Arama:

Etiket Bulutu







‘atıf yılmaz’

Ayhan Işık

18.11.2010



Asıl adı Ayhan Işıyan olan oyuncu altı çocuklu bir ailenin son çocuğu olarak İzmir’in Konak ilçesinde dünyaya gelir. Altı yaşındayken babasını kaybeden Işık öğreniminin bir kısmını İzmir’de bir kısmını ise abisinin üniversite tahsili için annesi ve kardeşleri ile geldikleri İstanbul’da tamamlar. Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümündeki öğrenimi sırasında bir süre Bab-ı Ali’de ressam olarak çalışır fakat 1952 senesinde Yıldız Dergisi’nin açtığı yarışmaya girmesiyle resim hayatındaki geri planına itilerek sinemaya doğru yönelişi başlar. Yarışmayı birincilikle kazanarak sinemaya geçer. Bir sene sonra, 1953 senesinde ise Güzel Sanatlar Akademisi’den mezun olur.

İlk filminde şair, senarist ve yönetmen Orhon Murat Arıburnu ile gerçekleştirdiği çalışmanın ardından, ikinci filminde Türk Sineması’nda Geçiş Dönemi’ni bitiren ve Sinemacılar Dönemi’ne giriş yapıtı olarak kabul edilen Ömer Lütfü Akad’ın Kanun Namına filmiyle büyük ün kazanır. Yaşamının ilerleyen dönemlerinde resim çalışmalarına ara ara devam etse de sinema artık birinci önceliği haline gelmiştir. Ömer Lütfü Akad ile 1950’lerde İngiliz Kemal, Katil, Öldüren Şehir, Vahşi Bir Kız Sevdim, Kardeş Kurşunu filmlerini, Atıf Yılmaz ile Şimal Yıldızı, Osman Seden ile de 1957’de Bir Avuç Toprak filmini yapan Işık 1959 yılında Hollywood’a giderek şansını bir de orada denemek ister. Fakat orada çalışamaz.

Işık 60’ların başında Vedat Türkali’nin senaryosunu yazdığı Otobüs Yolcuları filmiyle Yeşilçam’a dönüş yapar. Arkasından Akad ile son çalışması olacak olan ve Orhan Kemal’in bir romanından yine Vedat Türkali’nin senaryolaştırdığı Üç Tekerlekli Bisiklet filmini çevirir. Işık yine bu dönemlerde çevirdiği Küçük Hanım seri filmleri ile de halk tarafından oldukça beğenilir ve devam eden dönem içerisinde ‘ Taçsız Kral ‘ ünvanını kazanır. 1970’ li yıllarda yeni bir moda rüzgarıyla film yıldızları peş peşe sahneye çıkmaya, plaklar doldurmaya başlar. Kendisi de bu modaya uyar ve Münir Nurettin Selçuk’tan dersler alarak Klasik Türk müziği dalında sahneye çıkar ve bir tane 45’lik plak doldurur. Birçok tarzda, yeteneğiyle göz doldurmayı başaran Işık sinemada dram , politik , romantik , komedi , macera ve diğer tarzlarda örnekler sunar. 140 kadar film çevirir. 1975’den itibaren yapımcı, yönetmen ve senarist olarak Türk sinemasına katkıda bulunan Işık bu senelerde İtalyan yapımcılarla yaptığı ve başrolünü de Klaus Kinski ile paylaştığı La Mano Che, Nutre La Morte ve Le Amanti Del Mostro filmlerini yapar. Filmler İtalya’da ve Avrupa’nın bazı ülkelerinde vizyona girer fakat Türkiye’de sansüre uğrar ve türk seyircisiyle hiçbir zaman buluşamazlar.

13 Haziran 1979’da İstanbul’da evinin balkonunda güneş çarpmasına bağlı beyin kanaması geçiren Ayhan Işık, hastaneye kaldırılsa da kurtarılamaz ve üç günlük koma sürecinin sonunda vefat eder. Zincirlikuyu Mezarlığı’na gömülür.

kaynak : wikipedia


            

Füsun Demirel

18.11.2010

fusun_demirel3

20 Ağustos 1958 Ankara doğumlu tiyatro ve sinema oyuncumuz, özellikle Züğürt Ağa, Uçurtmayı Vurmasınlar ve Büyük Adam Küçük Aşk gibi filmler ile Sıdıka ve Şaşıfelek Çıkmazı gibi dizilerdeki rolleriyle tanınır.
Perugia Dil Üniversitesi (1976) ve Roma Dramatik Sanatlar Akademisi tiyatro bölümünden mezun olan (1980) sanatçı, 1980’de Almanya Berlin Kollektiv Theater’da Vasıf Öngören’in yazıp yönettiği Zengin Mutfağı oyunuyla sanat hayatına başladı.
Çevre Tiyatrosu, Dormen Tiyatrosu, Devekuşu Kabare, Dostlar Tiyatrosunda çalıştı. 1984 yılında Atıf Yılmaz’ın Bir Yudum Sevgi filmi ile tiyatrodan sinemaya geçiş yaptı. Oyunculuğunun yanı sıra, iyi derecede İtalyanca, İngilizce, Almanca bilgisine dayanarak çevirmenlik yaptı ve Nobel ödüllü ünlü İtalyan tiyatro yazarı Dario Fo ile Franca Rame’nin toplam 27 oyununu Türkçeleştirdi.
Füsun Demirel 1996 yılında ÇASOD başkanlığı yapmıştır.

fusun_demirel4 fusun_demirel2 fusun_demirel6fusun_demirel11 fusun_demirel41 fusun_demirel5

Hüseyin Peyda

18.11.2010

huseyin_peyda81

1922’de Urfa’da doğdu. Asıl adı Hüseyin Örmen’dir. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümünde bir süre okuduktan sonra Türkoğlu adlı bir dergi çıkardı. Çeşitli işlerde çalıştıktan sonra sinemaya oyuncu olarak girdi. Oynadığı bir çok filmde, sigarayı serçe parmağının arasına sıkıştırarak tutan, renkli gözlü, kötü karakterlerin değişilmez oyuncusu oldu. Hain, gaddar, sinsi, zalim mafya babası rolleri oynadı. Karizmatik sakalı ve tavırlarıyla tam bir karizma abidesiydi. Bastonu ise bu abideyi taçlandırıyordu. Kendi kendine yarattığı bu karakter ile tanındı. Kazandığı paralarla kendi filmlerini yönetmeye başladı. Aynı zamanda bu filmlerde oynuyordu. Kendi adına 3 film şirketi kurdu.

1950 yılında yönetmenliğini, senaristliğini, prodüktörlüğünü ve başrol oyunculuğunu kendisinin yaptığı “Söyleyin Anama Ağlamasın” filmiyle yönetmenliğe başladı. Mezarımı Taştan Oyun filmi ile büyük sükse yaptı. 14. Antalya Film Festivalinde “Kara Çarşaflı Gelin” filmindeki rolü ile en başarılı yardımcı erkek oyuncu seçildi.

Sinemadan kazandığı paralarla Şehremini’de lahmacun salonu açtı. 31 Temmuz 1990 tarihinde, İstanbul’da, Akciğer Kanseri nedeniyle öldü.


Hülya Koçyiğit’in sanatçımız ile ilgili anısı;
“Bir defasında ‘Rabia Hatun’ filminin Yedikule zindanlarında çektiğimiz bir sahnesinde, kör olma tehlikesiyle karşılaştım.
Kullandığımız ark lambaları ultraviyole ışınları yayıyordu. Ancak, önünde cam olduğu ve ışınların zararını önlediği için kullanabiliyorduk. Cam kırılmış, ultraviyole ışını direk olarak gözümüze gelmiş. Rahmetli Hüseyin Peyda ve ben, birimiz sol gözümüzü, birimiz sağ gözümüzü kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kaldık. Üç gün bir şey göremedim.
Büyük panikler geçirdim, çok korktum. Hatırlamak bile istemiyorum, epey bir tedaviden sonra görebildim. Maalesef Hüseyin Peyda gözünü kaybetti. İş kazası deyip geçtik, sigorta yok, herhangi bir güvence yok”

Fatih Arslan ın anısı;
“Yıl 1990 Selçuk Şirince köyünde Sevgili Kemal Bilbaşar’ın “Başka Olur Ağaların Düğünü” adlı romanından uyarladığım TRT Televizyonu dizisini çekiyorum. Kimler yok ki? Sinemamızın devleri…Artık bu gün çoğu aramız da yok! Erol Taş, Hüseyin Baradan, Salih Kalyon, Hüseyin Peyda, Nurhan Nur, Nilüfer Aydan, Seren Serengil, Mehmet Aslantuğ, Toygun Ateş, Selma Tarcan ve birçok genç yetenek. Tek endişem Hüseyin Ağabeyin rahatsızlığının onu çalışamayacak duruma getirmesi .Bu yüzden bütün ekip onu el üstünde taşıyoruz. O da bunun farkında ve bütün gücüyle direniyor. Ekipçe herkesin içinde olduğu bir sahnenin çekileceği günün sabahın da aldığım bir haberle yıkılıyorum. Hüseyin Ağabey kalp krizi geçiriyor. Kuşadası’nın olanakları ile ilk müdahale yapıldıktan sonra,onu İzmir’e nakletmemiz gerekiyor. İzmir’i bir birine katıp en iyi olanakları sağlıyoruz. Ambulans da elinden tutuyorum. O güzel yeşil gözleri hafif buğulu ben de geliyorum diyorum. Hayır filim ne olacak diyor. Bakışları içimi deliyor. Senaryo da allak bullak olacak diyor. Hayır diyorum sen merak etme ben hallederim. İzmir çekimlerinde katılırsın bize… Başını iki yana sallayarak, o güzelim sesi ile kısmet diyor evlat kısmet… O bakışını hiç unutamıyorum… Elini öpüyorum… Ambulans hareket ediyor…Yapımcı arkadaşım Teoman Ergün’le kucaklaşıp ağlıyoruz…
Şirince çekimleri bittikten sonra İzmir’e gelişimiz de ekip olarak hemen hastane ye koşuyoruz. Bizi görünce nasıl mutlu oluyor. Baş ucunda Benim ve eşim Canan’ın birlikte fotoğrafımız, Beni bir kez daha deliyor.
Hüseyin Ağabey ile bir daha set de hiç olamıyoruz. Çekimler bitiyor. Film yayına hazır. Hüseyin Peyda’nın adını jenerikte diye veriyorum ve diziyi onun güzel yüzünde bitiriyorum. Son bölüm yayımlandıktan sonra telefonla arıyor ve şunları söylüyor…
“Evlat yıllardır bu işi yapıyorum, çok para ve şöhret edindim, ama hiç bu kadar mutlu olmadım. Kimse bana bu kadar saygılı ve sevgili olamadı. İkincisi, tamamlayamadığım rolüme rağmen jenerikte beni verdin. Üçüncüsü de diziyi benim yüzümde bitirdin.. Eee bir eski aktör için daha ne yapabilirdin ki??
Canım Ağabeyim diyorum; Sen den o kadar çok şey öğrendim ki, bu yaptıklarım onların yanın da hiç bir şey. Ama sıkı dur, daha yapacaklarımız var diyorum…
Tamam evlat diyor, kısmet’se ben hazırım . Boğazım yanıyor ağladığımı ona hissettirmemeye çalışıyorum… O yine kısmetse diyor, evlat kısmetse…
Bir daha kısmet olmuyor onun güzel gözlerine bakabilmek, uçup gidiyor bütün hafifliğiyle ve bütün sinema birikimiyle…Nur içinde yat Hüseyin Ağabey. Seni yakından tanımak onuru bana nasıl yetti bilemezsin. Ah sen ve senin gibilerin değerini bir bilsek bilebilsek…”

huseyin_peyda17 huseyin_peyda1 huseyin_peyda111huseyin_peyda15 huseyin_peyda131 huseyin_peyda62

Lale Belkıs

17.11.2010

lale_belkis3

1940 yılında Durmaz ailesinin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi Belkıs. Savaş sonrası yıllarda geçti çocukluğu. Kamuran ve Gönül Akkor kardeşlerle birlikte, babasının evlerinin bahçesine sığınak olarak yaptığı ikinci evi, oyun evine dönüştürüp Âşık Veysel’in ‘Çiçeklerin Dili’ni oynarlardı. Çoğunlukla ‘Lale’ rolü Belkıs’ın olurdu. Yıllar sonra ‘Lale’ adını alacağını bilmeden şarkı söylemek, ayna karşısına geçip Vogue dergisinde gördüğü mankenler gibi poz vermek, çocukluğunda oynadığı oyunlardı.
Akşam Sanat Okulu’na devam ederken diktiği bir elbisenin notunu almak için sınava gittiği gün, öğretmenleri Beyoğlu Olgunlaşma Enstitüsü’ne devam etmesi gerektiğine karar verir. Akademi ya da konservatuar eğitimini düşünürken kendini Enstitü’nün koridorlarında bulur Belkıs. Aykırı görüntüsü ve güzelliği hemen fark edilir. Fransız yazar ve düşünür Georges Duhemer’in okulu ziyareti nedeniyle düzenlenen defilede mankenlik yapması istenir. Geleneksel kıyafetleri tanıtacak, hayatının ilk ipek çoraplarını da o gün giyecektir.
“Hiç tanımadığım, tuhaf duygular uyandıran, kandıran, baştan çıkaran, okşayan. Belkıs Durmaz’ın yeni bir yolun eşiğine getiren bir çift ipek çorap” diye anlatır bu duyguyu, yıllar sonra anılarını yazdığı ‘İpek Çoraplar’ adlı kitabında. Ve bu defile, ertesi gün bütün gazetelerde yer alır, onun fotoğrafları süsler sayfaları. Hayatını değiştirecek teklif de çok geçmeden gelir. Defilede giydiği bu kıyafetler iki aylık bir geziyle dünyanın pek çok ülkesinde sergilenecektir ve Belkıs’ın da bu kıyafetleri tanıtması istenir. Kardeşlerinin de yardımıyla babasından gizli olarak bu gemi yolculuğuna çıkar.
1954’te Sevim Burak, Hakkı Devrim, Orhan Boran, Özdemir Asaf’ın da aralarında bulunduğu dört yüz kişiyle çıktığı bu yolculuk 14 yaşındaki Belkıs’ın dünyasını değiştirecektir. Adını da. Müdire Refia Hanım ve Hakkı Devrim, hayran kaldıkları bu genç kadına, mankenlik kariyerine daha yakışacağını düşündükleri bir isim verirler: Turizm Kurumu’nun da sembolü olan ‘Lale’. Beyoğlu’nda manken Lale Belkıs rüzgârı esiyordur artık. İran Şahı, Kraliçe Elizabeth, Prenses Süreyya, Eisenhower Türkiye’ye geldiklerinde Lale Belkıs defilelere ilk çağrılan isim olur.
Bu dönemde ona aşık adamlar, oğluna onu isteyen anneler de çoğalır. Ama o, evliliği istemez; “Bu kadar çabalamıştım ve bunları evlilik için yapmamıştım” der.

Gelen film ve oyunculuk tekliflerine de hep ‘hayır’ der Lale Belkıs. Sonunda Lale Oraloğlu’nun ısrarlarına karşı koyamaz ve 1960’da Pangaltı Tiyatrosu’nda sahnelenen ‘Evlilik Dolabı’ oyununda İsveçli kadını oynamayı kabul eder. Eleştiriler olumludur. Cumhuriyet gazetesinden Lütfi Ay, “Böyle bir role pek uygun düşen cazip fiziği, serbest oyunu ve zarafetiyle Lale Belkıs Pangaltı Tiyatrosu’nun güzel bir keşfidir. Çok ümit verici bir istidattır” diye yazar.
Lale Oraloğlu da onun kadar ısrarcıdır. Onda gördüğü ışığa inanmıştır ve ona emek verir. Diksiyon dersleri, oyunculuk.
‘Ağaçlar Ayakta Ölür’, ‘Kötü Tohum’, ‘Kadınlar I-ıh Derse’ gibi pek çok oyunda rol alır.
Çıktıkları bir turnede Pekcan Koşar’la tanışır Lale Belkıs ve evlenirler. Bir oyunla başlayıp biten bir evliliktir ama bu. Grupla yollarını da ayırıp kendi tiyatrosunu kurar sonra. 1963’te Fitaş sinemasının bulunduğu binanın birinci katında bir saz salonunu tiyatroya dönüştürür. Kazandığı bütün parayı buraya yatırır ama Gong Tiyatrosu yalnızca iki oyun oynar, kapanır. Ama Lale Belkıs tiyatrodan kopmaz, daha da büyüyen açlıkla oyunculuğa devam eder ve başrollere uzanır.
Bir süre İpek Film Stüdyosu’nda dublaj yapar. Sophia Loren, Ava Gardner, Cahide Sonku’yu seslendirir. 1966’da ‘Ölüm Tarlası’ filminde oynayacak arkadaşı Kamuran Yüce’nin peşine takılır ve kumaş almak için gittiği Kilis’te ilk filminde oynar Lale Belkıs. Kilis’te geçen bir kaçakçılık hikâyesini anlatan ve yönetmenliğini Atıf Yılmaz’ın yaptığı filmin senaristi Yaşar Kemal ondan çok etkilenir ve Falcı Emine rolünü oynaması için ısrar eder. Sanki Yeşilçam onun gelmesini bekliyormuşçasına film teklifleri yağdırır Belkıs’a. Aynı yıl, ‘Bitmeyen Korku’ ve “Fatih’in Fedaisi” filmlerinde oynar. Bir yıl sonra, yine Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Harun Reşid’in Gözdesi” filminde Ajda Pekkan’ı kırbaçlayan kötü Butri rolündedir.
Yeşilçam ona ‘kötülük’ü vermiştir bir kere, geri almak da istemez. Batılı görüntüsü, sert yüz hatları ve kalın sesiyle Yeşilçam’ın kötülük anlayışına çok uygun düşer Lale Belkıs. Metin Erksan, Memduh Ün, Ertem Eğilmez, Ülkü Erakalın kötülük yapması için onu tercih ederler filmlerinde.
Hülya Koçyiğit-Ediz Hun, Emel Sayın-Engin Çağlar, Zeynep Aksu-Kadir İnanır gibi iyi kız-iyi oğlanları ayırması için oyuna dahil edilen ‘kötü kadın’ artık odur. Suna, Şermin, Firüzan, Reyhan adlı burjuva kötü kadınlarının yeni yüzüdür.
80’lerin ikliminden Yeşilçam’la birlikte Belkıs’ın filmografisi de olumsuz etkilenir. Yine de sinemadaki yolculuğu sürer. 1984 tarihli Atıf Yılmaz klasiği ‘Dağınık Yatak’ o dönemde rol aldığı filmlerin en önemlisidir.
Senaryosunu Murathan Mungan’ın yazdığı filmde sosyeteden Tiraje adlı kadını canlandıran Belkıs, Yeşilçam’ın ona sunduğu kadınların toplamını oynar sanki. İyiliğiyle kötülüğüyle bir kadındır o, olduğu gibi.

17 sene sonra, 2007’de yeniden beyazperdede göründüğünde artık tanıyamadığımız, imgelerimizi yerinden oynatan bir rolle çıkar karşımıza Lale Belkıs. Mahsun Kırmızıgül’ün yönettiği ve huzurevindeki yaşlıların trajik hayatlarını anlatan filmde eski pavyon şarkıcısı Jale’yi oynar.
Yeşilçam’ın kötü kadınlardan öcüdür sanki bu rol, Lale Belkıs elinden kadehini, dudağından alaycı gülümsemesini bırakmış, düzenle uyumunu sağlamış bir kadına dönüşmüştür. İdeal iyi, uslu kadınları değil uyumsuz kadınları oynamayı seçtiği, Yeşilçam sinemasında kötülüğü zarafetle taşıdığı, mankenlikten tiyatro ve sinema oyunculuğuna, müzikten resme pek çok sanat alanında kendine özgü bir duruş yarattığı ve 1961’de başlayan oyunculuk kariyerini bugünlere dek taşıdığı için Uçan süpürge Onur Ödülü Lale Belkıs’ın…

kaynak;
M. Uğur Yüksel

lale_belkis10   lale_belkis9   lale_belkis7lale_belkis13   lale_belkis4   lale_belkis5

Nurhan Nur

17.11.2010

nurhan_nur4

1930 yılında Elazığ’da doğan oyuncunun geçek adı Nur Gençsüer’dir.
Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nden mezun olan Nurhan Nur, 1950 ‘de
bir kumarbazın hayatını anlatan Nam-ı Diğer Parmaksız Salih filmiyle sinemaya geçti. Sinema oyunculuğunun yanı sıra bazı filmlerin kostümlerini çizdi.
1961’de “Dolandırıcılar Şahı” filmindeki rolüyle İzmir Fuar Festivali’nde ödül kazandı.
1964-69 yıllarında Salih Güney, Tuncel Kurtiz, Muzaffer Tema, Gülbin Eray gibi oyuncularla Gen-Ar Tiyatrosu’nda “Kaplan”, “Aşk Zinciri” gibi oyunlarda oynadı.
Bir dönem, yönetmen Atıf Yılmaz ile evlenip ayrıldı. Oyunculuk gücü yüksek ve soylu bir güzelliğe sahip olan Nurhan Nur, Türk sinemasında ses getiren Yılanların Öcü, Selvi Boylum Al Yazmalım, Susuz Yaz, Yaprak Dökümü, Maden gibi çok önemli filmlerde oynadı.
Oyuncu, 26 Mart 2017 ‘de aramızdan ayrılmıştır.


nurhan_nur6 nurhan_nur3 nurhan_nur11
nurhan_nur5nurhan_nur5nurhan_nur4

Pervin Par

17.11.2010

pervin_par1

23 Mart 1939’da doğan Pervin Par, ilkokulu bitirir bitirmez daha 13 yaşındayken ilk sevdiği erkekle evlenivermiş. Evliliklerinin beşinci ayında kocasının ihaneti sonucu ayrılmışlar. Ardından Alsancak’ta bir fotoğrafçının yanında işe girmiş ve burada uzunsüre kasiyerlik yapmış. Yine bir gün bavulunu topladığı gibi, artist olma hevesiye geldiği istanbul’da yılmadan, yorulmadan ne pahasına olursa olsun filmlerde oynamayı yerleştirmiş kafasına. Günlerden bir gün Atıf Yılmaz ile karşılaşmış.. Atıf yılmaz bu kızın — Sonradan uzun süre müşterek hayatları olacaktır — elinden tutmuş ve “Gelinin Muradı” ismini taşıyan filmde 1500 lira karşılığında baş rolde oynatmış. Bu filmin ardından Atıf Yılmaz yönetiminde 20 ye yakın filmde başrol oynadıktan sonra, yine bir sinema sanatçısı olan Mahir Özerdem ile evlendi. Bu evlilik süresince 5 yıl hiç bir filmde oynamadı. Biten evliliğin ardından yeniden beyaz perdeye dönerek yine Atıf Yılmaz ile filmler çevirdi. Yeşilçam’ın sıkıntılı dönemlerinde sahnelere olan göç dalgasına Pervin Par’da katılır ve soluğu doğruca sahnelerde alır. Fakat bu, acele verilmiş bir karardır ve başarılı olamaz.
Uzunca bir aradan sonra bir kaç reklam filmi ve sonrasında Yılmaz Duru nun çektiği 1976 yapımı Kader Torbası filminde, Yıldıray Çınar, Baki Tamer, Erol Taş gibi oyuncularla oynar.
1976-77 yıllarında Çeşme, Çırılçıplak ve Baskın gibi filmlerde rol aldıktan sonra sinemaya veda eden, bir zamanların Türk sinemasının sevilen, sayılan, taktir edilen ve aranılan yıldızı İzmir’e yerleşerek bir çiçekçi dükkanı açmıştır.

Sanatçımız, 30 Temmuz 2015’de aramızdan ayrılmıştır.

pervin_par3   pervin_par1   pervin_par6pervin_par5   pervin_par4   pervin_par2