Arama:

Etiket Bulutu







‘Çanakkale’

Sarı – Siyah’ın Hikayesi : İstanbul Erkek Lisesi

27.01.2014



Balkan Savaşı’nın hemen ardından Birinci Dünya Savaşı başlayınca Karaköy’de bulunan Saint Benoit Lisesi’ne hükümet el koyar ve okul binası İstanbul Sultanisi’ne tahsis edilir.1918 yılına kadar bu binada eğitimine devam eden okulun bir bölümü savaş yıllarında hastane olarak kullanıldığından duvarlar zamanın hastane rengi olan sarıya boyanır. 1915 yılında Çanakkale Savaşı’nın başlamasıyla 50 İstanbul Sultanisi öğrencisi, vatanlarını savunmak için gönüllü olarak savaşa katılırlar.

Ancak 18 Mayıs’ı 19 Mayısa bağlayan gece saat 03.30 da, II. Tümene bağlı öğrencilerin hepsi Kabatepe’de şehit düşerler. Öğrencilerin şehit olduğu haberi okula ulaşınca, okul koyu bir yas havasına bürünür. Geride kalan öğrenciler matemlerini dile getirmek için şehit arkadaş ve ağabeylerinin anısına pencere pervazlarını ve kapıları siyaha boyarlar. Okulun renklerin böylece sarı – siyah olarak benimsenir. Bu iki renk, o tarihten bugüne kadar dayanışma ve beraberliğin simgesi olacaktır.

Şehit Mektupları

29.04.2011

canakkale2

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Bir Şehid Mezadı” adlı hazin bir hikayesi vardır. Kurtuluş Savaşı’nda şehid olan erlerin eşyalarının nasıl mezada konup satıldığını, topu topu bir küçücük bavula sığacak kadar olan bu şehid eşyalarını ailelerine göndermenin masraf ve zahmetini falan anlatır bu hikaye. Siz Anadolu’daki şu yoksulluğa bakın ki bir şehidin kurşun deliği açılmış bir kalpağı, altı delinmiş bir potini, eprimiş bir gömleği bile satılacak kadar değerli, öte yandan ailesi de onun parasına muhtaç olacak denli fakir. Peki ya satılmak üzere açılan bavuldan bir şehidin mektupları çıkarsa!..
Bir şehid ki her şeyi mezada çıkarılsa, mektuplarına asla değer biçilemez. Çünkü o mektuplarda yalnızca kan, et ve kemik kokusu değil, kocaman hasretlerin derin aşklarını yüklenmiş bir gönül vardır. O mektuplar ki kurşunların birbirini vurduğu, güllelerin havada göğüs göğüse geldiği cehennemî seslere sükunet verir, vatan aşkını hasretle anılan bir isme bağlayarak cesarete dönüştürür. Kalbinin üstünde böyle bir mektubu saklayan askerin, ‘vatanı için yapabileceği hangi fedakarlık’ vardır diye sorulamaz elbette; o hepsini sırayla yapar ve canını en son verir.
Çanakkale Mahşeri’nden okuyalım:
“Bu anda dışarda koşuşma başladı; eski askerler, “Saya geldi! Saya geldi!” diye birbirlerine bağırıyorlardı. (…) Binbaşı Abdülkadir, meraklı bakışlarını Binbaşı Lütfi’ye çevirince, o da bilgi vermek mecburiyetini hissetti.
-Sai gelmiş. İzmir’in köylerinde dolaşır; askerlere gönderilecek mektupları, küçük emanetleri toplar, getirir; sahiplerine verir. Sırdaş olduğu için de sevgililer selamlarını ona emanet ederler. Bu da onun gelişini çok değerli yapar.
Askerler etrafına toplanınca, Sai sağ elini heybenin bir gözüne soktu; bir mektup çıkardı ve bağırdı:
Mehmet oğlu Kara Ali!?..
Değişik yerlerden sesler yükseldi:
-Cennet-i A’lâ’da!..
-Mertebesine erdi!..
Mektubu heybenin diğer gözüne attı. Tekrar bir mektup çıkardı:
-Alsancak’tan Hayati oğlu Salim!
Kalabalığın arasından birisi elini uzatarak bağırdı:
-Ver! Buradayım!..
Yanındaki asker, Salim’in sırtına hafif bir yumruk vurdu:
-Kimden geliyor?!..
-Dur, hele zarfın arkasını okuyayım.
Eline yeni bir mektup alan Sai, yüksek sesle bağırdı:
-Kadir oğlu Hüseyin!..
Değişik yerlerden cevap geldi:
-Şehit!..
-Şehit!..
Onu da diğer göze attı; bu kere işlenmiş bir mendil çıkardı:
-Hasan oğlu Rafet!..
-?!..
Hiç ses çıkmayınca Sai tekrarladı:
-Hasan oğlu Rafet!?..
Tanıyanı kalmamıştı. Sai’nin yüz hatları değişti. Gözleri dalan Binbaşı Abdülkadir karargaha girdi; onu takip eden Binbaşı Lütfi kapıyı örttü; ama az da olsa Sai’nin sesini hâlâ duyuyorlardı:
-Musa oğlu Muharrem!..


Tarihini bilmeyen milletler kendilerine efsaneler uydurur ve gitgide efsanelere sığınmaya başlarlar. Yukarıdaki satırlar henüz hatıra ve tarih iken derlendiği için bahtiyarız. Ya kaybolup gitselerdi!..

Ertuğrul Bilda

18.11.2010

ertugrul_bilda1

22 Ocak 1915’de Çanakkale’de doğmuştur. 1951 yılında “İstanbul Kan Ağlarken” adlı film ile beyaz perdeye merhaba diyen sanatçımızın, “Düşman Yolları Kesti” filminde Mülazım, 70’li yıllların Hababam Sınıfı serisinde Külyutmaz Hoca karakterleri unutulmazları arasındadır.
Tiyatro ve sinema sanatçımız Ertuğrul Bilda, birçok filmde oynamış olmasına karşın, yaşamının son döneminde yaşlı, çapkın ve pinpon bir ihtiyarı canlandırdığı “Kuruntu Ailesi” dizisindeki “Hatemi Bey” karakteri ile oldukça popüler olmuştu.


Çıplak vatandaş (1985), Hababam sınıfı uyanıyor (1977), Hababam sınıfi (1975), Sinekli bakkal Karanlıklar melegi (1966), Şehrazat (1964), Gençlik rüzgarı (1964), Bahçevan (1963), Sarkici kiz, Düşman yolları kesti (1959), Fırtına geçti (1957), Balıkçı güzeli (1953), İstanbul kan ağlarken (1951) … filmlerinden bazılarıdır.

Değerli oyuncumuz, 10 Aralık 1993’de aramızdan ayrılmıştır.

ertugrul_bilda3    ertugrul_bilda31    ertugrul_bilda2   

Amcaya veririm

07.05.2010

baby2

Çanakkale’den 30-32 yaşlarında bir kadın, kucağındaki süt bebeğiyle otobüse biner. Yanına da iri kıyım bir adam oturur. Otobüs Ezine’ye ulaştığında kadın çocuğunu emzirmek amacıyla memesini açar ve çocuğa verir.
Ancak çocuk inatla memeyi emmek istemez. Kadın çocuğa kızar ve sert bir sesle;
-Al yoksa amcaya veririm !….
Adam göz ucuyla bakar ve önüne döner…
Ayvacık’a geldiklerinde kadın yine memesini çıkarır ve çocuğu yine emzirmek ister, çocuk yine emmez ve yine aynı sözler kadının ağzından dökülür;
-Al yoksa amcaya veririm.
Bu olay her durakta tekrarlanır ve hepsinde de aynı şeyler yaşanır.
Küçük kuyu, Altınoluk, Güre, Akçay derken Edremit’e kadar gelinir. Edremit’te de kadın;
-Al yoksa amcaya veririm diyince adam patlar
-Hanım hanım yeter artık !…Vereceksen ver. Ben taa Ayvacık’ta inecektim, buralara kadar geldim….

Kınalı Ali

12.04.2010

canakkale

Üstteğmen Kemal, cepheye yeni gelen askerleri kontrol ediyor, bir taraftan da onlarla laflıyordu. Nerelisin gibi sorular soruyordu. Bir ara saçının ortası sararmış bir çocuk gördü. Merakla adın ne senin evladım’ diye sorar.
Cocuk ‘Ali’ diye cevap verir.
– Nerelisin? .
– Tokat Zilede’nim
– Peki evladım bu kafanın hali ne?
– Anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım .
– Neden?
– Bilmiyorum komutanım
Peki gidebilirsin Kınalı Ali’ der.
O günden sonra herkes ona Kınalı Ali der. Herkes kafasındaki kınayla dalga geçer. Kısa sürede cana yakın ve cesur tavırlarıyla tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır.
Bir gün ailesine mektup yazmak ister. Ali’nin okuma yazması da yoktur. Arkadaşlarından yardım ister ve hep beraber başlarlar yazmaya. Ali soyler, arkadaşları yazar.
‘Sevgili anne babacım ellerinizden operim. Ben burda çok iyiyim, beni merak etmeyin’ diye başlar. Kız kardeşini, kendinden bir küçük erkek kardeşini, köyündekilerin burnunda tüttüğünü yazdırır. Kendilerini merak etmemesini, kendileri var oldukça düşmanın bir adım bile ilerleyemeyeceğini yazdırır. Gururla mektubu bitirir neden sonra aklına gelir ve yazının sonuna anasına Not düşer: Ali nin kendisinden hemen sonra askere gelicek bir kardeşi daha vardır.
‘Anacağım kafama kına yaktın burda komutanlarım ve arkadaşlarım benle hep dalga geçtiler, sakın kardeşim Ahmet’e de yakma, onla da dalga geçmesinler der, ellerinden öptüm’ diye bitirir.

Aradan zaman geçer. Ingilizler kati netice almak için tüm güçleriyle Gelibolu’ya yüklenirler. Bu cepheyi savunan erlerimiz teker teker şehit düşmüşlerdi. Bunlara takviye olarak giden yedek kuvvetlerde yeterli olmamış, onların sayılarıda epey azalmıştı. Gelibolu düşmek üzereydi, Kınalı Ali’nin komutanı da olayı görüp yerinde duramıyordu. Kendisinin bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Onlar yeni gelmişti.
İnsan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu yere dua ediyordu. Komutanların bu düşünceli halini gören ve durumun vehametini bilen Kınalı Ali ve arkadasları, komutanlarına yalvar yakar oraya gitmek istediklerini söylerler. Komutanları onları ölüme gönderdiğini bile bile çaresiz gönderir. Kınalı Ali’nin bölüğünden kimse sağ kalmaz, hepsi şehit olmuştur.

Aradan zaman geçer. Kınalı Ali’nin ailesine yazdığı mektubun cevabı gelir. Komutanları buruk ve gözleri dolu dolu mektubu açıp okumaya karar verirler. (bu mektubun aslı Çanakkale müzesinde sergilenmektedir)
Babası anlatır. Ali’ nin.
‘Oğlum Ali nasılsın iyimisin, gözlerinden öperim selam ederim’ dedikten sonra ‘Öküzü sattık paranın yarısını sana, yarısınıda cepheye gidecek kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum zaten artık zahireye de fazla ihtiyacımız olmadığı için yorulmuyorum da. Siz sakın bizi merak etmeyin, bizi düşünmeyin’ der, Köyü, akrabalarını anlatır ve mektubu bitirir. ‘Ali ananın da sana diyeceği bir şey var’ Anasını anlatır:
‘Oğlum Ali yazmıssın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler, kardeşime de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler. Bizde 3 şeye kına yakarlar
1- Gelinlik kıza gitsin ailesine çocuklarına kurban olsun diye
2- Kurbanlık koç a ALLAH’A kurban olsun diye
3- Askere giden yiğitlerimize vatana kurban olsun diye….. gözlerinden öper selam ederim ALLAH’A emanet olun’

Çanakkale

27.11.2009

canakkale1

Kıyılarıyla Avrupa ve Asya’yı birleştiren Marmara ve Ege Denizini birbirini bağlayan Çanakkale savaşlarının en kanlı muharebelerinin cereyan ettiği, çok sayıda şehitlik, anıt ve mezarlıkların bulunduğu Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Troya, Assos gibi eski uygarlık merkezlerinin beşiği olan il iç ve dış turizmde önemli bir yer almaktadır.

canakkale6

Assos (Behramkale)

Ayvacık ilçesinde yeralan Assos dört mevsim yerli ve yabancı turistleri konuk etmektedir. Akropol denizden 238 m. yüksekliğindedir. Athena Tapınağı M.Ö. 6ncı yüzyılda burada aynı yerde yapılmıştır. Biga yarımadası ve Edremit Körfezi’ni koruması özelliği yanında, eski ihtişamı nedeniyle bu Dorik tapınak restore edilmiştir. Tapınağın kalıntılarına vuran ay ışığını seyretmek için bir süre kalıp beklenebilir ya da sabah erkenden kalkıp güneş yavaş yavaş yükselirken şehrin yukarısından Edremit Körfezi’nin şahane görüntüsü izlenebilir ve böylece bu cennet köşesinin neden seçildiği anlaşılır. Tepelerden denize doğru agoralar, bir tiyatro ve bir de Jimnasyum yer almaktadır. Akropol’un kuzey köşesinden, hepsi de 14 üncü yüzyılda Osmanlı Sultanı I. Murat zamanında yapılan bir cami, bir köprü ve bir de kale görülür. Aşağısında ufak ve sevimli bir liman bulunmaktadır.

Behramkale’nin 25 km. batısında, Gülpınar köyünde M.Ö. 2nci yüzyılda Apollon Smintheus Tapınağı’nın yapıldığı tarihi şehir Chryse yer almaktadır. Gülpınar’ın 15 km. batısında, işaretleri bulunmayan sivri kayalıklı bir sahil boyunca uzanan yolda, denize inen dik yamaçtaki hoş köy evleriyle, Babakale bulunmaktadır.

canakkale7

Bozcaada

Çevresi 14 mil tutan Bozcaada, önemli bir turistik merkezdir. Etrafındaki irili ufaklı adacıklarla çevrili olan ada, Çanakkale Boğazı’na 15 mil, Limni’ye 30 mil, Midilli’ye 33 mil mesafededir. Ulaşımın sağlandığı Ezine ilçesi Geyikli beldesi Yükyeri Feribot İskelesine ise 3,4 mil uzaklıktadır.

Adada Liman Koyu, Değirmenler Koyu, Poyraz Limanı, Çanak Limanı, Çapraz Limanı, Çanak Limanı, Kocatarla Limanı, Lagor Limanı, Ayana Limanı, Ayazma Koyu, Sulubahçe Koyu, Habbeli Koyu olmak üzere on iki adet cennet benzeri koyu vardır. Bu koylara Adadaki dalış merkezi tarafından koylarında dalış turları düzenlenmektedir.

Bozcaada’ya yaklaşıldığında bir Venedik kalesi dikkat çeker. Venedik, Ceneviz ve Bizanslılar döneminde kullanılan kale, Çanakkale Boğazı’nın önemi nedeniyle Fatih Sultan Mehmet döneminde esaslı bir şekilde onarılmıştır.Adanın şarabı suyu kadar boldur; bir tur atıldığında birçok bağ ve şaraphaneler görülür. Adanın batısındaki yeldeğirmenleri adanın olduğu kadan çevrenin de önemli ölçüde elektrik enerjisini sağlamaktadır.

Adada konaklamak için her talebe uygun otel ve pansiyon bulunmaktadır.

canakkale8

Gökçeada

Türk adalarının en büyüklerinden biri olan Gökçeada körfezlerle çevrilidir. Farklı tonlardaki çam ve zeytin ağaçları ile kaplı tepelerinde yer yer kutsal pınarlar ve manastırlar bulunmaktadır. Buraya, Çanakkale ve Kabatepe’den tarifeli, muntazam araba vapuru seferleri yapılmaktadır. Gökçeada (Kuzu limanı), Çanakkale’den izlenen rotaya göre 32 mil, Gelibolu yarımadasındaki Kabatepe limanına 14 mil, Bozcaada’ya 33 mil, Ege denizinde bulunan Yunan adalarından Limni’ye 16 mil, Semadirek adasına 14 mil uzaklıktadır. Tatlı su kaynakları bakımından dünyanın en zengin adalarından biridir. Adanın koylarına dalış turları düzenlenmektedir.

canakkale9

Truva

İntepe Bucağı, Tevfikiye Köyü yakınında, Çanakkale’ye 30 km. uzaklıkta, Hisarlıktadır. Arkeolojik kazılar farklı zamanlardaki yerleşim mekanlarını, şehir surlarını, ev temellerini, bir tapınak ve tiyatroyu ortaya çıkarmıştır. Tahtadan sembolik bir at eski savaşı hatırlatmaktadır. Tarihi limanı Alexandria – Troas M.Ö. 3. yüzyılda yaptırılmıştı. St. Paul burayı iki kere ziyaret etmiş, ve üçüncü misyonerlik yolculuğuna, Assos’a yine buradan başlamıştır.

geliboluGelibolu

Aynı aynı isme sahip yarımadanın kuzey-doğu kıyısında, Çanakkale Boğazı’nın Marmara Denizi’ne açıldığı noktada yer alır.

Trakya ve Ege iklim bölgeleri arasındadır. Kuzey’de bulunan Korudağı, sert Trakya iklimininin etkilerini hafifletmektedir. Çanakkale Boğazı kıyısında bulunması münasebetiyle yılın dört ayı sürekli hava akımlarının etkisinde kalmaktadır. Bu nedenle ilkbahar mevsiminin süresi kısadır. Yağışlar, sonbaharda etkili olurken, ilkbaharda bir ölçü daha azdır. Kışın en belirgin özelliği kuzeyden gelen sert Poyraz rüzgârıdır. Yaz ve sonbahar aylarında bölgede Akdeniz iklimi hüküm sürer. Sonbaharlar genellikle ılıktır.

İlçede bitki örtüsü çam ve zeytin ağaçlarından oluşur. Korudağ’daki çam ormanları en önemli yeşillik alanı oluşturur. Eceabat yönüne gidildikçe kıyı kesimlerinin zeytin ağaçlarıyla kaplandığı görülür.

Gelibolu halkı yerli ve göçmen halktan oluşmuştur. Yerli halk yöreye. Türklerin Rumeli’ne geçişlerinden sonra Anadolu’nun Karesi Beyliği’nden getirilerek yerleştirilmiştir. Göçmen halk ise Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya’dan gerek 1923 yılındaki değişimle ve gerekse çeşitli zamanlarda göçmen olarak gelen Türklerden oluşmuştur. Yerli halk ile göçmen halkın kendine özgü folkloru zamanla birbirine kaynaşmıştır.

Ne Yenir?

Her kenarından denize kıyısı olan Çanakkale ve ilçeleri tam bir deniz ürünleri cennetidir. Her mevsin taze balık ve deniz ürünleri bulmak mümkündür. Gökçeada ve Bozcaada üzümleri ve burada yetişen üzümlerden geleneksel yöntemlerle imal edilen şarapları tadılmalıdır.

Çanakkale mutfağından, Asma yaprağında sardalye, Peynir Helvası, Yoğurtlu kavurma

canakkale4

Gelibolu’yu görmeden, Şehitlikleri ziyaret etmeden,
Kaz dağını gezmeden,
Assos’ta gün batımı izlemeden, görsel sanatlar festivalini görmeden,
Truva’yı gezmeden, tahta ata çıkmadan,
Bozcaada’da şaraplarını tatmadan
Gökçeada’yı görmeden

…Dönmeyin

Çanakkale İline çevre illerden karayolu ile ulaşım sağlanmaktadır.Çanakkale’nin çevre İl ve önemli merkezlere karayolu ile uzaklıkları ;

Çanakkale – Ankara 659 km.
Çanakkale – İstanbul 310 km.
Çanakkale – İzmir 331 km.
Çanakkale – Bursa 303 km.
Çanakkale – Balıkesir 210 km.
Çanakkale – Tekirdağ 171 km.
Çanakkale – Edirne 217 km.

Çanakkale İlinin ilçeleri ile olan ulaşımı kara ve deniz yolu ile olmaktadır. Troya, Assos, Alexandreia -Troas ve diğer merkezlere Çanakkale İl merkezinden ulaşım oldukça kolaydır.Her yarım saat aralıklarla otobüs ve minibüs seferleri yapılmaktadır. Çanakkale-Eceabat, Gelibolu-Lapseki, Bozcaada-Odunluk, Çanakkale-Gökçeada ve Kabatepe-Gökçeada arasında feribot seferleri yapılmaktadır.

Karayolu: Şehir merkezindeki otobüs terminalinden günün her saatinde ilçelere otobüs ve minibüs seferleri yapılmaktadır.

Denizyolu: Çanakkale’den Gökçeada’ya direkt feribot seferleri vardır. Çanakkale’den Bozcaada’ya gidebilmek için Ezine-Geyikliye oradan Yüklük iskelesine gidilerek ulaşım sağlanır.

kaynak : canakkalekulturturizm.gov.tr

57.Alay (Şehitler Alayı)

22.05.2009

57alay


Çanakkale Muharebeleri nde, dillere destan olan Türk birliklerimizin gösterdigi kahramanlιk hikayesinde bir Alayιmιzιn ayrι bir yeri vardιr.Bu Alay; 19. Tümen’in 57.nci Alayι olup Atatürk’ün Büyük Nutkunda sözünü ettigi, Arιburnu Muharebelerinde tümü şehit düsen ünlü Şehitler Alayιdιr.

25 Nisan 1915 günü saat 02:45’de muharebe gemilerinin ve muhriplerin korunmasιnda Türk kιyιlarιna yaklaşan Avusturalya Tümeni’nin bir tugayιnι tasιyan çιkarma araçlarι, hesapta olmayan bir akιntι nedeniyle kuzeye sürüklenerek, saat 04:30’da kumluk bir kιyι (Kabatepe Bölgesi) yerine, sarp bir kιyι olan Arιburnu Bölgesine çιkarma yaptι.

Bu bölgede 27 nci Türk Alayιnιn 2 nci Taburu vardι; çιkan kuvvetlerin karsιsιndaysa, bu taburun yalnιz bir bölügü bulunuyordu. Durumu haber alan ve izlemeye baslayan 5.nci Ordu 19.ncu ihtiyat Tümeni Komutanι Kurmay Yarbay Mustafa Kemal, herhangi bir emir almadιgι halde, 57.nci Alayι bir dag bataryasιyla takviye ederek karsι taarruz için Arιburun Bölgesine yöneltti; Eceabat Bölgesinde bulunan 27.nci Alayιn büyük kιsmιnι da, çιkarma bölgesine yanastιrdι. Bu tedbirleri yerinde bulan 5.nci Ordu Komutanι, 19.ncu Tümenin diger alaylarιnιn da müteakip karsι taarruzlara katιlmasιnι kabul etti.

Kιyιya çιkan ingiliz ve Fransιz kuvvetleri, yapιlan karsι taarruz sonucu çekilmeye baslayarak; geriden gelen kuvvetlerin yardιmι ve deniz kuvvetlerinin etkili ates destegiyle, Kanlιsιrt batιsι -Sivritepe -Merkeztepe Yükseksιrt hattιnda tutunabildi. Donanmanιn büyük ates destegiyle 25 Nisan 1915 saat 05.30da Seddülbahire çιkarmaya baslandι. ilk hedef olarak Alçιtepe ele geçirilecekti. Mehmetçigin ölüm pahasιna savundugu Serçetepe, Kanlιsιrt ile tek ikmal yolu olan Sarapnel Vadisinde tamamen hakim olmak Türkler ve ingilizler için önemli idi. Her iki taraf da elinde bulundurmayι istiyordu. Bundan dolayι burada çok kanlι çarpιsmalar oluyordu. Bu savaslarda her iki taraf da birbirlerine birkaç metre mesafeye kadar yaklasιyordu.

(more…)

Dumlupınar Denizaltısı…

22.05.2009


dumlupinar

Yιl 1953, günlerden 4 Nisan…

Sabahιn ilk ιşιklarιnda Eceabat ve Nara kιyιlarι, şiddetli bir çarpιşmanιn gürültüsüyle sarsιldι. Bu sarsιntι, güneşle birlikte tüm Türkiye’yi saracaktι.

Naraburnu açιklarιnda Naboland adlι İsveç şilebi ile çarpιşarak Çanakkale Boğazι’nιn sularιna gömülen Dumlupιnar denizaltιsιnda şehit olan 81 Türk Denizcisi tarihin sayfalarιna ve Türk Milleti’nin kalbine şu sözlerle kazιnacaktι:

“Vatan sagolsun!”

Akdeniz’de yapιlan NATO tatbikatιna katιlan 1. inönü ve Dumlupınar denizaltι gemileri, manevralarιn ardιndan Gölcük’e dönmek üzere yola çιktιlar.

3 Nisan’ι 4 Nisan’a bağlayan gece Çanakkale Boğazι’na giriş yapan iki denizaltι gemisi, olacaklardan habersiz eve dönüyordu. Sakin geçen yolculuk saat 02.10 sularιnda Dumlupιnar için son buldu.

Dumlupιnar, Naraburnu açιklarιna yaklaşιrken geminin güvertesinde Süvari Kιdemli Yüzbasι Sabri Çelebioğlu, Üsteğmen Kemal Ünver, Üsteğmen Hüseyin Yumuk, Astsubay Hüseyin Akιş ve Astsubay Hüseyin İnkaya bulunuyordu. Ancak Çanakkale Boğazι’nιn sularιnda sessiz sedasιz ilerleyen tek gemi Dumlupιnar degildi. İstanbul yönünden gelen İsveç Bandιralι “Naboland” şilebi de aynι dakikalarda Naraburnu açιklarιna gelmişti. Kaptanlιğιnι Oscar Lorentzon’un yaptιgι Naboland ile Dumlupιnar, birkaç dakika sonra korkunç bir gürültüyle çarpιşacak ve bu çarpιşma Eceabat sahilinde dahi duyulacaktι. Astsubay Hüseyin Inkaya, nöbetçi olmamasιna karşιn vardiya dιşι görevine devam ediyordu.


Nara önlerine gelinirken rotada dikkatini çeken değişiklik üzerine köprü üstüne çιktι. Tam bu sιrada güvertede bulunan beş kişi, ne olduğunu anlayamadan suya yuvarlandι. Naboland, Dumlupιnar’a tam baş tarafιndan bindirmisti. Çarpιşmanιn gürültüsü Eceabat Limanι’nda demirlemiş olan gemilerce de duyuldu. Darbenin şiddetine dayanamayan Dumlupιnar, birkaç saniye içinde Çanakkale Boğazι’nιn karanlιk ve soğuk sularιna gömüldü.

Denizaltιnιn tüm elektriği kesilmişti. Gemilerinin baş taraftan itibaren su aldιğιnι gören denizciler hιzla kιç torpido dairesine doğru harekete geçti. Kιç torpidoya varana kadar da arkadaşlarιnιn birçoğunu kaybettiler.

Dumlupιnar batarken sadece 22 denizci kιç torpido dairesine ulaşmayι başarmιştι. Dumlupιnar ilk şehitlerini böylelikle vermiş oldu. Aynι gece Eceabat Limanι’nda demirli bulunan Gümrük motorundaki personel, acil olarak kaza mahaline çağιrιldι. Gümrük motoru, Naboland’dan atιlan tahliye sandallarιna çιkmιş ve can yeleklerine sarιlmιs Dumlupιnar mürettebatιnι görerek motora aldι ve Çanakkale’de hastaneye ulaştιrdι.



Gün agarmιstι. Balιkçι tekneleri, Dumlupιnar’ιn batarken su yüzüne fιrlattιğι haberleşme şamandιrasιnι gördü. Gümrük motorunun ikinci çarkçιsι Selim Yoludüz şamandιraya uzandι ve üzerindeki yazιyι okudu:

“Deniz Kuvvetlerine bağlι Dumlupιnar Denizaltιsι burada battι. Kapagι açιn ve denizaltιyla irtibat kurun.”

Kazadan yaklaşιk 6 saat sonra Dumlupιnar’ιn battι şamandιrasι bulundu. Yoludüz kapagι açtι, şamandιranιn içindeki ahizeyi kaldιrdι ve ümitle

“Alo” dedi.

Telefondaki ses,

“Buyrun, ben Astsubay Selami” dedi.

Beklediği karşιlιğι alan Selim Yoludüz, Astsubay Selami’ye ne durumda olduklarιnι sordu. Astsubay Selami, geminin 15 derece sancak yönünde yatιk ve elektriğin kesik oldugunu, 22 kişi olarak kιç torpido dairesine girebildiklerini söyledi. Selim Yoludüz,

“Endişelenmeyin. Kurtaran yolda. Sizi oradan çιkaracagιz” dedi. Astsubay Selami’nin cevabι, Selim Yoludüz’ün kulağιna ve kalbine işledi:

“Ailelerimize selam söylüyoruz. Bizi kurtaracağιnιzdan eminiz. Vatan sağolsun…”

Bu, Astsubay Selami’nin yüzeydekilerle yaptιğι ilk konuşma oldu. Saat 11:00 sularιnda olay mahaline gelen Kurtaran gemisinin tüm çabalarι sonuçsuz kaldι. Bir süre sonra bir konusma daha yapmak için şamandιranιn başιna gidildi ve ahize kaldιrιldι. Ahizenin diğer ucundan sadece dualar, ezan sesleri ve iniltiler geliyordu. Saat 15:00 sularιnda ise muhabere şamandιrasιnι tutan telefon kablosu koptu.

Bir daha Dumlupιnar mürettebatιndan haber alιnamadι.

Son sözleri: ‘VATAN SAĞOLSUN’ oldu…..

Şehitlerimize allah rahmet eylesin…….

Doktorlar…

22.05.2009


doktorlar1

Askeri Dr. Salih Dörtbudak anlatιyor;


Sadece Anafartalar-Arιburnu hattιnda 06-21 Agustos 1915’te 18.000 şehit verdik. En az otuz kιrk bin yaralιmιz oldu. Sahra hastanesinde doktorlar günlerce uykusuz yaralιlara hizmet veriyorlardι.

Böyle bir hücum gününde teskereciler hiç durmadan yaralι taşιyor, doktorlar sadece yaralarι sarabiliyorlardι. Hayatlarιndan ümit kesilenlerle fazla ilgilenmiyorlardι. Tam işin yoğun oldugu sιrada bir doktorun önüne gencecik bir vatan evladιnι yatιrdιlar. Bir ayağι kopmak üzere parça parça ve bağιrsaklar dιşarιdaydι. Yapabilecek hiçbir sey yoktu! Doktor sιhhiyecilere ”Kaldιrιn bunu !” derken genç çocuk, ”BABA !” diye seslenir.
Bakar kendi oğludur. Sarιlιr öper oğlunu ”Bu benim oğlum! Gölge bir yere kaldιrιn” der.
Masanιn üzerine çoktan bir başka yaralι vatan evladι yatιrιlmιştιr.
Sιrada daha pek çok Mehmet beklemektedir.
Doktor ertesi gün oğluyla ilgilenecek vakti bulur. Ancak, oğlu çoktan gömülmüştür.

Alιn şimdi steteskopu tam yüreğinizin üzerine koyun… Dinleyin!  iyi dinleyin… Bu cennet vatanι evladιmιzdan daha çok sevebiliyor muyuz? Bu milletin tüm evlatlarιna kendi evladιmιza verdiğimiz değeri verebiliyor muyuz? Bu vatanι nasιl sevmişler? Cephedekiler bir harbin içine düşerken, cephe gerisindekiler bin harbin içinde nasιl yaşamιşlar?
Duyabiliyor musunuz, o yüreklerin sesini?