Arama:

Etiket Bulutu







‘doktor’

30.08.2014



Temel parmağını camla kesmiş. Telaşla, yeni kurulan aile hekimliği merkezlerinden birine gitmiş.
İçeri girince, malum iki kapı çıkmış karşısına:
Birinde “Hastalıklar”, diğerinde “Yaralanmalar” yazıyormuş.
Durumuna uyan “Yaralanmalar” kapısından içeri girmiş. Önünde yine iki kapı belirmiş:
Birinde “Kanamalı” diğerinde “Kanamasız” yazıyor.
“Kanamalı” kapıdan girince iki kapı daha: “Hayati önemde olan” ve “Hayati önemde olmayan”
Hayati önemde olmayan yazılı kapıdan girince kendini sokakta bulmuş.
Evde sormuşlar:
-Temel sana iyi baktılar mı?
-Hiç bakmadılar ama organizasyon müthiş.

Baş Ağrısı

04.03.2014



Joe, aşk kariyeri başarılarla dolu bir insandır. Ancak yaşlandıkça bu meziyeti inanılmaz bir baş ağrısı yüzünden durmuştur. Sağlığı ve aşk hayatı çekilmez bir hal aldığında tıbbı bir yardıma ihtiyacı olduğunu fark eder. Kapı kapı, doktor doktor gezdikten sonra problemini çözebilecek bir uzman hekim bulur kendine;
” – Size bir iyi bir de kötü bir haberim var.” der doktor.
” – Doktor önce iyi haberi duymak istiyorum.”
” – Sizi baş ağrınızdan kurtarabilirim.”
” – Peki kötü haber nedir doktor bey?”
” – Çok nadir görülen bir durum..söylemesi zor ama hadım edilmeniz gerekiyor. Cinsel organınız, omurganızın alt kısmına baskı yapıyor ve bu baskı sizde dayanılmaz, bir baş ağrısı yaratıyor. Bu baskıdan kurtulmanın tek yolu erkeklik organınızı almak.”
Joe bu haber karşısında şok olur ve morali çok bozulur. Kendi kendine sorar;
” – Ne yapsam acaba. Erkeklik organım alınırsa ben nasıl yaşarım. Kimin için yaşarım. El içine nasıl çıkarım!”
Cevap vermek için fazla düşünmez ve başka bir şansı olmadığı için bıçak altına yatmaya karar verir. Hastaneden taburcu olduğunda;
” – Oh be! Dünya varmış. Kurtuldum şu lanet ağrıdan” diye derin bir nefes alır, ancak üstünde önemli bir parçasının eksik olduğunu hisseder. Caddede yürürken farklı bir kişi olduğunu sezinler. Yeni bir başlangıç yapmaya ve yeni bir hayata başlamaya karar verir. Bir erkek giyim mağazasının önünden geçerken vitrinde duran bir takım elbiseye takılır gözleri.
” – İşte tam aradığım takım elbise!” der ve dükkana girer.
Tezgahtara; ” – Yeni bir takım elbise istiyorum” der.
Tezgahtar Joe’yu söyle tepeden tırnağa bir süzer ve;
” – Bir bakalım. 44 beden!” der.
Joe gülerek;
” – Kesinlikle doğru, nerden anladınız?”
” – Bu benim işim.”
Joe takım elbiseyi dener. Üstüne cuk diye oturur. Joe aynada kendisine hayran hayran bakarken tezgahtar sorar;
” – Yeni bir gömlekde ister misiniz?”
Joe bir kaç saniye düşündükten sonra;
” – Elbette” der.
Tezgahtar Joe’ya şöyle bir bakar;
” – Kol numarası 34 ve 16 numara yarım yaka.”
Joe şaşırır;
” – Kesinlikle doğru nerden anladınız?”
” – Bu benim işim!”
Joe gömleği giydi. Evet gömlek süper olmuştur. Yakasını aynada düzeltirken tezgahtar sorar;
” – Yeni ayakkabıya ne dersiniz?”
” – Evet lütfen. Bir de ayakkabılarınıza bakayım”
Tezgahtar Joe’nun ayaklarına bakarak;
” – Evet…9-1/2… E.”
Joe iyiden iyiye afallar;
” – İnanamıyorum bir bakışta kaç numara ayakkabı giydiğimi nasıl anladınız?
Vallahi bravo!”
Tezgahtar; ” – Efendim. Bu benim işim.”
Joe ayakkabıları da giyer. Gerçekten de ayakkabılar cillop gibi oturur ayaklarına. Şöyle dükkan içerisinde bir tur atarken tezgahtar sorar;
” – Beyefendi vallahi jilet gibi oldunuz! Size bir tane de şapka veriyim ben!”
Joe aynaya bakarak;
” – Heyt ulan be façayı o biçim düzdüm.” diye içinden geçirir ve
” – Evet bir de şapka bakayım kendime!” der tezgahtara. Tezgahtar Joe’nun kafasına bakarak; ” – Eveeeeet…7-5/8.”
Joe dumur üstüne dumur yaşamış bir şekilde tezgahtara;
” – Evet..doğru..nerden bildiniz?” diye sorar.
Tezgahtar iyiden iyiye havaya girmiş bir şekilde;
” – Bu benim işim efendim” der.
Şapka da süper oturmuştur kafasına.
” – Vayyy beee, ulan ben neymişim beee. Ulan ben var ya ben…” diye düşünürken tezgahtar yine sorar;
” – Efendim dış görünüşünüz tamam şimdi sıra iç giysilerinizde, Size bir tane de don verelim efendim”
” – Joe bir kaç saniye düşünür ve;
” – Tamam! Hemen bana en fiyakalı donlarınızdan getirin!” der.
Tezgahtar “Eveeeeet..36 beden!”
Joe gülerek; ” – İlk defa yanıldınız. Ben 18 yaşımdan beri 34 beden giyiyorum!” der.
Tezgahtar kafasını sallayarak;
” – Hayır..size 34 olmaz. Erkeklik organınızı sıkıştırır ve omurganıza basınç yapar bu da dayanılması güç bir baş ağrısı çekmenize sebep olur!…”

Komik Anekdotlar

11.11.2011

kahkaha7

Annem arabasını torpidosu için dantel örecek kadar çok seviyor. Geçenlerde arabayı çarpmış ve farı kırılmış. Babamın anlattığına göre trafik polisinin önünde “Yavrumun gözü çıktııııı!” diye ağladığı için polisler heyecanlanıp ambulans çağırmışlar..


kahkaha11

İş arkadaşımın düğünündeyiz. Nikah kıyılıyor, imzalar atılıyor, gelin ve damadı tebrik etmek için ayağa kalkıldığında elektrikler kesiliyor. Biz hep beraber “Aaaa!” diye tepki gösterirken, arkadaşımın annesi oldukça yüksek sesle düşüncesini dile getiriyor. “Oğlumun daha ilk dakikadan hayatı karardı.”


kahkaha121

Bankacıyım. Amcamın biri 1000 TL tüketici kredisi çekmek için şubeye geldi, sırada bekliyor. Sıra tam ona geldiğinde sistemin gitmesi nedeniyle 1.5 saat beklemesi gerekince bombayı patlatıyor.
“Bu kadar saat şubenin önünde dilenseydim parayı toplamıştım.”


kahkaha13

Geçen gece nöbetteyken acile 3 yaşında, para yutmuş bir hasta geliyor. Babasına ne kadar yuttuğunu soruyoruz; “1 TL” diyor. Yapılan tetkikler sonucunda bir adet 50 Kuruş ve iki adet 25 Kuruş tespit ediyoruz.
Baba bir şekilde haklı olduğu için sadece aramızda gülüşerek konuyu kapatıyoruz.


kahkaha6

Bankada gişenin önünde işlemimin yapılmasını bekliyorum. Yanımdaki gişede işlem yaptıran yaşlı teyzeye, işlemini yapan banka görevlisi kadın soruyor:
‘Parayı kim alacak teyze? Alıcısına ne yazalım?’
Teyzem cevap veriyor:
‘Bu paranın hayrını görme İnşallah yazalım.’


kahkaha


– Mükemmel bir yerde inebilir miyim?
(yolcunun kafası karşık sanırım, kendisi de dolmuştakilerle güler söylediğine)

Şöför kadını indirirken:
– Buyrun size layık değil ama!


kahkaha14

Pek dolu olmamasına rağmen minibüs hareket etmek üzereydi. Tam o anda kavga ettikleri her hallerinden belli olan iki arkadaş minibüse bindi. Birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı. Çocuklardan biri şoföre parayı uzattı
– Abi bir öğrenci bir de hayvan alır mısın?


kahkaha15

Bir Taksinin içerisinde geçen bir konuşma !
– Küpe mi takıyosun sen ? (dikiz aynasından zorlukla görüyor.)
– Ha evet.
– Baban kızmıyor mu ?
– yok kızmıyor.
– Benim oğlan yapıcak bi tarafına sokarım o kupeyi..
– Hmm ben sağda iniyim.


kahkaha16

Yetmiş sekiz yaşında, tonton bir babaannem var. Ne kadar modern olsa da gelişmiş teknolojiye ayak uydurmakta epey zorlanıyor. Buna en güzel örnek evimi aradığında telesekretere bıraktığı not.
– ‘Babaannesi aradı dersiniz.’


kahkaha17
Arkadaşlarla öyle Barbaros bulvarında yürüyorduk. Bir anda yanımızdan son sürat bir minibüs geçti. Biz ‘Freni patladı’ filan demeye kalmadan, minibüs kafadan elektrik direğine bindirdi. Hemen koştuk, yardım edelim diye. Minibüse ulaştığımızda manzara şuydu: Yolcuların kiminin kaşı açılmış, kiminin dudağı patlamış… Dağılmış vaziyetteler yani. Ama bir tuhaflık var. Çünkü o hallerine rağmen, gözlerinden yaşlar gelecek şekilde gülüyorlar. Biz ne yapacağımızı şaşırdık. ‘Ne oldu?’ diye sorduk. Bir iki tanesi, güçlükle ‘Şoför, şoför…’ diyebiliyor ama yine gülmeye başlıyorlar. Bu şaşırtıcı manzaranın aslını 2-3 dakika sonra öğrenebildik. Meğer şoför, tükürürken minibüsten düşmüş. Hani, bizim şoförlere özgü, giderken kapıyı açıp dışarı tükürme hareketi vardır ya. Baba, dengeyi tutturamamış, tükürükle beraber, gümbürt aşagı düşmüş. Minibüs de kontrolden çıkıp direğe bindirmiş.

Matematikçinin Metresi

09.04.2011

matematikci

Bir doktor, bir avukat ve bir matematikçi, bir metres ya da bir eş edinmenin iyi ve kötü yanlarını tartışıyorlardı.
Avukat der ki:
-Kesinlikle metres daha iyidir. Eğer bir karınız varsa ve boşanmak isterse, bir sürü yasal problem çıkar.
Doktor:
– Bir karınızın olması daha iyidir, çünkü eş bir tür güven duygusu verir ve stress düzeyinizi düşürür, bu da sağlığınız için yararlıdır.’
Matematikçi der;
– İkiniz de yanılıyorsunuz. Hem metresiniz hem de karınız olmalı ki karınız metresinizle ve metresiniz karınızla olduğunuzu düşündüğünde siz rahat rahat matematik çalışıyor olabilesiniz.

Golf

21.01.2011

rdm

Bir rahip, bir doktor ve bir mühendis golf sahasının boşalmasını beklemektedirler.

mühendis:” bu adamlar ne yapıyor böyle, 15 dakikadır bitirmelerini bekliyoruz.”
doktor: “bilmiyorum ama hiç böyle bir saçmalık görmedim.”
rahip: “işte görevli geliyor, onunla konuşalım.”

rahip: “merhaba, şu anda sahada olan grup ne zaman çıkacak, neden bu kadar yavaşlar?”
görevli:
“evet onlar kör itfayeciler. kulübümüzde geçen sene çıkan yangında gözlerini kaybettiler. bu yüzden istedikleri zaman burada ücretsiz oynamalarına izin verildi.

rahip: “ne kadar üzücü, bu akşam onlar için dua edeceğim.”

doktor: “çok güzel bir fikir, ben de hastanedeki doktor arkadaşlarla konuşup onlar için bir şeyler yapabilir miyiz diye bakacağım.”

mühendis:
-“bu adamlar neden geceleri oynamıyorlar?”

Lösemili çocuklar kenti projesi nedir?

05.10.2010

kentlogo

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİ NEDEN GEREKLİDİR?

ÇÜNKÜ Çocuklarda kanser hastalıkları hızla artmaktadır. Dünyada her yıl bir milyondan fazla çocuk, Türkiye’de ise her yıl yaklaşık 1200 yavrumuz lösemi hastalığına yakalanma riski altındadır. Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü bizleri ciddi şekilde uyarmaktadır; “2020 yılına kadar kanser hastalıkları % 60 oranında daha da artacaktır”

ÇÜNKÜ Hematoloji alanında son yıllarda ortaya çıkan olumlu ilerlemeler sayesinde çocuklarda lösemi hastalığının tedavisi %91’e varan oranda tam iyileşme ile sonuçlanmaktadır. Yani standart risk ALL’li 10 lösemili çocuktan 9’u normal yaşamlarına dönebilmektedir. Ülkemizde de bu başarının elde edilmesi için çok steril ortamlar, en yeni teknolojilerle donanmış ihtisas hastaneleri, tecrübeli sağlık personeli ile psikolojik ve sosyal desteklerin yer aldığı büyük merkezlere ihtiyaç olduğu açıktır.

ÇÜNKÜ Lösemi tedavisinde ilaçlar kadar hijyen, beslenme ve yaşama sımsıkı bağlanmak büyük önem taşımaktadır. Çocukların 3 yıl gibi çok uzun bir süre tedavi alacakları hastaneleri korku filmlerindeki kasvetli şatolara ve kan alan doktor, hemşireleri de vampire benzetmemeleri gerekir. Bir hastaneden çok sevimli bir yuva ve hiç taburcu olmak istenmeyecek sıcacık bir ev havası yaratılmalıdır.

ÇÜNKÜ Hiç bir çocuğun doğarken fakir veya zengin, sağlıklı yada hasta olmayı seçme şansı yoktur. Veya “Ben bu ortamda tedavimi sürdürmeyeceğim “ deme şansına da sahip değildir. Öte yandan Çocuk Hakları Sözleşmeleri gereğince her çocuk eşit koşullarda ve devlet güvencesinde tedavi olma ve yaşama şansına sahip olmalıdır.

ÇÜNKÜ Lösemi hastalığının tedavisi son derece pahalıdır. Yüzlerce milyar lira tutan bu tedavileri hiçbir ailenin bütçesi kaldıramamaktadır. Bu nedenle kâr amacı gözetmeyen, gerektiğinde parasız tedavi olanağı sağlayan vakıf hastanelerine ihtiyaç vardır.

ÇÜNKÜ Lösemili çocuğunu tedavi ettirebilmek için Ankara, İstanbul gibi büyük illere gelen ailelerin sokaklarda yatmayacağı, sıcak bir ortamda güler yüz ve anlayışla karşılanacağı, trafik çilesi çekmeyeceği çağdaş merkezlere ihtiyaçları vardır.

ÇÜNKÜ Çocuğu hastalanan anne ve babaların tek düşüncesi çocuklarına moral vermek ve bir an önce biricik yavrularının iyileşmesini görmek olmalıdır. Bir torba kan bulmak için hastane hastane dolaşmamalı, imza, rapor kuyruklarında saatlerce bekletilmemeli, bir kutu ilaç için eczane önlerinde vakit geçirmemelidirler.

ÇÜNKÜ Türkiye’de kemik iliği nakli imkanları son derece kısıtlıdır. Düzenli ve çok gelişmiş bir “İlik Bankası” bulunmaması nedeniyle hastalar yurt dışına yollanmakta gereksiz ödemeler yapılmaktadır. Öte yandan özellikle çocuklarımız kemik iliği nakli olabilmek için sıra beklemekte aylarca sonrasına randevu verilmektedir. Bu kadar süre içerisinde yaşama şanslarını kaybedebilmektedirler

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİ KURULUŞ PLANI

– ANA HASTANE BİNASI
– POLİKLİNİK ve ACİL SERVİS ÜNİTESİ
– AYAKTAN TEDAVİ ÜNİTESİ
– KAN BANKASI ve KEMİK İLİĞİ BİLGİ BANKASI ÜNİTESİ
– APART OTEL BİNASI
– HASTA AİLESİ YAŞAM KONUTLARI
– OKUL ÜNİTESİ
– KONUK EVLERİ
– BİLGİ İŞLEM -KÜTÜPHANE ve KÜLTÜR MERKEZİ
– TOPLANTI VE KONFERANS SALONU, SİNEMA-TİYATRO SALONU
– SPOR KOMPLEKSİ
– ALIŞVERİŞ MERKEZİ
– İDARİ OFİS ve HASTA İLİŞKİLERİ ÜNİTESİ
– BECERİ ATÖLYELERİ
– ORGANİK TARIM ARAZİSİ
– HAYVAN ÇİFTLİKLERİ
– SOĞUK HAVA DEPOSU
– SOSYAL TESİSLER VE SATIŞ- MERKEZİ

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİ’NDE YAŞAM

Hastanesi, oteli, okulu, evleri, sineması, spor sahaları, atölyeleri ve alışveriş merkezleriyle tam bir kent yaşamı oluşturulacaktır. Kent sakinleri asla yalnız kalmayacak, dışlanmayacaklardır. Arzu ettikleri, görmek istedikleri sanatçıları, sporcuları, devlet büyüklerini ve yakın dostlarını şehirlerinde misafir edebileceklerdir.
Lösemili çocuklar hem kardeşlerini, akrabalarını hem de kardeş okullardan arkadaşlarını davet edebilecekler, yarışmaları, etkinlikleri paylaşabileceklerdir.
Diledikleri zamanlarda doktorlarından izin alarak gezilere katılabilecek hatta dünyayı dolaşabileceklerdir.
Kent içerisinde trafik gürültüsü, otobüs egzos dumanı asla yer almayacaktır. Ulaşım kent girişinden itibaren yaya yolları ve minik elektrikli arabalar kullanılarak sağlanacaktır. Hatta koşulların el verdiği noktalarda minik tayların çektiği faytonlar çocuklarımızın hem eğlence kaynağı olacak hem de ulaşımlarını sağlayacaktır. Lösemili Çocuklar Kentinde kanser yapabilme etkisi olmayan tüm teknolojik cihazlar, haberleşme araçları, görsel ürünler ücretsiz olarak kullanılacaktır.
Kısacası rüya gibi bir yaşam, çocuk kahkahalarının çınladığı, yüzleri her zaman gülen insanların yer aldığı, kelebeklerin çiçekten çiçeğe uçtuğu ortamlarla güzelleşecektir.

www.losev.org.tr

Kalp krizi nasıl olur? Göğüs ağrısı nasıl yorumlanmalıdır?

30.08.2010

heart_attack

Kalbin kan ihtiyacını karşılayan ve “koroner arter” adı verilen damarlardan birinin tıkanması sonucunda kalp hasarı oluşması tablosuna Kalp Krizi (Miyokard İnfarktüsü) denir. Kan akımı bozulunca, ciddi bir ritm bozukluğu ile ani ölüm gelişebilir veya kriz, ani ölüme yol açmadan ama kalp dokularının dakikalar-saatler içinde giderek kaybedildiği bir süreç halinde ilerleyebilir.

Genellikle göğsün ortasında geniş bir alanda baskı-yanma-sızlama ile karışık bir ağrı ile kendini belli eder. Göğsün ortasındaki bu ağrı hissi yaygın vasıfta olup, boynun ön kısmına, sırta, sol kola veya her iki kola-omza doğru yayılabilir. Bu esnada soğuk terleme ve bulantı hissi, genel durum bozulması, korku ve endişe hali de eşlik edebilir.

Ancak bu anlatılanlar, sadece sık görülen belirtileri ifade eder. Her hastada tablo aynen böyle olmayabilir. İstisna olarak; gerek ağrı şekli, gerek ağrı bölgesi ve gerekse de eşlik eden diğer belirtiler açısından farklılıklar olabilir. Bu belirtilerin hepsi birden olmayabilir, bazen hiçbiri, hatta ağrı bile olmayabilir. Özellikle kadınlarda, diyabetli (şeker hastalığı) kişilerde ve çeşitli sinir sistemi hastalıklarında, kalp krizi tablosu bu klasik anlatımın biraz dışına çıkan belirtilerle de seyredebilir, teşhis koymak güçleşebilir.

Diğer yandan, bu anlatılanları hisseden her kişi mutlaka kalp krizi geçiriyor demek de değildir. Mide-yemek borusu hastalıkları, safra kesesi hastalıkları, şiddetli stres ve gerginlik gibi pek çok durumda da buna benzer belirtiler hissedilebilir.

Ağrı şiddetinin hiçbir anlamı yoktur. Ağrının hafif olması olayın önemsiz olduğu anlamına gelmediği gibi, çok şiddetli ve büyük ızdırap veren bir ağrının altından da önemli bir şey çıkmayabilir.
Yazının devamı için »

Müthiş doktor

10.05.2010

doctor

Yıllar önce bir Karadeniz kasabasında görev yaparken, kansızlık nedeniyle başvuran bir hastamı muayene ediyordum.
Konjoktiva dediğimiz alt göz kapağının içine bakarken, bir yandan da :
‘Amca sende basur mu var?’ dedim.
Kansızlığın baş sebeplerinden biridir ve Karadeniz ‘de bu duruma sık sık rastlanır.
Amcanın dışarı çıkarken yanındaki arkadaşına söylediğini hâlâ hatırlarım…
“Ne doktormuş be, helal olsun..! Gözümden baktı, …dötümdekini gördü..

Borcum ne kadar?

09.04.2010

sokaklambasi

Soğuk bir kış gecesinde eve dönerken, kaldırımın ortalık yerinde duran genç bir adama rastladım. Derin derin soluk alıyor ve düşmemek için yanındaki elektrik direğine sarılıyordu. Bir vitrine bakıyormuş gibi yaparak göz ucuyla onu seyrettim. Otuzbeş-kırk yaşlarında olmalıydı ve üstü başı da bir sarhoştan beklenmeyecek kadar temizdi. Yanından geçenlerden bazıları yüksek sesle konuşarak içki içmenin kötülüğünden bahsediyor, bazıları da sadece alaylı gülümsemelerle yetiniyordu. Yolun boşalmasını kolladıktan sonra yavaşça yanına sokularak:
-İyi misiniz? diye sordum. Bir ihtiyacınız var mı?
Zorlukla arayabildiği dudaklarından iniltiye benzeyen tek bir kelime çıkabildi:
-Hastayım…
Düşmemesi için bir kolunu beline dolayarak taksi beklemeye koyuldum. Akşam vakitlerinde kesilen kar yağışı tekrar başlamış, yavaş yavaş beyazlanmaya başlayan yollarda sokak köpeklerinin dışında bir hayat emaresi kalmamıştı.
Gece yarısını geçtiğimiz için araba bulmaktan ümidimi kestiğim sırada, yanımda bir taksi duruverdi. Şoföre durumu anlatarak acele etmemiz gerektiğini söyledim. Hastamızı zor da olsa arka koltuğa yatırarak hastahanenin yolunu tuttuk ve verilen serum tamamlanana kadar iki saate yakın bir süre başucunda bekledik.
Nöbetçi doktor, hastayı donmaktan kurtardığımızı ifade ediyor, kendine gelmekte olan genç adam ise gözlerimizin içine bakıp gülümsüyordu. Daha sonra hastamız kendine geldi ve onu şoförle birlikte tekrar arabaya bindirip evine götürdük. Hastamızın eşi, onun sık sık şeker komasına girdiğini bildiğinden müthiş bir paniğe kapılmış ve 5-6 yaşlarındaki yavrusunu da alıp sokağa fırlamıştı.
Bizi görünce koşarak yanımıza geldiler ve sevinçle kucaklaştılar. Saatler süren yorgunluğumuz bir anda kaybolmuş, bize nasıl teşekkür edeceğini şaşıran o ailenin mutluluğu karsısında gözlerimiz dolu dolu olmuştu. Ellerimize sarılarak bizi uğurladıklarında, şoföre borcumun ne kadar olduğunu sordum.
-Borçlu değil alacaklısın dostum, dedi. Böyle bir iyiliğe beni de ortak etmekle borcunu zaten ödedin.

O mert adamla kucaklaşıp helalleşirken, artık gecenin ayazını duymuyor ve evime yürüyerek gitmek istiyordum.
Kim bilir? Belki de yolumun üzerinde yardımımı bekleyen bir insan daha bulabilirdim…

Can Yücel’den

02.07.2009

hasta

Bir köyde ateşli bir hasta vardır, kasabaya doktora götürülür.
Koca devletin koca doktoruna.
Doktor hastaya fitil verir ve köye döndüklerinde, hastaya fitili anüsten
vermelerini söyler.
Köylüler tabi ‘Tamam Dohtor Bey’ deyip köye giderler.
Köydeki herkese sorarlar, en bilgelere bile, ama kimse bu kelimenin
ne anlama geldiğini bilemez..
Bu nedenle de bir türlü ilacı veremezler hastaya.
Hastanın durumu da gitgide kötüleşmektedir.
Bunun üzerine köylü, doktora, koca devletin koca doktoruna telefon etmeye karar verir.
Ama kimse buna yanaşmaz.
Ne cüret dimi… Doktoru arayacak bir köylü.
Neyse durumun vahameti üzerine Muhtar aramayı kabul eder.
Bütün köylü toplanır santrale, Muhtar Arar.
“Biz ne yapacaamızı bilemedik Dohtor Bey” falan der.
Karşıdan doktor bişeyler söyler.
Muhtar döner arkasına:
“Makattan verin dedi Dohtor” der.
Yine tüm köye sorarlar, komşu köylere birilerini yollayıp sordururlar
ama makat ne bilen yoktur
Hasta ise gitti gidecek, Ateşler içinde kıvranıyor.
İhtiyar meclisi toplanır. Son çare, Doktorun birkez daha aranmasına karar verilir. Yine kimse aramak istemez Doktoru.
Nihayetinde yine biri kandırılır. Telefonun başına geçer ama bir
yandan da söylenmektedir:
“Çok kızacak Dohtor Çok!!!” Diye.
Sonunda telefonu açar, durumu anlatır.
Doktor bişeyler söyler yine.
Telefondaki köylü, yüzü allak bullak, arkasına döner:
“Çok Kızacak Demiştim; Dötüne Sokun Dedi”