Arama:

Etiket Bulutu







‘aktris’

Yeşilçam

10.12.2010

yesilcam

Beyoğlu semtinin ortasında herkesin bildiği meşhur İstiklal Caddesi vardır. Bir ucu Taksim’e, diğer ucu Galata Kulesi’ne kadar uzanan bu caddenin tam ortasında bir de kendi haline terkedilmiş küçük bir sokak bulunmaktadır. Bu sokak, Türk sinemasının yıllarca kalbi sayılmış, binlerce insana ekmek kapısını açmış, birçok ünlünün keşfedilmesine ön ayak olmuş Yeşilçam Sokağı’dır.

CHP iktidarı döneminde, 1948 yılında Belediye Gelirler Kanunu’nda, yerli filmler için %75 olan vergi, %25’e düşürülünce, para kazanma olasılığını gören yapımcılar, şirket yazıhanelerini yeşilçam sokağına kurmaya başlarlar. Bu dönemde yerli filmlerde hızlı bir artış olduğunu görmekteyiz. 10 yılda 50 film üreten Türk sineması aynı sayıya 1 yılda ulaşmaya başlar. 1950’ler Yeşilçam sinemasının ilk büyük yıllarıdır. “Yeşilçam” kavramı, ilk olarak belirli bir mekan ortaklığını, bu ülkenin ticari sinemasını anlatmaktadır. Bu mekan yaklaşık 30 yıl boyunca Türk sinemasının kalbi olmuş, sinema sanatının ülkemizde yerleşmesini sağlamıştır.


emek_sinemasiYeşilçam sokağının tam ortasında, 1924’de kurulmuş ve ilk adı “Melek” olan “Emek” sineması bulunmaktadır. Sinema adını, sahnenin iki tarafında yer alan sarı-turuncu renkli 2 melek tablosundan alır. Daha sonraları yok olan tabloların yerinde bugün boş nişler bulunmaktadır. Sinemadan önce burada “Skating Palace” adıyla bilinen Pera’nın yegane buz pateni sahası bulunmakta idi. Ara sıra paten sahasının kimi bölümlerinde film gösterileri yapılmakta idi. Sinemanın ilk sahibi 1945’de iflas eden A. Saltiel ve H. Arditi idi. Sinema, İstanbul belediyesi’ne, oradan da emekli Sandığı’na geçer. 1958’e kadar İpekçi kardeşler tarafindan işletilir. Sonra Emekli Sandığı Emek Film’i kurarak işletmeyi üstlenir ve bugünkü adını verir. 1968’de Turgut Demirağ’a geçen sinema, 1975’ten beri ise İsmet Kurtuluş tarafindan işletilmektedir.

Yeşilçam sokağında bir zamanlar, bugün açık olmayan Opera sineması vardı(1924). Bu sinemada yerler halılarla kaplıydı ve fraklı, beyaz eldivenli teşrifatçılar hizmet verirdi. 21 Ocak 1932’de, ingiliz yapımı olan Çanakkale filmini izlemek üzere Atatürk bu sinemaya gelir ve salondan çok etkilenir. Sinemanın sahibi Mehmet Rauf Sirman’dan sinema sektörünün Türkiye’deki durumu hakkında bilgi alan Atatürk, yüzde 33 olan sinema vergilerini yüzde 10’a indirir. Atatürk, sonraki yıllarda defalarca Opera Sineması’na gelir. Sonradan Şehir Tiyatroları’na geçen Opera Sineması, bir giyim mağazasına kiralanır ve 1970’lerin sonunda yanarak kapanır.

Kimler geldi kimler geçti bu sokaktan..
Onlar Yeşilçam’ın en parlak yıldızları. Kimi hala bizimle, kimi anılarda kaldı.
Tüm bu üstatların yeri doldurulamaz olduğu da kesin.
Ama onlardan miras kalan bir şey var ki, o da oynadıkları karakterlerle ve oluşturdukları imajlarla belli bir döneme vurdukları damgaları..

Bu sayfadaki tüm yazılar yüzlerce kaynaktan derlenerek oluşturulmuştur.

Üftade Kimi

16.11.2010

uftade_kimi3

Balkondaki kadının sarı saçları İsveç güneşi gibi donuktu gecenin karanlığında…
Buz gibi esiyordu rüzgâr… Kadın; “alçak adam” dedi. “Alçak adam” öfkeyle balkona çıktı, müthiş bir tokat attı. Kadın savruldu, balkonun demirlerine çarptı. Demir korkuluk yerinden çıktı…
…Ve kadın beşinci kattan aşağıya düştü.
Yürek parçalayan feryat.
Olayı seyreden onlarca kişiyi dondu, kaldı. Kan gölü içindeki kadını görenler fenalık geçirdi, bayıldı, bazıları kustu.
Kadın yüz üstü yatıyordu. İnşaat demirleri karnından girip, belinden, kalçalarından çıkmıştı.
“-Aman Allahım!.. Ne yaptık biz” dedi birisi…
Ambulans geldi. Kadını demirlerden nasıl çıkardılar?. Seyretmeye kimsenin yüreği yetmedi.
Kimdi o kadın?
Türk sinemasının gelmiş geçmiş en güzel kadınlarındandı. Adı: Üftade Kimi. Sarışındı, yeşil gözleri büyülerdi. Romanya’da doğmuştu.
Film çekerken korkunç bir kaza olmuştu.

Küçük sarışın kız katılırcasına ağlıyordu. Yemyeşil gözleri kanlanmıştı. “Babanı Bulgar eşkiyası öldürdü…” demişlerdi. 6 yaşındaydı kız. Annesi onu doğururken ölmüştü. Ninesi ile ağabeyi Üftade’nin ellerinden tuttular. Romanya’dan, anayurt Türkiye’ye göçtüler. Eyüp’te bir evcik buldular, yerleştiler. Üftade’nin ağabeyi Sular İdaresi’ne kontrolör oldu. Mutlu yaşamaya çalışıyorlardı. Nine ile ağabeyin tek sorunu vardı: Üftade’nin güzelliği. Üftade, 15 yaşına geldiğinde, Amerika’nın “sarışın bomba”larından farksızdı. Ninesi, torunu Üftade’yi ne kadar kapamaya çalışsa güzelliğini örtemiyordu. Bir gün Beyoğlu’nda ninesiyle dolaşırken ortayaşlı bir adam yollarını kesti: -Ben ünlü fotoğrafçı filanca… Küçük hanım melekler kadar güzel. Bir fotoğrafını çekip vitrinime koyayım. Size de bedava veririm. Çerçevesi bile benden.. Fotoğrafçının vitrini, İstiklal Caddesi’nin “en bakılan” yeri olmuştu. Kocaman fotoğraftan gülümseyen, açık renk saçlı, açık renk gözlü kıza aşık olanlar vardı. Böylesine güzel bir kızın geleceği nasıl olacaktı?

Filmciler, Güzel Üftade’nin peşinden koşuyordu. 1954-55 yıllarıydı.  Güzeller güzeli Üftade ve Beyoğlu’nun yakışıklı iş adamı, unutulmaz “Karavan Pavyon” un sahibi Mahmut Karaduman evlendi. Hayal adında bir kızları ve Enis adında bir oğulları oldu. Dört beş yıllık evlilik sonrası Mahmut Karaduman ile Üftade ayrıldılar. Mahmut Karaduman çocuklarına ve eski eşine sahip çıktı. Çocukları iyi eğitti. Hayal, Amerikan Koleji’nde okudu. Fenerbahçe’de basketbol oynadı. Sonra evlendi. Enis Karaduman’ın adının anıldığı olaylar ise babasının hoşuna gitmiyordu. Bir gün Enis’i vurdular… Annesi Üftade, evlat acısıyla yıkıldı.

Güzeller güzeli Üftade Kimi 10 Ekim 1999’de öldü. Demirlerin vücuduna saplandığı kazanın sonucu değil. Üftade, 6 ay süren ağır ameliyatlar sonunda kurtulmuştu. Ancak; ruhsal yapısı iyileşmedi. Bir daha film çevirmek istemedi. Işıklar, kamera korkunç geceyi hatırlatıyordu. Sinemayı bıraktı.

Neriman Köksal, Belgin Doruk, Muhterem Nur dönemlerinin sarışın güzeli evine kapanmıştı. 1969’da bir daha evlendi. Bu evlilikten doğan kızı Şıvga, onu yaşama bağlamıştı. Ne var ki; Şıvga’nın babası 38 yaşında vefat etti. Şıvga iyi okudu. Pedagog olacakken okulu bıraktı. Annesi yılgındı, babasını yitirmişti. Bir şaşkınlık… Hiç beklenmeyen bir mesleği seçti: Dansözlük. Türkiye, Şıvga’yı “İbo Şov”dan tanıdı. Şıvga’nın yüzü ve fiziği güzeldi, ancak tipi; dansözden çok şirket yöneticisi bir kadına uyuyordu. Ve dansözlükten vazgeçti. Bir şirketin halkla ilişkiler bölümünde çalışıyor. Şıvga Mürvet olarak…

kaynak : Tevfik Yener / Sabah