Arama:

Etiket Bulutu







‘çiftçi’

Çiftçi ve eşeği

13.11.2017



Bir kamyonun çarpmasıyla yaralanmış olan çiftçi Mehmet amca kazadan sorumlu tuttuğu taşıma şirketine dava açar. Mahkeme salonunda şirketin avukatı ile Mehmet Amca karşı karşıyalar ve Avukat soruyor:

– Ama siz kazadan sonra gelen polis memuruna “Ben çok iyiyim” demediniz mi?
– Anlatayım ağam; Ben, bizim eşeği gasabaya satışa götürmek üzere gamyonetime bindirmiştim ki…

– Bırakın ayrıntıları Mehmet Bey, siz sadece soruma yanıt verin: Siz, kazadan hemen sonra gelen Polis memuruna “Ben çok iyiyim” dediniz mi, demediniz mi?
– İşte anlatıyom ya Avukat bey; eşeği gamyonete yüklemiş, yola çıkmıştım ki…

Avukat tekrar adamın sözünü kesti ve Hâkime dönerek:
– Sayın Hâkim Bey, size olayın tam olarak nasıl gerçekleştiğini davacının kendi ifadesi ile almaya çalışıyorum ama soruma yanıt vermiyor. Bu bey, kazadan hemen sonra olay yerine ulaşan polis memuruna ifadesinde “çok iyi” olduğunu söylemiş. Kayıtlara geçmiş. Şimdi, aradan kaç hafta sonra müvekkilime dava açıyor. Ben bu davada, bu şahsın mahkemeyi yanıltmaya çalıştığına inanıyorum. Lütfen, sadece soruya yanıt vermesini söyler misiniz? Yargıç çiftçinin hikâyesiyle ilgilenir gibiydi:

– Eşek hakkında söyleyeceklerini merak ettim aslında; Bırakalım da anlatsın….
Mehmet amca, Yargıca teşekkür ederek devam etti:

– İşte dediğim gibi, sayın Hakimim, tam eşeğimi gamyonetime bindirmiş şehre doğru gidiyodum ki, bu şirkete ait gucuman bi kamyon, “DUR” tabelasına aldırmadan üzerime sürdü ve bize çarptı. Ben yolun bi yanına fırladım, Garagaçan bi yana… Nasıl kötüyüm, nasıl kötü, anlatamam… Gıpırdanamıyom sancıdan… Öte yanda Garagaçan bir anırıyo, bir anırıyokine, ortalık inliyo. Derkene bi pulis memuru geliveedi, Garagaçanın sesini duymasile önce ona dooru getti, eğildi, bahtı, tabancasına davrandı, alnının göbeenden Garagaçanımı urmasın mı??? Soonacııma, yolun garşı tarafına geçti, bana dooru geldi, dedikine:

– Eşeğin hali berbattı, vurmak zorunda galdım, “sen nassın ?” dedi…

bir başarı öyküsü

23.05.2010

feritucar

‘Başarı Öyküsü’ dendiği zaman, genel olarak sıfırdan başlayıp zengin olan insanların öyküleri akla gelir.
Yazılı ve görsel iletişim araçlarında da başarı öyküleri, kazanılan servetlerin öyküleridir.
İçinde bulunduğu güç koşulları yenip de kendine yaşamda yol açan insanların öyküleri, örnek yaşam öyküsü sayılmaz ya da topluma aktarılacak önemde bulunmaz.
Oysa, en önemli başarı öyküleri onlardır.

En büyük başarılar, güç koşulların içinden çıkıp kendi geleceğini biçimlendiren, kendi yaşam yolunu açan insanların başarılarıdır. Şimdi böyle bir başarıdan söz etmek istiyorum.

Ferit UÇAR, köyde büyüyen bir çocuk. Bursa’nın Orhangazi ilçesine bağlı Yenigürle köyünde çiftçilik yapan Hüseyin Uçar ‘ın dört çocuğunun en küçüğü.
İlk ve ortaöğrenimini köyünde tamamlıyor. İlçe lisesine geldiği zaman okul müdürü Feri’i liseye almak istemiyor.
Köy okullarında notları şişiriyorlar, iyisi mi siz bu çocuğu Endüstri Meslek Lisesi ‘ne kaydettirin diyor.

Fakat Ferit’in dayısı araya giriyor ve Ferit liseye kaydediliyor.
Lise üçüncü sınıfa geldiği zaman ilçede yeni açılan bir dershanenin seviye tespit sınavında indirimli eğitim görme hakkı kazanıyor.
Yıl sonunda liseyi birincilikle bitiriyor, Koç Üniversitesi Matematik Bölümü ‘nü burslu olarak kazanıyor.
Üniversitedeki çift anadal eğitimi sisteminde matematik eğitimi yanında ekonomi eğitimi de görüyor.

Bu yılları Ferit UÇAR şöyle anlatıyor:

“Koç Üniversitesi’nin çeşitli bölümlerinde part-time işlerde çalıştım. Son iki yılımda araştırma ve ders asistanlıkları yaptım.
1,5 yıl merkezi Londra ‘da bulunan Sage Publications ‘in çıkardığı international Journal of Cross Cultural Management Dergisi’nin editör asistanlığını yaptım.
ABD ‘ye doktora için başvurma fikrimi üniversitedeki profesörlerime açtım. Onların referanslarıyla ABD ‘nin ekonomi alanındaki en iyi 15 üniversitesine başvurdum.
Bunların yedisinden tam burslu kabul aldım.”

Chicago, Princeton, Wiskonsin-Madison, Minnesota, Los Angeles (UCLA), Columbia ve Rochester üniversiteleri arasında tercih yapmakta zorlanan başarılı genç, sonunda dünyanın yüz ayrı ülkesinden 14 binden çok adayın başvurduğu, New Jersey eyaletindeki Princeton Üniversitesi’nde karar kılıyor.
Şimdi bu üniversitede ekonomi dalında doktora yapıyor.

Bu haber 30 Ekim 2002 tarihli Sabah Gazetesi’de yayımlandı. İşte, hepimizi etkilemesi gereken, hepimizin başucumuza asıp her gün okumamız gereken büyük bir başarı öyküsü.

Köyde yetişen bu gencin, Ferit Uçar ‘ın doktorasını yaptığı Princeton Üniversitesi, ünlü matematik dehası John NASH ‘ın yetiştiği üniversitedir.
Orada okumak, orada çalışmak dünyanın en önemli başarılarından birisidir ve aramızdan çıkan bir köy çocuğu, önündeki bütün engelleri sarsılmaz iradesiyle aşarak bu başarıya erişmiştir.

Şimdi bu olaydan alınacak derslere bir göz atalım:
Başarı için koşulların çok iyi olmasını isteyen, başarısızlığına hep kendi dışında sürekli mazeret bulan gençlerimize bu öyküyü dikkatle okumalarını önerelim.

İnsanlar kendilerine başkalarının örnek gösterilmesinden hoşlanmazlar, ama bu örneğe dikkatle bakmaları gerekiyor.

Hedefini seçmek, hedefine odaklanmak, hedefine giden yolun haritasını çizmek, bu yolda azimle, kararlılıkla, sebatla yürümek ve kendine hiçbir mazeret tanımamak.

Bunu yapabilenler kazanır, işte kazanıyor ve bütün mazeretleri geçersiz kılıyor.

Ama bilgisayarın başından ayrılamıyorum.
Ama cep telefonuyla konuşmadan duramıyorum.
Ama hep ders mi çalışacağım?
Gençliğimi hiç yaşamayacak mıyım?
Babam beni dışarıda okutacak.
Ailemin işinde çalışırım.
Benim hiçbir ihtiyacım yok ki.

Bu ve benzeri mazeretleri olanlar da var ve onlar kendi kendilerinin engeli oluyorlar.

Her zaman kendi seçimimizi yaparız. Geleceğimiz de bu seçimin ucundadır.


Dr. Erdal ATABEK

(Cumhuriyet, 25.11.2002)

Fırtına çıktığında uyuyabilir misiniz ?

06.06.2009

firtina

Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu.
Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce çalışmaktan vaz geçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur diyorlardı.

Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti.
Adamın haline bakıp ‘çiftlik işlerinden anlar mısın?’ diye sormadan edemedi çiflik sahibi.
‘Sayılır’ dedi adam, ‘fırtına çıktığında uyuyabilirim’.
Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boşverip çaresiz adamı işe aldı.
Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü de görünce içi rahatladı.
Ta ki o fırtınaya kadar:
Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu:
‘Kalk, kalk! Fırtına çıktı. Herşeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.’
Adam yatağından bile doğrulmadan mırıldandı:
‘Boşverin efendim, gidin yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim ya.’
Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı.
Ertesi sabah ilk işi onu kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.

Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu: A-aa! Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı.
Ahıra koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini kapatırken mırıldandı:
‘Fırtına çıktığında uyuyabilirim’