Arama:

Etiket Bulutu







‘cennet’

Cennet ve Cehennem

18.07.2010

kesis

Yaşlı keşiş yolun kenarında oturuyordu.
Gözleri kapalıydı, bacak bacak üstüne atmıştı ve elleri kucağındaydı.
Oturduğu yerde derin düşüncelere dalmıştı.
Birden bir samurai savaşçısının sert ve emreden sesi, keşişi derin düşüncelerinden uzaklaştırdı.

“Yaşlı adam! Bana Cennet ve Cehennemi anlat!”

Keşiş önce hiçbir şey duymamış gibi yanıtsız bıraktı bu sesi.
Fakat sonra yavaş yavaş gözlerini açtı.
Samurai her geçen saniye biraz daha sabırsız bir şekilde yanıt beklerken, dudaklarının kenarında fark edilmesi çok zor bir gülümseme belirdi.

Keşiş sonunda, “Cennet ve Cehennemin sırlarını öğrenmek istiyorsun demek ki” diye yanıtladı.
“Bu kadar pejmürde olan sen.
Elleri ve ayakları kir içinde olan sen.
Saçları taranmamış, nefesi kokan, kılıcı paslı sen.
Çirkin ve annenin kılığına özenmediği sen.
Sen bana Cennet ve Cehennemi soruyorsun ha?”

Samurai birden küfür etti.
Kılıcını çekti ve keşişin başının üstüne kaldırıverdi.
Keşişin başını bedeninden ayırmak üzere hazırlanırken, yüzü morardı, boynundaki damarlar kabardı.
Kılıç tam inmeye başlarken yaşlı keşiş sakince “Bu Cehennem işte dedi.”
Samuray o anda biraz korku, biraz şaşkınlık, biraz şefkat ve biraz sevgiyle, yaşamını kendisine bir şeyler öğretmek için feda etmeyi göze alan adama baktı.
Kılıcını yere indirdi ve gözleri yaşlarla doldu.
Ve dedi yaşlı keşiş, “bu da Cennet.”

Cennet

11.01.2010

cennet

Paulo Coelho’nun, “Şeytan ve Genç Kadın” adlı romanından güzel bir bölüm:
…”Yolları oldukca uzunmuş, yokuş yukarı gidiyorlarmış, güneş yakıcıymış, ter içinde kalmışlar, susamışlar. Bir dönemecin ardında harika bir mermer kapı görmüşler; kapı, ortasında bir çeşme bulunan altın döşeli bir meydana açılıyormuş, çeşmeden berrak bir su akıyormuş.

Yolcu, kapıdaki bekçiye dönmüş.

‘İyi günler.’

‘İyi günler,’ diye yanıt vermiş bekçi.

‘Burası harika bir yer, adı ne?’
‘Burası cennet.’
‘Ne iyi, cennete gelmişiz, çünkü çok susadık.’
‘İçeri girip dilediğiniz kadar su içebilirsiniz’, demiş bekçi ve eliyle çeşmeyi göstermiş.

‘Atımla köpeğim de susadılar.’
‘Kusura bakmayın,’ demiş bekçi. ‘Buraya hayvanlar giremez.’

Yolcu çok üzülmüş, çok susamışmış, ama suyu tek başına içmek istemiyormuş. Bekçiye teşekkür edip yoluna devam etmiş. Epeyce bir süre yamaç yukarı gittikten sonra eski görünümlü küçük bir kapıya varmışlar, kapı iki yanı ağaçlıklı toprak bir yola açılıyormuş. Ağaçlardan birinin altında, şapkasını alnına indirmiş, uyur gibi yatan bir adam varmış.

‘İyi günler,’ demiş yolcu.

Adam başını sallamış.

‘Atım, köpeğim ve ben çok susadık.’
‘Şurada taşların arasında bir pınar var,’ diyen adam eliyle orayı işaret etmiş. ‘İstediğiniz kadar su içebilirsiniz.’

Yolcu, atı ve köpeği pınara gidip susuzluklarını gidermişler.

Yolcu bekçiye teşekkür etmiş.

‘İstediğiniz zaman yine gelebilirsiniz,’ demiş bekçi.

‘Buranın adı ne?’
‘Cennet.’
‘Cennet mi? Ama mermer kapıdaki bekçi bana orasının cennet olduğunu söyledi.’
‘Orası cennet değil cehennemdi.’

Yolcunun aklı karışmış ‘Sizin adınızı kullanmalarına niye izin veriyorsunuz? Yanlış bilgi vermeleri büyük karışıklığa neden olur!’

‘Hiç de değil. Aslında onlar bize büyük bir iyilikte bulunuyorlar. En iyi dostlarına sırt çevirenlerin hepsi orada kalıyor çünkü.”

Paulo Coelho

İki heykel…

22.05.2009

heykel

iki heykel, biri erkek, biri disi, birbirlerine bakar durumda yιllarca parkta dururlarmιs, bir gun bir melek cennetten gelene kadar…

“Sizler iyi ve ornek heykel oldunuz, bu yuzden ben de size ozel bir hediye verecegim. Yarιm saat icin sizi canlandιracagιm, siz de bu sure icinde ne isterseniz yapabileceksiniz!” demis.

Ve melek ellerini cιrpar cιrpmaz heykeller canlanmis, birbirlerine biraz utanarak yaklasmislar, ama sonra hιzla parktaki calιlιklarιn arkasιna kosmuslar.

Kιsa bir sure sonra calιlιklarιn arkasιndan kιkιrdasmalar, kahkahalar duyulmus, calιlar sallanmιs.

Onbes dakika sonra, calιlιklardan cιkmιslar, ikisinin de yuzunde genis bir tebessum varmιs.

“Onbes dakιkanιz daha var!” demis melek, gozlerini anlamlι anlamli kιrparak…

Disi heykelin yuzundeki tebessum biraz daha yayιlmιs ve erkek heykele donmus:

“Harika! Ama bu sefer guvercini sen tut, ben mιcιcam kafasιna”