Arama:

Etiket Bulutu







‘fransa’

İki farklı mektup

13.04.2010

ab-turk

Biraz uzun ama özellikle cevabı okumak lazım.
Aşağıda iki açık mektup bulacaksınız.
Bu mektuplar, Paris’te yaşamakta yada yaşamış olan ve bilimsel çalişmalarla uğraşan iki değerli (ve duyarlı) Türk vatandaşı tarafından kaleme alınmış.

1.Mektup (Çağrı)
—————————————————————–
Fransız’ların gerçek yüzünü öğrenmek için, bu yazıyı lütfen okuyun.
Aslında bu, bütün Avrupa Birliği ülkelerinin ortak görüşü ancak her nedense çıkıp delikanlı gibi konuşmayıp işi yokuşa sürüyorlar.
Ben şu an Paris’te doktora çalışmaları yapmak için bulunmaktayım….
Buradaki basın yaklaşık bir haftadır hergün baş sayfadan Türkiye haberleri veriyor.
Ben de sizinle çıkan haberleri paylaşmak istedim:

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki burada, sol basın bile artık ırkçılığa varan bir Türkiye karşıtlığı yapıyor. Seçimlerden sonra çıkan haberler zaten Türkiye’yi neredeyse Afganistan gibi gösterdi ve hemen ardından
Türkiye’nin AB’ye dahil edilmesine elbirliğiyle karşı çıkılması temelini hazırlamak için gazetelerde Türkiye’yi ve Türkleri küçük
düşürücü haberlerin yer almadığı bir gün bile geçmiyor….

Le Figaro’da çıkan bir haber, Avrupalı bir diplomatın, ‘Esasında onları kimse Avrupa’da istemiyor ancak nasıl dışarıda tutacağımızı da bilmiyoruz.” dediğini belirtirken, bugun Le Monde baş sayfadan, Giscard
D’Estaing’in, “Türkiye’nin AB’ye girişi AB’nin sonu olur” başlıklı roportajını ve D’estaing’in bir grup Türk’ü göstererek “onlar bize
benzemiyor” dediği karikatürünü yayınladı. (Le Monde burada en çok okunan ve en saygın gazetelerinden biri bildiginiz gibi!!!!)…..
Zaten amaç, bu şekilde Avrupa halkını hazırlamak ve sonra da Türkiye’nin AB’ye girişini refaranduma bağlayarak halktan red cevabı almak…. Gazetelerde ayrıca hergün okuyucu kösesi mektupları yayınlanıyor, ben de bir mektup gonderdim ancak henüz basmadılar….basacaklarını da umut etmiyorum. Zaten, sonuçta demokratik ve özgur diye geçinen basın
şu an gerçekten felaket derecede ırkcı ve yanlı propaganda yapıyor…..
Ben AB’ci bir insan değilim, üzüntüm AB’ye giremeyeceğiz falan diye değil, ancak bu kadar da aşağılanmayı Türk milletinin ve ülkemizin hak etmedigini düşünüyorum….

Sonuç olarak, Avrupa medeniyeti bitmiş arkadaşlar…..inanin ki burası ırkçılık, Haçli zihniyeti ve ikiyuzlulukten geçilmiyor….
Mesajima son verirken bir de çağrıda bulunmak istiyorum, Fransızca bilen arkadaşlar, lütfen güzel fransızcanızla, biraz da
bizim sesimizi duyuralım…Le Monde ve Le Figaro okuyucu köşesinde mektupları yayınlıyor Fransızca bilen arkadaşlar, elestirilerinizi,
Avrupa’nın irkcılığını, Türkiye’ye karşı nasıl herzaman duşmanca tutum alındığı hakkında biraz fikirlerimizi gonderirsek, belki birinciyi,
ikinciyi yayinlamazlar ama onucuyu kesin yayınlarlar….

Sevgiler, Saygilar


2. Mektup (Cevap)
———————————————————
Ben de bilimsel araştırmalarım için bir süredir Paris’te yaşayan ve yurdunu oldukça seven bir Türk vatandaşıyım. Emel Akçalı isimli zatı tanımam ama kendisinin de memleketini tanımadığından eminim.
Türkiye, sizlerin de çok iyi bildiği gibi malesef Ankara,Istanbul ve Izmir’in kalbur üstü semtlerinden ibaret degildir. Türkiye, ne Ankara’daki Tunalihilmi Caddesi, ne Istanbul’daki Bagdat caddesi nede Izmir’deki Hatay Caddesi’dir.

Hayatımın bir kısmını Paris’te geçirdiğim gibi, bir kısmını da Anadolu’nun kasabadan bozma yeni il olmuş bir kentinde, acil servis hekimliği yaparak geçirdim. Bu nedenle Türkiye nedir? Avrupa neresidir? ve kime Türk denir? kime benzer? iyice öğrenme fırsatım oldu. Biz onlara benzemediğimiz kadar onların da bize benzemedikleri kesin. Hem de hiç mi hiç benzemiyorlar. Adamlar kitap okuyorlar. Alelade bir Fransız’in evinin bir odasının tüm duvarları, mutlaka kütüphanedir. Burada televizyonda yazılı izni olmadan kimsenin yüzünü dahi gösteremezsiniz (haber ne olursa olsun).
Fransız televizyonlarında paparazzi programı yoktur, bulunmaz.
Fransa’da iki banka hesabı açtıramazsınız. “illa ki bir tane olmak zorunda” ve gene nedenini niçinini açıklamadan 500 Euro’nun üzerindeki parayı başkasına gönderemezsiniz. Bir hafta içinde bankamatikten 250 Euro’dan fazla para çekemezsiniz. Daha fazlası için de hesabınızda para olsa dahi bankaya nedenini bildirmek zorundasınız. Bankaya durup dururken 500 Euro’dan fazla nakit para yatıramazsınız. O parayı nereden ve kimden aldığınızı söylemek zorundasınız.
Bu haliyle Türkiye tam bir özgürlükler ülkesi değil mi?????

Gelelim Sosyal devlet kavramına; Fransa’da belirli bir gelirin altında (yılda 20,000 Euro/kişi başı) para kazanıyorsanız, kazancınız oranında devlet kiranızı öder. (%65’e varan miktarlarda) Her doğan çocuğa, daha doğmadan ayda 130 Euro para verir. Ama bu paranın kullanılacağı yerleri de denetler. (Cocuk bakıcısı, kres, okul makbuzu v.s.)
Fransa’da istihdam yaratmak icin haftalık çalişma saatleri gecen yil, 39 saatten 35 saate indirilmiştir. Devlet, kendi eliyle ayni işi yapmak için daha fazla adam istihdam etmektedir.

Gelelim Türkiye’ye: Benim doktor olarak çalıştığım 200.000 nüfuslu Anadolu kentinde, çocuklarin 2 yaşından önce hastalanarak ölebilecekleri “doğal” kabul edildiği için doktora götürülmezdi. Götürülse bile ilaçları alınmaz, masraf yapılmazdı. Ama çocuk 2 yaşını devirmişse, yatırım yapılabilirdi.
Cocuklar kışın zaturre, yazın ishalden ölürlerdi, 3 yaşındaki çocuğa Ankara-Samsun karayolunda saatte 120 km ile giden yolcu otobüsü çarptığını bilirim.(ne işi varsa o çocuğun orda)

Gene aynı şehirde işsizlik %65, okur yazarlık oranı kadınlarda %70 idi. Bu il merkezimizde hergün en az 10-12 adli vaka olur, yurdum insanı kendini bilmezce içki içip, daha sonra birbirinin boğazını keserdi. Kesmeklede kalmaz, sonra hastaneye getirir ve “kurtar bunu doktor, yoksa seni gebertirim” derdi. Bunu gören hastane polisi ilk ortadan kaybolan eleman olurdu. Bahsettiğim şirin ilimizin bir beldesinde 6500 nüfus yaşamaktadır. Ancak bu belde belediyesinde çalışan tam 2200 işçi vardır. (İşte gerçek seçim yatırımı ….)
Bu işçilerden hiçbiri işe alındıklarından beri hiç maaş alamamıştır.
Belediye bu işçilerin sigorta pirimlerini ödeyemez. Ama halk hastanelere gider gider gelir. Bu beldede her iki kişiye bir belediye işçisi düşmektedir. (kendini saymıyoruz)

Değil Fransa, dünyanın hiçbir medeniyeti bu ölçüyü yakalayamaz! Türkiye’de yuzbinlerce aile halen tezekle ısınmakta iken, Fransa’da enerji Türkiye’dekinin yarı fiyatıdır.

Fransa’da özel okul, dersane, özel ders ve özel hoca kavramları yoktur. Her çocuk eşit derecede eğitim alır. Gerçek fırsat eşitliği vardır. Temel eğitim lise sonuna kadardır ve ücretsizdir. 26 yaşına kadar bir genç öğrenci, sağlık sigortası kapsamındadır. Tüm sağlık giderleri karşılanır.
Fransa’da milletvekillerine maaş ödenmez.
Bilemiyorum bu listeyi daha uzatmaya gerek var mı ?

Benim kızdığım ve sinirlendiğim, ülkemin kaçırdığı fırsatlar ve etrafa, o vurgunculara saçtığı paralardır. Ülkemin insanı malesef kara cahildir ve bu artık bir toplum politikası halini almıştır. Bir düzenbaz parasıyla siyasete atılıp, 3 ayda pilav üstü döner dagıtarak %7.5 oy alıyorsa, Bir dolandırıcı memleketinden 20,000 oy alıyorsa ve niye ona oy verdiniz diye soranlara halkım, “Hepsi soyguncu, bu soyguncu’nun kralı, biz de gittik en kralına oy verdik” diyebiliyorsa….. Gerçekten biz çok farklıyız demektir. Bunun için adamın gazetesine çizdiği karikatüre gocunmaya gerek yok.

Malesef Atatürk’ün mirasına sahip çıkamadık. Halkımızı eğitemedik, eğitimli, kültürlü insanlar azınlığın da azınlığı haline geldi. Bunun için Avrupa’daki gazetelere mektup yazmaya gerek yok, biz önce kendi gazetelerimize mektup yazalım da, “külhan agzı” ile mangalda kül bırakmayan 3 günlük yazarları kovalayıp yerlerine yazar gibi yazar bulalım, insanımıza gazete okutalım. 1979 senesinde Türkiye’de basılan yerel gazetelerin sayısı Tüm Avrupa’da basılan yerel gazetelerin sayısından daha fazla idi. Şimdi Türkiye’deki tüm gazete okurları aynı partiye oy verse %1’i ancak geçiyor. Sen daha kalkmış “Le Monde”a yazı yazmaktan bahsediyorsun. A kardeşim, senin mesajını kim kime yazacak, kim kime anlatacak !!!!

Ne işimiz var bizim oralarda ??? Ben memleketimi mükemmel bir hale getireyim, o gelip benim ayaklarıma kapansın. Bu kadar onurumu iki paralık etmeyeyim. Yoksa gazetedeki yazı ile Fransızın aklındaki Türkiye imajı değişmez ki ???

Antalya’da iki hafta tatil yapan Fransız bir çift bana, “HİÇ TÜRK GÖRMEDİKLERİNİ” söylemişlerdi. Çünkü sokaklarda çarşaflı ve sarıklı kimse yokmuş !!!!
Ben daha ne diyim ki ???
“Haklısın dedim. Antalya özerk bölge… Türkler giremiyor oraya, turistler için orası… Hem zaten çok sıcak”
Öküz öküz olunca Avrupa’lı olsa ne olur, benim beyin hücrelerime yazık degil mi ??
Adama anlatacam orada, Antalya Türk dolu, yok öyle birşey diye… Boşver gitsin….. ”
Türkler yazın Kuzey’de tatil yapıyorlar” dedim geçtim.. Haksız mıyım ?