Arama:

Etiket Bulutu







‘duvarların ötesi’

Belgin Doruk

18.11.2010

belgin_doruk3

28 Haziran 1936 tarihinde Ankara ‘da doğan Türk sinemasının ‘Küçük Hanımefendi’ ismiyle anılan yıldızı Belgin Doruk, 1952’de ortaokul son sınıftayken Yıldız Dergisi ve İstanbul Film’in açtığı yarışmayı Ayhan Işık ve Mahir Özerdem ile birlikte kazanarak sinemaya geçti.
İlk filmi olan Çakırcalı’nın Definesi’ni çevirdi ve ardındanda 1953’te yapılan güzellik yarışmasında “Türkiye İkinci Güzeli” seçildi. Türk sinemasının bir döneminde en çok film çeviren ve en çok sevilen oyuncu oldu.

Sinemada ilk çıkışını, Yeşil Köşkün Lambası filmiyle yaptı. Enver Paşa’nın yeğeni olan Yönetmen Faruk Kenç ile evlenip boşanan Doruk’un bu evlilikten Gül (1955) adında bir kızı oldu, daha sonra yapımcı Özdemir Birsel ile evlendi ve bu evliliğinden de Aydın (1967) adında bir oğlu oldu.

Zeki Müren’le birçok filmde başrol oynadı (1955’te ‘Son Beste’, 1959’da ‘Kırık Plak’, 1961’de ‘Hep O Şarkı’, 1962’de ‘Bahçevan’, 1963’de ‘İstanbul Kaldırımları’, 1964’te ‘Hayat Bazen Tatlıdır’).

1964 yılında Orhan Elmas’ın yönettiği ‘Duvarların Ötesi’ adlı filmde Tanju Gürsu ile başrolü paylaştı. Ayhan Işık ile iyi bir ikili oluşturdu ve birlikte çevirdikleri ‘Küçük Hanımefendi’ serisi çok tutuldu. Melodramların ve duygusal güldürülerin değişmez oyuncusu oldu.

1970’te yapılan 2. Adana Film Festivali’nde ‘Yuvanın Bekçileri’ filmiyle En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldı. 1970’lerde değişen sinemayla birlikte önce starlığını, sonra sağlığını yitirdi. Aşırı kiloları, içine düştüğü yalnızlık ve ekonomik kriz onu etkiledi. 1975’ten sonra sinemadan ayrılan sinemamızın efsane yıldızı, 26 Mart 1995 yılında İstanbul’da hayata veda etti.

belgin_doruk1   belgin_doruk7   belgin_doruk2belgin_doruk11   belgin_doruk8   belgin_doruk18

Can Kolukısa

18.11.2010

can_kolukisa1

10.5.1934 Tarihinde Eskişehir’de doğan tiyatro ve sinema oyuncumuz Işık Lisesi’ni bitirdi. İ.Ü. İktisat Fakültesi nde okurken Gençlik Tiyatrosu ‘nda çeşitli oyunlarda oynadı. Paris Üniversitesi – Tiyatro Enstitüsü ‘de eğitim gördü.
1954’te Avni Dilligil’in öğrencisi olarak ‘İstanbul Üniversitesi Gençlik Tiyatrosu’nda Nisa Serezli, Metin Serezli, İlhan İskender, Erol Keskin, Senih Orkan ile, daha sonra Oda Tiyatrosu’nda, Cahit Irgat, Mücap Ofluoğlu ve Altan Karındaş’la birlikte oynadı. Profesyonellik günleri ‘Küçük Sahne’de Haldun Dormen’le başladı. Haldun Dormen’in asistanı olarak başladığı Küçük sahne’de, ‘Duvarların Ötesi’nde ilk profesyonel oyunudur.
1991/1992 yıllarında Gaziantep Şehir Tiyatrosunda Sanat Yönetmenliği de yapan oyuncunun Züğürt Ağa’ ile başlayan sinema kariyeri ‘Selamsız Bandosu’, ‘İmdat ile Zarife’, ‘Kurtuluş’, ‘Cumhuriyet’, ‘İz’ gibi filmlerle devam eder.
Zaman zaman televizyon dizilerinde de rol alan Kolukısa, pek çok da ödül kazanmıştır.

Ödülleri:
“Züğürt Ağa” 1984 Basın Eleştirmenleri – En İyi Yardımcı Oyuncu Ödülü
“Ev Ona Yakıştı” 1997 Ankara Uluslar arası Film Festivali – En İyi Erkek Oyuncu Ödülü

ÇASOD – Kurucu Üye
OYBİR – Kurucu Üye ve Başkan
BİROY – Kurucu Üye

can_kolukisa4   can_kolukisa3   can_kolukisa2

Erol Taş

18.11.2010

erol_tas5Henüz iki yaşında iken, babası Hamza Bey’in ölümü üzerine, annesi Nazife Hanım ile birlikte İstanbul’a taşındı.
Okul çağında olmasına rağmen ailesine yardım etmek için okuldan ayrıldı ve çeşitli mesleklerde çalıştı. Bunların arasında hamallık, tezgâhtarlık sayılabilir. O dönem aynı zamanda boksörlük de yapan Taş, 1947 yılında İstanbul ve Türkiye ikinciliğini kazandı. Yine o yıl askere gitti ve üç yıl askerlik görevini yaptı. Askerden dönünce Cankurtaran’da bir iplik fabrikasında çalışmaya başladı. Erol Taş’ın sinemaya tesadüf sonucu girişi de o sıralarda oldu.

Sinemaya tesadüfi girişini şöyle anlatır sanatçı: “Lütfi Akad o bölgede bir film çekiyordu. Biz de işten kaytarıp çekimleri izliyorduk arkadaşlarla. Günlerce süren çekimlerden birinde mahallede oturan birkaç serseri, film ekibine musallat olup onları rahatsız etmeye başladı. Film ekibini korumak için birkaç arkadaşımla birlikte, serserilerle kavgaya giriştik ve Lütfi Bey’in yanında onlara bir güzel dayak çektik. Serseriler toz oldu tabi. Lütfi Akad daha sonra haber göndermiş bana, ‘Bir kavga sahnesi var, gelsin oynasın’ diye. Böylece sinema hayatım başladı. Filmdeki rolümü diğer yönetmenler de beğendi ve ardı ardına teklifler gelmeye başladı.”

Sinemaya ilk 1957 yılında Mümtaz Alpaslan’ın çektiği “Acı Günler” filmiyle girdi. Başlangıçta filmlerde figüranlık ve küçük roller ile görüldü fakat kısa zamanda yıldızı parladı. Bir yıl sonra “Dokuz Dağın Efesi” filminde bir çobanı canlandırdı. Bu filmi takip eden yıllarda ise, Dikenli Yollar, Peçeli Efe, Şoför Nebahat, Köyde Bir Kız Sevdim, Dişi Kurt ve Gecelerin Ötesi gibi pek çok filmde değişik karakterleri canlandırdı.

Taş’ın oynadığı filmlerdeki rollerden bazı örnekler vermek gerekirse: Hayat Kavgası’nda dediği dedik bir baba, Devlerin Kavgası’nda kötü kardeş, Seveceksen Yiğit Sev’de çiftlik sahibi, Sırtımdaki Bıçak’da karısı ve sevgilisi tarafından öldürülen bir koca, Son Darbe ve Cevriyem’de bir komiser, Aslanların Dönüşü ve Yedi Dağın Aslanı’nda bir cengâver, İnce Cumali, Tutku, Toprağın Teri ve İsyan’da kötü ağa, Maskeli Beşler ve Maskeli Beşlerin Dönüşü’nde bir Meksikalı, Aslan Bey’de eski bir Rus Generali, Gelin Kız’da oba beyi, Kanıma Kan İsterim’de idamlık katil, Öksüzler’de dilencilerin başı, Belalılar’da çetebaşı, Tatlı Nigar’da zengin bir kasabalı, Çayda Çıra’da zengin bir ağa, Alınyazısı’nda ise eski bir külhan beyi olarak çıktı karşımıza.

Gerek teknik ve konu, gerekse de sinema dili açısından vasat diyebileceğimiz bu ve benzeri filmlerde Taş, dönem dönem çeşitli roller aldı. Ancak sinemada onu adından sıkça söz ettiren filimler Susuz Yaz, Duvarların Ötesi ve Gecelerin Ötesi oldu.
Sinemada kötü adam rolleri ile bilinen sanatçı, bu tiplerin dışına çıktığı filmlerde, aslında her tür karakteri rahatlıkla oynayabileceğini de ispatlamıştır. Zaman zaman da olsa oynadığı iyi tiplerle seyirciyi şaşırtmıştır. Bir başka Akad filmi olan Ana’da, bu kez kötülükten kaçmaktadır. 1967’de çekilen ve Türkan Şoray’la başrolü paylaştığı “Ana” filmi onun az rastlanan iyi adam tiplemeleri için gösterilecek ilginç bir örnektir.

İlk eşi Hafize Taş’tan Metin Tanju ve Güler-Gönül adında ikiz çocukları olan Erol Taş, eşinin 1965 yılında vefatından sonra Konya’nın ünlü yün tüccarlarından Süleyman Erşan’ın kızı ve aynı zamanda teyzesinin çocuğu olan Elmas Erşan ile evlenir, bu evliliğinden 1968 yılında Müjgan adında bir kızı olan Erol Taş 8 Kasım 1998 tarihinde geçirdiği bir kalp krizi sonucu vefat etti.

erol_tas31   erol_tas6   erol_tas91erol_tas32   erol_tas   erol_tas10

Yıldırım Önal

16.11.2010

yildirim_onal1

1931 yılında doğan, tiyatro, sinema oyuncusu ve yönetmen Yıldırım Önal, 1953’te Ankara Devlet Konservatuarı tiyatro bölümünü bitirdi. Aynı yıl sahneye çıktığı Devlet Tiyatroları’nda, kısa bir ara dışında 1963’e kadar oynadı. Schiller’den Maria Stuart (1953), Reşat Nuri Güntekin’den Tanrıdağı Ziyafeti (1954), Turgut Özakman’dan Güneşte On Kişi (1954), Cevat Fehmi Başkut’tan Harput’ta Bir Amerikalı (1955), Shakespeare’den On İkinci Gece (1955), Gerhart Hauptmann’dan Rose Bernd (1962) gibi oyunlarda rol aldı. Özellikle Edmund Morris’in Tahta Çanaklar (1956), Özakman’ın Duvarların Ötesi (1958) ve Tennessee Williams’ın Arzu Tramvayı ‘ndaki (1960) tiplemeleriyle büyük övgü topladı.
Sonraki yıllarda zaman zaman özel tiyatrolarda da çalıştı. Arena Tiyatrosu’nda oynadığı George Bernard Shaw’dan Sezar ve Kleopatra (1963) oyunuyla İlhan İskender Armağanı’nı kazandı. 1970’lerin ortalarında bir kez daha Devlet Tiyatroları’na döndü. 1977’de TRT’ye seslendirme yönetmeni oldu.
1973 yılında “Dinmeyen Sızı” filmindeki rolüyle ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ seçilerek Altın Portakal Ödülü’nü alan tiyatro ve sinema sanatçısı Yıldırım Önal, yaşamının son yıllarında girdiği ekonomik sıkıntı nedeniyle, ödülünü bir rehinciye bırakmak zorunda kalmış ve ödülünü geri alamamıştı. Yıllar sonra rehincinin oğlu tarafından Antalya Kültür Sanat Vakfı ‘na teslim edilen ödül, 1999 yılından itibaren “Yıldırım Önal Anı Ödülü” olarak her yıl bir oyuncuya emanet ediliyor.
Alkolün, sanat camiasıyla iç içe olduğu şüphe götürmez bir gerçek. Müjdat Gezen, sanatçı olmanın şartlarını “disiplinli olmak, paranın egemenliğine izin vermemek” diye sayarken, en önemlisinin “içkiden uzak durmak” olduğunu vurgulamıştı. Verdiği örnek trajikti: “Yıldırım Önal, büyük aktördü. Alkolik oldu, içki içerken şişeyi kırdı. Kırık camlar gözüne battı ve kör oldu.”
Sanatçın, 10 Ekim 1982 yılında Beyin Kanaması sonucu erken yaşta aramızdan ayrılmıştır.

yildirim_onal13   yildirim_onal12   yildirim_onal6yildirim_onal15   yildirim_onal31   yildirim_onal16