Arama:

Etiket Bulutu







‘abant’

Neden uzmanlar İstanbul’da büyük bir deprem bekliyor?

23.08.2014


Aynı fay üzerinde olmasına rağmen neden uzmanlar Adapazarı’nda ya da Düzce’de veya Bolu’da değil de İstanbul’da deprem bekliyor? Neden istanbul’da beklenen depremin büyük olacağı söylenir?

Başlıktan da anlaşılacağı üzere istanbul metropol olduğundan yada istanbul’da deprem beklemenin daha matah bir şey olmasından değil. Pek çoğunuzun yaşadığı bu şehir hakkında bilmeniz gerekenleri size herkesin anlayabileceği bir dille izah edeceğim.

Öncelikle baştan başlayayım. Ayağımızı bastığımız yerin derinlerinde magma var. Bu magma sıvıya yakın bir madde. Haliyle anakara bunun üzerinde yüzüyor fakat anakara dediğimiz şey tek bir parça değil pek çok levhadan oluşuyor. Bunlardan bir tanesi de Anadolu levhası. Bu levhalar uzaydan bakıldığında birbiriyle birleşik gibi görünse de birleşik değil. Milyonlarca yıl önce tek parçaymış ama parçalana parçalana bugünkü haline gelmiş. Arabistan levhası, Afrika levhası, Anadolu levhası, Avrasya levhası, bunlar birbirinden ayrı ve bağımsız kara parçalarıdır. Birbirine temas eden bu levhalar arasındaki sınır niteliği taşıyan derin yarıklara (kırıklara) fay hattı denir.

Dünyanın çekirdeğinin manyetik alan üretmesi neticesinde bu levhalar birbirini bir mıknatıs gibi iter. Bizim Anadolu levhamızı da alttan Arabistan levhası ve Afrika levhası itiyor.

Resimde North Anatolian fault dediği Kuzey Anadolu fay hattıdır. O hattın üst kısmı Avrasya levhası, alt kısmı da Anadolu levhasıdır. Üst kısım sabittir, hareket edemez. Haliyle bizim Anadolu levhası büyük stres altında kalarak batıya doğru hareket eder. Bu hareket senede 3 ila 5 cm arasındadır. Bazen fay hattında takılmalar olur ve itildiği için hareket etmesi gereken levha hareket edemez. Basınç iyice artar ve bir anda aniden fayın birbirine takılan yüzeyi kırılıp fay bir anda 2-5 metre ileri atar kendini. Yani levha 100 senede yavaş yavaş gitmesi gereken 2 metrelik yolu 30 saniyede alır ve bu da büyük sarsıntılara yol açar. İşte 17 ağustos gecesi tam olarak olan budur. Atım 4-5 metre olmuştur ve süreç 45 saniyedir. Bir ağacın dalı üzerine kar birikir birikir ve aniden çatırt diye kırılır ve ağacı çok pis sallar. Deprem de bunun aynısıdır.

İşte geldik zurnanın zırt dediği yere. Bir fay hattı üzerinde bazen logaritmik büyüklüklerde aynı eksenli depremler oluşur. Bu depremler için periyodiktir denebilir. Bu tip depremlere deprem fırtınası denir. Yani bir fay hattının bir ucunda büyük bir deprem olur. Bir kaç on sene sonra az ilerisinde, sonra az ilerisinde derken belirli aralıklarla depremin bir fay hattı boyunca tren gibi ilerlediği görülür. İşte biz buna deprem fırtınası deriz.

Dünyada deprem fırtınasının en bariz örneklerinden biri Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde görülmektedir.

Sadece aletsel dönem olan 1930 sonrasını ele aldığımızda Kuzey Anadolu fayındaki deprem fırtınasını inceliyoruz. Bu arada fay hatlarını da tek bir bütün olarak düşünmeyin. Fay hatları da uc uca eklenmiş kibrit çöpleri gibidir ama parça parçadır. Her bir parçaya segment denir. Deprem olduğunda genelde sadece bir segment kırılır. 17 ağustos depreminde İzmit segmenti kırılmıştır. Segmentin bir ucu Yalova da, diğer ucu Adapazarı’nda olduğu için depremde asıl sarsıntıyı Yalova-İzmit-Adapazarı yaşamıştır ve bu yüzden 17 ağustos depremi hem Gölcük hem İzmit hem de Adapazarı depremi diye anılmıştır.

İşte deprem dizileri bir fay hattını oluşturan bir segmentte başlar ve segment segment zıplayarak devam eder.

Kuzey Anadolu fayı üzerindeki deprem fırtınasına gelirsek. Bu deprem fırtınası 7 nin üzerindeki depremler için ele alınmıştır.

Aletsel dönemden başlıyoruz.

1939 yılında Kuzey Anadolu fayının en uç kısmında Erzincan depremi oldu. Depremin büyüklüğü 7.9 idi. Erzincan depremi olunca haliyle Erzincan segmentindeki enerji boşaldı. Bu enerji nereye gitti dersiniz? Bu enerjinin bir kısmı titreşime dönüşerek dünyayı titretti. Bir kısmı da fay hattı doğu-batı yönünde burulduğu için hemen batıdaki segmentte depolandı. Bu Erzincan’ın batısı için felaket demekti. Yani kısacası segment üzerindeki enerjiyi tıpkı bir bayrak yarışı gibi hemen batısındaki segmente aktardı.

Aradan 4 yıl geçmiştiki Erzincan segmentinden aktarılan enerji hemen batıdaki Niksar segmentinde ortaya çıktı. Sene 1942, Niksar 7.0 lık bir depremle yerle bir oldu.

Tabi Niksar segmenti de aynı bayrak oyununa devam etti ve elindeki enerjiyi hemen batısında bulunan Tosya-Ladik segmentine verdi. Niksar depreminin üzerinden bir yıl geçmiş, sene 1943 olmuştu. Tosya-Ladik arası 7.2 lik bir depremle sallandı. Bu segmentteki enerji de hemen batısındaki Gerede-Bolu segmentine aktarıldı.

1944 senesinde Bolu-Gerede 7.2 lik bir depremle sallandı. Enerji yine her zamanki gibi batıya kaçtı. Çünkü arap levhası güzel anadolumu batıya ittiriyordu.

Aradan 13 sene geçmişti ki Bolu-Gerede segmentinin hemen bitişiğindeki Bolu-Abant segmenti 1957 senesinde 7.1 lik bir magnitüdle kırıldı.

Takvimler 1967 senesini gösterdiğinde tıpkı bir tusunami gibi ilerleyen deprem fırtınası Apadazarı’nda ortaya çıktı. Adapazarı 7.2 lik bir depremle yıkıldı.

Yine uzun yıllar deprem olmadı. Deprem İzmit segmentini 1999 senesinde 7.4 lük bir depremle yerle bir etti. Bu kısmı zaten hepimiz biliyoruz.

Her depremden sonra açığa çıkan enerji jeofizik mühendisleri tarafından modellenerek haritası çıkarılır. Deprem olan segmentte enerji kalmaz, o segmentte bir daha kolay kolay deprem olmaz uzun yıllar. Tüm enerji segmentin ucundaki diğer segmentlere kayar.

1939 ve 1957 depremleri arası. Bakın nasılda her bir depremden sonra bütün enerji segmentin diğer ucuna birikip o bölgeleri tehlikeye atıyor.

1992 yılına ait bir modelleme sisteminde enerji son olarak İzmit’te birikmiştir.

İzmit segmenti, üzerindeki enerjiyi nere verdi dersiniz? Tabiki istanbul’da adaların altından geçen Marmara Denizi segmentine. Bildiğiniz Google Earth’te bile bariz bir şekilde, Marmara Denizi’nin altında hemen görülebiliyor bu fay hattı (Marmara Segmenti). işte o koyu kısım.

İşte sevgili dostlarım, uzmanların İstanbul’da deprem bekleme sebebi budur. Uzmanların İstanbul’da büyük bir deprem bekleme sebebi de bu deprem fırtınasının 7’nin üzerinde oluşudur.

Kaynak : eksisozluk.com

Bolu

29.11.2009

bolu1


Bolu İli, Karadeniz Bölgesi’nin Batı Karadeniz bölümünde yer alır. İl arazisinin yaklaşık % 18’in tarım alanlar oluşturmaktadır. Orman alanları ise % 59’luk bir oran ile Türkiye ormanları içinde % 2,55’lik paya sahiptir.
Ortalama rakım 1000 m., merkez ilçe rakımı ise 725 m. civarındadır.
bolu5



İklim;

İklim bakımından ağırlıklı olarak Karadeniz Bölgesi’nin etkisi altında bulunmakla birlikte, coğrafi konumu nedeni ile başka komşu bölgelerin özelliklerinden de etkilenmektedir. Bolu; Karadeniz, Marmara ve Orta Anadolu ikliminden etkilenmekte, bu durum tarımsal yapıyı çeşitlendiren farklılıklara yol açmaktadır. Yüzey biçimlerinin
farklılığı, denizden uzaklık ve yüksekliklerin etkileriyle il bütününde değişik iklim türlerine  rastlamak mümkündür.

bolu3

Dağlar;
Bolu il alanının yaklaşık yüzde 56’sı , rakımları 2.499 m’ye kadar çıkan dağlarla kaplıdır. Dağlar kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda sıralanan ve oluşumlarında Kuzey Anadolu  fay kuşağı hareketinin etkisi bulunan ovalarla bölünmüştür. Bu kuşağın kuzeyinde doğudan batıya Göçeler dağı, Bolu dağları ve Elmacık dağı; güneyinde ise Köroğlu dağları, Köroğlu dağı, Abant dağları yer almaktadır. Yükseklikler kuzeyden güneye ve batıdan doğuya gidildikçe artmaktadır.

bolu6

Göller
Bolu ili doğal göl sayısı bakımından da zengin sayılan illerimizden biridir.  Ancak sayıları 9’ u bulan doğal göller arasında, Yeniçağa gölü dışındakiler küçük göllerdir.  Küçük olmalarına karşın, zengin doğa güzellikleri içinde bulunmaları, yerleşim yerlerine yakınlıkları ve ulaşım kolaylıkları Bolu’nun yaylaları gibi, göllerini de önemli doğal turistikdeğerler arasına katmaktadır.

bolu11

Yeniçağa Gölü:Yeniçağa ilçe merkezinin kuzey bitişiğindedir. Rakımı 989 m olan , oldukça sığ bir göldür. Alanı 260 ha’dır. Ancak yağış durumuna bağlı olarak mevsimsel değişiklikler görülür. Göl Kuzey Anadolu fay hareketinin oluşturduğu bir tektonik çöküntü içinde su birikmesiyle meydana gelmiştir. Çevresinde sazlık ve bataklıklar vardır. Gölün suyu Çağa deresiyle Mengen yakınında Büyüksu çayına boşalır.

bolu10

Abant Gölü: Bolu’nun 32 km güneybatısında, Abant dağları üzerinde, Kuzey Anadolu fay vadisi içinde ve bu fayın etkisiyle oluşmuş tektonik bir göldür. Rakımı 1325 m, alanı 128
hektardır. En derin yeri 17 m’dir. Bazı kaynaklarda bu rakam 45 m olarak verilmektedir. Yeraltı suyu ve yan derelerle beslenir. Abant suyu adıyla gölden çıkan akarsu Büyüksu çayının kaynağını oluşturur.

bolu8

Yedigöller: Bolu’nun 42 km kuzeyinde , gür ormanlar içinde yedi adet küçük gölden oluşan göller topluluğudur. Göllerden dördü, diğer üçüne göre daha büyük alanlar kapsamaktadır.
Dördü sürekli su tutabilmekte, diğer üçünün suları ise yaz aylarında kurumakta veya çok azalmaktadır. Bu gölleri içine alan 550 hektarlık alan 1965 yılında Milli Park olarak koruma altına alınmıştır.

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre ilin genel nüfusu 268.882 olup, kentsel nüfus 169.486, kırsal nüfus 99.396’dır.

Yükseköğretim;
Abant İzzet Baysal Üniversitesine ait 6 adet Fakülte
(Güzel Sanatlar*, Fen-Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler, Eğitim, İzzet Baysal Tıp,  Mühendislik-Mimarlık), 3 adet Yüksek Okul (Beden Eğitimi ve Spor, Bolu Sağlık, Kemal Demir Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon), 4 adet Meslek Yüksekokulu (Bolu –Mudurnu Süreyya Astarcı-Mengen- Gerede), 3 adet Enstitü ( Fen Bilimleri, Sağlık Bilimleri ve Sosyal Bilimler) bulunmaktadır.

717’si Yüksek Lisans/Doktora olmak üzere toplam 16.658 öğrenci eğitim görmektedir. Üniversite bünyesinde 835 akademik personel görev yapmaktadır. *Güzel Sanatlar Fakültesi 2005-2006 öğretim yılında kurulmuş olup, 2009-2010 öğretim döneminde öğrenci alınması planlanmaktadır.

Ulaşım;
Ankara ve İstanbul gibi iki büyük metropolün arasında kalan Bolu’ya yurdun her tarafından karayoluyla kolayca ulaşılabilmektedir. TEM Otoyolu ve D100 Karayolu Bolu şehir merkezinden geçmektedir. Hava ve demir yolu ulaşımı bulunmamaktadır.

Bolu’da şehir içi ulaşım halk otobüslerince sağlanmaktadır. Şehir ve çevresinde bulunan tarihi,  turistik yerler ve ilçelere ise Bolu’dan kalkan otobüs ve dolmuşlarla gidilebilir.

bolu2

Göynük Evleri : Göynük İlçesi eski Türk Evleri bakımından oldukça zengindir. İlçede 114 adet tarihi tescilli yapı bulunmaktadır.

Bolu Mutfağı

Bolu yöresinin tarihi ve turistik özelliklerinin yanı sıra yemekleri de oldukça zengindir.

Özellikle Mengenli aşçılar dünyaca tanınmışlardır. Mengen’den yetişen aşçıların tarihi padişah mutfaklarına kadar dayanmaktadır. Atatürk’ün aşçısı da Mengenliydi. Günümüzde turistik tesislerin bir çoğunda Mengenli aşçılara rastlamak mümkündür. Aşçılık sanatı Mengen İlçesinin ata mesleğidir. Bu nedenle Mengen’de 1985 yılında Anadolu Aşcılık Meslek Lisesi açılmış ve bu sanatın bilimsel olarak geliştirilmesi amaçlanmıştır.

Her yıl Eylül ayının ilk haftasında da Mengen’de Türkiye’nin tek “Aşçılık Festivali” düzenlenmekte ve yarışma, sergi, konser, panel, şov, spor karşılaşmaları gibi etkinlikler gerçekleştirilmektedir. Özellikle her yıl değişik türde bir şov yemeği hazırlanmakta ve çok ilgi çekmektedir.

Yöresel Yemekler

Ovmaç Çorbası, Kızılcık Tarhana Çorbası, Tarhana Çorbası, Nohutlu Çorba, Yayla Çorbası, Yoğurtlu Bakla Çorbası, İmaret Çorbası, Çiğ Börek, Kabaklı Gözleme, Acı Su Bazlamacı, Çantıklı Pide, Etli Mantı, Ekmek Aşı, Patatesli Köy Ekmeği, Kedi Batmaz, Mantar Sote, Orman Kebabı, Kaldırık Dolması, Kaşık Sapı, Mengen Pilavı, Höşmerim, Mengen Kuzu Güveç, Katık, Kaşık Atmaç, Bakla Çullaması, Paşa Pilavı, Kabak Hoşafı, Kara Kabak Tatlısı, Palize, Coş Hoşafı, Karavul Şerbeti, Kızılcık Şurubu, Saray Helvası.

Kaynak : Bolu Valiliği internet sitesi, cennetturkiye.org