Arama:

Etiket Bulutu







‘enzim’

Evimizde toz zannettiğimiz mite (akar)’ lar bizim için ne kadar zararlıdır?

02.12.2012



Akarlar, günlük bir gazete yazısındaki noktanın neredeyse yarısı kadar büyüklükte, gözleri olmayan, yaklaşık 3-4 ay yaşayan ve dökülmüş insan derisi öncelikli olmak üzere polen, bitki lifleri ve ölmüş akarlardan geriye kalanlarla beslenen canlılardır. Aslında doğada gerekli bir temizleyici olan akarlar ne yazık ki biz insanlarla aynı yerde yaşadıklarında sağlık sorunlarına yol açabiliyorlar.

Akarlar aldıkları besinleri günde yaklaşık 20 tane gübre topu haline çevirip çevreye bırakırlar. Bu gübre topları özel bir filmle kaplıdır ve içinde güçlü enzimler tarafından sindirilen besinler bulunur. Akar kendi gübre toplarıyla beslenir. Bizler için sorun bu gübre toplarının evimizde hava yoluyla dağılması ve bizler tarafından solunmasıyla başlıyor. Özellikle genetik olarak alerjinin görüldüğü ailelerde bu alerjenlere karşı duyarlılık söz konusu. Alerjik astım, saman nezlesi ve bazı egzema tipleri bu duyarlılık sonucunda ortaya çıkabiliyor. Gübre topları içindeki enzimler, duyarlı bir insanda akciğerlerde, gözde, burunda ve deride, koruyucu mukus tabaka hücrelerinin yıkımına yol açabiliyor. Fakat diğer alerjik durumlarda olduğu gibi, herkesin akarlara alerjik olmadığını hatırlatalım. Bu durum kişinin genetik yapısına ve akar alerjenlerine ne kadar maruz kaldığına bağlı. Günümüzde edindiğimiz yaşam koşulları bizim için olduğu kadar akarlar için de konforlu yaşam alanları sağlamaya başladı. Bu yüzden evlerimizdeki akar sayısı oldukça arttı. Yapmamız gereken akarlardan elimizden geldiğince korunmak ve çoğalmalarını önlemeye çalışmak.

Bunun için size bazı ipuçları:
·Evinizdeki nem oranını düşürün. Akarlar nemli ortamları severler ve %64’ün altındaki nemlilikte yaşayamazlar.
·Hemen hemen her gün yatağınızı, yastıkları ve yorganları havalandırın.
·Nevresimlerinizi 60°C’de yıkamanız, akarları yok etmek için yeterli bir sıcaklık olacaktır.
·Duş veya banyodan sonra, ya da yemek yaparken evinizin iyice havalanmasını ve nemin artmamasını sağlamak için pencereleri açın.
·Yüksek vakum gücü olan elektrikli süpürgeler iyi filtrasyon yaparlar. Fakat bu tip bir makinanız yoksa süpürgenin poşetini her defasında değiştirmeniz gerekecektir. Ayrıca temizlik sırasında pencerelerin açık olması havalanan alerjenlerin hava akımıyla dışarı atılmasını sağlayacaktır.
·Mevsim el verdiğince evinizdeki halı ve kilimleri de güneşe sermeniz ve havalandırmanız çok faydalı olacaktır çünkü yapısının %80’i su olan akarlar güneşten nefret ederler.
·Oyuncak ayı gibi yumuşak oyuncaklar da akarların sevdiği yerlerdir. Bu yüzden bu tip eşyaları ara sıra bir gece buzdolabında bekletip akarlardan kurtulabilirsiniz. Yine de oyuncakları yıkamanız gerekecektir.

Et pişirildiğinde protein yapıları bozuluyor mu?

30.11.2012



Proteinlerin belirli bir sıcaklık derecesinin üzerinde yapılarının bozulduğu bir gerçek. Hayvansal ürünlerin tamamının protein bakımından zengin olduğu da… Ancak vücudumuz, çoğu zaman proteinlerin kendisine değil, sadece yapı taşlarına ihtiyaç duyar. Yüksek sıcaklıkta proteinlerin yapısında bulunan bağlar zarar gördüğü için denatürasyon dediğimiz “doğal yapının bozulması” olayı görülür. Ancak proteinlerin yapıtaşları olan aminoasitler, serbest halde etin içeriğinde kalırlar. Vücudumuzun esas ihtiyaç duyduğu şey de, zaten bu aminoasitlerdir. Her canlı türünün ihtiyaç duyduğu proteinler, çoğunlukla birbirinden farklıdır. Hayvansal besinlerden alınan aminoasitler, DNA’mızdan alınan şifre ile kodlanacak olan, “bizim türümüze ait” proteinlerin sentezlenmesinde kullanılır. Yani, eğer eti çiğ olarak yersek, bu açıdan fazladan bir kazancımız olmayacaktır.

Bunun yanında, etin pişirilmesinin bir diğer sebebi de, etlerde bulunabilecek bazı zararlı mikroorganizmaların (bakteriler ve virüsler gibi) etkisiz hale getirilmesi. Etini besin olarak tükettiğimiz hayvanların çoğu, çeşitli patojenler (zararlı mikroorganizmalar) için konak canlı konumundadır. Bu patojenlerin canlılıklarının da bünyelerindeki protein yapısının bir sonucu olduğunu düşünecek olursak; eti pişirdiğimiz takdirde, patojenlerin de protein yapıları bozulacak ve canlılıkları sona erecektir. Bu da, sağlığımız için son derece gerekli olan bir koşul. Çiğ ette özellikle Salmonella, Clostridium ve Staphylococcus türü patojenler bol miktarda bulunabiliyor. Bu nedenle de, çiğ etten mümkün olduğunca uzak durmamız gerekiyor.

Peki, kedi ve köpek gibi evcil hayvanlar çiğ et yediklerinde aynı tehlike onlar için de söz konusu olmuyor mu? Tamamen karnivor (etçil) bir beslenme tarzına sahip olan hayvanların çoğunda, sindirimin büyük çoğunluğu midede gerçekleşir. Bu canlıların midelerindeki salgılar ise, herbivor (otçul) ve omnivorlara (hepçillere) göre oldukça asidik bir yapıdadır. Ayrıca bitkisel besinlerin sindirimine gerek duymadıkları için, bağırsakları da oldukça kısadır ve bu nedenle de, patojenlerin sindirim kanalı içerisinde yerleşebilecekleri çok az bir bölge vardır. İnsan ise omnivor bir beslenme tarzına sahip. Bu da demek oluyor ki, bitkisel besinlerin sindirilmesine elverişli yapıda uzun bir bağırsağımız var. Dolayısıyla da, vücudumuz içerisinde patojenlerin yerleşerek üreyebilecekleri çok fazla yere sahibiz.

Tüm bunları bir kenara bırakacak olursak, besinlerimizi pişirdiğimiz zaman aslında içeriklerindeki (yine protein yapıda olan) enzimlerin de yapısını bozmuş oluyoruz. Bu durumda da, besin ile birlikte vücudumuza alabileceğimiz tüm enzimlerden mahrum kalıp, vücudumuzun kendi enzim kapasitesine yükleniyoruz. Aslında bu da çok sağlıklı bir durum değil, çünkü enzim yetersizliği sonucunda ileri yaşlarda çeşitli kalp hastalıkları ortaya çıkabiliyor. Yıllar boyunca eti çok az pişirerek yemiş olan Eskimolara bakacak olursak, eski toplumlarında kalp hastalıkları oranının oldukça düşük olduğunu görebiliriz. Bu da tamamen, az pişmiş et ile birlikte aldıkları yedek enzimlerin bünyelerine yardımcı olmasının bir sonucu. Zaten “Eskimo” kelimesi de, “çiğ yiyen” anlamındaki bir Kızılderili deyiminden geliyor.
Uzun lafın kısası, en makul görünen yol, eti çok fazla pişirmeden yemek. Pişmiş etin yol açtığı enzim kaybını bir parça telafi etmek için de; enzim bakımından zengin olan muz, avokado ve mango gibi tropikal meyveler ile, kalori bakımından zengin olan diğer besinlere diyetimizde bolca yer vermemiz gerekiyor.