Arama:

Etiket Bulutu







‘asker’

Refah Gemisi Faciası

24.07.2013



1939 yılında, II.Dünya Savaşı’nın başlamasından önce İngiltere’ye 4 Denizaltı ve 4 Muhrip sipariş edilmiştir. Aynı yıl kızağa konulan denizaltıların 1941 yılında inşalarının tamamlanması aşamasında; çıkış deneyimlerine nezaret edecek subaylar ile bu gemileri teslim almak üzere görevlendirilen Subay, Astsubay ve Er’lerin Mersin’den deniz yolu ile İskenderiye’ye, oradan da Afrika üzerinden İngiltere’ye gitmeleri planlanmıştır.

Bu maksatla görevlendirilen REFAH Şilebi; 28 kişilik mürettebat, Denizaltıcı; 19 Subay, 63 Astsubay ve 68 Er ile İngiltere’de havacılık eğitimi görecek 1 Hava Subayı ve 20 Hava Öğrencisi olmak üzere toplam 199 personel ile 23 Haziran 1941 tarihinde Mersin’den İskenderiye’ye hareket etmiştir. Savaşta tarafsız olduğumuzdan, REFAH’ın güvertesine ve bordalarına Türk Bayrağı bandajı yapılmış ve bu bayraklar reflektörlerle aydınlatılmıştır.

REFAH Gemisi, Mersin’den hareketinden 5 saat sonra 22.30’da torpido ile vurularak ağır hasara uğratılmıştır. Makineleri ve telsizi hasar gören REFAH’ın dış dünya ile irtibatı kesilmiştir. Tahlisiye filikalarından, suüstünde kalabilen sadece 1 adedine; 4 Deniz Subayı, 1 Hava Subayı, 4 Hava Öğrencisi, 15 Deniz Astsubayı, 5 Deniz Eri ve 3 gemi personeli olmak üzere toplam 32 kişi binebilmiştir. 4 saat su üzerinde kalabilen REFAH, gecenin karanlığında sulara gömülmüştür.


Facia’dan 36 saat sonra filika ile Karataş Mevkine çıkabilen 28 personel, geminin battığını bildirmişler ve REFAH’ın battığı, ancak 36 saat sonra öğrenilebilmiştir. Havadan ve denizden yapılan aramalarda sal üzerindeki 4 personel 72 saat sonra kurtarılabilmiş, bu faciada 167 personelimiz şehit olmuştur

Potemkin Zırhlısı

20.07.2010

potemkin

Rus-Japon savaşı sırasında yenilgiye uğrayıp zayıf düşen Çarlık ordusu, köylü ayaklanmalarını bastırması sırasında daha da güçsüz duruma gelir. Askerler arasında da hoşnutsuzluklar artmaya başlar. Bunun yanında çarlık subayları, gemi mürettebatına sürekli baskı yapar, mürettebatın yatma yerleri, yedikleri, içtikleri ve çalışma koşullarının dayanılmazlığının yanında subayların bu davranışları da işi katlanılmaz boyutlara taşır. 27 Haziran 1905’te Potemkin Zırhlısı’nda bir isyan patlak verir.

Bu isyan denizciler ve askerler arasındaki hoşnutsuzluğun ilk yığınsal belirtisi olur. Mürettebat potemkin zırhlısına kızıl bayrağı çeker ve ardından işçi grevlerinin yoğun olduğu Odessa’da demirler.
Daha sonra ayaklanmayı bastırmak üzere gönderilen savaş gemilerinde denizciler, ayaklananların üzerine ateş açmayı reddeder ve böylece Potemkin Zırhlısı’nın ayaklanması daha da güçlenir. Fakat Potemkin Zırhlısı’nın ayaklanmasına Karadeniz donanmasının diğer gemileri katılmaz. Erzak ve yakıtı azalan Potemkin Zırhlısı Romanya kıyılarına yanaşarak, Romanya hükümetine teslim olur. Böylece zırhlıda ki ayaklanma yenilgiyle sonuçlanır.

Potemkin Zırhlı’sının ayaklanması Çarlık ordu ve donanmaları arasında başlayan ilk devrimci ayaklanmaydı. 27 Haziran 1905’te Çarlık rejimine karşı Potemkin Zırhlısı ayaklanması, Ekim Devrimin bir provası haline gelmişti. Ekim Devrimi’nin ardından bu ayaklanmayı anlatan Potemkin Zırhlısı filmi çekilir.

potemkin2

Potemkin Zırhlısı filmi;
Özgün adı Bronyenosyets Potyomkin olan film Türkiye’de ilk kez 16 Ekim 1967’de Türk Sinematek Derneği’nde gösterilmiştir. Rusya’nın ve Avrupa’nın en eski ve büyük film stüdyosu olan Mosfilm tarafından yapılan filmin yönetmeni Sergei Eisenstein’dır. Yönetmenin ikinci filmi olan Potemkin Zırhlısı konusunu Potemkin Zırhlısı Ayaklanması olarak bilinen gerçek bir olaydan almıştı. Filmde, 1905 yılında Rusya’nın Karadeniz filosuna bağlı Savaş Gemisi Potemkin’de dayanılmaz yaşama şartlarından bezmiş mürettebatın Çar rejimine bağlı subaylara karşı başlattıkları bir ayaklanmanın sonunda gemiyi ele geçirmeleri ve sonrasında gelişen olaylar dramatize edilerek anlatılmıştır.

“Potemkin Zırhlısı Ayaklanması” 1917’de gerçekleşecek olan Ekim Devrimi’nin bir provası niteliğinde olduğu için film, 1925 yılında Sovyet hükümeti tarafından bir devrim propagandası filmi olması için özellikle ısmarlandı.

Potemkin Zırhlısı tüm zamanların en etkileyici filmlerinden biridir ve 1958 yılında Belçika’nın Brüksel şehrinde açılan Dünya Fuarında “tüm zamanların en büyük filmi” olarak ilan edilmişti.

Menemen olayı

02.06.2010

kubilay

Menemen Olayı yada Kubilay Olayı, 23 Aralık 1930 günü İzmir’in Menemen ilçesinde öğretmen-yedeksubay
Mustafa Fehmi Kubilay’ın ve yardımına koşan bekçiler Hasan ve Şevki’nin bir grup meczup tarafından şehit edilmesiyle başlamış, ardından kurulan Divanı Harp’te de olayın failleri olarak yargılanan sanıklara çeşitli cezalar verilmesiyle sonuçlanmış bir olaylar zincirini içerir.

Olaylar Menemen’de cereyan ettiği için Menemen Olayı da denmektedir, ancak çoğu Menemen dışından belli bir grubun faili olduğu olay için ilçenin bütününün isminin kullanılmaması daha doğrudur.

Siyasi bağlamda da Kubilay Olayı, 1930’da Ali Fethi Okyar tarafından Atatürk’ün tavsiyesiyle kurulmuş olan ve 17 Kasım 1930’da kendi kendini fesheden, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci ana muhalefet partisi Serbest Fırka’nın 99 günlük varlığı ile bir arada değerlendirilmektedir.

Mustafa Fehmi Kubilay (baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep) Giritli bir ailenin çocuğu olarak 1906 yılında dünyaya geldi. Öğretmenlik eğitimini tamamladıktan sonra 1930 yılında Menemen’de yedeksubay sıfatıyla askerlik görevini yapmaktaydı.
kubilay3

23 Aralık 1930 sabahı Menemen’de cereyan eden tuhaf hadiseler genel anlatıma göre şu seyri izlemiştir: Sabahın erken saatlerinde, çember sakallı, başlarında sarık, sırtlarında cüppe, Manisa’dan o gün gelmiş dördü silahlı altı meczup, belediye meydanında tekbir getirerek gezinmeye başladı. Bazı kaynaklar içki ve uyuşturucu tesirine atıfta bulunmakta iken, sanıklardan Sütçü Mehmet Emin sonradan ifadesinde Nakşibendilik tarikatına mensubiyet göndermelerinde bulunmuş, Manisa’da vaazında bulundukları hocaları saymıştır. Grup “biz şeriat ordusuyuz” diyerek Menemen Müftü Camiine girmiştir. Elebaşı ” Giritli Derviş Mehmet” (başka bir deyişle Kubilay’ın hemşerisi) olup, yanında da Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet Emin, Nalıncı Hasan, Küçük Hasan vardı. Derviş Mehmet camide namaz kılanlara kendini ” Mehdi” olarak tanıttı ve dini korumaya geldiklerini söyledi. Arkalarında 70 bin kişilik Halife ordusu olduğunu, öğle saatlerine kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceği gibi tebligatlarda bulundu. Camideki yeşil bayrağı alıp önce uzun bir sopaya takarak, sonra da Menemen şehir meydanında kazdıkları bir çukura diktiler. Bayrağın çevresinde dönmeye, tekbir getirmeye, zikretmeye ve “Şapka giyen kafirdir! Yakında yine şeriata dönülecektir.” diye bağırmaya başladılar. Bayrağın altından ahaliden bazı kişileri (bir fabrikada çalışan Hayimoğlu Jozef de dahil) geçirdiler. Kasabaya halife ordusunun geleceği iddiası saf insanları korkuttu. Biraz tezahürat bile topladılar.

Olayların ilçedeki askeri birlikte duyulmasıyla, bir bilgiye göre, alay komutanı yedeksubay Kubilay’ı bir manga askerle birlikte olay yerine gönderdi; başka bir bilgiye göre ise Kubilay sadece meydandan geçmekteydi. Askeri birlik sevki senaryosunda Kubilay ve askerlerin silahlarında mermi bulunmamakta olup, süngü takmışlardı. Kubilay, askerlerini meydan girişinde bırakarak, nümayişçilerden teslim olmalarını istedi. O anda gruptan açılan ateş sonucu yere düştü. Meydandan geçmekte olduğu senaryosunda, Kubilay üniformasının kendisini koruyacağına güvenerek tahrikçilere tek başına yaklaşmış ve Derviş Mehmet ile tartışmaya başladı, hatta bir tokat aşketmiş ve bunun üzerine Derviş Mehmet tarafından vurulmuştur. Görgü tanıklarının genellikle doğruladıkları üzere, Kubilay yaralı halde cami avlusuna sığındıysa da, Derviş Mehmet ve arkadaşları peşisıra geldiler. Derviş Mehmet, çantasını açıp testere ağızlı bağ bıçağını çıkardı ve yaralı yedeksubay Kubilay’ın başını oracıkta gövdesinden ayırdı. Kesik başı yeşil bayrağın sopasına dikmeye çalışırlar ancak bir türlü başaramazlar. Birisi ip getirir ve Kubilay’ın başı yeşil bayrağın dikili olduğu sopaya iple bağlanır.

Olay yerine yetişen Bekçi Hasan ateş edip gruptan birini yaraladı. Ancak açılan ateş sonucu o da şehit düştü. Arkadaşının yardımına koşan bekçi Şevki de açtığı ateş sonucu şehit düştü. Birkaç dakika içinde üç şehit verilmiş, bir baş kesilmişti.

Bu aşamada askeri birlik yetişir. Komutan “Teslim olun!” diye bağırır. Ancak olay çatışmaya dönüşür ve askeri birlik ateş eder. Göstericilerden Derviş Mehmet de dahil bazıları yere serilirken, bazıları kaçar. Daha sonra hepsi birden yakalanır.

Kubilay Olayı, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin 1925’deki Şeyh Sait İsyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayıdır.

Devlet sert tepki göstedi.
27 Aralık 1930 günü Dolmabahçe Sarayı’nda Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında bu konuda bir toplantı yapıldı. Kaynakların ifadesine göre, Atatürk, Kubilay Olayına çok kızmıştı. Daha birkaç yıl önce Yunan İşgalinin acılığını tatmış bir muhitte bu olayın meydana gelmesi üzerine, bazı kaynaklara göre, ilçenin haritadan silinmesini emretti. Ertesi gün de, “Böyle emirler verirsem, uygulamayın, sonra bir daha sorun”, dedi. Ancak olayın niteliği ve cereyan ediş şekli nedeniyle çileden çıktığı muhakkaktır. 28 Aralık 1930’da orduya gönderdiği başsağlığı telgrafında, “Mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkar bulunmalarının bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadise” olduğunu belirtti.

31 Aralık 1930 günü Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir’in merkez ilçelerinde 1 Ocak 1931’den itibaren 1 ay süre ile Fahrettin Altay komutasında sıkıyönetim ilan edilmiş ve 1. Kolordu Komutan Vekili General Mustafa Muğlalı başkanlığında bir Divanı Harp kurulmuştur. 7 Ocak 1931’de bu kez İzmir’de yine Mustafa Kemal Paşa başkanlığında ikinci bir toplantı yapıldı. Olaya doğrudan veya dolaylı katılan 105 sanık (anayasayı cebren tağyir, eyleme iştirak, azmettirme veya Mehdi Mehmedin Mehdiliği için harekete geçtiğini bildikleri halde zamanında Hükümete haber vermedikleri ve tekkelerin seddinden sonra ayini tarikat icra ettikleri suçlamalarıyla) 15 Ocak 1931’dan itibaren Divanı Harp’te yargılanmaya başlandı, 24 Ocak 1931 günü iddianame okundu ve 29 Ocak 1931 günü mahkeme 36 (ölmüş olan bir sanık ile 37) kişinin idama mahkum edilmesine, 40 kişinin sorumsuzluğu nedeniyle salıverilmesine, 27 sanığın beraatine, 41 kişiye çeşitli hapis cezaları verilmesine hükmetti ve karar Meclis’in onayına sunuldu. İdam hükümlülerinin 6’sının yaşı küçük olduğundan, onların ölüm cezaları ağır hapse çevrildi. T.B.M.M. Adalet Divanı ayrıca iki idamlığın cezasını 2 yıl hapse çevirdi.

Kalan 28 sanık, 3 Şubat 1931 gecesi Menemen’de idam edildi. Bazıları Kubilay’ın başının kesildiği yerde asıldı. Mahkumlardan biri idam sehpasının önünden kaçabildi. İki hafta sonra yakalandı ve ertesi gün idam edildi. Olayın hemen ardından Menemen’de devrim şehidi iki bekçi ve Kubilay adına anıt dikildi. Anıtın üzerinde şöyle yazar:

kubilay2

“İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz.”

Sıkıyönetim, 28 Şubat 1931’de Manisa ve Balıkesir’den, 8 Mart 1931’de de Menemen’den kaldırıldı.

57.Alay (Şehitler Alayı)

22.05.2009

57alay


Çanakkale Muharebeleri nde, dillere destan olan Türk birliklerimizin gösterdigi kahramanlιk hikayesinde bir Alayιmιzιn ayrι bir yeri vardιr.Bu Alay; 19. Tümen’in 57.nci Alayι olup Atatürk’ün Büyük Nutkunda sözünü ettigi, Arιburnu Muharebelerinde tümü şehit düsen ünlü Şehitler Alayιdιr.

25 Nisan 1915 günü saat 02:45’de muharebe gemilerinin ve muhriplerin korunmasιnda Türk kιyιlarιna yaklaşan Avusturalya Tümeni’nin bir tugayιnι tasιyan çιkarma araçlarι, hesapta olmayan bir akιntι nedeniyle kuzeye sürüklenerek, saat 04:30’da kumluk bir kιyι (Kabatepe Bölgesi) yerine, sarp bir kιyι olan Arιburnu Bölgesine çιkarma yaptι.

Bu bölgede 27 nci Türk Alayιnιn 2 nci Taburu vardι; çιkan kuvvetlerin karsιsιndaysa, bu taburun yalnιz bir bölügü bulunuyordu. Durumu haber alan ve izlemeye baslayan 5.nci Ordu 19.ncu ihtiyat Tümeni Komutanι Kurmay Yarbay Mustafa Kemal, herhangi bir emir almadιgι halde, 57.nci Alayι bir dag bataryasιyla takviye ederek karsι taarruz için Arιburun Bölgesine yöneltti; Eceabat Bölgesinde bulunan 27.nci Alayιn büyük kιsmιnι da, çιkarma bölgesine yanastιrdι. Bu tedbirleri yerinde bulan 5.nci Ordu Komutanι, 19.ncu Tümenin diger alaylarιnιn da müteakip karsι taarruzlara katιlmasιnι kabul etti.

Kιyιya çιkan ingiliz ve Fransιz kuvvetleri, yapιlan karsι taarruz sonucu çekilmeye baslayarak; geriden gelen kuvvetlerin yardιmι ve deniz kuvvetlerinin etkili ates destegiyle, Kanlιsιrt batιsι -Sivritepe -Merkeztepe Yükseksιrt hattιnda tutunabildi. Donanmanιn büyük ates destegiyle 25 Nisan 1915 saat 05.30da Seddülbahire çιkarmaya baslandι. ilk hedef olarak Alçιtepe ele geçirilecekti. Mehmetçigin ölüm pahasιna savundugu Serçetepe, Kanlιsιrt ile tek ikmal yolu olan Sarapnel Vadisinde tamamen hakim olmak Türkler ve ingilizler için önemli idi. Her iki taraf da elinde bulundurmayι istiyordu. Bundan dolayι burada çok kanlι çarpιsmalar oluyordu. Bu savaslarda her iki taraf da birbirlerine birkaç metre mesafeye kadar yaklasιyordu.

(more…)

Mehmet…

22.05.2009

 mehmetcik

Mehmet evine dönmeden önce, istanbul’da bulunan anne babasιna telefon açtι. 

’Sevgili anne ve babacιgιm, sonunda eve dönüyorum ama birsey sormak istiyorum. 

Bir arkadasιmι da beraber eve getirebilir miyim? ’ 

’Tabii ki’ diye cevapladιlar. ’Onunla tanιsmaktan mutluluk duyarιz.’ 

‘Ama bilmeniz gereken birsey var.’ diye devam ettit Mehmet,  ‘O savasta agιr yaralandι. Kara mayιnιna bastι ve bir kolu ile bacagιnι kaybetti.   

Baska gidecek hiçbir yeri yok. Onun bize gelmesini ve bizimle yasamasιnι istiyorum’. Dedi. 

’Bunu duyduguma çok üzüldüm oglum, belki kalacak baska bir yer bulmasι için ona yardιmcι olabiliriz’ dediler.

Mehmet ‘hayιr, onun bizimle yasamasιnι istiyorum’ der. 

‘Oglum,’ dedi babasι, ’sen ne istediginin farkιnda degilsin. Böyle büyük bir sorunu olan birisi bizi çok rahatsιz eder.   

Bizim kendi hayatιmιz var ve böyle farklιlιga izin veremeyiz. Bence sen eve gelmeli ve bu çocugu unutmalιsιn.   

O kendi yasamιnι devam ettirmenin bir yolunu bulacaktιr.’dedi.

O andan sonra, Mehmet telefonu kapattι. Anne ve babasι ondan baska bir söz duymadιlar…

Birkaç gün sonra, istanbul polisinden bir telefon geldi. Ogullarιnιn bir binadan düserek öldügünü söylediler. Polise göre intihardι.

Anne ve baba buyük bir üzüntüyle uçaga binerek ogullarιnιn teshisini yapmak için, atladιgι ildeki devlet hastanesinde bulunan teshis morguna gittiler.

Mehmet’i teshis etmislerdi. Ama gözleri fal tasι gibi açιlarak… ,

Bilmedikleri bir seyi fark ettiler.

Mehmet’in bir bacagι ve bir kolu yoktu…