Arama:

Etiket Bulutu







‘çocuklar’

Neşeli karpuzlar

29.04.2012


Bu fotoğrafın 1950 Ağustos’unda Samsun’da çekildiği biliniyor. Fazla söze gerek yok. Neşe içinde havada uçurulan karpuzların kendisi konuşuyor.

turkiye5

İstanbul Çocukları

29.04.2012


İstanbul’un yoksul mahallelerinden biri. Yıl 1924. Çocuklar, yan yana dizilmişler, endişe, şüphe ve merakla kameraya bakıyor.

turkiye7

Küçük adamlar

29.04.2012


Yıl 1929. Bu küçük adamlar Ankara’nın doğusunda kalan bir Çerkez köyünün çocukları.

turkiye8

Hediye

09.01.2011

paket

Anaokulunun son günü küçük öğrenciler ögretmenlerine hediye verdikleri bir parti düzenler.
Çiçekçinin oğlu ögretmene bir hediye paketi uzatır. Ögretmen paketi yavaşça sallar eliyle tartar ve
– Sanırım bu bir buket çiçek..
– Dogru.. Nerden bildiniz öğretmenim?
– Şey, tahmin ettim..
Sıradaki öğrenci şekercinin kızıdır. O da öğretmene bir hediye verir. Öğretmen gülümseyerek paketi alır, eliyle tartar ve hafifçe sallar:
– Sanırım bu bir kutu çikolata..
– Aaa, nerden bildiniz öğretmenim?
– Şey, bir tahmin ettim. Tuttu işte
Bir sonraki hediye Tekel bayisinin oğlundan gelir. Ögretmen paketi alır ama alttan küçük bir sızıntı vardır. Paketi tutarken parmağı ıslanan öğretmen yavaşça parmağını diline sürer:
– Bu şarap olabilir mi?
– Hayır öğretmenim!! diye bağırır çocuk heyecanla. Öğretmen tekrar sızan yerden bir damlayı parmağıyla alıp tadına bakar:
– Şampanya öyleyse..
Daha da heyecanlanan çocuk,
– HAYIR Öğretmenim!! der.
Öğretmen sızıntının bir daha tadına bakar:
– Tamam.. Pes ediyorum, bilemeyeceğim. Nedir bu?
Çocuk neşeyle haykırır:
– Bir köpek yavrusu!..

Güzel soru

09.01.2011

okul

– Çocuklar, kıyamet cuma günü şafak vaktinde olacaktır.
– Ama hocam nereye göre şafak vakti… Bizde şafak vakti iken diğer tarafta gece oluyor.
– Numaran kaçti senin?
– Noldu hocam?
– Çok güzel soru sordun.. 5 vericem.

Lösemili çocuklar kenti projesi nedir?

05.10.2010

kentlogo

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİ NEDEN GEREKLİDİR?

ÇÜNKÜ Çocuklarda kanser hastalıkları hızla artmaktadır. Dünyada her yıl bir milyondan fazla çocuk, Türkiye’de ise her yıl yaklaşık 1200 yavrumuz lösemi hastalığına yakalanma riski altındadır. Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü bizleri ciddi şekilde uyarmaktadır; “2020 yılına kadar kanser hastalıkları % 60 oranında daha da artacaktır”

ÇÜNKÜ Hematoloji alanında son yıllarda ortaya çıkan olumlu ilerlemeler sayesinde çocuklarda lösemi hastalığının tedavisi %91’e varan oranda tam iyileşme ile sonuçlanmaktadır. Yani standart risk ALL’li 10 lösemili çocuktan 9’u normal yaşamlarına dönebilmektedir. Ülkemizde de bu başarının elde edilmesi için çok steril ortamlar, en yeni teknolojilerle donanmış ihtisas hastaneleri, tecrübeli sağlık personeli ile psikolojik ve sosyal desteklerin yer aldığı büyük merkezlere ihtiyaç olduğu açıktır.

ÇÜNKÜ Lösemi tedavisinde ilaçlar kadar hijyen, beslenme ve yaşama sımsıkı bağlanmak büyük önem taşımaktadır. Çocukların 3 yıl gibi çok uzun bir süre tedavi alacakları hastaneleri korku filmlerindeki kasvetli şatolara ve kan alan doktor, hemşireleri de vampire benzetmemeleri gerekir. Bir hastaneden çok sevimli bir yuva ve hiç taburcu olmak istenmeyecek sıcacık bir ev havası yaratılmalıdır.

ÇÜNKÜ Hiç bir çocuğun doğarken fakir veya zengin, sağlıklı yada hasta olmayı seçme şansı yoktur. Veya “Ben bu ortamda tedavimi sürdürmeyeceğim “ deme şansına da sahip değildir. Öte yandan Çocuk Hakları Sözleşmeleri gereğince her çocuk eşit koşullarda ve devlet güvencesinde tedavi olma ve yaşama şansına sahip olmalıdır.

ÇÜNKÜ Lösemi hastalığının tedavisi son derece pahalıdır. Yüzlerce milyar lira tutan bu tedavileri hiçbir ailenin bütçesi kaldıramamaktadır. Bu nedenle kâr amacı gözetmeyen, gerektiğinde parasız tedavi olanağı sağlayan vakıf hastanelerine ihtiyaç vardır.

ÇÜNKÜ Lösemili çocuğunu tedavi ettirebilmek için Ankara, İstanbul gibi büyük illere gelen ailelerin sokaklarda yatmayacağı, sıcak bir ortamda güler yüz ve anlayışla karşılanacağı, trafik çilesi çekmeyeceği çağdaş merkezlere ihtiyaçları vardır.

ÇÜNKÜ Çocuğu hastalanan anne ve babaların tek düşüncesi çocuklarına moral vermek ve bir an önce biricik yavrularının iyileşmesini görmek olmalıdır. Bir torba kan bulmak için hastane hastane dolaşmamalı, imza, rapor kuyruklarında saatlerce bekletilmemeli, bir kutu ilaç için eczane önlerinde vakit geçirmemelidirler.

ÇÜNKÜ Türkiye’de kemik iliği nakli imkanları son derece kısıtlıdır. Düzenli ve çok gelişmiş bir “İlik Bankası” bulunmaması nedeniyle hastalar yurt dışına yollanmakta gereksiz ödemeler yapılmaktadır. Öte yandan özellikle çocuklarımız kemik iliği nakli olabilmek için sıra beklemekte aylarca sonrasına randevu verilmektedir. Bu kadar süre içerisinde yaşama şanslarını kaybedebilmektedirler

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİ KURULUŞ PLANI

– ANA HASTANE BİNASI
– POLİKLİNİK ve ACİL SERVİS ÜNİTESİ
– AYAKTAN TEDAVİ ÜNİTESİ
– KAN BANKASI ve KEMİK İLİĞİ BİLGİ BANKASI ÜNİTESİ
– APART OTEL BİNASI
– HASTA AİLESİ YAŞAM KONUTLARI
– OKUL ÜNİTESİ
– KONUK EVLERİ
– BİLGİ İŞLEM -KÜTÜPHANE ve KÜLTÜR MERKEZİ
– TOPLANTI VE KONFERANS SALONU, SİNEMA-TİYATRO SALONU
– SPOR KOMPLEKSİ
– ALIŞVERİŞ MERKEZİ
– İDARİ OFİS ve HASTA İLİŞKİLERİ ÜNİTESİ
– BECERİ ATÖLYELERİ
– ORGANİK TARIM ARAZİSİ
– HAYVAN ÇİFTLİKLERİ
– SOĞUK HAVA DEPOSU
– SOSYAL TESİSLER VE SATIŞ- MERKEZİ

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİ’NDE YAŞAM

Hastanesi, oteli, okulu, evleri, sineması, spor sahaları, atölyeleri ve alışveriş merkezleriyle tam bir kent yaşamı oluşturulacaktır. Kent sakinleri asla yalnız kalmayacak, dışlanmayacaklardır. Arzu ettikleri, görmek istedikleri sanatçıları, sporcuları, devlet büyüklerini ve yakın dostlarını şehirlerinde misafir edebileceklerdir.
Lösemili çocuklar hem kardeşlerini, akrabalarını hem de kardeş okullardan arkadaşlarını davet edebilecekler, yarışmaları, etkinlikleri paylaşabileceklerdir.
Diledikleri zamanlarda doktorlarından izin alarak gezilere katılabilecek hatta dünyayı dolaşabileceklerdir.
Kent içerisinde trafik gürültüsü, otobüs egzos dumanı asla yer almayacaktır. Ulaşım kent girişinden itibaren yaya yolları ve minik elektrikli arabalar kullanılarak sağlanacaktır. Hatta koşulların el verdiği noktalarda minik tayların çektiği faytonlar çocuklarımızın hem eğlence kaynağı olacak hem de ulaşımlarını sağlayacaktır. Lösemili Çocuklar Kentinde kanser yapabilme etkisi olmayan tüm teknolojik cihazlar, haberleşme araçları, görsel ürünler ücretsiz olarak kullanılacaktır.
Kısacası rüya gibi bir yaşam, çocuk kahkahalarının çınladığı, yüzleri her zaman gülen insanların yer aldığı, kelebeklerin çiçekten çiçeğe uçtuğu ortamlarla güzelleşecektir.

www.losev.org.tr

Otizm Nedir?

18.08.2010

otizm

Çocuğunuzda aynı yaştaki diğer çocukların davranışlarından farklı davranışlar gözlüyorsanız kaygılanabilirsiniz. Bu davranışların otizm belirtisi olabileceğini düşünüyorsanız otizmin ne olduğunu, sizi ve ailenizi ne şekilde etkileyeceğini bilmek isteyebilirsiniz.

Otizm, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan karmaşık bir gelişimsel bozukluktur. Otizmin, beynin yapısını ya da işleyişini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlardan kaynaklandığı sanılmaktadır.

Sizin hatanız değil!

Otizme neler yol açar? Bugün için bu soruya verilebilecek en doğru yanıt “Otizme nelerin yol açtığı bilinmiyor” yanıtı olacaktır.
Otizmin anne-babadan kalıtım yoluyla geçmiş olabileceğinden kuşkulanılmaktadır. Dolayısıyla, bu yönde pek çok araştırma yapılmaktadır. Ancak, henüz otizmin geni bulunabilmiş değildir. Otizmin çevresel faktörlerle tetiklendiği düşünülmektedir.
Otizme her çeşit toplumda, ırkta ve ailede rastlanmaktadır. Dolayısıyla, bu özelliklerin hiç birinin otizmle ilişkili olmadığı kabul edilmektedir. Öyleyse, otizmin çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin ekonomik koşullarıyla ilişkisi yoktur.

Yalnız değilsiniz!

Otizm, günümüzde rastlanan en yaygın nörolojik bozukluktur ve her 150 çocuktan birini etkilediği kabul edilmektedir. Ayrıca, otizmin erkeklerdeki yaygınlığı, kızlardan üç-dört kat fazladır. Otizm tanısı alan çocukların çoğunda değişik derecelerde öğrenme güçlüğü ve zeka geriliği de görülür.

Otizm, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son yıllarda adı çok sık duyulan bir özel eğitim kategorisidir.

Eğer çocuğunuz:

Başkalarıyla göz teması kurmuyorsa,
İsmini söylediğinizde bakmıyorsa,
Söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa,
Parmağıyla ile istediği şeyi göstermiyorsa,
Oyuncaklarla oynamayı bilmiyorsa,
Akranlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,
Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz ortamlarda söylüyorsa,
Konuşmada akranlarının gerisinde kalmışsa,
Sallanmak, çırpınmak gibi garip hareketleri varsa,
Aşırı hareketli, hep kendi bildiğince davranıyorsa,
Gözleri bir şeye takılıp kalıyorsa,
Bazı eşyaları döndürmek, sıraya dizmek gibi sıra dışı hareketler yapıyorsa,
Günlük yaşamındaki düzen değişikliklerine aşırı tepki veriyorsa,

otizm açısından değerlendirme yapmak gerekir.

OTİZM YELPAZESİNDE YER ALAN HER ÇOCUĞUN BİLMENİZİ İSTEYECEĞİ 10 ŞEY

1- Ben otizm’i olan bir çocuğum. “Otistik” değilim. Otizm karakterimin sadece bir bölümüdür. Beni tek başına tanımlayacak bir kavram değil. Siz düşünceleri, duyguları, yetenekleri olan bir birey misiniz yoksa sadece şişman, gözlüklü ya da sakar bir kişi mi?

2- Duyusal algılarım bozuktur. Gündelik yaşam içerisinde sizin çoğunlukla fark etmediğiniz kokular, sesler, tatlar, görüntüler, temaslar benim için çok rahatsız edici olabilir. Yaşadığım çevre benim için genellikle tehdit edici bir ortamdır. İçine kapalı ya da kavgacı görünebilirim ama aslında bu kendimi koruduğum anlamına gelir. Sıradan bir market alışverişi benim için tam bir kabus olabilir. Seslere karşı aşırı hassas olduğumu bir düşünün. Aynı anda konuşan onlarca insan, günün indirimli ürününü tekrar tekrar anons eden mekanik bir ses, kasadaki işlem sesleri, alışveriş arabalarının tekerleklerinin çıkardığı gıcırtılı ses vb. Bu uyaranları beynim filtre edebilir ama bu ciddi anlamda aşırı yüklenmedir benim için. Koku alma duyum da aşırı hassas olabilir. Kasap reyonundaki etler taze olmayabilir, yanımızdan geçen adam o gün duş alamamış olabilir, kasa sırasında önümüzde duran bebeğin bezi kirlenmiş olabilir. Bunlar benim için oldukça tiksindiricidir. En yoğun kullandığım görme duyum aşırı uyarana maruz kalmış olabilir. Örneğin aşırı parlak floresan ışıkları mekanı sürekli titreşiyor gibi göstererek gözlerimi rahatsız edebilir. Camların yansıttığı parlak ışık, tavanda dönen fan, etrafımda sürekli hareket eden insanlar odaklanmam ve baş etmem gereken şeylerdir. Tüm bunlar denge duyumu etkiler ve vücudumun konumunu bile algılayamaz hale gelebilirim.

3- “Yapmam” (Yapmamayı seçiyorum) ve “Yapamam” (Yapmayı beceremiyorum) arasındaki farkı dikkate almayı unutmayın. Komutlarınızı dinlemediğimi sanmayın. Sizi anlamıyor olabilirim. Bana diğer odadan seslendiğinizde duyduğum sadece “^/^’(/(%&’(+&’((‘” olabilir. Bunun yerine yanıma gelin ve basit kelimeler seçerek benimle direkt konuşun. “Lütfen kitabını masana bırak. Şimdi öğle yemeği yeme zamanı.” gibi. Bu şekilde benden ne istediğinizi ve sonrasında ne olacağını bana net bir şekilde söylemiş olursunuz. Böylece uyum göstermek benim için daha kolaylaşır.

4- Somut düşünürüm. Dili sadece sözcüklerin anlamına göre yorumlarım. “Koşturmayı bırak” yerine “Arkandan atlı mı kovalıyor” derseniz aklım karışır. “Çantada keklik” demek yerine “Bunu yapmak senin için çok kolay” demelisiniz. Deyimler, kinayeler, imalar benim için anlamsız ve akıl karıştırıcıdır.

5- Sınırlı sözcük dağarcığıma karşı anlayışlı olun. Duygularımı tarif etmek için doğru kelimeleri bilmiyorsam ihtiyaç duyduğum şeyi size anlatmak benim için oldukça zorlaşabilir. Acıkmış, incinmiş, korkmuş, aklı karışmış olabilirim ve bu duygularımı size aktaracak kelimeleri bilmiyor olabilirim. Vücut dilime ve rahatsızlık duyduğumda gösterdiğim tepkilere dikkat edin. Bir de bunun tam tersini düşünelim. Yaşımın çok ilerisinde bir düzeyde adeta küçük bir profesör gibi konuşuyor olabilirim. Bu türde konuşmalar dildeki eksiğimi telafi edebilmek için çevremde yaşananlarda, izlediklerimden, okuduklarımdan ezberlediğim replikler olabilir. Buna “ekolali” denir. Kullandığım kelimeleri ya da içeriklerini anlamıyor olsam da size yanıt vermek zorunda olduğumda buna başvurabilirim.
Dil benim için çok zor olduğundan görsel odaklıyımdır. Bana söylemek yerine yapmam gereken bir şeyi bana gösterin. Ve bunu defalarca tekrarlamaya da hazırlıklı olun. Aynı şeyi sürekli tekrarlamak öğrenmemi sağlar.

6- Otizmin benim tüm yönlerimi algılamanıza engel olmasına izin vermeyin. Yapamadıklarım yerine yapabildiklerime odaklanın ve bunlar üzerinde bir şeyler inşa etmeye çalışın. Diğer tüm insanlar gibi yeterli olmadığımı ve sürekli düzeltildiğim ortamlarda öğrenemem. Ne kadar “yapıcı” olsa da bir eleştiriyle karşılaşacağımı bilmek beni yeni bir şey denemekten alı koyar. Güçlü yönlerimi keşfedin. Bir şeyi yapmak için bir çok farklı yöntem olduğunu da unutmayın.

7- Sosyalleşme konusunda bana yardım edin. Dışarıdan bakıldığında parktaki çocuklarla oynamak istemediğimi düşünebilirsiniz. Oysa bazen bunu nasıl yapacağımı -yani onlarla nasıl konuşmaya başlayıp oyunlarına katılabileceğimi- bilmiyor olabilirim. Diğer çocukları beni oyunlarına davet etme konusunda cesaretlendirmek işe yarayabilir.

8- Öfke nöbetlerimi tetikleyen şeyleri bulmaya çalışın. Önceliği buna verin. Kriz, patlama, öfke nöbeti. Bunu nasıl adlandırırsanız adlandırın unutmayın ki bunu yaşamak benim için çok daha korkutucudur. Duyularımdan biri aşırı yüklendiğinde böyle durumlar ortaya çıkar. Eğer öfke nöbetlerimin sebebini bulursanız onları önleyebilirsiniz.

9- Lütfen beni koşulsuzca sevin. “Keşke şöyle olsaydı” “Keşke bunu yapabilseydi” türünde düşünceleri kafanızdan uzaklaştırın. Siz ailenizin tüm beklentilerini karşılayabildiniz mi? Otizm benim seçimim değil. Unutmayın bu durumu ben yaşıyorum, siz değil. Sizin desteğiniz olmadan başarılı ve bağımsız bir hayat sürmem uzak bir ihtimal. Desteğiniz ve rehberliğinizle olasılık o kadar yüksek ki
Söz veriyorum, ben buna değerim!

10- Sabır, sabır, sabır. Otizme bir eksiklik olarak değil, farklı bir yetenek olarak bakmaya çalışın. Evet sohbet sırasında gözlerinize bakmıyor olabilirim. Ama yalan söylemediğimi, oyunlarda hile yapmadığımı, arkadaşlarımla dalga geçmediğimi, insanlara önyargılarla yaklaşmadığımı hiç fark etmediniz mi? Evet belki bir sonraki Michael Jordan olamayabilirim ama detaycı bakış açım ve olağanüstü odaklanma kapasitemle bir sonraki Einstein, Mozart ya da Van Gogh olabilirim. Günümüzde bu kişilerin de otizmli olduğu düşünülüyor. Siz dayanağım olmazsanız bunu başaramam. Benim arkadaşım, öğretmenim, avukatım olun. Ne kadar yol alabildiğimi göreceksiniz.

Çocuklar neden yaramazlık yaparlar?

01.06.2010

cocuklar

Ben bir çocuğum. Sözünde duramayan bir çocuk. Gerçi diğer çocuklardan pek de farkım yok. Onlar da benim gibi verdikleri sözde duramıyorlar. “Tamam anneciğim, söz veriyorum, bir daha yapmayacağım.” cümlesini benden çok duymuş olabilirsiniz. Doğru, çok defalar anne-babama sözler veriyorum ama bir türlü verdiğim sözde duramıyorum. Duvarları çizmeyeceğim diyip yine çiziyorum. Odamı dağıtmayacağım diyorum, sonra bir de bakmışsınız yine dağılmış odam. Kardeşimle güzel geçinmeye söz veriyorum. Ancak iki gün sonra bu sözü veren ben değilmişim gibi hareket ediyorum.

Siz bana birçok nasihatte bulunuyorsunuz ancak bu nasihatler bir kulağımdan girip ötekinden çıkıyor. Ama biliyor musunuz bunların hiçbirinde benim suçum yok. “Yok canım sen de!” dediğinizi duyar gibiyim ancak anlatacaklarıma kulak verirseniz bana hak verirsiniz belki.

İradem Zayıf, Duygularım ve Dürtülerim Güçlü

Bilim adamlarına göre insan beyninin ön tarafı düşünmeyi ve iradeyi kontrol ediyor. Orta beyindeki hipotalamus ise duygunun merkezi. Biz çocuklarda ön beyin fazla gelişmediği için bizler duygularımızı ve dürtülerimizi kontrol edemiyoruz. Yani suç biz de değil, gelişim sürecimizden kaynaklanıyor sözünde durmamak.

Diyelim ki içimizdeki merak duygusu bizi dürttü ve “Git çekmeceleri karıştır” dedi. Biz açıkçası bu duygunun esiri oluyoruz. İrademiz yani ön beynimiz gelişmediği için size daha önce söz vermiş olsak da duygularımızın önüne geçemiyoruz. Size verdiğimiz söz sivrisinek vızıltısı gibi o an aklımıza geliyor ama duygularımız onun sesini bastırıp kendi dediğini yaptırıyor.

Size bir çikolata verseler ve “Beş dakika yemeden beklersen ikinci bir çikolata daha vereceğiz.” deseler siz sabredebiliriniz. Duygunuz size o çikolatayı hemen yemenizi söyler ancak o esnada düşünce yetiniz, iradeniz devreye girer ve beklemeniz gerektiğini söyler. Yani duygunun isteklerini durdurabilir. Ya bizler? Bizler sizin gibi değiliz ki. İkinci çikolatayı bekleyemeyiz. İçimizdeki duyguyu durduracak irademiz yok ki? İçimizdeki ses bizi “Çikolatayı ye” diye dürttüğünde aklımız her ne kadar beklersek ikinci bir çikolatanın geleceğini söylese de bu ses o kadar zayıf kalıyor ki biz isteklerimize yenik düşüyoruz.

İşte bizim sözümüzde duramamamızın asıl nedeni bu. Yani ön beynimizin yeteri kadar gelişmemesi. Bu nedenle “Bir daha yapmayacağım anneciğim-babacığım” desek de gelişimimizi tamamlamadığımız için sözümüzde duramıyoruz. İçimizden bir ses bizi dürtüyor ve biz yeniden oyuncaklarımızı dağıtıp, duvarları yeniden çiziyoruz.

Yaratıcı ve Devlet Bize Neden Hesap Sormuyor?

İşte bu özelliğimizden dolayı Yaratıcı bile bize hesap sormuyor. Çocukluk döneminde yaptığımız yanlışlar yanlış olarak değil de çocukluk hali olarak görülüyor. Bir canlıya zarar verdiğimizde bize “Neden yaptın?” diye hesap sorulmuyor. Yaratıcı ve devlet bizi yaptıklarımızdan dolayı mazur görürken sanırım sizler de bizi mazur görmelisiniz. Onlar bizi affettiğine göre sizler de affedici olabilirsiniz.

Ne zaman ki biz ergenlik dönemine giriyoruz işte o zaman akıl ve duygu yetimiz dengelenmeye başlıyor. Ön beynimiz ve orta beynimiz büyük bir oranda gelişimini tamamlamış oluyor. İşte o zaman yaptıklarımızdan ve yapmadıklarımızdan sorumlu oluyoruz. Bu dönem öncesinde bizler çocuğuz ve şu söz tam da bizi tarif ediyor: “Çocuktur ne yapsa yeridir.”

Soyut Düşünmek Çok Zor

Hem biliyor musunuz biz yaklaşık 12 yaşına kadar tam anlamıyla soyut düşünce yeteneğine sahip olamıyoruz. “Yaramazlık”, “Suç”, “Hata” gibi kavramların ne demek olduğunu bilmiyoruz bile. Siz bize “Yaramazlık yapmak yok tamam mı?” diyorsunuz ama açıkçası biz yaramazlığın ne olduğunu bilmiyoruz. Evde koşmak yaramazlık mı mesela? Kâğıda resim çizmek yaramazlık değilken neden duvara resim çizmek yaramazlık oluyor, tam anlamıyoruz. Ağlamak yaramazlıktan sayılıyor mu, bilmiyoruz. Bu nedenle siz bize “Bir daha yaramazlık yapmayacağına söz ver” dediğinizde biz size bir söz veriyoruz ama ne için söz verdiğimizi biz de bilmiyoruz. Bu nedenle bizimle konuşurken olabildiğince basit ve somut olmalısınız. “Akıllı ol”, “Uslu dur” gibi cümleleriniz bizim için pek bir anlam ifade etmiyor. Sözümüzde duramamamızın nedenlerinden biri de sanırım bu soyut kavramlarla olan sorunumuz.

Biz çocuğuz. Duygularımızı ve dürtülerimizi kontrol edecek kadar gelişmedi beynimiz. Üstelik soyut kavramları anlamakta zorluk çekiyoruz. Bu nedenle de size verdiğimiz sözleri çok defalar yerine getiremiyoruz. Affedin bizi lütfen.

At Yarışları

14.02.2010

atyarisi

İlkokul 3. 4. 5 sınıf öğrencileri, iki bayan ögretmenleri eşliğinde, derslerinde yer alan “at yarışlarının ülke ekonomisine katkılarını yerinde gözlemlemek” amacıyla at yarışlarına gitmişler.. bir müddet sonra da çocukların tuvalet ihtiyaçlarını karşılamak için toplu olarak tuvaleti
ziyaret etmisler..
bir ögretmen kızların, diğer ögretmen erkeklerin kapısında
beklerken erkek öğrencilerin küçük boylarından dolayı “pisuvara yetişememe”
sorunu nedeniyle onlara mecburen yardım etme durumu ortaya çıkmış..
Çocuklar fermuarlarını açıyor, bayan ögretmenleri onları kucağına
alıyor, üstlerini ıslatmamaları için pipilerini tutup çişlerini yaptırıyormuş.. teker teker yaptırdıktan sonra aralarından bir tanesinin pipisinin kocaman olması bayan ögretmenin dikkatini çekmis..
“sen 5. sınıf olmalısın” demiş öğretmen çişini bitiren çocuğun pipisini sallarken..
“hayır efendim” diye cevap gelmiş.
“ben altıncı yarıştaki “karamurat” ın jokeyi’yim.

George Washington ve kiraz ağacı

09.11.2009

cuttingdown

Öğretmen;
– George Washington çocukken babasının en sevdiği kiraz ağacını kesmiş çocuklar, ama babası onu cezalandırmamış.. Neden sizce?..
Ögrencilerden biri;
– Sanırım balta hâlâ George’un elindeydi..!