Arama:

Etiket Bulutu







‘beyoğlu’

29.04.2012

turkiye13

Yeşilçam

10.12.2010

yesilcam

Beyoğlu semtinin ortasında herkesin bildiği meşhur İstiklal Caddesi vardır. Bir ucu Taksim’e, diğer ucu Galata Kulesi’ne kadar uzanan bu caddenin tam ortasında bir de kendi haline terkedilmiş küçük bir sokak bulunmaktadır. Bu sokak, Türk sinemasının yıllarca kalbi sayılmış, binlerce insana ekmek kapısını açmış, birçok ünlünün keşfedilmesine ön ayak olmuş Yeşilçam Sokağı’dır.

CHP iktidarı döneminde, 1948 yılında Belediye Gelirler Kanunu’nda, yerli filmler için %75 olan vergi, %25’e düşürülünce, para kazanma olasılığını gören yapımcılar, şirket yazıhanelerini yeşilçam sokağına kurmaya başlarlar. Bu dönemde yerli filmlerde hızlı bir artış olduğunu görmekteyiz. 10 yılda 50 film üreten Türk sineması aynı sayıya 1 yılda ulaşmaya başlar. 1950’ler Yeşilçam sinemasının ilk büyük yıllarıdır. “Yeşilçam” kavramı, ilk olarak belirli bir mekan ortaklığını, bu ülkenin ticari sinemasını anlatmaktadır. Bu mekan yaklaşık 30 yıl boyunca Türk sinemasının kalbi olmuş, sinema sanatının ülkemizde yerleşmesini sağlamıştır.


emek_sinemasiYeşilçam sokağının tam ortasında, 1924’de kurulmuş ve ilk adı “Melek” olan “Emek” sineması bulunmaktadır. Sinema adını, sahnenin iki tarafında yer alan sarı-turuncu renkli 2 melek tablosundan alır. Daha sonraları yok olan tabloların yerinde bugün boş nişler bulunmaktadır. Sinemadan önce burada “Skating Palace” adıyla bilinen Pera’nın yegane buz pateni sahası bulunmakta idi. Ara sıra paten sahasının kimi bölümlerinde film gösterileri yapılmakta idi. Sinemanın ilk sahibi 1945’de iflas eden A. Saltiel ve H. Arditi idi. Sinema, İstanbul belediyesi’ne, oradan da emekli Sandığı’na geçer. 1958’e kadar İpekçi kardeşler tarafindan işletilir. Sonra Emekli Sandığı Emek Film’i kurarak işletmeyi üstlenir ve bugünkü adını verir. 1968’de Turgut Demirağ’a geçen sinema, 1975’ten beri ise İsmet Kurtuluş tarafindan işletilmektedir.

Yeşilçam sokağında bir zamanlar, bugün açık olmayan Opera sineması vardı(1924). Bu sinemada yerler halılarla kaplıydı ve fraklı, beyaz eldivenli teşrifatçılar hizmet verirdi. 21 Ocak 1932’de, ingiliz yapımı olan Çanakkale filmini izlemek üzere Atatürk bu sinemaya gelir ve salondan çok etkilenir. Sinemanın sahibi Mehmet Rauf Sirman’dan sinema sektörünün Türkiye’deki durumu hakkında bilgi alan Atatürk, yüzde 33 olan sinema vergilerini yüzde 10’a indirir. Atatürk, sonraki yıllarda defalarca Opera Sineması’na gelir. Sonradan Şehir Tiyatroları’na geçen Opera Sineması, bir giyim mağazasına kiralanır ve 1970’lerin sonunda yanarak kapanır.

Kimler geldi kimler geçti bu sokaktan..
Onlar Yeşilçam’ın en parlak yıldızları. Kimi hala bizimle, kimi anılarda kaldı.
Tüm bu üstatların yeri doldurulamaz olduğu da kesin.
Ama onlardan miras kalan bir şey var ki, o da oynadıkları karakterlerle ve oluşturdukları imajlarla belli bir döneme vurdukları damgaları..

Bu sayfadaki tüm yazılar yüzlerce kaynaktan derlenerek oluşturulmuştur.

Arap Celal (Celalettin Yonat)

18.11.2010
arap_celal21
1922 yılında İstanbul’da doğdu. Asıl adı Celalettin Yonat’tır. İlkokuldan sonra çalışma hayatına atıldı.
Bir süre Burhaneddin Tepsi ve İsmail Dümbüllü topluluklarında çalıştı.
Sinemaya 1951’de ilk filmi “Barbaros Hayrettin” ile figüran olarak girdi ve “ARAP CELAL” adıyla tanındı. Çoğunlukla küçük karakter rollerinde oynadı.
Film yapımcısı Kayahan Arıkan, çektiği bazı filmlerde onu filmin yapımcısı olarak gösterdi. Foto romanlarda da oynadı.
Son yıllarında Behçet Nacar’ın Beyoğlu Erol Dernek Sokak’ta bulunan, film-foto roman çekimleri yapılan dairesinin bakıcılığını yaptı.
Anılarda, Yeşilçam’ın sevilen, sayılan oyuncusu olarak yer aldı. Yaşamı geçim sıkıntıları içinde geçti.
Korkusuz Korkak’ta, Gerzek Şaban’da, Yedi Bela Hüsnü’de ve bilumum filmlerde deri rengi sebebiyle Arap Celal rolüyle karşımıza çıkan emektar oyuncu 29 Aralık 1993 yılında, 71 yaşında iken aramızdan ayrıldı.

arap_celal6   arap_celal41   arap_celal1arap_celal7   celal_yonat4   celal_yonat3     

Çiçek Pasajı’nın azimli hikayesi…

08.09.2010

cicek6

“Cite de Pera” veya bizim “Çiçek Pasajı” aslen geç Osmanlı Perası’nın en dinamik ve prestijli yapılarından birine, Naum Tiyatrosu’na ev sahipliği yapmış arazide konumlanır. Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamit’in sıklıkla ziyaret ettiği, Osmanlı Devleti’nin yükselen Batılı medeniyetleri ile kültürel alanda sürdürmeye gayret ettiği savaşın en parıltılı sekanslarının yaşandığı bir yerdir Naum Tiyatrosu. Guiseppe Verdi’nin Il Travatore’sinin Paris’ten bile önce piyes edildiği bu tiyatro binası, sahnelediği İtalyan operaları ve oyunları ile çekiciliğini kaybetmiş gibi gözüken bir Osmanlı sosyal alanını yeniden canlandırma projesi gibidir. İstiklal Caddesi ile Tiyatro Sokağı kesişimini de boşaltan 1870 Büyük Pera Yangını ile büyük ölçüde değişen kentsel silüette, bu araziye kondurulacak yeni yapı da aynı iddiayı taşır: Osmanlı’nın en iyisi, Paris’in bile sahip olmaktan gurur duyacağı bir anıtı olmalıdır.

Dönemin banka hesabı kadar kabarık şöhretli bankeri Hristaki Zografos’un el attığı bu proje, “Cite de Pera” ile sonuçlanır. Rum mimar Cleanthy Zanno’nun gerçekleştirdiği pasaj ve konut kompleksi, gerçekten de Milano’nun Galleria’sı ile plan ve kurgu anlamında ciddi benzerlikler taşımaktadır. Padişaha bile borç verdiği dedikoduları Konstantinopeli üst sınıfının diline pelesenk olmuş Hristaki Efendi, 24 dükkan ve 18 lüks daireden oluşan bu yapıya “Cite de Pera” adını verir. Dükkanları kapsayan pasaj da “Hristaki Pasajı” olarak nam salacaktır.

1876’da hizmete açılan Hristaki Pasajı içinde barındırdığı çok sayıda şık dükkan ile Pera hayatının uğrak noktalarından biri haline gelmiştir bile. Maison Perret ve Vallaury’nin pastanesi, Nakumara’nın Japon mağazası, Dulas’ın Natürel çiçekçisi, Schumacher’in hamur işleriyle ünlü fırını, Keserciyan’ın terzihanesi, Acemyan’ın tütüncü dükkanı, Papadapulos’un mücellithanesi, Hristo’nun kafesi ve Sideris’in kürk dükkanı tarafından kuşatılan Hristaki Pasajı, Beyoğlu hayatında olduğu kadar Osmanlı üst sınıfının da sosyal yaşamında nam salarlar. Hatta Cite de Pera’nın ilk meyhanesi de bu dönemde açılır: Yorgo’nun meyhanesi Hristaki Pasajı’ndan Çiçek Pasajı’na evrilecek bu mekanın ilk habercilerindendir sanki.
cicek2

Pasajın kaderi 1908 yılında, Osmanlı Devleti’nin büyük ölçekli ekonomik ve sosyal çalkantılarla devindiği, Tanzimat’tan, Dar”ül Musiki Osmani”den ve İttihat ve Terakki’den bahsedilen bir dönemde değişir. Kırk yıllık Hristaki Pasajı, bina mülkiyetinin Sadrazam Sait Paşa’ya geçmesi ile birlikte bir gecede “Sait Paşa Geçidi” oluverir.
Nitekim 1905 Devrimi’nden başlayarak dünyayı Rusya merkezli olarak etkisi altına almış olan sosyal hareket ve değişim rüzgarları, Sait Paşa Geçidi’ne de uğramadan etmez. 1917’de, son demlerine gelinmiş Birinci Dünya Savaşı’ndan yorgun bir Osmanlı başkenti, bir yandan bu rüzgarlara kendini bırakır. Uyumaz toplumsallıklar ise kendilerini suya bırakmazlar; Sait Paşa Geçidi kendisini geleceğine hazırlayan bir değişime sahne olmaktadır. Ekim Devrimi’nin ardından Rusya’daki yeni yönetimden kaçan baronesler, düşesler, kendi adlarını vermeseler de bir yüzyıl boyunca sürecek yeni bir isim geleneğinin ilk tohumlarını atarlar pasajda: Bu üst sınıfa mensup kadınlar, hayatlarını sürdürmek için sığındıkları başkentte çiçek satarlar ve yeni mekanları “Çiçek Pasajı” olarak anılmaya başlanır.
cicek5

1940’lara kadar çiçek mezat yeri olarak kullanılan Çiçek Pasajı’nda açılan ilk birahaneler, mekanın yeni silüetinde belirleyici olurlar. Örneğin 1944’te açılan Nektar Birahanesi, Cumhuriyet dönemi Beyoğlu’nun en hareketli ve yoğun buluşma noktalarından biri haline geliverir. Bu hali hazırda karlı fikir, 1950’lerde bir gelenek misali pasaja konuşlanmış çiçekçilerin çevre sokaklara kaymaya başlamaları ile giderek daha çok noktada hayat bulur. Peşi sıra açılan birahane ve meyhaneler, pasajın yadigar ismini koruyarak bugün tanınan kimliğine bürünmesine yol açarlar.