Arama:

Etiket Bulutu







‘deodorant’

Neden Terleriz?

29.04.2011

terlemek

Genel olarak sıcaklığının yükseldiği, dans, spor gibi fiziksel aktiviteler sırasında terleriz. Terleyerek vücudumuzun ısısını sabit tutmuş oluruz. Bunun için vücuda yayılmış en az 2 milyon ter bezi görev yapmaktadır. Fiziksel aktiviteler dışında da heyecan, korku, utanma ve sıkılma gibi pek çok olay, fizyolojik bir neden olmadığı halde bizi terletir.
Vücut ısısı dış sıcaklıklar veya gerilim yüzünden artış gösterdiğinde kan dolaşımı hızlanır. Böylece, ter bezlerinin aktif hale geldiği vücudun üst kısmına doğru bir sıcaklık akımı başlar. Deri üzerinde oluşan ter bu durumda hemen buharlaşıp, deriyi soğutur. Bu sayede insan bir gün içinde kendini fazla yormadan iki litreye kadar su kaybeder. Terlemenin ikinci önemli fonksiyonu ise vücuttaki zehirli maddelerin dışarı atılmasıdır. Bu nedenle saunalara sık sık gidilmesi önerilir.
Aynı koşullarda terleme oranı kişiden kişiye göre de değişebilir. Ortalama olarak bir insan günde 0.5 ile 1 litre arası terler.
Terleme tümüyle istemimiz dışında gelişen, metabolizmamızın doğal bir fonksiyonudur. Üstelik vücudumuz için iki önemli işlevi vardır; cildi nemlendirip, vücut ısısını sabitler ve vücudun boşaltım sistemine katkıda bulunur.
Ter aslında salgılandığında renksiz ve kokusuzdur. Fakat, bakteriler koltukaltı gibi sıcak ve nemli ortamlarda hızla çoğalarak bu salgının kötü kokmasına neden olur.
Ter kokusu için çok çeşitli çözümler var. En önemlisi temiz olmak. Bunun yanısıra da terlemenin yarattığı rahatsızlığı bir takım önlemler alarak en aza indirebilirsiniz;
Rahat ve hava alan kıyafetler giyin. Özellikle pamuklu kıyafetleri tercih edin.
Vücut temizliğine özen gösterin. Özellikle koltuk altında oluşan istenmeyen tüyleri alarak kötü kokuyu büyük ölçüde önleyebilirsiniz.
Kahve, alkol ve yakıcı gıdalardan uzak durun.
Ter kokusunu azaltmanın iki yolu var; Deodorant ve antiperspirantlarla gün boyu hoş kokmak çok zor değil. Ancak deodorant ve antiperspirant birbirinden ayrı şeylerdir. Bu iki ürün en çok terlemeye karşı verdikleri savaş konusunda birbirlerinden ayrılırlar;

Deodorantlar
Deodorantlar antibakteriyel bazı maddeler ve alkol içerirler. Bu sayede de bakteri üremesini denetim altına alarak, ter kokusunun oluşmasını önlerler. Terin ayrışması için bakteriler belirli enzimlere gerek duyar. Bu nedenle bazı deodorantlar bahsedilen bu tür enzimlerden içerir. Diğer yandan ise daha çok parfüm yağları içerdiklerinden dolayı da güzel koku yayarlar.
Deodorant kullanırken dikkkat etmeniz gereken en önemli nokta deodorantı temiz ve kuru koltuk altına uygulamanızdır. Terli bir koltuk altına deodorantı sıkmak, oluşmuş ter kokusu ile deodorantın karışımından oluşan daha ağır ve kötü bir kokuya neden olur. Ayrıca giysinin üzerine sıkmak da kokuyu engellemez. Bu arada sprey deodorantları, koltuk altına 15 cm’lik mesafeden kutuyu dik tutarak püskürtmeniz gerektiğini de sakın unutmayın.

Anti-perspirantlar
Antiperspirantlar, terlemeyi deodorantlara oranla daha fazla önlerler. Ter oranını ayarlayıp, çok fazla ter üretilmesine engel olurlar. Ter üretimini aliminyum tuzları sayesinde engelleyip, ter bezlerini sıkıştırırlar. İçerdikleri alüminyum kloride ve benzeri aktif maddeler ile vücuttaki terlemeyi engeller, nemi azaltır ve kokuları sayesinde de tazelik verirler. İçindeki maddelere göre etki süresi ve gücü değişim gösterir.
Ancak antiperspirant ürünler daha çok pudralı formül içerdikleri için, genellikle koltuk altına uygulanmalıdır. Kıyafet üzerine sıkılan antiperspirant ürünlerin hiçbir etkisi yoktur. Koltuk altına sürülen antiperspirant ürün, ter bakterilerinin pudra tabakası dışına çıkmasını engeller ve böylece bakteriler kuruyup gider. Alkol içermediklerinden dolayı vücut için son derece hafiftirler. Ayrıca ferahlatıcı bir etki sağlarlar.

Tercihiniz ister deodorant, ister antiperspirant olsun, her ikisi de ter kokusunu azaltmak ve günlük yaşamda karşılaşacağınız gergin veya stresli anları kolaylaştırmak için size yardımcı olacaktır.

Ozon tabakasındaki delik kapanıyor mu?

12.09.2010

ozon01

Ozon deliği, Ağustos aylarında genişliyor ve Eylül ayında yılın en büyük halini alıyor. Ozon deliği, geçen yıl 20 Eylül günü 27 milyon kilometre kare olmuştu.

Ozon’un kapanması 2065’i bulacak.
Araştırmacılar, Ozon tabakasında Güney Yarımküre’nin üstündeki deliğin varsayılandan en az 15 yıl daha geç kapanacağını öngörüyor.

CENEVRE – Atmosferdeki kirliliğin etkilerinin tahminlerin ötesinde daha uzun süreceğini düşünen bilim insanları Ozon deliği ile ilgili öngörülerini revize etti. Birleşmiş Milletler bünyesinde toplanan iklim bilimciler, daha önce 2050 olarak açıklanan Ozon tabakasının kendisini yenileyeceği tarihi 2065’e çekti. Bilim insanları, insanoğlunun özellikle son yıllarda artan klima kullanımı nedeniyle daha fazla klorofluorokarbon gazı salması nedeniyle, Ozon’daki deliğin daha geç kapanacağını belirtiyor.
Dünya Meteoroloji Organizasyonu ve BM Çevre Programı şemsiyesinde hazırlanan raporda, Ozon tabakasındaki deliğin 1990’lardan itibarın inişe geçtiği ancak daha 40 yıl boyunca kendisini onaramayacağı belirtildi. Ancak bilim insanları, bardağın dolu tarafından bakarak olumlu gelişmeler olduğunun da altını çiziyor; örneğin klorofluorokarbon gazının atmosferin bazı katmanlarında azaldığı tespit edildi.
ozon1<
Ozon tabakasının delinmesine neden olan klorofluorokarbon gazı 1992-1994 yılları arasında tarihin en üst noktasına çıkmıştı. Bu tarihten sonra alınan önlemler, üretici firmaların ürünlerinde yaptığı değişiklikler ve insanların alışkanlıklarının da değişmesiyle bu gazın salınımında bir gerileme kaydedildi. Ancak, henüz istenen keskin düşüş yaşanmadı.

KLOROFLUOROKARBON GAZI OZON’U DELİYOR
Buzdolapları, klimalar, otomotiv egzostları, endüstriyel atıklar ve deodorantlardan açığa çıkan gazlar atmosferde birikiyor. Güneş ışınlarını filtre ederek insan sağlığı için tehlikeli olan morötesi (ultraviolet) ışınların yeryüzüne inmesini önleyen Ozon tabakası, kimyasal bileşenlerin kullanımı nedeniyle son 50 yıldır inceliyor.
ozon2
İnsanlarda cilt kanseri yapan morötesi ışınlar, birçok hayvan için yem niteliğinde küçük hayvanların yokolmasına ve besin zincirinde aşağıdan yukarıya doğru bir besin yetersizliğinin başlamasına neden oluyor. Stratosferin ışınları emdiği üst katmanlarında bulunan Ozon deliği, genellikle Ağustos aylarında genişliyor ve Eylül ayında çapı yılın en büyük halini alıyor. Ozon deliği, geçen yıl 20 Eylül günü 27 milyon kilometre kare genişliğe erişmişti. Geçmişte ise ulaştığı en büyük genişlik ise 2003’te 29 milyon kilometre kare.


KYOTO, MONTREAL KADAR ŞANSLI DEĞİL
Montreal Protokolü’nü imzalayan 180 ülke atmosferi kirleten gazların salınımının azaltılması için anlaşmıştı. Bilim insanları, 1987 yılında imzalanan Montreal Protokolü’nü çevre konusunda toplumların işbirliği yapabileceğinin ve bunun doğaya yararının dokunacağının bir kanıtı olarak görüyor. Ancak ne yazık ki aynı işbirliği ve iyiniyet küresel ısınmaya neden olan karbondioksit üretimini kontrol altına almayı Kyoto Protokolü için oluşmadı. Dünyanın en büyük CO2 üreticisi ABD’nin başkanı George Bush, küresel ısınmanın bilimselliğini reddetmiş ve Kyoto’yu imzalamaya yanaşmamıştı.

kaynak : ntvmsnbc.com