Arama:

Etiket Bulutu







‘at’

Kımız ın ‘ötelerden gelen’ efsanesi..

23.05.2010

kimiz

Orta Asya’dan dünyanın birçok yerine dağılan ve geriye asla dönmeyen bir millet Türkler.
Sevinçlerini, hüzünlerini, aşklarını ölüleri ile birlikte Orta Asya’nın ucsuz bucaksız bozkırlarına gömüp,
yeni sevdalanacak toprakların peşine düşen Türk milleti, yanlarında ister istemez hep acıyı da taşımışlar. Bu acı kendi içinde nice ermişler, erenler ve büyük alimler çıkmasına vesile olmuş.
Zira, sevgiler tembeldir, acılar üretken.
Göçlerle birlikte taşınan acıların üretken olduğunu biraz sonra okuyacağınız bir Doğu Türkistanlı’nın yaşam serüveninde daha iyi anlayacaksınız.
Doğu Türkistan’dan Kemalpaşa’ya taşınan otağı ve kımızı ile bir yaşam öyküsü bu.
Türkiye’de ilk ve tek olan bir vadiden söz edeceğiz aynı zamanda.

Yıl 1935. Henüz Çinliler Doğu Türkistan’ı işgal etmemiş ve bu topraklarda yaşayan insanlar, ileride görecekleri büyük acılardan habersiz mütevazı hayatlarını sürdürüyorlardı.
Şirzat Doğru hayata gözlerini tam da bu sırada açar. 14 yıl boyunca ülkesinde mutlu bir çocukluk dönemi yaşar.
Ancak sene 1949’u gösterdiğinde büyük felaket baş gösterir ve doğudan Çinliler, batıdan Ruslar bu ülkeyi işgale girişir.
Üç koldan karşı atak geliştiren Kazaklar, karşı tarafın çok güçlü ve donanımlı olmasından dolayı topraklarını terk etmekten başka bir çare bulamazlar.
Şirzat Bey ve ailesi, Alibeg Hakim önderliğinde gözleri yaşlarla dolu olarak yola koyulur.
Üç kız kardeşini ve vatanını geride bırakmak zorunda kalmıştır, Şirzat Bey.
Geriye dönüp onları almalarına imkan yoktur tıpkı anılarını almalarının mümkün olmadığı gibi.

Büyük bir göç başlamıştı Doğu Türkistan’dan. Düşmanlardan kaçan yüzbini aşkın insan önce Taklamakan Çölü’ne vurdu kendilerini.
Çölde onbinlerce kişi yaşamını yitirdi. Hayatta kalanlar ise geceleri yanlarında götürdükleri hayvanları keserek kanlarını içiyorlardı.
Bu sayede gerek su, gerekse vitamin ihtiyaçlarını karşılıyorlardı.

Taklamakan Çölü’nü çok zorlu ve acılı bir şekilde geçen Doğu Türkistanlılar ve Şirzat Bey ikinci büyük engel olan Himalaya dağlarına yöneldiler.
Yükseklere tırmandıkça insanlar şişip, patlayarak ölüyorlardı. Şirzat Doğru, “5 yaşındaki çocuklar 80, 90 kg. kadar oluyorlardı.
Daha sonra ise bu yavrular patlıyor yaşamlarını yitiriyorlardı” diyor.
Bu hastalıkla nasıl mücadele edeceklerini oranın yerli halkına sorduklarında önce kulaklarına inanamadılar ama yapacakları başka birşey de yoktu.
‘Alkol içmelisiniz. Alkol yoksa birbirinizin idrarını için’ diyordu oranın yerlisi. Hayatta kalmak esastı. Alkol yoktu bu göçebe insanlarda.
İkinci şıkkı uygulamaktan başka çareleri de.

İki sene yaya olarak süren bu zorunlu göç nihayet Himalayalar’ı aştıktan sonra bitmişti.
Hindistan’da iki yıl kalan Şirzat Bey ve onlarla hareket edenler buradan Türkiye’ye Kızılhaç’ın yardımı ile 1954 yılında gelirler.

Yazının devamı için »

Kompozisyon ödevi

09.10.2009

horse-farm

Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası..

Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi.

Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi..
İki gün sonra ödevi geri aldı.
Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir “0” ve “Dersten sonra beni gör” uyarısı vardı.

“Neden “0” aldım?” diye merakla sordu hocasına çocuk..
“Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal” dedi, hocası..
“Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun.
Kaynağınız yok.
At çiftliği kurmak büyük para gerektirir.
Önce araziyi satın alman lazım.
Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor.
Bunu başarman imkansız” ve ekledi:
“Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm.”

Çocuk evine döndü ve uzun düşündü. Babasına danıştı.
“Oğlum” dedi babası
“Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!.”

Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir degisiklik yapmadan geri götürdü hocasına..

“Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin” dedi.. “Ben de hayallerimi. .”