Arama:

Etiket Bulutu







‘dudaktan kalbe’

Faik Coşkun

18.11.2010

faik_coskun1

Tiyatrocu Selim Bey ile Direkler Arası’nın ünlü kantocusu Madam Mari’nin oğludur. Anne babası Kastamonu’da tiyatro turnesinde iken 1914’te doğdu. Tiyatro sahnesi tozu yutarak büyümeye başladı. 1924’te,henüz 10 yaşındayken “Hamdi Paşa’nın Katili” oyunuyla profesyonel oyunculuğa başladı. Aktör Şadi (Karagözoğlu), Raşit Rıza, Kel Hasan ve Komik-i Şehir Naşit tiyatro topluluklarında çalıştı. 1932’de Muhsin Ertuğrul’un yönettiği “Bir Millet Uyanıyor” filmiyle,tiyatronun yanı sıra sinema oyunculuğuna başladı. Sinema ve tiyatro oyunculuğunu birlikte yürüttü. 1961’de Belçikalı filmcilerin ülkemizde çektiği “Tintin Toison D’or” (Türkiye’de “Tenten İstanbul’da” adıyla gösterildi) ve bir çok ortak yapımda küçük roller oynadı. Türk sinemasında çoğunlukla canlandırdığı “meyhaneci” tiplemeleriyle hafızalara yerleşti. 1978’de İstanbul’da vefat etti.

Başlıca filmleri: Bir Millet Uyanıyor (1932), Estergon Kalesi, Ağam Eğleniyor, İncili Çavuş, Kırbaç Yarası, Yasak Cennet, Murtaza, Dudaktan Kalbe, Dağ Çiçeği, Aslan Yürekli Mahkum, Delisin, Şehvet Kurbanı Şevket, Deli Deli Tepeli, Duyun Beni, Yumurcak Veda

faik_coskun8   faik_coskun4faik_coskun7   faik_coskun2

Hülya Koçyiğit

18.11.2010

hulya_kocyigit3

12 Aralık 1947 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. İlkokul eğitimini İstanbul ve daha sonra taşındıkları Ankara’da tamamlayan Koçyiğit, Atatürk Kız Lisesi’ne devam etti. Ayrıca Ankara Devlet Konservatuarı Bale Bölümü’nde de eğitim gördü. Hepimizin öğretmeni dediği, Muhsin Ertuğrul’un tavsiyesi üzerine Ankara Devlet Konservatuarı’nda tiyatro eğitimi almaya başladı. İki kızkardeşi de İstanbul Şehir Tiyatroları’nda oyuncu olan Koçyiğit, ablası Nilüfer’in rol aldığı Bir Yetim’in Hasreti filminin setinde Muhterem Nur’un da aralarında olduğu dönemin ünlü oyuncularıyla tanışma fırsatı buldu. Daha sonra Metin Erksan’ın Çocuk Hırsızları filminde oynaması için ablasını seçmesi sayesinde ünlü yönetmenle tanışma fırsatı bulan Koçyiğit için bu tanışıklık hayatının dönüm noktası olacaktı. Koçyiğit, Metin Erksan ve David E. Durston’ın yönetmenliğini yaptığı 1963 tarihli Susuz Yaz filmiyle ilk kez izleyici karşısına çıkmasına rağmen başarılı olmuştu. Erksan’a Berlin Altın Ayı ödülünü kazandıran film, başarısıyla uzun süre konuşuldu. Çünkü bu ödül Türk sinemasına o güne kadar verilen ilk büyük ödüldü.
Henüz öğrenciyken bu denli başarılı bir filmde oynama fırsatı bulan Koçyiğit, eğitim hayatı ve oyunculuk arasında kalmıştı. Bir setten diğerine koşturan Koçyiğit, Yeşilçam’ı seçmeye karar verdi. Çünkü okulla yoğun set trafiğini bir arada yürütememişti.

Susuz Yaz’ın ardından basının yoğun ilgisiyle karşılaşan Koçyiğit için “Yeni bir yıldız doğuyor” ifadesi kullanılıyordu. Ayhan Işık, o dönemin Yeşilçam’ında çalışma standartlarının oluşmasını sağlamak için “Ayhan Işık Kuralları” olarak anılan bir takım kurallar koymuştu. Koçyiğit de Işık’ın ardından gidiyor ve işini saygın biçimde yapmak için bu kurallar doğrultusunda hareket ediyordu.

Vurun Kahpeye, Yıldızların Altında, Yalancı, Hıçkırık ve Dudaktan Kalbe gibi filmlerle sinema izleyicisinin gönlüne taht kurdu. Filmlerinde kendi sesinin kullanılmasını isteyen Koçyiğit, o dönemde bunu uygulayan Sadri Alışık ve Çolpan İlhan’dan etkileniyordu.

1968 yılında Selim Soydan’la dünya evine giren Koçyiğit’in Gülşah adında bir kız çocuğu dünyaya geldi.

Kerime Nadir, Muazzez Tahsin Berkant, Esat Mahmut Karakurt, Halide Edip Adıvar, Peride Celal’in eserlerinin sinemaya aktarılmasında büyük katkısı olan oyuncu, uzun süre roman kahramanlarını canlandırdı. Bunlardan Orhan Aksoy’un romanından beyaz perdeye aktarılan Kezban karakteri, Koçyiğit’e çok yakıştırılmıştı. Zira, Anadolu’dan gelen, taşralı olduğu için horlanan, ancak kendi kendini eğitip zengin olan, o gücü elde ettikten sonra da değişmeyen ve insani değerlerini koruyan bir karakter olan Kezban rolünün kendisine yapıştırıldığını düşünen oyuncu, bundan sıyrılmak için farklı karakterler canlandırmak istiyordu. Kırmızı Fener Sokağı isimli filmde sokak kızı İrma’yı canlandıran Koçyiğit, seyirciden büyük tepki almıştı. Ediz Hun’un annesi ve Cüneyt Arkın’ın metresi rollerinde izleyici karşısına çıkan Koçyiğit, farklı türdeki filmlerde, farklı rollerle oyunculuğunu geliştirme fırsatı bulmuştu.
Hep iyi rollere yakıştırılan ve izleyiciyle kurduğu samimi ilişkiyle adından bahsettiren oyuncu, sinema kariyerinde daha üstün, daha sofistike ve zorlu bir noktada olmak istiyordu. Genellikle Orhan Aksoy’la çalışan oyuncu, Ömer Lütfü Akad’ı da yönetmen olarak çok beğeniyordu.Ünlü rejisörün Gelin, Düğün, Diyet üçlemesinde ve Gökçe Çiçek filmlerinde oynayan Koçyiğit, Akad’dan sinema arayışları konusunda büyük destek aldı. Daha sonra ağırlıklı olarak Şerif Gören’in yönetimindeki filmlerde oynayan Koçyiğit, Almanya Acı Vatan, Firar, Derman, Kurbağalar, Evlidir Ne Yapsa Yeridir gibi önemli filmlerde başrolü üstlendi.

1991’de devlet sanatçısı seçilen Koçyiğit, 1991-1992’de kurucusu olduğu SO-DER’in başkanı oldu. Dört yıl boyunca sürdürdüğü başkanlık görevinden sonra yönetim kurulunda çalışmaya başlayan Koçyiğit, bir dönem siyasi çalışmalar içinde de bulundu.

kaynak : biyografi.info

hulya_kocyigit2   hulya_kocyigit6   hulya_kocyigit4hulya_kocyigit5   hulya_kocyigit7   hulya_kocyigit8

Muzaffer Tema

17.11.2010

muzaffer_tema

Türk Sinemasının ilk romantik jönü, ilk erkek yıldızı Muzaffer Tema, 15 Haziran 1919’da İstanbul’da dünyaya gelir. Gönlünde asker olmak yatarken, müzisyen olan babasının isteği üzere İstanbul belediye Konservatuarına girer. Burada flüt, keman ve piyano çalmasını öğrenir. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın imtihanlarını kazanarak Ankara’ya gider. 1944 yılında Devlet konservatuarında tanıştığı Sevinç Tevs ile evlenir. (Daha sonra 6 evlilik daha yapacaktır.) Eşi ile beraber, mesleklerini icra etmek için 8 sene kaldığı Ankara’dan ayrılmak zorunda kalır ve tekrar İstanbul’a göç eder.
1948 yılında Tepebaşı gazinosunda orkestra eşliğinde bir konser verir. Konsere bazı sinemacılar gelmiştir.
Bu anı şöyle anlatır Tema;
“Konserden sonra çağırdılar beni. Görüştüğüm kişiler bana bir deneme filmi teklif ettiler. Ben pek ilgi göstermedim çünkü sinemayla bir ilgim yoktu ve ne kadar başarılı olabilirdim bilemiyordum. Böyle bir riske girmek istemedim. Israr ettiler, kıramadım.”
Deneme filmi çevrilir ve çok beğenilir. Aydın Arakon’un yönetimindeki ilk filmi “Çığlık” ile oyunculuğa başlar. Kısa zamanda Avrupai tipiyle dikkat çekmeye başlayınca filmler birbiri ardına gelmeye başlar.
1951 yılında Yıldız dergisi’nin okuyucuları arasında düzenlediği yarışmada “Dudaktan kalbe” en iyi film, Muzaffer Tema’da en iyi erkek artist seçilir. Böylece Türk sinemasının romantik filmlerinin ilk jönü olarak sinema tarihindeki yerini alır. Muzaffer tema, bu rolü ile batılı anlamda jön tanımlamasına uyan ilk erkek starı olmuştur. Daha sonra film yapımcılığa el atan Tema, ilk filmi “Dişi Yılan” da istediği başarıyı bulamaz.

Birdenbire Amerika’ya gitmeye, Amerikan rüyasını gerçekleştirmeye karar verir Tema. Neyi var, neyi yok satar, eşinden boşanır. Artık şansını Hollywood’da deneyecektir. Bu duygularla 1956 yılında Amerika’ya gider. Amerikaya ayak basar basmaz Paramount Film Stüdyosunun New York ofisine başvurur. Bir gün katıldığı bir kokteylde prodüktör Sukuras’la tanıştırılır. Sukuras, Muzaffer Tema’yı ofisine çağırır. Resimlerine bakar ve “Ne zaman Hollywood’a gidersin” diye sorar. Tema, şaşkın bir şekilde bakarken o güne göre iyi para olan 500 doları ve uçak biletini takdim edip, ‘good luck’ diyerek onu Hollywood’a yollar. Ayağının tozuyla hızla girdiği Hollywood’da Türkiye’de de gösterilen iki filmde oynar. ‘Certain Smile’ (Acı Tebessüm), ‘Twelve to the Moon’ (Aya Giden 12 Adam).
Los Angeles’ta, Cumhuriyet Balosu’nda tanıştığı Zsa Zsa Gabor ile kısa süreli bir aşk yaşayan Tema, artık çok mutludur. Artık hayali gerçekleşmiş Hollywood’un pırıltılı dünyasına karışmıştır. Kendini bir anda Gary Grand, Gary Cooper, Robert Mitchum, Marilyn Monroe gibi dünya starları arasında bulur. Burada 2,5 sene kalır. Hollywood başını döndürmektedir genç aktörün. Bazen “Bu ne kadar da uzun süren bir Amerikan rüyası” diyerek kendini çimdiklediği bile olur. En ünlü artistler burnunun ucundadır artık.
Tema, Hayranı olduğu ve ikizi kadar benzediği Hollywood Starı Alan Ladd ile tanışma fırsatı bulur. O günden sonra Tema, Hep Alan Ladd’ı taklit eder. Onun gibi giyinir, onun gibi bakar ve onun gibi sigarasını tutar.
Fakat şans hep yüzüne gülmez ve babasının kanser olduğunu duyunca soluğu hemen Türkiye’de alır. Film teklifleri alınca bir film şirketi kurar ve kendi filmlerini çekmeye başlar. 1977 yılına değin Türkiye’de kalır. Sonra çocuğunun okulunu da düşünerek Tekrar Amerika’ya göç eder. Hawai’de şimdiki eşiyle 7. evliliğini yapar. Bir artist acentesiyle anlaşıp filmlerde küçük roller alır, Amerikalılara piyano ve flüt dersi verir.
PRIVATE Türkiye`de uzun yıllar sinema oyunculuğu yaptıktan sonra gittiği ABD`de 25 yıl kalan, geçen yıl Türkiye`ye dönerek ailesiyle birlikte İzmir`e yerleşen Tema, bir partiye üye olarak siyasete atılır.

1951 yılında başlayan sinema hayatında 55 film sığdıran Muzaffer Tema, Türkiye’nin yanı sıra ABD`de 3, İtalya ve Almanya`da da birer tane olmak üzere 5 yabancı filmde rol aldı. Sanatçı, 4 Ekim 2011 tarihinde aramızdan ayrılmıştır.

muzaffer_tema3   muzaffer_tema6   muzaffer_tema7   muzaffer_tema4   muzaffer_tema9   muzaffer_tema2