” düşündürecek cinsten. İki kolsuz, biri diğerine göre daha kısa olan bir ayak, bir Avrupa şampiyonluğu ve dünya altıncılığı…
Duymaya çok alışkın olduğumuz başarılarla dolu bir “engelli” hikâyesi onunki de. Hani şu ‘gencecik yaşı ve birçok bedensel engeline rağmen’ diye başlayan ve ‘kocaman işler başarıyor’ diye devam eden…

Beytullah Eroğlu, kolsuz ve bir ayağı diğerinden 12 cm kısa olarak dünyaya gelir. Doktorlar araştırır ancak neden böyle doğduğuna dair somut bir bilgiye ulaşamaz. Ailenin ilk çocuğu olan Beytullah, ilkokula gidene kadar içe kapanık bir çocukluk dönemi geçirir. Yaşıtlarının “Kolun nerede, niye böylesin?” tarzında soruları onu bunaltmıştır, dışarı çıkmaz, kimseyle konuşmaz. Okula bile babasının ısrarıyla başlar. İki kolu olmadığı için o dönem mobilya ustası olan babası kendisine özel bir sıra dizayn eder. Yazı yazmak için elleri yerine ayaklarını kullanan Beytullah’ın bu durumu, kısa bir süre sonra basında duyulur.

Haber Kahramanmaraş Yüzme Spor Kulübü Başkanı ve yüzme milli takım antrenörü Osman Çullu’nun da dikkatini çeker. Çullu, vakit kaybetmeden Beytullah’ın ailesi ile temasa geçer. Çünkü o yıl Sidney’de gerçekleştirilen olimpiyat oyunlarına yalnızca bir engelli sporcu katılabilmiştir. Çullu, sporcu arayışındadır ve Beytullah, kendisi için biçilmiş kaftandır.

Aileyi, çocuklarının engeline rağmen yüzme sporu yapabileceği konusunda ikna eder. Minik Beytullah’ı bambaşka bir hayat bekliyordur artık. Küçücük bedeniyle haftanın yedi günü saatlerce antrenman yapmaya başlar. Antrenörü, can simidi olmadan yüzebileceği konusunda kendisini motive eder. Kolları olmadan yüzen insanların videolarını seyreden Beytullah, “Herkes yapabiliyorsa ben neden yapamayayım?” der, bunun için sıkı bir çalışma içine girer. Ancak bu, tahmin ettiği kadar kolay olmayacaktır. Suya alışması ve su üzerinde durmasını sağlayan bottan kurtulması tam altı yılını alır. Antrenman kamp, yarış derken baba Mustafa Eroğlu, oğlundan bir dakika bile ayrılamaz. Zamanının neredeyse tamamını oğluyla geçirmek durumunda kalan baba, mesleğini yapamaz duruma gelmiştir. Kısa bir süre sonra 20 yıllık el emeği göz nuru atölyesini devretmek ve çok sevdiği mesleğini bırakmak zorunda kalır. Bu olay, ailenin ciddi maddi sıkıntılar yaşamasına neden olur. Mustafa Eroğlu, pes etmez. Başbakan’a, durumlarını özetleyen bir mektup yazar. Çok değil bir ay içinde cevap gelir ve Eroğlu, Başbakan’ın talimatıyla Güreş Federasyonu’nda sözleşmeli masör olarak çalışmaya başlar.

Hem psikolojik hem de maddî anlamda rahatlayan Beytullah, artık yalnızca hedefe odaklanmıştır. 2007’de yapılan 1. Karadeniz Oyunları, katıldığı ilk büyük yarış olur. Başarılar birbirini takip eder. 2008 Slovakya Uluslararası Yarışı ve 2010 Almanya Dünya Şampiyonası elemelerinde gümüş madalya alır. Yine aynı yıl Hollanda’da yapılan Dünya Şampiyonası’nda dünya 6.sı olur.

2011 Avrupa Şampiyonası için yoğun bir hazırlık süreci geçirir. Şampiyonaya devletin de ciddi desteği olur. Emekler boşa çıkmaz ve Beytullah, Avrupa şampiyonu olur. Havaalanında yüzlerce kişinin karşılamaya geldiğini gördüğünde çok duygulanır. “Amcam Şeref Eroğlu, dünya güreş şampiyonu. Onu karşılamaya gittiğimizde “Bir gün ben de şampiyon olacağım. Beni de böyle davul ve zurnalarla karşılayacaklar derdim. Şimdi benim de hayallerim gerçek oldu.” diyor Beytullah. Şu anda lise 2 bilgisayar bölümü öğrencisi olan Beytullah, haftanın yedi günü, günde yedi saat sıkı bir tempoyla çalışıyor. Antrenmanlardan dolayı çoğu zaman şehir dışında. Ailesine ve okuluna yeterince zaman ayıramadığını belirtiyor. Ancak dersler konusunda öğretmenlerinin kendisine esneklik tanımasından son derece memnun.

Beytullah Eroğlu, her başarı hikâyesinde olduğu gibi işin sırrının çok çalışmak ve odaklanma olduğunu söylüyor. “Yüzmeye, bir hayat felsefesi olarak bakıyorum. Bir köşede oturmakla başarı gelmiyor. Benim gibi olan arkadaşlarım kendilerini eve hapsetmesinler. Çok çalışıyorum ve çalışan herkesin bir şekilde hedefine ulaşacağına inanıyorum. Örneğin, bu yıl yapılan ölçümlerde bir üst engel sınıfına aktarıldım. Şimdi artık beni daha çok zorlayacak rakiplerimle yarışacağım. En büyük hayalim, ulaşabileceğim en üst seviyede uzun süre kalabilmek.” diyor. Kazandığı başarılar vesilesiyle yalnızca kendisine değil, kendi gibi engelli arkadaşlarına da yardımı dokunduğunu söylüyor. Başbakan’dan Kahramanmaraş’a olimpik havuz sözü almak bunlardan yalnızca biri. Öncesinde böyle bir havuz olmadığı için yüzücüler antreman için sürekli civar şehirlere gitmek durumunda kalıyormuş.

Beytullah, şu sıralar, önümüzdeki aylarda Londra’da gerçekleştirilecek olan paralimpik yarışlarına hazırlanıyor. Öncesinde hiçbir yerden maddî destek almayan Beytullah’ın bu yarışlarda tüm masrafları BP tarafından karşılanacak.

kaynak : zaman.com.tr
Reyhan GÜL – 20.05.2012

Maymun Tuzağı

20.05.2012

maymun

Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır.
Bir hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır.

Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı kadar büyüklüktedir, yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz.

Maymun yiyeceğin kokusunu alır ve iyice kavrar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkartması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkamaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner ama kaçamaz. Aslında maymunu tutsak eden bir şey yoktur. Onu sadece kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir.
Yapması gereken tek şey elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.

Ayakkabıcı ve çocuk

13.05.2012

cocuk

Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu seyretmekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir dükkân için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle…

Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkândan dışarı fırlayıp:

– “Küçüüük!” diye seslendi.” Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir hârika!”

Çocuk, ona dönerek:

– “Gerçekten çok güzeller!” diye tebessüm etti, “Ama benim bir bacağım doğuştan eksik”.

– “Bence önemli değil!” diye atıldı adam. “Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı veya vicdanı.”

Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:

– “Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.”

Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:

– “Anlayamadım!.” dedi.

– “Çok basit!” dedi, adam. “Eğer vicdan yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hâttâ sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler…”

Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işâret ederek:

– “Baktığın ayakkabı, sana yakışır!” dedi. “Denemek ister misin?”

Çocuk, başını iki yana sallayıp:

– “Üzerinde 30 lira yazıyor” dedi, “Almam mümkün değil ki!”

– “Indirim sezonunu senin için biraz öne alırım!” dedi adam, “Bu durumda 20 liraya düşer. Zâten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder.”

Çocuk biraz düşünüp:

– “Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!” dedi, “Onu kim alacak ki?”

– “Amma yaptın ha!” diye güldü adam. “Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım.”

Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:

– “Üstelik de öğrencisin değil mi?” diye sordu.

– “İkiye gidiyorum!” diye atıldı çocuk, “Üçe geçtim sayılır.”

– “Tamam işte!” dedi adam. “5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zâten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!”

Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkâna girdi. İçerideki raflar, onun beğendiği modelin aynıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek,

– “Benim satış işlemim bitti!” dedi, “Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.”

– “Şaka mı yapıyorsunuz?” diye kekeledi çocuk, “Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?”

– “Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş…” dedi adam, “Antika eşyalardan haberin yok her hâlde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder.”

Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka bir rûyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rûya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kâğıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:

– “Bana göre 20 lira yeterli.” dedi.

Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:

– “Babam haklıymış!” dedi. “Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek yok! demişti.”


Her Rüzgar Savuracak Bir Toz bulur,

Her Hayat Yaşanacak Bir Can Bulur

Her Umut Gerçekleşecek Bir Düş Bulur

Bulunmayacak Tek Şey Senin Benzerindir

İşte bu yüzden kendine hiç tahmin etmediğin kadar değer ver..

Bilardo

13.05.2012

bilardo

Orman Yangını

13.05.2012


Bu fotoğraf, Avustralya’da bir orman yangınından sonra çekilmiş.

ormanyangini

Bir Karikatür

13.05.2012

birkarikatur

Nasreddin Hoca ve Göl

13.05.2012

nasterttinhoca

Anneler ve çocukları

13.05.2012

okul

Anne ve yavrusu

11.05.2012

natgional1

Ankara – 1928

06.05.2012


”Kemal Paşa’nın Türkiye’sinden görüntüler” diyor resmin altında. ”Başkent olması, Ankara’yı çok canlı bir şehire dönüştürdü” denilmiş daktiloyla düşülmüş notta….
Bu arada gözden kaçmaması için bir noktaya daha değinilmiş ve üç katlı ahşap yapının ”Cihannüma” sı üzerinde yuva yapmış leyleklere işaret edilmiş.. Kalpaklar, Milli Mücadele yıllarının kanıtı…

ankara1