Arama:

Etiket Bulutu







‘eğitim’

İki farklı mektup

13.04.2010

ab-turk

Biraz uzun ama özellikle cevabı okumak lazım.
Aşağıda iki açık mektup bulacaksınız.
Bu mektuplar, Paris’te yaşamakta yada yaşamış olan ve bilimsel çalişmalarla uğraşan iki değerli (ve duyarlı) Türk vatandaşı tarafından kaleme alınmış.

1.Mektup (Çağrı)
—————————————————————–
Fransız’ların gerçek yüzünü öğrenmek için, bu yazıyı lütfen okuyun.
Aslında bu, bütün Avrupa Birliği ülkelerinin ortak görüşü ancak her nedense çıkıp delikanlı gibi konuşmayıp işi yokuşa sürüyorlar.
Ben şu an Paris’te doktora çalışmaları yapmak için bulunmaktayım….
Buradaki basın yaklaşık bir haftadır hergün baş sayfadan Türkiye haberleri veriyor.
Ben de sizinle çıkan haberleri paylaşmak istedim:

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki burada, sol basın bile artık ırkçılığa varan bir Türkiye karşıtlığı yapıyor. Seçimlerden sonra çıkan haberler zaten Türkiye’yi neredeyse Afganistan gibi gösterdi ve hemen ardından
Türkiye’nin AB’ye dahil edilmesine elbirliğiyle karşı çıkılması temelini hazırlamak için gazetelerde Türkiye’yi ve Türkleri küçük
düşürücü haberlerin yer almadığı bir gün bile geçmiyor….

Le Figaro’da çıkan bir haber, Avrupalı bir diplomatın, ‘Esasında onları kimse Avrupa’da istemiyor ancak nasıl dışarıda tutacağımızı da bilmiyoruz.” dediğini belirtirken, bugun Le Monde baş sayfadan, Giscard
D’Estaing’in, “Türkiye’nin AB’ye girişi AB’nin sonu olur” başlıklı roportajını ve D’estaing’in bir grup Türk’ü göstererek “onlar bize
benzemiyor” dediği karikatürünü yayınladı. (Le Monde burada en çok okunan ve en saygın gazetelerinden biri bildiginiz gibi!!!!)…..
Zaten amaç, bu şekilde Avrupa halkını hazırlamak ve sonra da Türkiye’nin AB’ye girişini refaranduma bağlayarak halktan red cevabı almak…. Gazetelerde ayrıca hergün okuyucu kösesi mektupları yayınlanıyor, ben de bir mektup gonderdim ancak henüz basmadılar….basacaklarını da umut etmiyorum. Zaten, sonuçta demokratik ve özgur diye geçinen basın
şu an gerçekten felaket derecede ırkcı ve yanlı propaganda yapıyor…..
Ben AB’ci bir insan değilim, üzüntüm AB’ye giremeyeceğiz falan diye değil, ancak bu kadar da aşağılanmayı Türk milletinin ve ülkemizin hak etmedigini düşünüyorum….

Sonuç olarak, Avrupa medeniyeti bitmiş arkadaşlar…..inanin ki burası ırkçılık, Haçli zihniyeti ve ikiyuzlulukten geçilmiyor….
Mesajima son verirken bir de çağrıda bulunmak istiyorum, Fransızca bilen arkadaşlar, lütfen güzel fransızcanızla, biraz da
bizim sesimizi duyuralım…Le Monde ve Le Figaro okuyucu köşesinde mektupları yayınlıyor Fransızca bilen arkadaşlar, elestirilerinizi,
Avrupa’nın irkcılığını, Türkiye’ye karşı nasıl herzaman duşmanca tutum alındığı hakkında biraz fikirlerimizi gonderirsek, belki birinciyi,
ikinciyi yayinlamazlar ama onucuyu kesin yayınlarlar….

Sevgiler, Saygilar


2. Mektup (Cevap)
———————————————————
Ben de bilimsel araştırmalarım için bir süredir Paris’te yaşayan ve yurdunu oldukça seven bir Türk vatandaşıyım. Emel Akçalı isimli zatı tanımam ama kendisinin de memleketini tanımadığından eminim.
Türkiye, sizlerin de çok iyi bildiği gibi malesef Ankara,Istanbul ve Izmir’in kalbur üstü semtlerinden ibaret degildir. Türkiye, ne Ankara’daki Tunalihilmi Caddesi, ne Istanbul’daki Bagdat caddesi nede Izmir’deki Hatay Caddesi’dir.

Hayatımın bir kısmını Paris’te geçirdiğim gibi, bir kısmını da Anadolu’nun kasabadan bozma yeni il olmuş bir kentinde, acil servis hekimliği yaparak geçirdim. Bu nedenle Türkiye nedir? Avrupa neresidir? ve kime Türk denir? kime benzer? iyice öğrenme fırsatım oldu. Biz onlara benzemediğimiz kadar onların da bize benzemedikleri kesin. Hem de hiç mi hiç benzemiyorlar. Adamlar kitap okuyorlar. Alelade bir Fransız’in evinin bir odasının tüm duvarları, mutlaka kütüphanedir. Burada televizyonda yazılı izni olmadan kimsenin yüzünü dahi gösteremezsiniz (haber ne olursa olsun).
Fransız televizyonlarında paparazzi programı yoktur, bulunmaz.
Fransa’da iki banka hesabı açtıramazsınız. “illa ki bir tane olmak zorunda” ve gene nedenini niçinini açıklamadan 500 Euro’nun üzerindeki parayı başkasına gönderemezsiniz. Bir hafta içinde bankamatikten 250 Euro’dan fazla para çekemezsiniz. Daha fazlası için de hesabınızda para olsa dahi bankaya nedenini bildirmek zorundasınız. Bankaya durup dururken 500 Euro’dan fazla nakit para yatıramazsınız. O parayı nereden ve kimden aldığınızı söylemek zorundasınız.
Bu haliyle Türkiye tam bir özgürlükler ülkesi değil mi?????

Gelelim Sosyal devlet kavramına; Fransa’da belirli bir gelirin altında (yılda 20,000 Euro/kişi başı) para kazanıyorsanız, kazancınız oranında devlet kiranızı öder. (%65’e varan miktarlarda) Her doğan çocuğa, daha doğmadan ayda 130 Euro para verir. Ama bu paranın kullanılacağı yerleri de denetler. (Cocuk bakıcısı, kres, okul makbuzu v.s.)
Fransa’da istihdam yaratmak icin haftalık çalişma saatleri gecen yil, 39 saatten 35 saate indirilmiştir. Devlet, kendi eliyle ayni işi yapmak için daha fazla adam istihdam etmektedir.

Gelelim Türkiye’ye: Benim doktor olarak çalıştığım 200.000 nüfuslu Anadolu kentinde, çocuklarin 2 yaşından önce hastalanarak ölebilecekleri “doğal” kabul edildiği için doktora götürülmezdi. Götürülse bile ilaçları alınmaz, masraf yapılmazdı. Ama çocuk 2 yaşını devirmişse, yatırım yapılabilirdi.
Cocuklar kışın zaturre, yazın ishalden ölürlerdi, 3 yaşındaki çocuğa Ankara-Samsun karayolunda saatte 120 km ile giden yolcu otobüsü çarptığını bilirim.(ne işi varsa o çocuğun orda)

Gene aynı şehirde işsizlik %65, okur yazarlık oranı kadınlarda %70 idi. Bu il merkezimizde hergün en az 10-12 adli vaka olur, yurdum insanı kendini bilmezce içki içip, daha sonra birbirinin boğazını keserdi. Kesmeklede kalmaz, sonra hastaneye getirir ve “kurtar bunu doktor, yoksa seni gebertirim” derdi. Bunu gören hastane polisi ilk ortadan kaybolan eleman olurdu. Bahsettiğim şirin ilimizin bir beldesinde 6500 nüfus yaşamaktadır. Ancak bu belde belediyesinde çalışan tam 2200 işçi vardır. (İşte gerçek seçim yatırımı ….)
Bu işçilerden hiçbiri işe alındıklarından beri hiç maaş alamamıştır.
Belediye bu işçilerin sigorta pirimlerini ödeyemez. Ama halk hastanelere gider gider gelir. Bu beldede her iki kişiye bir belediye işçisi düşmektedir. (kendini saymıyoruz)

Değil Fransa, dünyanın hiçbir medeniyeti bu ölçüyü yakalayamaz! Türkiye’de yuzbinlerce aile halen tezekle ısınmakta iken, Fransa’da enerji Türkiye’dekinin yarı fiyatıdır.

Fransa’da özel okul, dersane, özel ders ve özel hoca kavramları yoktur. Her çocuk eşit derecede eğitim alır. Gerçek fırsat eşitliği vardır. Temel eğitim lise sonuna kadardır ve ücretsizdir. 26 yaşına kadar bir genç öğrenci, sağlık sigortası kapsamındadır. Tüm sağlık giderleri karşılanır.
Fransa’da milletvekillerine maaş ödenmez.
Bilemiyorum bu listeyi daha uzatmaya gerek var mı ?

Benim kızdığım ve sinirlendiğim, ülkemin kaçırdığı fırsatlar ve etrafa, o vurgunculara saçtığı paralardır. Ülkemin insanı malesef kara cahildir ve bu artık bir toplum politikası halini almıştır. Bir düzenbaz parasıyla siyasete atılıp, 3 ayda pilav üstü döner dagıtarak %7.5 oy alıyorsa, Bir dolandırıcı memleketinden 20,000 oy alıyorsa ve niye ona oy verdiniz diye soranlara halkım, “Hepsi soyguncu, bu soyguncu’nun kralı, biz de gittik en kralına oy verdik” diyebiliyorsa….. Gerçekten biz çok farklıyız demektir. Bunun için adamın gazetesine çizdiği karikatüre gocunmaya gerek yok.

Malesef Atatürk’ün mirasına sahip çıkamadık. Halkımızı eğitemedik, eğitimli, kültürlü insanlar azınlığın da azınlığı haline geldi. Bunun için Avrupa’daki gazetelere mektup yazmaya gerek yok, biz önce kendi gazetelerimize mektup yazalım da, “külhan agzı” ile mangalda kül bırakmayan 3 günlük yazarları kovalayıp yerlerine yazar gibi yazar bulalım, insanımıza gazete okutalım. 1979 senesinde Türkiye’de basılan yerel gazetelerin sayısı Tüm Avrupa’da basılan yerel gazetelerin sayısından daha fazla idi. Şimdi Türkiye’deki tüm gazete okurları aynı partiye oy verse %1’i ancak geçiyor. Sen daha kalkmış “Le Monde”a yazı yazmaktan bahsediyorsun. A kardeşim, senin mesajını kim kime yazacak, kim kime anlatacak !!!!

Ne işimiz var bizim oralarda ??? Ben memleketimi mükemmel bir hale getireyim, o gelip benim ayaklarıma kapansın. Bu kadar onurumu iki paralık etmeyeyim. Yoksa gazetedeki yazı ile Fransızın aklındaki Türkiye imajı değişmez ki ???

Antalya’da iki hafta tatil yapan Fransız bir çift bana, “HİÇ TÜRK GÖRMEDİKLERİNİ” söylemişlerdi. Çünkü sokaklarda çarşaflı ve sarıklı kimse yokmuş !!!!
Ben daha ne diyim ki ???
“Haklısın dedim. Antalya özerk bölge… Türkler giremiyor oraya, turistler için orası… Hem zaten çok sıcak”
Öküz öküz olunca Avrupa’lı olsa ne olur, benim beyin hücrelerime yazık degil mi ??
Adama anlatacam orada, Antalya Türk dolu, yok öyle birşey diye… Boşver gitsin….. ”
Türkler yazın Kuzey’de tatil yapıyorlar” dedim geçtim.. Haksız mıyım ?

Papaz ve Reis…

28.05.2009

 kizildereli

Afrika’da, çok geri kalmış olan bir köye gelen bir papaz, yerlileri eğitmeye çalışıyormuş.
Her sabah insanların iyilik yapmalarını, birbirlerine karşı iyi davranmalarını vaaz ederken, öğleden sonraları da kabilenin reisine, ingilizce öğretmeye çalışırmış.
Bir gün papaz yanına kabile reisini alıp dolaşmaya başlamış.. Bu arada gördükleri şeylerin Ingilizcelerini de söyleyerek reisin bilgisini arttırmaya çalışıyormuş..
Bir kayanın önünde papaz ‘Kaya’ demiş, reis de ‘Kaya’ diye tekrar etmiş.
Bir göle gelmişler, papaz ‘Göl’ demiş, reis de ‘Göl’ deyince papaz sevinip, ‘Aferin’ demiş.
Biraz sonra çalılıkların arasında sevişen bir çifte rastlamışlar. Papaz biraz kızarmış ve yutkunarak ‘Bisiklete binmek’ demiş.
Reis sevişenlere şöyle bir bakmış ve tüfeği ile ateş ederek her ikisini de öldürmüş.
Papaz şaşkınlık içinde bağırmış
‘Ne yapıyorsun. Bunca zamandır sizi medenileştirmek için uğraşıyorum, insanlara karşı iyi davranmanızın lâzım olduğunu, bunu tanrının istediğini anlatıyorum.. Şu yaptığın işe bak!’ 
Reis parmağı ile ölü kadını göstermiş ve;
‘Benim bisikletim’ demiş.

Hissederek Öğrenmek…

22.05.2009


ogrenim


Oslo  Üniversitesi’nde Okul Psikolojisi alanιnda ileri düzeyde eğitime başladιğιm sιralarda , daha önce Türkiye’de aldιğιm  psikoloji eğitimin yanιsιra, öğretmenlik sertifikasιna da sahip olmam nedeniyle, bu kentte yasamakta olan, Türkiye’den Norveç’e göç etmiş  ailelerin çocuklarιna, okullarda, iki kültürlü  sιnιflarda (Norveçli ve göçmen çocuklardan oluşan kaynaştιrma sιnιflarι), öğretmenlik yapmaya başlamιştιm.

Veitvet Grunnskuole’de (Veitvet  ilkogretim okulu) çalişmaya başlayalι henüz bir  hafta olmustu ki, okuldaki tüm cocuklar UNESCO haftasιnι kutlamak  üzere,  konferans salonunda toplandιlar. Salondaki kürsünün arkasιndakι  duvarda UNESCO’nun dünya ülkeleri arasιnda barιş,  eşitlik, ortak yasam kalitesinin yükseltilmesi ile  ilgili amaçlarιnι belirten pankartlar asιlιydι. Biz öğretmenler de yerlerimizi aldιktan  sonra, bir öğretmen mikrofonu alιp, öğrencilere UNESCO haftasιnι kutlamaya, pasta yenilerek başlanacağιnι söyledi. Salondan  sevinç uğultusu yükseldi. Öğrencilere kartondan  tabaklar ve plastik çatallar dağιtιldι.  Üç dört dakikalιk sabιrsιz bir bekleyişden sonra, salonun  kapιsιnda, görevlilerin iterek sürdükleri arabalarda,cok katlι iki kocaman pasta  göründü. Öğretmenler  pastalarι dilimleyip cocuklara dagιtmaya basladιlar. Ancak garip birsey oldu. Salondaki cocuklarιn yarιsι pastalarιnι alιp  yemeye başladιklarιnda, kocaman iki pasta da  bitmisti. Öğretmenlerden biri pasta kalmadιğιnι açιkladι. Pasta alamayan çocuklar büyük bir düş kιrιklιğιyla, elleri ile tabaklarιna vurmaya, boş tabaklarιnι  göstererek öğretmenlerine birşeyler söylemeye  başladιlar. Salon karιsmιstι. Bense şaşa kalmιstιm ve kutlamayi organize edenler açιsιndan üzüldüm. iste cok gelişmiş  iskandinav ülkesinde de organizasyon bozuktu ve ilgililer  rezil olmustu !

Tam bu  sιrada okulun müdürü mikrofonu aldι. Çok önemli bir sey açιklayacağιnι söyledi. Çocuklar son bir  umutla gürültüyü kestiler. Müdür söyle dedi:

“Çocuklar, gördüğünüz gibi bir kιsmιnιz  pasta alabildi.. Ancak bir kιsmιnιza pasta kalmadι.  Çünkü pastayι dağιtιrken, sizin sayιnιz kadar eşit parçaya bölmeye özen göstermedik. Eğer eşit paylaştιrιlsaydι, herkes pasta yiyebilecekti. İşte dünya ülkeleri arasιndakι durum da böyle. Dünyadaki kaynaklar  kιsιtlι. Kaynaklarda eşit paylaşιlamιyor. UNESCO’nun  gerçekleştirmeye calιştιğι dünya barιşι için, en büyük engel budur. Barιşι ve ortak yaşam kalitesini gerçekleştirmenin en iyi yollarιndan biri, kaynaklarιn tamamen eşit olmasa bile,  mümkün olduğunca dengeli  dağιlιmιdιr.”

Salonda,  kuş uçsa kanadι duyulacak bir sessizlik oldu. Ben nefesimi tuttuğumu farkettim. Müdür konuşmasιnι  sürdürdü:

“Hiç merak etmeyin. Şimdi pastanιn devamι gelecek. Ancak bu kez esit  dağιtιlacak ve herkes pasta yiyecek.”

O anda salonun kapıları açιldι, pastalar göründü. Çocuklar  neseyle bagrιstιlar. Pastalar yendikten sonra, salondaki bazi çocuklara söz verildi.   Çocuklar pasta alamadιklarında ne hissettiklerini, ne yaşadιklarιnι anlattιlar.  UNSECO ile ilgili görüntüye dayalι kısa bazı bilgiler verildikten sonra kutlama bitmisti.

Uzun, sιkιcι konuşmalar yerine, tüm bedenlerinde hissettikleri bir yaşantι geçirmişti çocuklar. Hem  öyle bir yaşantιydι ki bu, belkide tüm yaşamlarι boyunca unutamayacaklardι.

“Durun!” Dedi Öğretmen

22.05.2009


cicek
Bir küçücük oğlancιk bir gün okula başladι. Pek mi pek akιllιydι. Okulu da pek mi pek büyüktü. Ama akιllι çocuk sιnιfιna dιşarιdan kestirme bir yol buldu. Buna çok sevindi. Artιk okul ona kocaman görünmüyordu.

Bir zaman sonra bir sabah dedi ki ögretmen, “Bugün resim yapacağιz..” “Ne güzel” diye düşündü çocuk. Resim yapmayι çok severdi. Her şeyin resmini yapardι: Aslanlar, kaplanlar, tavuklar, inekler, trenler, gemiler. Mum boyalarιnι çιkardι ve çizmeye başladι.

Ama ögretmen “Durun” dedi, “Henüz başlamayιn!” Ve herkes hazιr görünene dek bekledi. “Şimdi” dedi öğretmen, “Çiçek çizmesini öğreneceğiz”. “Ne güzel” diye düşündü çocuk. Çiçek çizmeyi çok severdi. Ve en güzellerini yapmaya başladι: Pembe, mavi, turuncu mum boyalarιyla.

Ama öğretmen “Durun” dedi. “Size nasιl çizileceğini göstereceğim”. Yeşil saplι kιrmιzι bir çiçek çizdi. “işte” dedi öğretmen. “Şimdi başlayabilirsiniz”. Küçük çocuk bir öğretmenin çiçeğine baktι sonra kendi çiçeğine. Kendi çiçeğini daha çok sevdi ama bunu söyleyemedi. Defterinde sayfayι çevirip öğretmeninki gibi çizdi Kιrmιzι bir çiçek sapι yeşil …

Bir başka gün dedi ki ögretmen: “Bugün çamurdan bir şeyler yapacağιz”. “Ne güzel” diye düşündü çocuk. Çamurla oynamayι çok severdi. Her şeyi yapabilirdi çamurla: Yιlanlar, kardan adamlar, filler, fareler, arabalar, kamyonlar. Başladι çamuru yoğurmaya.

Ama öğretmen “Durun” dedi, “Henüz basşlamayιn!” Ve herkes hazιr görünene kadar bekledi. “Şimdi” dedi öğretmen, “Bir çanak yapmayι öğreneceğiz “. “Ne güzel” diye düşündü çocuk. Çanak yapmayι çok severdi. Ve başladι yapmaya boy boy, şekil şekil çanaklarι.

Ama öğretmen “Durun” dedi. “Size nasιl yapιlacağιnι göstereceğim”. Ve de gösterdi herkese bir büyük çanağιn nasιl yapιlacağιnι. “işte” dedi öğretmen. “Şimdi başlayabilirsiniz”. Küçük çocuk bir öğretmenin çanağιna baktι, bir de kendi çanağιna. Kendi çanağιnι daha çok sevdi. Ama bunu söyleyemedi. Çamur topağιnι yuvarlayιp yeniden yaptι öğretmeninki gibi derin bir çanak.

Ve çok geçmeden Küçük çocuk öğrendi beklemeyi, izlemeyi, ve her şeyi öğretmen gibi yapmayι. Ve çok geçmeden başladι kendiliğinden hiçbir şey yapmamaya.

Ama birdenbire taşιnιverdiler başka bir eve, başka bir şehirde ve çocuk gitti başka bir okula. Bu okul daha da büyüktü öbüründen. Kestirme yolu da yoktu dιşarιdan büyük basamaklarι çιkmak ve uzun koridorlardan geçmek gerekiyordu sιnιfa kadar. Ve daha ilk gün dedi ki öğretmen: “Şimdi resim yapacağιz”. “Ne güzel” diye içinden geçirdi çocuk. Ve başladι beklemeye, öğretmenin ne yapmasιnι söylemesini. Ama öğretmen hiçbir şey söylemedi başladι sιnιfta dolaşmaya. Küçük çocuğa gelince durup sordu:

“Resim yapmak istemiyor musun?”

“istiyorum” dedi çocuk. “Ama ne resmi yapacagιz?”

“Ne resmi istersen” dedi öğretmen

“Nasιl çizmeliyim?” diye sordu çocuk

“Nasιl istersen” dedi öğretmen

“istedigim renk mi?” diye sordu çocuk.

“istedigin renk” dedi öğretmen, “Eger herkes ayni resmi yaparsa ve ayni renkleri kullanιrsa kimin neyi yaptιğιnι ve neyin ne olduğunu nasιl anlarιm ben?”

“Bilmem”, dedi çocuk.

Ve basladι çizmeye : Kιrmιzι bir çiçek, sapι yeşil…

Yazar: Helen Buckley, irlanda’da Dublin Üniversitesi’nde ögr.üyesi

Bir bakan ve iki çocuk..

22.05.2009


Cumhuriyetin ilk yιllarιnda, Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanι’nιn makam odasιnιn kapιsι çalιnιr. içeriden kararlι ve tok bir ses  ”Giriiin” diye seslenir.

Oldukça mütevazi döşenmis odaya iki tane lise öğrencisi girer. Tombul yanaklι olan Milli Egitim Bakanιnιn yanιna yanaşarak :     

    – ”Babacιğιm merhaba. Elini öpmeye geldik Gazi’yle beraber” diyerek arkadaşιnι gösterir. Mezun olmuşlardι iki samimi arkadaş liseden. Gazi ve Can,  Bakanιn elini öptükten sonra masanιn karşιsιndaki koltuklara oturdular. Tombul yanaklι çocuk söz aldι:      

    – “Babacιğιm biliyorsun okulumuzu her ikimizde başarι ile bitirdik. Ve bir yιldιr para biriktiriyoruz. Eğer senin de iznin olursa Bakanlιğιn bursundan yararlanιp Amerika’ya okumaya gitmek istiyoruz” 

Bakan küçük bir sessizlikten sonra oğluna:

    – “Oglum biraz dιşarι çιkar mιsιn?  Bizi arkadaşιnla bir iki dakika yalnιz bιrak”  dedi. Oğlu dιşarι çιktιktan sonra uzun boylu çocuğa söyle der:     

    – “Bak evladιm, ben sizler gibi başarιlι öğrencilerin yurtdιşιnda ögrenim görmesini her zaman desteklerim. Fakat, bir bakan olarak oğlumu Amerika’ya gönderirsem, bunu başkalarι farklι değerlendireceklerdir. Bu yüzden sadece sana burs vereceğim. Gerekli işlemlerin yapιlmasι için talimatι veririm az sonra. Hayιrlι olsun” diyip dιşarι çιkmasιnι söyledi öğrencinin. 

Heyecan içinde kapιnιn önünde bekleyen bakanιn oğluna sarιldι çocuk.     

    – “Can sana bir iyi, bir kötü haberim var. Baban bana burs verdi ama senin gitmeni onaylamιyor. ” 

Tombul yanaklι çocuk, elini cebine atιp bir mendil çιkarttι. içi para dolu olan mendili arkadaşιna verip;  

    – “Al bunlarι Gazi, nasιl olsa artιk bana lazιm değil bu para” dedi. Bir yιldιr biriktirdiği Amerika hayalini arkadaşιna uzatιrken… 

Oğlunun geleceğini bile ülkesinden sonra düsünen bu adam onurlu Bakan, Türkiye Cumhuriyeti’nin en basarιlι bakanlarιndan biri olarak kabul edilen  Milli Eğitim Bakanι Hasan Ali Yücel’dir.

hasanaliyucel

.

 

 

 

 

 

Oğlu, edebiyatçι Can Yücel’dir.
canyucel1

 

 

 

 

Onun lise arkadaşι ise dünyanιn en ünlü beyin cerrahι Prof. Dr. Gazi Yasargil’dir.

gaziyasargil