Arama:

Etiket Bulutu







‘dinmeyen sızı’

Şükriye Atav

16.11.2010

sukriye_atav8

4 Temmuz 1917’de dünyaya gelen Şükriye Atav, 1919 yılında ailesi ile birlikte Rusya’ya gider. İlk ve ortaokulu Sinferopol’da okur. Halk dansları etkinliklerinde yer alır. 1931 yılında İstanbul’a gelir.
Çocukluğundan beri içinde var olan Tiyatro sevgisini, sanat aşkını gerçekleştirmek için, 1932 de Eminönü Halk evi’ne kaydını yaptırır. Rusya’da okurken yaptığı halk dansları çalışmalarının faydasını görür ve hocalarının dikkatini çeker. Bir yandan ders alırken, diğer yandan tiyatro oyunlarında roller alır. Şükriye Atav’da ki azim ve başarıyı gören hocaları ve Muhsin Ertuğrul, sanatçıyı İstanbul Şehir Tiyatrosuna girmeğe teşvik ederler. 1942 Yılında, İstanbul Şehir Tiyatrosu kadrosuna girer Şükriye Atav. Artık yaşamı boyunca Tiyatro ve Sinema sanatçısı olarak hep karşımızda olacaktır.

İstanbul Şehir tiyatrosu müdürü ve Sinema yönetmeni olan Muhsin Ertuğrul, çekeceği bir filmde Şükriye Atav’a başrol teklif eder. Senaryosunu ünlü gazeteci-yazar Burhan Felek’in kaleme aldığı “Nasrettin Hoca Düğünde” adlı eser’le 1943’de sinemaya ilk adımını atar. Hazım Körmükçü ile başrolünü paylaştığı “Nasreddin Hoca Düğünde” isimli filmde, dönemin ünlü ses sanatkarı Müzeyyen Senar ile Sadettin Kaynak da önemli derecede rollerde oynamıştır.
Filmciliği pek fazla düşünmeyen, tüm tercihini Tiyatrodan yana kullanan Şükriye Atav, üç yıl sonra İpek Film sahibi İhsan İpekçi’nin teklifine “peki” demek zorunda kalır. Yönetmenliğini Ferdi Tayfur’un (Şarkıcı Ferdi Tayfur’la sadece isim benzerliği vardır) yaptığı “Senede Bir Gün” filmini 1946 yılında çeker. Bu film de Suavi Tedü ile birlikte başrolde oynar. Filmin görüntü yönetmenliğini (kameraman) sinemanın ilk uzun metraj filmini çeken Cezmi Ar yapar… 1948’de dönemin starı Mehmet Karaca (Cem Karaca’nın babası) ile “Düşkünler” filminde oynar. Dram filmlerinin aranan starı haline gelen Şükriye Atav, ayni yıl için de yine Halk film adına “Canavar” isimli bir film daha yapar ve bu eserde Sadi Tek’le birlikte başrolü paylaşırlar. 1949’da Talat Artemel’le “Dinmeyen Sızı”, 1950’de Cahit Irgat’la “Soysuz” filminde oynar.
Filmleri iyi iş yapmasına rağmen Şükriye Atav, altı yıl kadar, sinemaya ara vererek, tiyatroya ve çocuklarına zaman ayırır… 1956’da “Papatya” filmi ile tekrar sinemaya döner. Bu film de Fikret Hakan, Özcan Tekgül ve Bülent Oran’la birlikte başrolleri paylaşırlar. Sinemaya yine iki yıl ara verir, 1959’da Nejat Duru’nun ısrarı üzerine “Şeytan” adlı bir filmde oynamayı kabul eder. Bu filmde Kenan Pars, Sadri Alışık ve Çolpan İlhan’la ikinci kadın rolünde oynar. Tiyatro çalışmaları devam ederken uzun aradan sonra 1965 yılında “Ben Öldükçe Yaşarım” adlı bir film daha çeker. Ardında yine sinemadan uzaklaşır.

Sinemaya tekrar dönüşü ise tam dönüş olacaktır. 1971 yılında Yönetmen Orhan Aksoy iddialı bir film çekecektir.  “Emine” adlı filmde Tarık Akan’ın annesini oynayacak iyi bir oyuncuya ihtiyacı vardır. Bu rolü için Şükriye Atav’a teklif götürür. Atav, Tarık Akan’ın annesini oynar. Aynı yıl “Emine” filmi Antalya Altın Portakal Film Festivaline katılır ve Şükriye Atav bu filmde oynadığı başarılı anne rolü ile “En iyi yardımcı kadın oyuncu” ödülünü alır. Sanatçının hayatında bu film dönüm noktası olur. Ödülden hemen sonra, Erman film adına çekilen “Vefasız” adlı yapıtta Hülya Koçyiğit ve Tarık Akan’la birlikte oynarlar. Yine Tarık Akan’ın annesi rolündedir. Şükriye Atav, Yeşilçam’ın değişmez annesi olmuştur artık. Kötü kalplı kadın, kötü anne rolleri için Aliye Rona’yı, iyi kalplı kadın, iyi kalplı anne rolleri için de Şükriye Atav’ı oynatırlar hep. 1971-1976 yılları arasında 35 filmde oynar… 1976′ dan sonra sinemada bir azalma başlamıştır. Daha sonraki yıllarda birer, ikişer film de oynar… Şükriye Atav son olarak, 1987’de iki filmde oynar. “Ya Benimsin Ya Toprağın” ve “Bebek”. Bu filmler sanatçının sinemaya veda filmleri olur…

Şükriye Atav, Tiyatro ve Sinemada ki başarılarının yanı sıra, evlatlar yetiştirmekte de başarılı olmuştur. Arkadaşları ve meslektaşları arasında çok sevilen, saygın kişiliğe sahip biridir. Sinema seyircisinin hiçbir zaman unutamayacağı sevecen annesi Şükriye Atav, 2000 yılında rahatsızlanarak Antalya Devlet Hastanesine kaldırılır. Kalp hastası olarak yoğun bakıma alınan sanatçı, 8 Ekim 2000 yılında, 83 yaşındayken hayata veda eder.

kaynak : sinematurk.com

sukriye_atav7   sukriye_atav14   sukriye_atav15sukriye_atav2   sukriye_atav17   sukriye_atav20

Yıldırım Önal

16.11.2010

yildirim_onal1

1931 yılında doğan, tiyatro, sinema oyuncusu ve yönetmen Yıldırım Önal, 1953’te Ankara Devlet Konservatuarı tiyatro bölümünü bitirdi. Aynı yıl sahneye çıktığı Devlet Tiyatroları’nda, kısa bir ara dışında 1963’e kadar oynadı. Schiller’den Maria Stuart (1953), Reşat Nuri Güntekin’den Tanrıdağı Ziyafeti (1954), Turgut Özakman’dan Güneşte On Kişi (1954), Cevat Fehmi Başkut’tan Harput’ta Bir Amerikalı (1955), Shakespeare’den On İkinci Gece (1955), Gerhart Hauptmann’dan Rose Bernd (1962) gibi oyunlarda rol aldı. Özellikle Edmund Morris’in Tahta Çanaklar (1956), Özakman’ın Duvarların Ötesi (1958) ve Tennessee Williams’ın Arzu Tramvayı ‘ndaki (1960) tiplemeleriyle büyük övgü topladı.
Sonraki yıllarda zaman zaman özel tiyatrolarda da çalıştı. Arena Tiyatrosu’nda oynadığı George Bernard Shaw’dan Sezar ve Kleopatra (1963) oyunuyla İlhan İskender Armağanı’nı kazandı. 1970’lerin ortalarında bir kez daha Devlet Tiyatroları’na döndü. 1977’de TRT’ye seslendirme yönetmeni oldu.
1973 yılında “Dinmeyen Sızı” filmindeki rolüyle ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ seçilerek Altın Portakal Ödülü’nü alan tiyatro ve sinema sanatçısı Yıldırım Önal, yaşamının son yıllarında girdiği ekonomik sıkıntı nedeniyle, ödülünü bir rehinciye bırakmak zorunda kalmış ve ödülünü geri alamamıştı. Yıllar sonra rehincinin oğlu tarafından Antalya Kültür Sanat Vakfı ‘na teslim edilen ödül, 1999 yılından itibaren “Yıldırım Önal Anı Ödülü” olarak her yıl bir oyuncuya emanet ediliyor.
Alkolün, sanat camiasıyla iç içe olduğu şüphe götürmez bir gerçek. Müjdat Gezen, sanatçı olmanın şartlarını “disiplinli olmak, paranın egemenliğine izin vermemek” diye sayarken, en önemlisinin “içkiden uzak durmak” olduğunu vurgulamıştı. Verdiği örnek trajikti: “Yıldırım Önal, büyük aktördü. Alkolik oldu, içki içerken şişeyi kırdı. Kırık camlar gözüne battı ve kör oldu.”
Sanatçın, 10 Ekim 1982 yılında Beyin Kanaması sonucu erken yaşta aramızdan ayrılmıştır.

yildirim_onal13   yildirim_onal12   yildirim_onal6yildirim_onal15   yildirim_onal31   yildirim_onal16