Arama:

Etiket Bulutu







‘antalya film festivali’

Filiz Akın

18.11.2010

filiz_akin11

1943 yılında Ankara’da dünyaya geldi. TED Ankara Koleji’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü’ne kaydolan Akın, başarılı bir öğrenciydi. İyi derecede Fransızca ve İngilizce bilen, mimar olmak istemesine rağmen bir turizm acentasında çalışmaya başlayan Akın, 2 yıl süreyle şef olarak görev yaptı. Kolej yıllarından bir arkadaşının tavsiyesiyle sinema sektörüne girmeyi düşünmeye başlayan Akın, 1962’de Artist dergisinin düzenlediği yarışmayı kazandı. Yeşilçam’a adım atmasında önemli olan bu gelişmeden sonra Memduh Ün’ün yönetmenliğini yaptığı Akasyalar Açarken filmiyle sinema kariyeri başladı. Ardından Şakayla Karışık adlı filmde Ajda Pekkan’la başrolü paylaşan oyuncu, Kadın Berberi ve Kadın Terzisi filmlerinde canlandırdığı rollerle adını geniş kitlelere duyurdu.

1964 yılında izleyiciyle buluşan Yankesici Kız adlı filmdeki oyunculuğuyla da övgüler alan aktris, o dönemde yapımcı ve yönetmen olan Türker İnanoğlu ile tanıştı. İnanoğlu yönetimindeki birçok filmde başrolde oynayan Akın, bir süre sonra ünlü rejisörle dünya evine girdi. Bu evlilikten İlker İnanoğlu adında bir erkek çocukları oldu.

1965 yılında Akın, filmografisine bir film daha ekledi: Kolejli Kızın Aşkı. Ayhan Işık’la başrolleri paylaştıkları yapımdaki rolüyle romantik temalı Türk filmlerinin vazgeçilmez ismi olan Akın, daha sonra Cüneyt Arkın’la kamera önüne geçtikleri Çıtkırıldım da benzer bir tiplemeyi canlandırdı.

Akın 1971 yılında çekilen “Ankara Ekspresi” filmindeki Hilda rolüyle Antalya Film Festivali’nde “En başarılı kadın oyuncu” ödülünün sahibi oldu. Akın, 80’lerin başında sinemaya veda etti. Aktris yıllar sonra, 1989’da yeniden izleyiciyle buluştu. TRT için çekilen Geçmiş Bahar Mimozaları’nda Rutkay Aziz ve Mehmet Günsür’la başrolleri paylaştı.

Ayhan Işık, Zeki Müren, Sadri Alışık, Ediz Hun, İzzet Günay, Tarık Akan ve Kartal Tibet gibi döneminin başarılı erkek oyuncularıyla başrolleri paylaştığı sayısız filmle izleyicinin gönlünde taht kuran Akın, 1994 yılında MİT eski Müsteşarı Sönmez Köksal’la evlendi.

Sabah gazetesinde köşe yazarı olarak yazmaya başlayan Akın, 2002’de yakalandığı çene kanserini yendi. Kansere karşı destek amaçlı başlattığı “Sarı bilezik” ve “Mavi bilezik” gibi kampanyalar oldukça başarılı oldu. Aktris, 2005’te hastalık sonrası deneyimlerini kaleme aldığı Hayata Merhaba, daha sonra da “Filiz Akın ile Güzellik, Sağlık ve Genç Kalma Üzerine” isimleri kitapları yayımladı.

kaynak : biyografi.info

filiz_akin31   filiz_akin7   filiz_akin3filiz_akin9   filiz_akin4   filiz_akin1

Hüseyin Peyda

18.11.2010

huseyin_peyda81

1922’de Urfa’da doğdu. Asıl adı Hüseyin Örmen’dir. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümünde bir süre okuduktan sonra Türkoğlu adlı bir dergi çıkardı. Çeşitli işlerde çalıştıktan sonra sinemaya oyuncu olarak girdi. Oynadığı bir çok filmde, sigarayı serçe parmağının arasına sıkıştırarak tutan, renkli gözlü, kötü karakterlerin değişilmez oyuncusu oldu. Hain, gaddar, sinsi, zalim mafya babası rolleri oynadı. Karizmatik sakalı ve tavırlarıyla tam bir karizma abidesiydi. Bastonu ise bu abideyi taçlandırıyordu. Kendi kendine yarattığı bu karakter ile tanındı. Kazandığı paralarla kendi filmlerini yönetmeye başladı. Aynı zamanda bu filmlerde oynuyordu. Kendi adına 3 film şirketi kurdu.

1950 yılında yönetmenliğini, senaristliğini, prodüktörlüğünü ve başrol oyunculuğunu kendisinin yaptığı “Söyleyin Anama Ağlamasın” filmiyle yönetmenliğe başladı. Mezarımı Taştan Oyun filmi ile büyük sükse yaptı. 14. Antalya Film Festivalinde “Kara Çarşaflı Gelin” filmindeki rolü ile en başarılı yardımcı erkek oyuncu seçildi.

Sinemadan kazandığı paralarla Şehremini’de lahmacun salonu açtı. 31 Temmuz 1990 tarihinde, İstanbul’da, Akciğer Kanseri nedeniyle öldü.


Hülya Koçyiğit’in sanatçımız ile ilgili anısı;
“Bir defasında ‘Rabia Hatun’ filminin Yedikule zindanlarında çektiğimiz bir sahnesinde, kör olma tehlikesiyle karşılaştım.
Kullandığımız ark lambaları ultraviyole ışınları yayıyordu. Ancak, önünde cam olduğu ve ışınların zararını önlediği için kullanabiliyorduk. Cam kırılmış, ultraviyole ışını direk olarak gözümüze gelmiş. Rahmetli Hüseyin Peyda ve ben, birimiz sol gözümüzü, birimiz sağ gözümüzü kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kaldık. Üç gün bir şey göremedim.
Büyük panikler geçirdim, çok korktum. Hatırlamak bile istemiyorum, epey bir tedaviden sonra görebildim. Maalesef Hüseyin Peyda gözünü kaybetti. İş kazası deyip geçtik, sigorta yok, herhangi bir güvence yok”

Fatih Arslan ın anısı;
“Yıl 1990 Selçuk Şirince köyünde Sevgili Kemal Bilbaşar’ın “Başka Olur Ağaların Düğünü” adlı romanından uyarladığım TRT Televizyonu dizisini çekiyorum. Kimler yok ki? Sinemamızın devleri…Artık bu gün çoğu aramız da yok! Erol Taş, Hüseyin Baradan, Salih Kalyon, Hüseyin Peyda, Nurhan Nur, Nilüfer Aydan, Seren Serengil, Mehmet Aslantuğ, Toygun Ateş, Selma Tarcan ve birçok genç yetenek. Tek endişem Hüseyin Ağabeyin rahatsızlığının onu çalışamayacak duruma getirmesi .Bu yüzden bütün ekip onu el üstünde taşıyoruz. O da bunun farkında ve bütün gücüyle direniyor. Ekipçe herkesin içinde olduğu bir sahnenin çekileceği günün sabahın da aldığım bir haberle yıkılıyorum. Hüseyin Ağabey kalp krizi geçiriyor. Kuşadası’nın olanakları ile ilk müdahale yapıldıktan sonra,onu İzmir’e nakletmemiz gerekiyor. İzmir’i bir birine katıp en iyi olanakları sağlıyoruz. Ambulans da elinden tutuyorum. O güzel yeşil gözleri hafif buğulu ben de geliyorum diyorum. Hayır filim ne olacak diyor. Bakışları içimi deliyor. Senaryo da allak bullak olacak diyor. Hayır diyorum sen merak etme ben hallederim. İzmir çekimlerinde katılırsın bize… Başını iki yana sallayarak, o güzelim sesi ile kısmet diyor evlat kısmet… O bakışını hiç unutamıyorum… Elini öpüyorum… Ambulans hareket ediyor…Yapımcı arkadaşım Teoman Ergün’le kucaklaşıp ağlıyoruz…
Şirince çekimleri bittikten sonra İzmir’e gelişimiz de ekip olarak hemen hastane ye koşuyoruz. Bizi görünce nasıl mutlu oluyor. Baş ucunda Benim ve eşim Canan’ın birlikte fotoğrafımız, Beni bir kez daha deliyor.
Hüseyin Ağabey ile bir daha set de hiç olamıyoruz. Çekimler bitiyor. Film yayına hazır. Hüseyin Peyda’nın adını jenerikte diye veriyorum ve diziyi onun güzel yüzünde bitiriyorum. Son bölüm yayımlandıktan sonra telefonla arıyor ve şunları söylüyor…
“Evlat yıllardır bu işi yapıyorum, çok para ve şöhret edindim, ama hiç bu kadar mutlu olmadım. Kimse bana bu kadar saygılı ve sevgili olamadı. İkincisi, tamamlayamadığım rolüme rağmen jenerikte beni verdin. Üçüncüsü de diziyi benim yüzümde bitirdin.. Eee bir eski aktör için daha ne yapabilirdin ki??
Canım Ağabeyim diyorum; Sen den o kadar çok şey öğrendim ki, bu yaptıklarım onların yanın da hiç bir şey. Ama sıkı dur, daha yapacaklarımız var diyorum…
Tamam evlat diyor, kısmet’se ben hazırım . Boğazım yanıyor ağladığımı ona hissettirmemeye çalışıyorum… O yine kısmetse diyor, evlat kısmetse…
Bir daha kısmet olmuyor onun güzel gözlerine bakabilmek, uçup gidiyor bütün hafifliğiyle ve bütün sinema birikimiyle…Nur içinde yat Hüseyin Ağabey. Seni yakından tanımak onuru bana nasıl yetti bilemezsin. Ah sen ve senin gibilerin değerini bir bilsek bilebilsek…”

huseyin_peyda17 huseyin_peyda1 huseyin_peyda111huseyin_peyda15 huseyin_peyda131 huseyin_peyda62

İhsan Yüce

18.11.2010

ihsan_yuce

1930 yılında Elazığ’da doğan sinema ve tiyatro oyuncusu, senarist, yönetmen.
İzmir Atatürk Lisesi ve İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinde okuduktan sonra bir süre özel şirketlerde muhasebecilik yaptı.
Sanat yaşamına 1952’de İzmir’de Halk ve Çocuk Tiyatrosunda başladı. Bir sezonluk ömrü olan Bizim Tiyatroyu kurdu.
1965-1966 arasında Lale Oraloğlu Tiyatrosunda çalıştı. 1968 yılında üç arkadaşı ile birlikte Ankara Drama Tiyatrosunu kurdu. Bu tiyatroda, Suç ve Ceza, Sahne Işıkları isimli oyunları sahneledi. Gen-Ar, Arena ve Direklerarası Tiyatrolarında çalışmalarını sürdürdü.
Altın Yumruk filmi ile oyuncu olarak sinemaya geçti. Ertem Eğilmez’in yönettiği Senede Bir Gün, Bir Millet Uyanıyor, Sürtüğün Kızı gibi filmlerde oyunculuğunu sürdürdü.
Bu arada senaryo yazmaya başlayan İhsan Yüce, Aslıer Film şirketini kurarak senaristliğini, yönetmenliğini ve oyunculuğunu üstlendiği Hayat Cehennemi adlı filmi yaptı.
1976 Antalya Film Festivalinde İşte Hayat filmindeki kompozisyonu ile En Başarılı Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü aldı.
1981 Antalya Film Festivalinde Derya Gülü isimli filmdeki rolüyle En Başarılı Erkek Oyuncu ödülünü aldı.
Asıl mesleği senaristlik olan İhsan Yüce, 117 filmde rol aldı, 6 film yönetti, bir filmin yapımcılığını üstlendi ve 55 filmin de senaryosuna imza attı.
Ah Güzel İstanbul, Derya Gülü, Çöpçüler Kralı, Kibar Feyzo gibi filmlerde ortaya koyduğu karakterlerle ve filmlerindeki mükemmel performansıyla gölümüzde taht kuran, sinemamızın en karakteristik oyuncularından İhsan Yüce, 1991 yılında 61 yaşındayken yaşamını yitirdi.

ihsan_yuce6   ihsan_yuce51   ihsan_yuce71ihsan_yuce9   ihsan_yuce4   ihsan_yuce8

İrfan Atasoy

18.11.2010

irfan_atasoy5

Killing serisi filmlerle adını duyurmadan önce İstanbul da film işletmeciliği yapıyordu. 1967 yılında İnce Cumali adlı filmle oyunculuğa başladı. Bu filmde Adana’dan çocukluk arkadaşı olan Yılmaz Güney’le beraber yer aldı.
Film, Antalya Film Festivali’nde En İyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Yönetmen, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dallarında 4 Altın Portakal Ödülü aldı. Aynı yıl, Yeşilçam ın yönetmenlerinden Yılmaz ATADENİZ, sinemada farklı konulara değinmek için kendisine ilham aradığı bir sırada, bir akşam vapurla evine dönerken okuduğu gazetedeki bir foto roman gözüne ilişti.
Tepeden tırnağa, iskelet kostümüne bürünmüş bir anti kahraman olan İtalyan menşeili Killing in foto romanıydı bu. Oyuncu olmak isteyen İrfan ATASOY, gerekli mali desteği Yılmaz ATADENİZ e vermekte gecikmedi. Zira ATADENİZ, yönetmenliğin yanı sıra yapımcı da olmak istiyordu. Anlaşma sağlanınca filmin baş rolü İrfan ATASOY a verildi ve böylece Türk sineması değerli bir sanatçı daha kazanmış oluyordu.
İlk çevrilen film, Killing İstanbul da adını taşıyordu, bu filmi Killing Uçan Adam a karşı takip etti. Her iki filmde de İrfan ATASOY hem profesörün oğlu Orhan, hem de Uçan Adam Shazem karakterini canlandırıyordu.
Killing İstanbul da, kökeni yüzyılın başlarındaki Fransız edebiyatının mihenk taşlarından Fantoma serisine dayanan kostümlü ve maskeli anti kahraman türü ile farklı bir geleneği temsil eden ilginç bir çalışmaydı.
Gerek Killing İstanbul da, gerekse Killing Uçan Adama Karşı adlı film muazzam bir gişe başarısı elde ettiler ve Yeşilçamda yoğun bir Killing furyası yaşanmasına neden oldular.
Daha sonraki yıllarda oyuncu, yönetmen, senarist ve yapımcı olarak onlarca filme imza atan ve ödüller alan İrfan Atasoy Türkiye’de daha önce yapılmamış olan yabancı ortaklı filmlerin yapımına başladı. Dünyaca ünlü Gordon Mitchell, Richard Harrison, Alicia Leone, Don Backy gibi birçok isimle ortak filmlere imza attı.
Atasoy 1978 yılında ara verdiği sinemaya 2000 yılında Yalnızlar isimli filmle tekrar dönüş yaptı.
Halihazırda, İstanbul da Atlas Sinemalarının işletmeciliğini yapan ve İrfan Film in de sahibi olan Türk Sineması’nın bu değerli aktörü, senarist ve yapımcısı son olarak Adana 12 nci Altın Koza Film, Kültür ve Sanat Festivali nde Türk Sinemasına yıllarını veren Ekrem BORA, Hülya KOÇYİĞİT, Sevda FERDAĞ ve Yılmaz KÖKSAL ile birlikte “YAŞAM BOYU ONUR ÖDÜLÜ” aldı.

irfan_atasoy2   irfan_atasoy41   irfan_atasoy5irfan_atasoy10   irfan_atasoy91   irfan_atasoy6

Selma Güneri

17.11.2010

selma_guneri15

1 Şubat 1948 İstanbul’da doğan Selma Güneri, Kandilli Kız Lisesi’nde yatılı okuduğu yıllarda bir akrabası Perde Dergisi’nin açtığı yarışmaya katılacaktır. Moral vermesi için Güneri’yi de yanına alır. Güneri, annesi ve akraba kızı birlikte giderler yarışma yerine. Perde dergisinin sahibi Lütfi Gökmen 14 yaşındaki Selma’nın da yarışmaya girmesini ister. Örgülü saçları, şoset çoraplarıyla öylesine sahneye çıkan Selma, yarışmada birinci olur. Ve sinemaya ilk adımı atar…
1966’da, henüz 15 yaşındayken, 3. Antalya Film Festivali’nde ‘Son Kuşlar’ ve ‘Ben Öldükçe Yaşarım’ filmleriyle en iyi kadın oyuncu ödülünü alan Selma Güneri, ‘On Korkusuz Kadın, Bitmeyen Yol, Nikahsızlar’ gibi Türk Sineması’nın unutulmaz filmlerinde rol aldı.
70’lerde sinema krize girince sahneye çıktı ve 28 yıl şarkı söyledi. Aslında sanatçı bir aileye mensup Selma Güneri’nin babası bir dönemin önemli ses sanatçılarından Lütfü Güneri. Dayısı Ahmet Üstün, Ankara Radyosu’nun yetiştirdiği çok değerli seslerden birisi, ağabeyi orkestra şefi ve şarkıcı Çetin İnantepe… Onların da etkisiye uzun yıllar ikinci mesleği olarak müzikle uğraştı. Şimdilerde yeniden ilk mesleği olan sinemaya geri döndü.

selma_guneri1   selma_guneri10   selma_guneri18selma_guneri12   selma_guneri4   selma_guneri14

Sevda Ferdağ

17.11.2010

sevda_ferdag8

Henüz 16 yaşındayken İhsan Sedat’ın yönettiği ‘O Günden Sonra’ filmiyle 1958 yılında sinema oyunculuğuna başlayan ve yarım asrı geride bırakan Türk Sineması’nın ünlü sanatçılarından Sevda Ferdağ, 15 Ağustos 1942’de Edremit’te doğdu.

İlk filminin beklenen ilgiyi görmemesi üzerine sinemaya küsen oyuncu, 1963 senesinde Orhan Günşıray’ın ve Pervin Par’ın başrolde olduğu, Atıf Yılmaz’ın yönettiği Azrailin Habercisi filminde ‘ikinci kadın’ rolünde oynadı.
Bu filmde beklediği ilgiyi gören Sevda Ferdağ, “vamp” ve “kötü kadın” rolleriyle arka arkaya bir çok filmde yer aldı. Sinema yaşamında dönüm noktası ise Halit Refiğ ‘in çektiği Türk Sinemasının ilk göç filmi “Gurbet Kuşları” filmi oldu. 150’ye yakın filmde başrol yada yardımcı kadın oyuncu rollerinde oynayan Sevda Ferdağ, Türk Sineması sanatçılarının birçoğu gibi kendisi de 70’li yıllarda gazinolarda şarkıcılık yaptı ve sinemaya daha az zaman ayırdı.

Yarım asırdır sinemadan hiç kopmayan, en son olarak da Mustafa Altıoklar’ın yönettiği “Ağır Roman” filminde oynayan sanatçı, 1998 yılında 35. Antalya Film Festivali’nde bu filmindeki rolüyle “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ödülü almıştır. Sevda Ferdağ, sanat yaşamını şu günlerde televizyon dizileriyle sürdürüyor.

sevda_ferdag11   sevda_ferdag2   sevda_ferdag12sevda_ferdag4   sevda_ferdag10   sevda_ferdag1

Süleyman Turan

16.11.2010

suleyman_turan11

Süleyman Turan çok yönlü sanatçılarımızdan birisidir. Çoğumuz onu sadece sinemacı yönüyle tanırız. Oysa o aynı zamanda şair, romancı, ressam ve senaryo yazarıdır. Adeta 10 parmağında 10 marifet olan sanatçı tüm hayatı boyunca hem özel yaşamında hem de sanat yaşamında mütevaziliğini elden bırakmamış, dürüstlükten hiçbir zaman ödün vermemiştir.
Asıl adı Süleyman Başturan olan sanatçı 1936 yılında İstanbul’da doğdu. Daha küçük yaşlarda sanata karşı meraklı olduğu için halkevlerine girer çıkardı. Oralarda çalışmalar yapan resim hocalarının atölyelerine katılır resim yapmayı öğrenirdi. İlk, orta ve liseyi Kadıköy’de okudu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi ingiliz Filolojisine girer, ancak üçüncü sınıfa kadar okuyabilir. Yedek subay olarak askere alınır. O sırada Kore savaşı patlak vermiştir. Gönüllü olarak Türk birliğine katılır ve Japonya’ya gider. Bir gün, Japonya’da askerler arasında bir yetenek yarışması düzenlenir. Bu yarışmaya Türk askerler ingilizce yazılan bir piyes ile katılır ve oyun birinci seçilir. Bu onun sahne sanatlarına başladığı ilk denemesi olmuştur. Yine bir gece Tokyo’da bir gece kulübüne gittiklerinde bir film çekimine şahit olurlar. Brezilya-Japonya co-prodüksiyonu olan bir filmdir bu. Bu filmde figüran olarak oynar. Askerliği bitmesine rağmen Türkiye’ye dönmez ve uzun bir süre uzak doğu ve Amerika’da macera yaşar.

Macera dolu yaşamdan sonra artık içindeki potansiyel enerjiyi değerlendirebileceği bir meslek arayışına girer. Para kazanmak için gazete ve dergilere karikatür çizer, hafta sonlarında ise Veli Efendi’de (At yarışları) bilet satar. Tiyatro ve sinemaya karşı aşırı bir ilgisi vardır. Ünlü tiyatro sanatçısı Saim Alpago’nun kurduğu özel tiyatroya sürekli gidip gelmektedir. O kadar sık gider ki oyunu adeta ezberlemiştir. Bir gün Selim Naşit tiyatroya gelmeyince onun oynadığı rolü alır. 1962’de Tiyatroya başlar.
Tiyatro devam etmektedir ama onun aklı bu seferde sinemadadır. Ses dergisinin açtığı artist yarışmasına katılır ancak seçilmeyeceğine adı gibi emindir. Çünkü genelde çok yakışıklı veya çok güzel kadınlar seçilmektedir. Kendisi ise sıradan bir fiziğe sahiptir. Hatta yarışma jürisine özel bir not bile düşmüştür “Bu yol, sinemaya girmek için seçtiğim en dürüst yöntemdir” diye. Her nasılsa finalist olmuş ve yönetmen Osman Seden’in dikkatini çekmiştir. Aynı yarışmada o yıl Ajda Pekkan ve Ediz Hun birinci seçilerek sinemaya adım atmışlardır. Bu sırada Kemal filmdeki bir yetkili onun soyadını çok uzun bulur ve Başturan’ı Turan olarak değiştirir. “Sayın Bayan” filmi ile Türk sinemasına adım atar. Oldukça küçük bir roldür bu. Sonraki filmi “Koçum Benim”’de ise koca bir rolü vardır. Bu filmde Türk sinemasının kralı Ayhan Işık ile beraber oynar. Yılmaz Güney ile “Yarın Son Gündür” adlı filmi çevirir. Bu filmdeki rolü ile de 9. Antalya Film Şenliğinde en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü alır.
“Dikkat Kan Aranıyor” adlı filmde Ekrem Bora ile rolleri paylaşmış, akıl hastanesinden kaçan deli rolü ile olağanüstü bir performans göstermiştir. 1972 yılında Antalya Film Festivalinde, “Güllü” ile en iyi yardımcı erkek oyuncu ödüllerini almıştır.

70’li yıllara gelindiğinde Türk sinemasında cinselliğe doğru bir gidiş gözlemleniyordu. Bu dönemde kendisine gelen bütün rolleri reddediyordu.
 Birkaç sene sinemadan uzaklaşarak çizgi-roman ve senaryo yazarlığı yapar. Bu sırada TRT’den gelen bir teklifi değerlendirir ve sesli çekilen ilk dizi filmlerden biri olan “Sarıpınar 1914” de oynar.
80’lerden sonra çok az filmde gözüken sanatçı, bütün yeteneklerini çizgi romanlarda değerlendirir. Turan, televizyonlarda gösterilen ve oldukça beğenilen bir polisiye dizide canlandırdığı Komiser Kemal tiplemesi ile de halkın beğenisini toplar.
Süleyman Turan’ın bazı önemli filmleri arasında; 1964-Sayın Bayan, 1967-Sinekli Bakkal, 1968-İngiliz Kemal, 1970-Dikkat Kan Aranıyor, 1973-Güllü Geliyor Güllü, 1974-Yalnız Adam ve 1978-Yüz Numaralı Adam sıralanabilir.

suleyman_turan7   suleyman_turan13   suleyman_turan3suleyman_turan2   suleyman_turan14   suleyman_turan6