Arama:

Etiket Bulutu







‘Dünya’

Mevsimler nasıl oluşur?

29.01.2010

yorunge

Dünya, kendi ekseni etrafındaki günlük dönüşünü sürdürürken, bir yandan da Güneş’in çevresinde dolanır. Dünya, Güneş etrafındaki dönüşünü elips şeklindeki bir yörünge üzerinde 365 gün 6 saatte tamamlar. Buna 1 yıl denir.

Dünya, 939 milyon km lik yörüngesi üzerinde saatte 108 bin km. hızla hareket eder.

Elips şeklindeki yörüngenin sonucu olarak, Dünya’nın Güneş’e olan uzaklığı sabit değildir. Bazen yaklaşırken, bazen uzaklaşır. Dünya’nın Güneş’e en yakın olduğu 3 Ocak tarihine Perihel (Günberi) denir. Dünya’nın Güneş’ten en uzak olduğu 4 Temmuz tarihine ise Afel (Günöte) denir.

Dünya’nın Güneş etrafında dönüş hızı da sabit değildir. Hız, günberi tarihinde artarken, günöte tarihinde azalır. Bunun sonucunda mevsim süreleri farklılık gösterir.
mevsim1

Görüldüğü gibi güneşe en uzak olunan Temmuz ayında kuzey yarım kürede yaz mevsimidir. Dünya’nın Güneş’e yaklaşıp uzaklaşması, Dünya üzerindeki sıcaklık dağılışını belirgin olarak etkilemez. Sıcaklık dağılışını etkileyen temel etken güneş ışınlarının geliş açısıdır. 21 Marttan 23 Eylüle kadar kuzey yarım küre, güney yarım küreye göre güneşe daha dönüktür ve daha çok güneş tarafından ısıtılır. Bu durum 23 Eylül-21 Mart arasında tersine döner. Böylece kuzey yarım küresindeki mevsimlere 21 Marttan başlayarak aşağıdaki gibi isim verilmiştir: İlkbahar, 21 Mart-22 Haziran; yaz, 22 Haziran-23 Eylül; sonbahar, 23 Eylül-22 Aralık; kış, 22 Aralık-21 Mart. Güney yarım küresinde mevsimlerin sırası tersine olup, ilkbahar 23 Eylül de başlar.

Eğer eksen eğikliği olmasaydı Dünya güneş etrafında dolanırken Güneş ışınlarının yere düşme açısı değişmeyecek sıcaklık değişimleri gerçekleşmeyecek böylece mevsimler de oluşmayacaktı.

Uzayda başka dünyalar var mı ?

29.12.2009

yenidunyalar

Tarih boyunca evrende yalnızca tek bir dünya var diye biliniyordu. Ama pek yakında bir tane daha bulunabilir. Sonra bir tane daha. Ve hatta bir tane daha…

İnsanoğlunun kendi gezegenini keşfetmesi binlerce yıl, komşu gezegenleri kavraması ise yüzyıllar aldı. Ancak bugünlerde her hafta yeni dünyalar keşfediliyor. Bugüne kadar gökbilimciler 400’den fazla dış gezegen, yani bizim yıldızımız olan Güneş haricinde, başka yıldızların çevresinde dolanan gezegen tanımlamış durumda. Örnek mi? Dünyadan 260 ışıkyılı uzaklıkta, İkarus gibi “hararetli bir Satürn” var. Kendi yıldızının çevresinde o denli hızlı dolanıyor ki, bir yıl orada üç günde bitiyor. Ve bir başka örnek de, 150 ışıkyılı uzaklıktaki, üst atmosferinin patlayarak devasa bir kuyrukluyıldız gibi bir kuyruk oluşturduğu “sıcak bir Jüpiter”. Bu arada bir pulsarın -görkemli boyutlarda bir yıldızın küçülerek, kendi ekseni etrafında dönen bir atomik çekirdek haline dönüşen kalıntısı- çevresinde dolanan, karanlığa bürünmüş tam üç gezegen bulundu. Ve sayısız gezegenin de kendi güneşlerine düşerek yok olduklarına ya da sonsuz karanlıkta “başıboş” dolaştıklarına dair kanıtlar var.

Bilim insanları bu tür egzotik gezegenler içinde tanıdıklara dair ipuçları arıyor. Bildiğimiz anlamda yaşamı barındırabilmesi için kendi yıldızlarından yerküremizin Güneş’e uzaklığıyla tam da aynı uzaklıkta ve ne çok sıcak, ne de çok soğuk olan Dünya benzeri gezegenler. Bizimkine tıpatıp benzeyen bir gezegen, büyük olasılıkla göze çarpmadığı için henüz bulunamadı. Aslında bizimkisi gibi küçük ve sönük bir gezegeni, yıldızının neden olduğu göz kamaştırıcı ışığının içinde görmek, havai fişek gösterisinde bir ateşböceğini görmeye çalışmaya benzer. Yıldızının üzerine uyguladığı kütleçekim etkisini saptamak ise olsa olsa kasırgada bir ağustosböceğinin sesini duymaya çalışmaktan öteye gitmez… Ancak teknolojinin sınırlarını zorlayan gökbilimciler başka bir Dünya bulabilecekleri ve onu, yaşam belirtileri için sorgulayabilecekleri güne hızla yaklaşıyor. Bugüne dek yalnızca 11 dış gezegenin görüntüsü alınabildi. Tümü büyük, parlak ve kendi yıldızlarından görüntülenebilecek uzaklıktaki gezegenlerdi. Diğerlerinin çoğu ise, yıldız ışığına bakılarak bir gezegenin yarattığı kütleçekiminin etkisiyle, yıldızın çok hafif de olsa salınmasına neden olup olmadığına dair kanıtların arandığı spektroskopik Doppler tekniğiyle saptandı. Son yıllarda gökbilimciler Doppler tekniğini öylesine duyarlı hale getirdiler ki, artık yıldızın konumundaki bir metre/saniyelik (insanın yürüyüş hızı) hareketleri bile saptayabiliyor. Bu, yıldızından uzak dev bir gezegeni ya da yıldızına çok yakın duran küçük bir gezegeni saptamak için yeterli olabilir. Ama yıldızından yerküremiz gibi 150 milyon kilometre uzaklıkta olan Dünya benzeri bir gezegen için yeterli değil. Dünya, Güneş’i yürüme hızının yalnızca onda biri bir hızla, diğer bir deyişle bir bebeğin emekleme hızında çekebiliyor. Ve gökbilimciler henüz böylesi zayıf bir sinyali yıldızın ışığından ayıramıyor.

Bir başka yaklaşım ise, yıldızın önünden ya da arkasından geçen bir gezegenin yıldız ışığında yapacağı periyodik azalmayı gözlemek. Tüm gezegen sistemlerinin yaklaşık onda birinin Dünya’dan görülebilecek biçimde böyle, transit geçiş denilen minik tutulmaların gözleneceği biçimde sıralanmış olma olasılığı var. Bu da gökbilimcilerin bu tür birkaç transit geçişi yakalamak için sabırla çok sayıda yıldızı gözlemek zorunda kalmaları anlamına geliyor. Ana görevinin üçüncü ve son yılında Fransız COROT uydusu, geçiş yapan bu tür yedi gezegen saptadı. Ve bu gezegenlerin yalnızca biri Dünya’dan yaklaşık yüzde 70 oranında büyük idi. ABD’nin Kepler uydusu da COROT’tan daha iddialı bir halef olarak devrede. Martta fırlatılan Kepler, özünde 95 santimetre ayna açıklığı ve 95 milyon pikselli dedektörü ile büyük bir dijital fotoğraf makinesi. Her 30 dakikada bir geniş alan fotoğrafları çekerek, Deneb ve Vega adlı parlak yıldızların arasındaki gökyüzü parçasında 100 binden fazla yıldızın ışığını yakalıyor. Dünya’daki bilgisayarlar da tüm bu yıldızların parlaklıklarında zaman içindeki değişimleri izliyor ve bir yıldızın önünden geçen bir gezegene bağlı olarak ışığında hafif bir sönükleşme saptadıklarında uzmanları uyarıyor.

Kaynak : National Geographic

Güneş daha ne kadar süre ısı ve ışık verebilir?

27.12.2009

gunes

Güneş sistemimiz, bizim Güneş adını verdiğimiz tek bir yıldız ve onun etrafında dönen dokuz gezegen, bu gezegenlerin etrafında dönen 60’dan fazla uydu (Ay), yine Güneş’in etrafında dönen gezegen olarak kabul edilemeyecek kadar küçük 5,000 civarında astroit, sayısız göktaşı, toz ve parçalardan oluşur. Güneş bu sistemdeki enerjinin de tek güç kaynağıdır.

Güneş’e baktığımızda katı bir maddeymiş gibi görürüz ama aslında yanan bir gaz kütlesinden başka bir şey değildir. Bilim insanlarına göre Güneş’ten söz ederken yüzey kelimesini kullanmak hatalıdır çünkü Güneş tamamen gazdan oluşmuştur. Güneş’in fotoğraflarında görülen keskin köşeler ise gazın yoğunluğunun birdenbire arttığı yerlerdir.

Güneş evreni dolduran milyarlarca yıldızdan biridir. Üstelik tamamıyla sıradan bir yıldızdır. Gezegenimizin de içinde bulunduğu Samanyolu galaksisinde tam 200 milyar güneş bulunuyor. Bizim güneşimiz de bunlardan farklı bir oluşum değil.

Güneş bize çok yakın (150 milyon kilometre) olduğu için çok büyük ve parlak görünür. Güneşten sonra bilinen en yakın yıldızın, bu mesafenin 250 bin katı daha uzakta olduğu düşünülürse, Güneş’e burnumuzun dibinde diyebiliriz.

Dünyamızdan bakınca Güneş sabitmiş gibi görünür ama o da kendi ekseni etrafında döner. Dönüş yönü dünyanınkine göre terstir. Katı bir cisim olmadığından ekvatoru üzerindeki bir nokta 24,5 günde tam dönüş yaparken daha kuzeydeki bir noktası 31 günde yapar. Yani kutuplarına gittikçe dönüş hızı yavaşlar.

Güneş’in ısı ve ışık olarak yaydığı enerji, merkezinin hemen çevresinde sürüp giden nükleer tepkime (hidrojen bombasında olduğu gibi) yani hidrojen atomlarının helyum atomlarına dönüşürken çıkardığı büyük enerjidir. Güneş tarafından saniyede yakılan hidrojen miktarı 564 milyon tondur. Bunun yüzde 0,7’si ise doğrudan enerjiye çevrilmekte, ısı ve ışın yayınımına gitmektedir.

Yeryüzünde yaşam Güneş ışınlarına bağlı olduğuna göre, Güneş’in insanlar için gerekli olan enerjiyi daha ne kadar zaman sürdürebileceğini bilmek hakkımızdır. Güneş’in şu andaki enerji durumunda önümüzdeki 5 milyar yılda önemli bir değişiklik olmayacak, aynı şekilde ısı ve ışık vermeye devam edecektir.

Daha sonra genleşmeye başlayacak, sıcaklığı bugünküne göre yüzde 20 artacak dev bir kızıl yıldıza dönüşecektir. O zaman yeryüzündeki sıcaklık dayanılmaz bir yüksekliğe ulaşacak, okyanuslar kaynayıp buharlaşacak ve gezegenimiz bizim bildiğimiz türden bir hayatın var olduğu bir yer olmaktan çıkacaktır.

Anket…

22.05.2009

 atlas

Dünya çapιnda bir anket yapιlmιş. Sadece bir soru sorulmuş:

“Lütfen dünyanιn geri kalan kιsmιndaki yiyecek eksikliğine bir çözum ile ilgili kişisel görüşünüzü dürüstçe belirtiniz.”

Anket büyük bir başarιsιzlιkla sonuçlanmιş. Çünkü;

– Afrikada insanlar “yiyecek” kelimesinin ne anlama geldiğini bilmiyorlar.

– Batι Avrupa’da insanlar “eksiklik” kelimesinin ne anlama geldiğini bilmiyorlar.

– Dogu Avrupa’daki insanlar “kişisel görüs”un ne anlama geldiğini bilmiyorlar.

– Orta Doğu’da insanlar “çözüm”un ne anlama geldiğini bilmiyorlar.

– Güney Amerika’daki insanlar “lütfen” kelimesinin ne anlama geldiğini bilmiyorlar.

– Ve Amerika’daki insanlar “dünyanιn geri kalan kιsmι”nın ne anlama geldiğini bilmiyorlar.