Arama:

Etiket Bulutu







‘delikanlı’

Hayatımın aşkı

23.03.2012

hikaye1

Bir zamanlar üniversiteli bir delikanlı, hergün bindiği metroda o kızı görür. Saçları altın sarısı, gözleri okyanus mavisi ve hiç açıldığını görmediği dudakları kiraz kırmızısı. Her sabah o trenin hangi vagonuna ve hangi saatte biniceğini hesaplayarak çıkar evinden delikanlı. Aradan aylar geçmiştir ama kız bir kez olsun farketmemiştir delikanlıyı! Üniversiteli aşık her sabah gözlerinin ayarını hiç bozmadan bir yolunu bulup onunla göz göze gelmeye adar hayatını. Ve işte öyle günlerden birinde, delikanlı biraz geç kalır metronun kalkış saatine. Tam merdivenlerden inerken birinin daha aynı kapıya onunla beraber koştuğunu farkeder başını çevirdiğinde. O kızdır onunla aynı anda geç kalan ama güzel sarışın bakışlarıyla olduğu yerde durup, ona bakakalan genç adamı geride bırakarak tam kapıların kapanmasına yakın, atar kendini vagona….

Genç üniversiteli vagondan içeri süzülen kalp sancısını izler istasyondan. Ve işte aylardır başarmaya çalıştığı şeyi o an başarır genç adam. Kız, kendisini çaresiz bir şekilde izleyen o şaşkın ve bir o kadar üzgün bakışları farketmiştir artık. O da kilitlenir ister istemez genç adama içinde tanımlayamadığı duygulara ev sahipliği yaparak. Genç adamsa oturup bir sonraki treni bekler ertesi sabah tekrar karşılaşmak umuduyla. Kısa bir beklemeden sonra karşıdan gelen treni görüp kalkar yerinden… aşinalık işte, o güzel kız olmasada, ayakları o vagona yönelir yeniden, inen yolculardan sonra kapıdan içeri ilk adımı atar ve başı önde hemen oturur bi koltuğa …

Tren hareket ettikten kısa bir süre sonra sırtının dayalı olduğu koltukta oturan yüzünü göremediği birinin eli ona bi kağıt parçası uzatır. Bir anlık tepki olucak, kağıtta yazanlar ilk ilgi alanı olur, verenden ziyade; diyordur ki kağıtta muhteşem bir el yazısıyla; ”Her sabah karşımda durup beni izleyen adam, sana birşey sormak istiyorum; konuşmadanda yaşanır mı aşk? ”Delikanlı herkesi herşeyi unutur birden, dalar gider bir kaç dakikalığına, hemen elindeki kalemle cevabını yazar ve ne yapacağı o an gelir aklına; yani onu kağıdı veren kalp sızısının bir arka koltukta oturduğu gerçeği.. Süratle kalkar yerinden döner arkasını, ama boştur koltuk ve biran arka sayfasını gördüğü kağıtta bir not görür: “Yarın sabah cevabını aynı kağıtta ilet olurmu ?”

Dünyalar genç adamın olmuştur artık… sabahı zor eder, gece sabaha kadar onu düşünür. Aklına gelen ve o an yazdığı cevap karşısında. Sabah geç kalmamak için koşar adım gider metro istasyonuna ve biner aynı vagona. İşte hayal sandığı dün, bugün nihayetine ericektir az bir zaman sonra; kızın yanı boştur, oturur ve bu sana diye uzatır cavabını ”Kalbin dili, her dilden, her sesten üstündür” yazan.. Kız gülerek onaylar bu cavabı ve o an delikanlıyı şaşkınlıktan lal eden bir not uzatır tekrar eline.. “Adım Ayşen, 2 yıl önce bir trafik kazasında yaşadığım şok, işitme duyularımı kaybetmeme sebep oldu. Gözlerin ve kalbin, gözlerim ve kalbimle konuşabilirmi?” Genç üniversiteli şok geçirir o an evet mi dese hayır mı.. İniceği istasyona geldiğini anlayınca, bir not yazar ve uzatır o tatlı sarışına; “Yarın yine görüşürüz”.. Ve iner trenin o sessiz vagonundan. Aslında eve varmadan kararı vermiştir içinden : EVET.

Ertesi sabah elinde bir gül ile gider istasyona ve karşıdan geldiğini görür 2 günlük rüyasının. İşte o gün başlangıcıdır bu sessiz aşkın. Delikanlı artık mektuplaşmaya, duygularını okuyarak ve yazarak yaşamaya başlar, yan koltuğunda oturduğunu bildiği o rüyasıyla. Hayat yolunda hep yan koltukta oturmasını ister o dünyalar tatlısı kızın ve aradan geçen mutlu ve umutlu 1 yılın sonunda genç adam mezun olma töreninden hemen sonra; onu hayatının kadını yapmayı ne kadar istediğini yazar karşı sandalyede oturan rüyasına. Bu kez susar, cevap yazmaz kız, ama bunun yerine eğilir adamın kulağına, derin bir nefes aldıktan sonra, o şiir gibi nefesiyle, kiraz dudaklarının arasından şu sözler dökülür ;
”Hemde zerre pişmanlık duymadan, binlerce kez evet.”

Çözüm

10.05.2010

airplain

İstanbul – Bangkok seferini yapan uçak tıkabasa erkek dolu.
Hostesler dışında tek kadın yok!
Bangkok uluslararası havaalanına inmeye az kalmış..
Pilot, rutin konuşmalardan sonra biraz daha ciddi ses tonuyla:
“Beyler” demiş, “neden Tayland’a geldiğiniz malûm. Ama izin verirseniz, size Tayland Sağlık Bakanlığının 2008/2009 verilerini okuyayım…
Buna rapora göre, sex alanında çalışan Tayland’lı kadınların %50’sinde AIDS var, diğer %50’sinde de tüberküloz..
Bu bilgileri sunup, görevimi yaptıktan sonra, size iyi eğlenceler dilerim”.


Arkalarda 70 yaşlarında, kulağı iyi işitmeyen bir amca varmış, yanındaki bıçkın tahtakale tezgahtarı tipli genci dürtmüş
“evladım, pilot bey ne dedi, tam anlayamadım ?” demiş.
Genç bakmış adam yarı sağır, uzun uzun anlatmanın da anlamı yok, kulağına eğilmiş, bağırmış..
“Amcaaaaa, öksürenleri götür.., diğerlerine dokunmayacaksın.”

Kaçak Viski

14.02.2010

mahkeme1

Adam, kaçak viski imal etmekten hâkim önüne çıkarılmış.
Mahkeme, adamın yan komşusunu şahit olarak dinleme kararı almış ve mahkeme günü, komşuları olan delikanlı şahit kürsüsüne çıkmış..
Hakim delikanlıya sormuş,
-Komşunuz size hiç viski verdi mi?
-Hayır efendim..
-Ya karısı..
-Hayır efendim..
-Peki iyice düşünün… Komşunuzun kızı size bişey verdi mi?
Genç komşu biraz düşünüp sormuş..
-Bir dakika efendim.. demiş.. Hâlâ viskiden bahsediyoruz değil mi?”..

Hayatın içinden

13.07.2009

kutuphane

Tıp öğrencisi bir kitabevinin raflarını karıştırırken, aradığı kitabı bulduğuna sevindi. Kitabın arkasını çevirdiğinde gördüğü fiyat gülümsemesini dondurdu. Belli etmeden sayfaları hızla geçti, aradığı bölümü buldu. Kitabevinin sahiplerine gizlice baktı. İkisi dünyadan bihaber müşterilerle görüşüyorlardı. Hocasının ödev verdiği yeri hızla okudu, bitirince dışarı çıktı.
Ertesi gün yine geldi ve kitabın olduğu bölmeye geçti.
Allah`tan raflar kendisini gizliyordu, hızla sayfayı buldu ve okumaya başladı.
Öğrenci yaklaşık bir ay boyunca, iki günde bir kitabevine gidip dersine çalıştı, iş yerinin sahipleri hiç farkına varmadılar.
Bitirme sınavına bir hafta kala kitapçıya yine hayalet gibi sessizce süzüldü. Kitabın olduğu rafa geldiğinde kitabı bulamadı. Alt rafa, üst rafa baktı, bulamadı. Genç öğrencinin rengi attı. Belli etmeden tüm rafları inceledi. Kitap satılmıştı.
Buz gibi bir renkle orayı terk ederken, bir aydır ilk defa kitapçının sevimli sahibiyle göz göze geldi.
Merhaba dedi. Oturmaz mısınız?
Öğrenci sessizce kendisine gösterilen tabureye oturdu.
Kitapçı tezgahın altına uzandı. Genç öğrencinin korku dolu bakışları altında kitabı çıkardı.
Geçenlerde birisi geldi ve fiyatını sordu, alacak gibi göründü.
Ben de raftan indirdim ve senin için sakladım.
Buradan alıp okuyabilirsin dedi.
Genç delikanlı, ne diyeceğini bilemedi. Uzunca bir süre donmuş halde, adamın elindeki kitabın kapağına baka kaldı. Demek ki ilk günden beri biliyordu.
Yıllar geçti, o genç delikanlı başarılı bir onkoloji doktoru oldu.
Yıllar önce, o kitapçı dükkanının raflarındaki kitaplardan, ücretsiz faydalanmasının karşılığını, fakir hastalarından hiç ücret almadan fazlasıyla ödedi.

Delikanlı olmuş

16.06.2009

delikanli


Mahmutpaşa dan aldığı tüşörtü çocuğuna giydirdi, Eminönü ne doğru
yürüdüler. Biraz sonra yağmur başladı. Islanan tişört çekti, güdük kaldı.
Çocuğun elinden tutup yeniden Mahmutpaşa ya getirdi. Satıcının yanına yaklaştı, tişörtü işaret etti :
– Tanıdın mı?
Satıcı pişkin :
– Maşallah, maşallah! Ne çabuk büyümüş, delikanlı olmuş maşallah…