Arama:

Etiket Bulutu







‘güneş’

Sen de dedem gibi ölecek misin, anneanne?

12.07.2013



Geçirdiği ameliyatlardan sonra pek toparlayamamış yaşlı bayan hastamızı, kızı ve ilkokula yeni başlamış torunu ziyarete gelmişti. Küçük çocukları hasta ziyaretine kabul etmememiz başlangıçta mesele çıkarmış, nihayet kısa süreli bir ziyaret için izin koparmışlardı.

Hasta odasında ana kız konuşup dertleşirken, torun araya girip sormuştu o can sıkıcı soruyu. Kafamı eğip elimdeki dosya ile ilgileniyormuş gibi yaptım. Hastamız torununu yatağın kenarına oturttu. Ellerini tutarak “şimdi değil, iyileşip eve döneceğim. Merak etme; hemen ölmeyeceğim, ama er veya geç hepimiz öleceğiz tatlım” dedi. Torun cevaptan pek tatmin olmuş gibi değildi.

“Ama bu haksızlık, anneanne. Ölünce onları bir daha göremiyoruz. Dedemi çok özledim ben.”
“merak etme, insanlar ölünce görünmez olurlar, ama hepten yok olmazlar.”

Torun bir süre anneannesinin boynundaki kolye ile oynayarak düşündü. Sonra “peki insanlar ne oluyor, ölünce” diye sordu. Anneanne önce bana, sonra kızına baktı. Torununun saçını okşayarak;

“Bir şekilde aramızda oluyorlar tatlım. Kimi bir renk, kimi tat veya koku kimi de dokunuş olup geri geliyorlar. Mesela rahmetli annemin yaptığı puf böreğini hiç unutmadım. Nerede o kokuyu veya tadı bulsam annemi oracıkta yanımda hissettim. Dedeni ise saçlarımdaki dokunuş ile hatırlarım. Nerede bir rüzgar saçlarımı okşasa dedenin yanımda olduğunu düşünür, mutlu olurum.”

“Peki sen ölünce ne olup geleceksin, anneanne? ”
“Onu sen bileceksin. Beni nasıl hatırlamak istersen o şekilde geleceğim yanına.”

Ziyaret kısa sürmüştü. Onlar odadan çıktıktan sonra hastamız torununu çok özlemiş olduğunu belirterek ziyarete engel olmadığımız için teşekkür etti.

“Bu küçük torunumu büyüğünden daha çok seviyorum, doktor bey.”
“Torunlarınız arasında ayırım yapmamanız gerekmez mi?”
“Haklısınız ama böyle olmasında biraz kızımın da kabahati var. İlk çocuğunu çabuk büyütmeye çalıştı. Kendince başardı da. ne oyun bildi, ne arkadaş. Varsa yoksa ders. Ama neticede hepimizden uzak, soğuk, ağır biri oldu çıktı büyük torunum. Şimdi hepimiz yakınıyoruz ama iş işten geçti.”

Bir süre sustu, soluklandı. Elimi tutup yatağında doğruldu. Yastıklarını düzelttim.

“Zamane anneleri çocuk yetiştirmeyi yemek yapmak sanıyorlar. Parayı bastırıp en donanımlı mutfakta en iyi malzemeleri kullanırsa yemeğin mükemmel olacağını hayal ediyor, ortaya çıkan yemeğe bakıp neden lezzetli olmadığını soruyor, kabahati mutfakta veya malzemede arıyorlar. Kendilerine hiç kabahat bulmuyorlar. Halbuki elinin emeği, sabrı, özeni olmadıkça lezzeti yakalayamazsın. Çocuklarını da çabuk büyütmeye uğraşıyorlar. Böyle yaparak aslında onları hızlı yaşlandırdıklarının farkında bile değiller.”

Boğazı kurumuştu. Bir yudum su içip eskiden ailelerin ilk çocuklarının ağabey ve abla ağırlığı ile yetiştirildiğini ilk çocukların aileyi iyi yansıtma görevi olduğu için daha değerli olduğunu ama artık devrin değiştiğini ailelerin kendilerini değil de hayallerini çocuklarına yüklediğini, ilk çocuktan sonra gelenlerin ise daha serbest olgunlaşıp aileye daha çok benzediğini anlattı.

Birkaç gün sonra hastamızın baş ucunda suluboya bir resim vardı.

Mavi gökyüzünde sapsarı güneş ve bir de uçurtma uçuran kız çocuğu vardı resimde. Hastamız resim ile ilgilendiğimi görünce okumakta olduğu gazetesinden kafasını kaldırıp;

“Torunum benim için yapmış bu resmi, doktor bey. Resimdeki kız kendisiymiş. karar vermiş, ben ölünce resimdeki gökyüzünün mavisi olacakmışım, onun için. Gökyüzüne her baktığında benim yanında olduğumu bilecekmiş, böylelikle. Bu sımsıcak güneş ise dedesiymiş.”

Gözleri dolmuştu. birkaç damla yaş süzüldü gözlerinden. “Torunumun gözünde gökyüzünün mavisi olacakmışım, dedesi de hepimizi ısıtan güneş. Daha ne olsun?” dedi.

Öğle arasında bahçeye çıktım. yağan yağmurun ardından masmavi gökyüzünde açan güneş, sıcaklığını iyice hissettiriyor, ağaçlar sonbahara hazırlanıyordu.

kaynak : yorumcumm@googlegroups.com

Rüzgar Değirmenleri nasıl çalışır?

21.09.2010

ruzgarturbini4

Hava bir akışkan olarak sıvılardan farklı olarak daha çabuk hareket eder ve bulunduğu ortamın her yerini kaplar. Havanın hızlı yerdeğiştirmesi ile içindeki parçacıkların hareketi de hızlı olur. Havanın bu özelliğini kinetik enerjiye dönüştürme işlemine Rüzgar Enerjisi adı verilir.

Aynı mantıkla su gibi sıvı maddelerin yer değiştirme özelliğini kullanarak enerji elde etmeye de hidro elektrik adı verilmektedir ve üretilen merkeze Hidro Elektrik Santrali denilir. Rüzgar enerjisinden elektrik üreten merkezlere de Rüzgar Santrali denilmektedir.

Rüzgar Santralleri kurulduktan sonra pervaneler rüzgarın (havanın) hareketiyle bağlı oldukları şaftı döndürür. Uygun bir jeneratör ile de bu hareket enerjisi elektrik enerjisine dönüştürülür.

Rüzgar enerjisi güneşin doğmasıyla başlar. Gece oluşan soğuk hava tabakasının yere yakın bölümleri, güneşin ışınlarıyla hemen ısınmaya başlar. Fizik derslerinden de hatırlayacağınız üzere ısınan hava genleşir ve yükselir. Bu anda atmosferdeki soğuk hava tabakası yere doğru iner. Sıcak ve soğuk havanın yer değiştirmesiyle de rüzgar oluşur.

Rüzgar Türbini
En basit anlamda bir rüzgar türbini 3 bölümden oluşur.
Pervane Kanatları:Rüzgar estiği zaman pervanenin kanatlarına çarparak onu döndürmeye başlar. Bu sayede rüzgar enerjisi ile kinetik(hareket) enerjisi elde edilmiş olur. Pervaneler rüzgar estiğinde aynı yönde dönecek şekilde tasarlanmışlardır.
Şaft:Parvenelerin dönmesiyle ona bağlı olan şaft da dönmeye başlar. Şaftın dönmesiyle de motor içinde hareket oluşur ve motorun çıkışında elektrik enerji sağlanmış olur.
Jeneratör(Üreteç):Oldukça basit bir çalışma yöntemi vardır. Elektromanyetik indüksiyon ile elektrik enerjisi üretilmiş olur. Küçük oyuncak arabalardaki elektrik motoruna benzer bir sistemdir. İçinde mıknatıslar bulunur. Bu mıknatısların ortasında da ince tellerle sarılmış bir bölüm bulunur. Pervane şaftı döndürğü zaman motor içindeki bu sarım bölgesi , etrafındaki mıknatısların ortasında dönmeye başlar. Bunun sonucunda da alternatif akım (AC) oluşur.

ruzgarturbini2

Rüzgar Enerjisi Kaynakları ve Ekonomisi
Tipik büyük bir rüzgar türbini yıllık 5.2 milyon KWh elektrik enerjisi üretir. Yaklaşık 600 hanenin elektrik ihtiyacını karşılayabilir. Günümüzde kömür ve nükleer santraller, rüzgar santrallerinden daha ucuza enerji üretebilmektedirler. O halde neden rüzgar enerjisini kullanalım? Bunun iki önemli nedenivar. Rüzgar enerjisinin “Temiz” ve “Yenilenebilir” özelliklerde olmasıdır. Atmostefe zararlı karbon dikosit ve nitrojen gazları salınımı yoktur ve rüzgarın bitmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Rüzgar enerjisi her ülkede üretilebilir. Başka ülkelerden enerji transfer etmeye gerek duyulmaz. Ayrıca rüzgar santralleri uzak bölgelere inşaa edilip, üretilen enerjinin merkezi yerlere iletilmesi daha kolaydır.

Rüzgar santrallerinin bu yararlarının yanında olumsuz yönleride de vardır. Diğer enerji santaralleri gibi herzaman yüksek verimle çalışamazlar. Çünkü rüzgar hızı değişkenlik göstermektedir. Rüzgar türbinleri şehirlere yakın bölgelerde oluşturdukları ses kirliliği sebebiyle insanlara, hayvanlara ve doğal yaşama rahatsızlık vermektedir.

Güneş paneli (pili) nasıl çalışır?

21.09.2010

gunespaneli

Güneş panelleri ışığı doğrudan elektrik akımına dönüştüren (fotovoltaik) bir araçtır. Yarı iletken bir diyot olarak çalışan güneş panelleri, güneş ışığının taşıdığı enerjiyi iç fotoelektrik reaksiyondan faydalanarak doğrudan elektrik enerjisine dönüştürür.

Güneş ışığındaki fotonlar, elektronları yarı iletken metalik bir yonga plakasının bir katmanından bir diğer katmanına hareket ettiren enerjiyi sağlar. Elektronların bu hareketi bir akım yaratır. İki tür güneş hücresi kullanılmaktadır: silikon ve gallium arsenid. Uydular gallium arsenidi kullanırlarken silikonlar ise genellikle yerküredeki uygulamalarda kullanılmaktadır.

Güneş pilinin üst tabakaları yansımayı önleyici kaplama ve korumalardan oluşur. Güneş hücreleri son derece kırılgan olduklarından böyle bir koruma çatlama ve kırılmaları önlemek açısından gereklidir. Aksi halde güneş pillerinin çalışması sekteye uğrar ve bu da enerji kaybına sebep olur. Işık bu katmanlara nüfuz ettiğinde silikon veya gallium arsenide çarpar. P ve N tabakaları arasındaki bölümlerin farklılıkları sebebiyle güneşten gelen enerji bunlara çarptığında elektronların P tabakasından N tabakasına akışı sağlanmış olur. P ve N tabakaları arasına tel çekilmek suretiyle güneş hücresi artı ve eksi kutuplara sahip bir güneş pili halini alır ve böylelikle güç sağlamak için kullanılabilir. Tek tek sayısız piller (bine yakın) “Güneş Panelini” oluşturmak için bir araya getirilir. Güneş pilleri ile oluşturulan paneller ile günümüzde çok değişik gerilim / volt ve güçlerde / w / watt / wp enerji sağlanabilmektedir. Güneş ışığının yoğunluğu, havanın bulutu olması ve hava sıcaklığı güneş panelinin ürettiği gücü etkiler.

Fotovoltaik piller, Türkçe’ye güneş pilleri şeklinde geçmiş olsa da, bir pil yani batarya ya da akümülatör gibi çalışmamaktadır. Bilindiği üzere piller prensip olarak üzerlerinde depolanan kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürür. Oysa ki güneş hücreleri veya güneş gözeleri diye tanımlanan fotovoltaik piller güneş enerjisinden faydalanarak elektrik üretme prensibi ile çalışır. Güneşin yaydığı radyasyon, foton denen parçacıklarla hareket eder, yani yayılır. Foton denen parçacıklar enerji taşırlar ve ışık hızında hareket ederler. Güneş pillerinin enerji depolama, saklama özelliği mevcut değildir. Güneş veya ışık olduğu sürece işlevseldir. Güneş hücreleri yarı iletken malzemeden oluşur. Güneş pillerinin yani güneş panellerinin işletme ömrü çok uzundur. Günümüzde yaygın kullanımı olan ticari ürünler için öngörülen süre 50+ yıldır. Bu öngörünün kaliteli, standartlara uygun ve belgeli ürünler için geçerli olduğu unutulmamalıdır.

Solaryumun sağlığa zararı var mı?

13.09.2010

solaryum

Uluslararası Kanser Araştırma Merkezi’nin sunduğu rapora göre, solaryumun kanserojen etki yarattığı kesinleşti. Araştırmadan çıkan asıl çarpıcı sonuç ise şu: Eğer 30 yaşınızdan önce solaryuma girmeye başladıysanız, cilt kanseri olma riskiniz de yüzde 75 oranında artıyor.

YASAL ÖNLEMLER GELİYOR
Solaryumun zararları konusunda Avrupa da çözüm arayışında. 90’lı yıllarda solaryum kullanımında patlama yaşanmasının, kıtada cilt kanseri vakalarındaki artışta etkili olduğu belirtiliyor. Avrupa Birliği bünyesinde çalışmalar yapan Avrupa Komisyonu da solaryumla ilgili çarpıcı sonuçlar elde etmiş. Bu ülkelerde özellikle gençler arasında solaryum kullanımının yaygınlaşması Avrupa Birliği’ni harekete geçirmiş. Hatta Avrupa Komisyonu’nda şu günlerde solaryum kullanımı konusunda yasal önlemler de alınma aşamasında. Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden uzman doktor David J. Leffell’e göre artık ultraviyole ışınlarının kansere sebep olma süreciyle ilgili bir soru işareti kalmadı. Leffell, “Bunun aksini iddia edenler ya dürüst değiller ya da işlerine gelmediği için bu gerçeği görmezlikten geliyorlar. Bu durumda sorumluluk tamamen kişiye ait” diyor. Solaryuma girmeden mutlaka okuyun…

MİT 1
SOLARYUM KANSERE SEBEP OLMAZ
Yapay ultraviyole ışınlarının kansere sebep olduğuyla ilgili bir kanıt olmadığı iddia ediliyor. Oysa 20’li yaşlardaki kadınlarda en sık görülen ikinci, 30’lu yaşlardaki kadınlarda ise en sık görülen üçüncü kanser çeşidi; cilt kanseri. Bu oranlar, güneşe aşırı derecede maruz kalındığını gösteriyor. Araştırmalar özellikle 15-16 yaşından itibaren UV ışınlarına maruz kalmanın melanoma sebep olduğunu gösteriyor. Son yıllarda cilt kanserindeki bu artışın sebebi, solaryumun yaygınlaşmasına bağlanıyor.

MİT 2
KENDİNİ İYİ HİSSETMENİ SAĞLAR
Bunu savunanlar, ışığın modu yükselttiğini ve endorfin hormonu salgılanmasını artırdığını savunuyorlar. Evet, bronz bir görünüm insanın kendisini daha iyi ve seksi hissetmesini sağlayabilir. Ama bu psikolojik etkilerin yanı sıra kanser oluşumunu artırması, kırışıklıkları fazlalaştırması da önemli değil mi sizce? Siz en iyisi 15 koruma faktörlü kreminizi sürüp, açık havada yürüyüş yapmakla yetinin.

MİT 3
D VİTAMİNİ KAYNAĞIDIR
D vitamini kemiklerin ve kasların gelişimini sağlar. Günlük ihtiyaç ise gün içinde alınan güneşten karşılanabilir boyuttadır. Bu da vücudun otomatik olarak D vitamini üretmesini sağlar. Brown Üniversitesi’nden ve Amerikan Kanser Araştırma Derneği’nden profesör Martin Weinstock’a göre fazla UV ışınlarından daha fazla D vitamini alınmıyor. Ayrıcı solaryum cihazlarında ne kadar D vitamininin vücuda verildiğini gösteren bir ölçü birimi bulunmuyor.

MİT 4
GÜNEŞ IŞINLARINDAN DAHA AZ ETKİLENİRSİNİZ
Solaryumu savunanlar, solaryumlu bir cildin güneşten daha az etkilendiğini söylerler. Bu doğru; bronz bir cilt güneşten daha az etkilenir. Ama asıl problem cildinizin zarar görüp görmediğidir. Mount Sinai Tıp Fakültesi’nden Albert Lefkovits, solaryumun bir zararını da şöyle açıklıyor: “Açık renkli kişiler güneşe çıkınca ıstakoz gibi kızarabilir ama solaryumu tercih ettiklerinde de ciltlerini kurutabilirler.”

MİT 5
SOLARYUM GÜNEŞE GÖRE DAHA GÜVENLİ
Bu mitin savunma noktası, solaryum ışığının altında geçirilen sürenin önceden belirlenebilir olması ve cilt tipine göre seçilmesi. Bu nedenle UV ölçüsünü siz belirlerseniz hem istediğiniz renge kavuşursunuz, hem de fazla yanmayı engellemiş olursunuz. Ama Doktor Weinstock bu kontrolün olması gerektiği gibi yapılmadığını söylüyor. Dr. Rigel ise solaryumda kullanılan ışınların doğal güneş ışınlarına göre 2-3 kat daha etkili olduğunu belirtiyor.

Ozon tabakasındaki delik kapanıyor mu?

12.09.2010

ozon01

Ozon deliği, Ağustos aylarında genişliyor ve Eylül ayında yılın en büyük halini alıyor. Ozon deliği, geçen yıl 20 Eylül günü 27 milyon kilometre kare olmuştu.

Ozon’un kapanması 2065’i bulacak.
Araştırmacılar, Ozon tabakasında Güney Yarımküre’nin üstündeki deliğin varsayılandan en az 15 yıl daha geç kapanacağını öngörüyor.

CENEVRE – Atmosferdeki kirliliğin etkilerinin tahminlerin ötesinde daha uzun süreceğini düşünen bilim insanları Ozon deliği ile ilgili öngörülerini revize etti. Birleşmiş Milletler bünyesinde toplanan iklim bilimciler, daha önce 2050 olarak açıklanan Ozon tabakasının kendisini yenileyeceği tarihi 2065’e çekti. Bilim insanları, insanoğlunun özellikle son yıllarda artan klima kullanımı nedeniyle daha fazla klorofluorokarbon gazı salması nedeniyle, Ozon’daki deliğin daha geç kapanacağını belirtiyor.
Dünya Meteoroloji Organizasyonu ve BM Çevre Programı şemsiyesinde hazırlanan raporda, Ozon tabakasındaki deliğin 1990’lardan itibarın inişe geçtiği ancak daha 40 yıl boyunca kendisini onaramayacağı belirtildi. Ancak bilim insanları, bardağın dolu tarafından bakarak olumlu gelişmeler olduğunun da altını çiziyor; örneğin klorofluorokarbon gazının atmosferin bazı katmanlarında azaldığı tespit edildi.
ozon1<
Ozon tabakasının delinmesine neden olan klorofluorokarbon gazı 1992-1994 yılları arasında tarihin en üst noktasına çıkmıştı. Bu tarihten sonra alınan önlemler, üretici firmaların ürünlerinde yaptığı değişiklikler ve insanların alışkanlıklarının da değişmesiyle bu gazın salınımında bir gerileme kaydedildi. Ancak, henüz istenen keskin düşüş yaşanmadı.

KLOROFLUOROKARBON GAZI OZON’U DELİYOR
Buzdolapları, klimalar, otomotiv egzostları, endüstriyel atıklar ve deodorantlardan açığa çıkan gazlar atmosferde birikiyor. Güneş ışınlarını filtre ederek insan sağlığı için tehlikeli olan morötesi (ultraviolet) ışınların yeryüzüne inmesini önleyen Ozon tabakası, kimyasal bileşenlerin kullanımı nedeniyle son 50 yıldır inceliyor.
ozon2
İnsanlarda cilt kanseri yapan morötesi ışınlar, birçok hayvan için yem niteliğinde küçük hayvanların yokolmasına ve besin zincirinde aşağıdan yukarıya doğru bir besin yetersizliğinin başlamasına neden oluyor. Stratosferin ışınları emdiği üst katmanlarında bulunan Ozon deliği, genellikle Ağustos aylarında genişliyor ve Eylül ayında çapı yılın en büyük halini alıyor. Ozon deliği, geçen yıl 20 Eylül günü 27 milyon kilometre kare genişliğe erişmişti. Geçmişte ise ulaştığı en büyük genişlik ise 2003’te 29 milyon kilometre kare.


KYOTO, MONTREAL KADAR ŞANSLI DEĞİL
Montreal Protokolü’nü imzalayan 180 ülke atmosferi kirleten gazların salınımının azaltılması için anlaşmıştı. Bilim insanları, 1987 yılında imzalanan Montreal Protokolü’nü çevre konusunda toplumların işbirliği yapabileceğinin ve bunun doğaya yararının dokunacağının bir kanıtı olarak görüyor. Ancak ne yazık ki aynı işbirliği ve iyiniyet küresel ısınmaya neden olan karbondioksit üretimini kontrol altına almayı Kyoto Protokolü için oluşmadı. Dünyanın en büyük CO2 üreticisi ABD’nin başkanı George Bush, küresel ısınmanın bilimselliğini reddetmiş ve Kyoto’yu imzalamaya yanaşmamıştı.

kaynak : ntvmsnbc.com

Güneş gözlüğü alırken bilinmesi gerekenler nelerdir?

30.08.2010

gunesgozlugu

İşportadan alınan güneş gözlükleri, gözlere yarardan çok zarar vermektedir. Koruyuculuğu olmayan güneş gözlüğünün arkasında göz bebeği daha fazla genişlemekte ve göze ulaşan UV miktarı artmaktadır. Böylece fayda yerine zarar vermektedir. Gözlüklerin belirli bir standardı ve kalite belgesi olması gerekiyor. Çünkü her güneş gözlüğü, ultraviyole ışını tutmuyor.

Güneş gözlüğü satın almak isteyenlere tavsiyeler

� Gözlüğün modelinden çok işlevi ön planda olmalı, ultraviyole korumalı bir güneş gözlüğü kullanılmalıdır.

� Geniş camlı, yüze iyi oturan ve göze yakın yerleşen gözlükler en iyi korumayı sağlar. Yanları siperli gözlükler çevresel ışınlara karşı koruma da sağlar.

� Öncellikle, gözlüğü taktığınızda gözünüz bulanmamalı. Eğer bulanıyorsa camın kalitesiz olduğu kesindir.

� Cam rengi her yerinde aynı olmalıdır. Bazı yerleri koyu, bazı yerleri açıksa, o gözlüğü satın almayın. Bir rengin en koyusundan açığına doğru giden renk spektrumu söz konusu ise durum değişir. Bu türü tercih ettiyseniz, cam renginin üstte koyu, altta açık olmasına dikkat edin.

� Güneş gözlüklerinin üzerinde, mor ötesi ışınları kestiğine dair bir tescilin olması gerekir. Sağlık Bakanlığı, tüm güneş gözlükleri için sertifika mecburiyeti getirmiştir. Satın alırken gözlüğün sertifikasını mutlaka isteyin.

� Numaralı gözlük kullananlar, güneş gözlüğü almadan önce mutlaka göz hekimlerine danışmalıdır.

� Bazı kontak lenslerde UV koruması bulunsa da üzerine güneş gözlüğü takmak daha da faydalıdır

Güneş ışınlarının gözlerde katarakt oluşumu gibi birçok zararlı etkisi var. Güneşten kaynaklanan UV ışınları gözün mercek ve retinasına zarar vererek, çocukların ve erişkinlerin ilerideki yaşamlarında katarakt olmasına ve görmesini etkileyecek başka rahatsızlıklar yaşamasına neden olabiliyor.

kaynak : hekimce.com

Kutup ışıkları nedir?

31.05.2010

kutupisiklari

Kutup ışıkları, ya da auroralar, genellikle kutup bölgelerinde görülen bir gece ışıması. Auroralar, gökyüzündeki doğal ışık görüntüleridir. Genelde gece görülen kutup ışıkları, çıplak gözle de izlenebilir Kuzey Yarımküre’deki aurora görüntüsüne aurora borealis, Güney Yarımküre’dekine de aurora australis denir. Auroralar, güneşin dünya atmosferi üzerindeki etkilerinin en belirgin şekilde görülebilenidir. Çoğu kutup ışığı yüksek kuzey ve güney enlemlerinde görülür.

Özellikleri
Özellikle yay, bulut ve çizgi şeklinde oluşurlar. Bazıları hareket eder, parlaklaşır ya da aniden yanıp sönerler. Yeşil, auroraların en yaygın rengidir. Ancak çok yükseklerde olan kutup ışıkları kırmızı ya da pembe olabilirler. Çoğu aurora atmosferin 100 ile 1000 km aralığında oluşur. Bazıları atmosfer boyunca binlerce kilometre yatay uzunluğa sahip olabilir.

Oluşumları
Kutup ışığı görüntüleri, Güneş’ten gelen solar rüzgarlardaki yüklü parçacıkların atmosferle etkileşmesi sonucu oluşur. Bu parçacıkların bazıları dünyanın manyetik alanına kapılır. Bu parçaların çoğu dünyanın manyetik kutuplarına çekilirler. Bu parçacıklar atmosferdeki moleküllerle çarpıştıklarında enerji açığa çıkar. Bu enerjinin bir kısmı da “aurora”lar şeklinde salınır.

Zamanları
Kutup ışıkları sıklıkla 11 yıllık güneş döngüsünün en yoğun zamanında görülür. Bu dönemde, güneş yüzeyindeki koyu lekeler sayıca artar. Güneşteki şiddetli patlamalar güneş lekeleriyle ilgilidir. Solar patlamalardan çıkan elektronlar ve protonlar, dünya atmosferiyle etkileşir. Bu etkileşim oldukça parlak auroralar yaratır. Bu aynı zamanda dünyanın manyetik alanında güçlü dalgalanmalar meydana getirir; (manyetik fırtına). Bu fırtınalar esnasında auroralar kutup bölgelerinden ekvatora doğru kayar.

Mevsimler nasıl oluşur?

29.01.2010

yorunge

Dünya, kendi ekseni etrafındaki günlük dönüşünü sürdürürken, bir yandan da Güneş’in çevresinde dolanır. Dünya, Güneş etrafındaki dönüşünü elips şeklindeki bir yörünge üzerinde 365 gün 6 saatte tamamlar. Buna 1 yıl denir.

Dünya, 939 milyon km lik yörüngesi üzerinde saatte 108 bin km. hızla hareket eder.

Elips şeklindeki yörüngenin sonucu olarak, Dünya’nın Güneş’e olan uzaklığı sabit değildir. Bazen yaklaşırken, bazen uzaklaşır. Dünya’nın Güneş’e en yakın olduğu 3 Ocak tarihine Perihel (Günberi) denir. Dünya’nın Güneş’ten en uzak olduğu 4 Temmuz tarihine ise Afel (Günöte) denir.

Dünya’nın Güneş etrafında dönüş hızı da sabit değildir. Hız, günberi tarihinde artarken, günöte tarihinde azalır. Bunun sonucunda mevsim süreleri farklılık gösterir.
mevsim1

Görüldüğü gibi güneşe en uzak olunan Temmuz ayında kuzey yarım kürede yaz mevsimidir. Dünya’nın Güneş’e yaklaşıp uzaklaşması, Dünya üzerindeki sıcaklık dağılışını belirgin olarak etkilemez. Sıcaklık dağılışını etkileyen temel etken güneş ışınlarının geliş açısıdır. 21 Marttan 23 Eylüle kadar kuzey yarım küre, güney yarım küreye göre güneşe daha dönüktür ve daha çok güneş tarafından ısıtılır. Bu durum 23 Eylül-21 Mart arasında tersine döner. Böylece kuzey yarım küresindeki mevsimlere 21 Marttan başlayarak aşağıdaki gibi isim verilmiştir: İlkbahar, 21 Mart-22 Haziran; yaz, 22 Haziran-23 Eylül; sonbahar, 23 Eylül-22 Aralık; kış, 22 Aralık-21 Mart. Güney yarım küresinde mevsimlerin sırası tersine olup, ilkbahar 23 Eylül de başlar.

Eğer eksen eğikliği olmasaydı Dünya güneş etrafında dolanırken Güneş ışınlarının yere düşme açısı değişmeyecek sıcaklık değişimleri gerçekleşmeyecek böylece mevsimler de oluşmayacaktı.

Uzayda başka dünyalar var mı ?

29.12.2009

yenidunyalar

Tarih boyunca evrende yalnızca tek bir dünya var diye biliniyordu. Ama pek yakında bir tane daha bulunabilir. Sonra bir tane daha. Ve hatta bir tane daha…

İnsanoğlunun kendi gezegenini keşfetmesi binlerce yıl, komşu gezegenleri kavraması ise yüzyıllar aldı. Ancak bugünlerde her hafta yeni dünyalar keşfediliyor. Bugüne kadar gökbilimciler 400’den fazla dış gezegen, yani bizim yıldızımız olan Güneş haricinde, başka yıldızların çevresinde dolanan gezegen tanımlamış durumda. Örnek mi? Dünyadan 260 ışıkyılı uzaklıkta, İkarus gibi “hararetli bir Satürn” var. Kendi yıldızının çevresinde o denli hızlı dolanıyor ki, bir yıl orada üç günde bitiyor. Ve bir başka örnek de, 150 ışıkyılı uzaklıktaki, üst atmosferinin patlayarak devasa bir kuyrukluyıldız gibi bir kuyruk oluşturduğu “sıcak bir Jüpiter”. Bu arada bir pulsarın -görkemli boyutlarda bir yıldızın küçülerek, kendi ekseni etrafında dönen bir atomik çekirdek haline dönüşen kalıntısı- çevresinde dolanan, karanlığa bürünmüş tam üç gezegen bulundu. Ve sayısız gezegenin de kendi güneşlerine düşerek yok olduklarına ya da sonsuz karanlıkta “başıboş” dolaştıklarına dair kanıtlar var.

Bilim insanları bu tür egzotik gezegenler içinde tanıdıklara dair ipuçları arıyor. Bildiğimiz anlamda yaşamı barındırabilmesi için kendi yıldızlarından yerküremizin Güneş’e uzaklığıyla tam da aynı uzaklıkta ve ne çok sıcak, ne de çok soğuk olan Dünya benzeri gezegenler. Bizimkine tıpatıp benzeyen bir gezegen, büyük olasılıkla göze çarpmadığı için henüz bulunamadı. Aslında bizimkisi gibi küçük ve sönük bir gezegeni, yıldızının neden olduğu göz kamaştırıcı ışığının içinde görmek, havai fişek gösterisinde bir ateşböceğini görmeye çalışmaya benzer. Yıldızının üzerine uyguladığı kütleçekim etkisini saptamak ise olsa olsa kasırgada bir ağustosböceğinin sesini duymaya çalışmaktan öteye gitmez… Ancak teknolojinin sınırlarını zorlayan gökbilimciler başka bir Dünya bulabilecekleri ve onu, yaşam belirtileri için sorgulayabilecekleri güne hızla yaklaşıyor. Bugüne dek yalnızca 11 dış gezegenin görüntüsü alınabildi. Tümü büyük, parlak ve kendi yıldızlarından görüntülenebilecek uzaklıktaki gezegenlerdi. Diğerlerinin çoğu ise, yıldız ışığına bakılarak bir gezegenin yarattığı kütleçekiminin etkisiyle, yıldızın çok hafif de olsa salınmasına neden olup olmadığına dair kanıtların arandığı spektroskopik Doppler tekniğiyle saptandı. Son yıllarda gökbilimciler Doppler tekniğini öylesine duyarlı hale getirdiler ki, artık yıldızın konumundaki bir metre/saniyelik (insanın yürüyüş hızı) hareketleri bile saptayabiliyor. Bu, yıldızından uzak dev bir gezegeni ya da yıldızına çok yakın duran küçük bir gezegeni saptamak için yeterli olabilir. Ama yıldızından yerküremiz gibi 150 milyon kilometre uzaklıkta olan Dünya benzeri bir gezegen için yeterli değil. Dünya, Güneş’i yürüme hızının yalnızca onda biri bir hızla, diğer bir deyişle bir bebeğin emekleme hızında çekebiliyor. Ve gökbilimciler henüz böylesi zayıf bir sinyali yıldızın ışığından ayıramıyor.

Bir başka yaklaşım ise, yıldızın önünden ya da arkasından geçen bir gezegenin yıldız ışığında yapacağı periyodik azalmayı gözlemek. Tüm gezegen sistemlerinin yaklaşık onda birinin Dünya’dan görülebilecek biçimde böyle, transit geçiş denilen minik tutulmaların gözleneceği biçimde sıralanmış olma olasılığı var. Bu da gökbilimcilerin bu tür birkaç transit geçişi yakalamak için sabırla çok sayıda yıldızı gözlemek zorunda kalmaları anlamına geliyor. Ana görevinin üçüncü ve son yılında Fransız COROT uydusu, geçiş yapan bu tür yedi gezegen saptadı. Ve bu gezegenlerin yalnızca biri Dünya’dan yaklaşık yüzde 70 oranında büyük idi. ABD’nin Kepler uydusu da COROT’tan daha iddialı bir halef olarak devrede. Martta fırlatılan Kepler, özünde 95 santimetre ayna açıklığı ve 95 milyon pikselli dedektörü ile büyük bir dijital fotoğraf makinesi. Her 30 dakikada bir geniş alan fotoğrafları çekerek, Deneb ve Vega adlı parlak yıldızların arasındaki gökyüzü parçasında 100 binden fazla yıldızın ışığını yakalıyor. Dünya’daki bilgisayarlar da tüm bu yıldızların parlaklıklarında zaman içindeki değişimleri izliyor ve bir yıldızın önünden geçen bir gezegene bağlı olarak ışığında hafif bir sönükleşme saptadıklarında uzmanları uyarıyor.

Kaynak : National Geographic

Güneş daha ne kadar süre ısı ve ışık verebilir?

27.12.2009

gunes

Güneş sistemimiz, bizim Güneş adını verdiğimiz tek bir yıldız ve onun etrafında dönen dokuz gezegen, bu gezegenlerin etrafında dönen 60’dan fazla uydu (Ay), yine Güneş’in etrafında dönen gezegen olarak kabul edilemeyecek kadar küçük 5,000 civarında astroit, sayısız göktaşı, toz ve parçalardan oluşur. Güneş bu sistemdeki enerjinin de tek güç kaynağıdır.

Güneş’e baktığımızda katı bir maddeymiş gibi görürüz ama aslında yanan bir gaz kütlesinden başka bir şey değildir. Bilim insanlarına göre Güneş’ten söz ederken yüzey kelimesini kullanmak hatalıdır çünkü Güneş tamamen gazdan oluşmuştur. Güneş’in fotoğraflarında görülen keskin köşeler ise gazın yoğunluğunun birdenbire arttığı yerlerdir.

Güneş evreni dolduran milyarlarca yıldızdan biridir. Üstelik tamamıyla sıradan bir yıldızdır. Gezegenimizin de içinde bulunduğu Samanyolu galaksisinde tam 200 milyar güneş bulunuyor. Bizim güneşimiz de bunlardan farklı bir oluşum değil.

Güneş bize çok yakın (150 milyon kilometre) olduğu için çok büyük ve parlak görünür. Güneşten sonra bilinen en yakın yıldızın, bu mesafenin 250 bin katı daha uzakta olduğu düşünülürse, Güneş’e burnumuzun dibinde diyebiliriz.

Dünyamızdan bakınca Güneş sabitmiş gibi görünür ama o da kendi ekseni etrafında döner. Dönüş yönü dünyanınkine göre terstir. Katı bir cisim olmadığından ekvatoru üzerindeki bir nokta 24,5 günde tam dönüş yaparken daha kuzeydeki bir noktası 31 günde yapar. Yani kutuplarına gittikçe dönüş hızı yavaşlar.

Güneş’in ısı ve ışık olarak yaydığı enerji, merkezinin hemen çevresinde sürüp giden nükleer tepkime (hidrojen bombasında olduğu gibi) yani hidrojen atomlarının helyum atomlarına dönüşürken çıkardığı büyük enerjidir. Güneş tarafından saniyede yakılan hidrojen miktarı 564 milyon tondur. Bunun yüzde 0,7’si ise doğrudan enerjiye çevrilmekte, ısı ve ışın yayınımına gitmektedir.

Yeryüzünde yaşam Güneş ışınlarına bağlı olduğuna göre, Güneş’in insanlar için gerekli olan enerjiyi daha ne kadar zaman sürdürebileceğini bilmek hakkımızdır. Güneş’in şu andaki enerji durumunda önümüzdeki 5 milyar yılda önemli bir değişiklik olmayacak, aynı şekilde ısı ve ışık vermeye devam edecektir.

Daha sonra genleşmeye başlayacak, sıcaklığı bugünküne göre yüzde 20 artacak dev bir kızıl yıldıza dönüşecektir. O zaman yeryüzündeki sıcaklık dayanılmaz bir yüksekliğe ulaşacak, okyanuslar kaynayıp buharlaşacak ve gezegenimiz bizim bildiğimiz türden bir hayatın var olduğu bir yer olmaktan çıkacaktır.