Arama:

Etiket Bulutu







‘hasta’

Sen de dedem gibi ölecek misin, anneanne?

12.07.2013



Geçirdiği ameliyatlardan sonra pek toparlayamamış yaşlı bayan hastamızı, kızı ve ilkokula yeni başlamış torunu ziyarete gelmişti. Küçük çocukları hasta ziyaretine kabul etmememiz başlangıçta mesele çıkarmış, nihayet kısa süreli bir ziyaret için izin koparmışlardı.

Hasta odasında ana kız konuşup dertleşirken, torun araya girip sormuştu o can sıkıcı soruyu. Kafamı eğip elimdeki dosya ile ilgileniyormuş gibi yaptım. Hastamız torununu yatağın kenarına oturttu. Ellerini tutarak “şimdi değil, iyileşip eve döneceğim. Merak etme; hemen ölmeyeceğim, ama er veya geç hepimiz öleceğiz tatlım” dedi. Torun cevaptan pek tatmin olmuş gibi değildi.

“Ama bu haksızlık, anneanne. Ölünce onları bir daha göremiyoruz. Dedemi çok özledim ben.”
“merak etme, insanlar ölünce görünmez olurlar, ama hepten yok olmazlar.”

Torun bir süre anneannesinin boynundaki kolye ile oynayarak düşündü. Sonra “peki insanlar ne oluyor, ölünce” diye sordu. Anneanne önce bana, sonra kızına baktı. Torununun saçını okşayarak;

“Bir şekilde aramızda oluyorlar tatlım. Kimi bir renk, kimi tat veya koku kimi de dokunuş olup geri geliyorlar. Mesela rahmetli annemin yaptığı puf böreğini hiç unutmadım. Nerede o kokuyu veya tadı bulsam annemi oracıkta yanımda hissettim. Dedeni ise saçlarımdaki dokunuş ile hatırlarım. Nerede bir rüzgar saçlarımı okşasa dedenin yanımda olduğunu düşünür, mutlu olurum.”

“Peki sen ölünce ne olup geleceksin, anneanne? ”
“Onu sen bileceksin. Beni nasıl hatırlamak istersen o şekilde geleceğim yanına.”

Ziyaret kısa sürmüştü. Onlar odadan çıktıktan sonra hastamız torununu çok özlemiş olduğunu belirterek ziyarete engel olmadığımız için teşekkür etti.

“Bu küçük torunumu büyüğünden daha çok seviyorum, doktor bey.”
“Torunlarınız arasında ayırım yapmamanız gerekmez mi?”
“Haklısınız ama böyle olmasında biraz kızımın da kabahati var. İlk çocuğunu çabuk büyütmeye çalıştı. Kendince başardı da. ne oyun bildi, ne arkadaş. Varsa yoksa ders. Ama neticede hepimizden uzak, soğuk, ağır biri oldu çıktı büyük torunum. Şimdi hepimiz yakınıyoruz ama iş işten geçti.”

Bir süre sustu, soluklandı. Elimi tutup yatağında doğruldu. Yastıklarını düzelttim.

“Zamane anneleri çocuk yetiştirmeyi yemek yapmak sanıyorlar. Parayı bastırıp en donanımlı mutfakta en iyi malzemeleri kullanırsa yemeğin mükemmel olacağını hayal ediyor, ortaya çıkan yemeğe bakıp neden lezzetli olmadığını soruyor, kabahati mutfakta veya malzemede arıyorlar. Kendilerine hiç kabahat bulmuyorlar. Halbuki elinin emeği, sabrı, özeni olmadıkça lezzeti yakalayamazsın. Çocuklarını da çabuk büyütmeye uğraşıyorlar. Böyle yaparak aslında onları hızlı yaşlandırdıklarının farkında bile değiller.”

Boğazı kurumuştu. Bir yudum su içip eskiden ailelerin ilk çocuklarının ağabey ve abla ağırlığı ile yetiştirildiğini ilk çocukların aileyi iyi yansıtma görevi olduğu için daha değerli olduğunu ama artık devrin değiştiğini ailelerin kendilerini değil de hayallerini çocuklarına yüklediğini, ilk çocuktan sonra gelenlerin ise daha serbest olgunlaşıp aileye daha çok benzediğini anlattı.

Birkaç gün sonra hastamızın baş ucunda suluboya bir resim vardı.

Mavi gökyüzünde sapsarı güneş ve bir de uçurtma uçuran kız çocuğu vardı resimde. Hastamız resim ile ilgilendiğimi görünce okumakta olduğu gazetesinden kafasını kaldırıp;

“Torunum benim için yapmış bu resmi, doktor bey. Resimdeki kız kendisiymiş. karar vermiş, ben ölünce resimdeki gökyüzünün mavisi olacakmışım, onun için. Gökyüzüne her baktığında benim yanında olduğumu bilecekmiş, böylelikle. Bu sımsıcak güneş ise dedesiymiş.”

Gözleri dolmuştu. birkaç damla yaş süzüldü gözlerinden. “Torunumun gözünde gökyüzünün mavisi olacakmışım, dedesi de hepimizi ısıtan güneş. Daha ne olsun?” dedi.

Öğle arasında bahçeye çıktım. yağan yağmurun ardından masmavi gökyüzünde açan güneş, sıcaklığını iyice hissettiriyor, ağaçlar sonbahara hazırlanıyordu.

kaynak : yorumcumm@googlegroups.com

Komik Anekdotlar

11.11.2011

kahkaha7

Annem arabasını torpidosu için dantel örecek kadar çok seviyor. Geçenlerde arabayı çarpmış ve farı kırılmış. Babamın anlattığına göre trafik polisinin önünde “Yavrumun gözü çıktııııı!” diye ağladığı için polisler heyecanlanıp ambulans çağırmışlar..


kahkaha11

İş arkadaşımın düğünündeyiz. Nikah kıyılıyor, imzalar atılıyor, gelin ve damadı tebrik etmek için ayağa kalkıldığında elektrikler kesiliyor. Biz hep beraber “Aaaa!” diye tepki gösterirken, arkadaşımın annesi oldukça yüksek sesle düşüncesini dile getiriyor. “Oğlumun daha ilk dakikadan hayatı karardı.”


kahkaha121

Bankacıyım. Amcamın biri 1000 TL tüketici kredisi çekmek için şubeye geldi, sırada bekliyor. Sıra tam ona geldiğinde sistemin gitmesi nedeniyle 1.5 saat beklemesi gerekince bombayı patlatıyor.
“Bu kadar saat şubenin önünde dilenseydim parayı toplamıştım.”


kahkaha13

Geçen gece nöbetteyken acile 3 yaşında, para yutmuş bir hasta geliyor. Babasına ne kadar yuttuğunu soruyoruz; “1 TL” diyor. Yapılan tetkikler sonucunda bir adet 50 Kuruş ve iki adet 25 Kuruş tespit ediyoruz.
Baba bir şekilde haklı olduğu için sadece aramızda gülüşerek konuyu kapatıyoruz.


kahkaha6

Bankada gişenin önünde işlemimin yapılmasını bekliyorum. Yanımdaki gişede işlem yaptıran yaşlı teyzeye, işlemini yapan banka görevlisi kadın soruyor:
‘Parayı kim alacak teyze? Alıcısına ne yazalım?’
Teyzem cevap veriyor:
‘Bu paranın hayrını görme İnşallah yazalım.’


kahkaha


– Mükemmel bir yerde inebilir miyim?
(yolcunun kafası karşık sanırım, kendisi de dolmuştakilerle güler söylediğine)

Şöför kadını indirirken:
– Buyrun size layık değil ama!


kahkaha14

Pek dolu olmamasına rağmen minibüs hareket etmek üzereydi. Tam o anda kavga ettikleri her hallerinden belli olan iki arkadaş minibüse bindi. Birbirlerinin yüzüne bile bakmıyorlardı. Çocuklardan biri şoföre parayı uzattı
– Abi bir öğrenci bir de hayvan alır mısın?


kahkaha15

Bir Taksinin içerisinde geçen bir konuşma !
– Küpe mi takıyosun sen ? (dikiz aynasından zorlukla görüyor.)
– Ha evet.
– Baban kızmıyor mu ?
– yok kızmıyor.
– Benim oğlan yapıcak bi tarafına sokarım o kupeyi..
– Hmm ben sağda iniyim.


kahkaha16

Yetmiş sekiz yaşında, tonton bir babaannem var. Ne kadar modern olsa da gelişmiş teknolojiye ayak uydurmakta epey zorlanıyor. Buna en güzel örnek evimi aradığında telesekretere bıraktığı not.
– ‘Babaannesi aradı dersiniz.’


kahkaha17
Arkadaşlarla öyle Barbaros bulvarında yürüyorduk. Bir anda yanımızdan son sürat bir minibüs geçti. Biz ‘Freni patladı’ filan demeye kalmadan, minibüs kafadan elektrik direğine bindirdi. Hemen koştuk, yardım edelim diye. Minibüse ulaştığımızda manzara şuydu: Yolcuların kiminin kaşı açılmış, kiminin dudağı patlamış… Dağılmış vaziyetteler yani. Ama bir tuhaflık var. Çünkü o hallerine rağmen, gözlerinden yaşlar gelecek şekilde gülüyorlar. Biz ne yapacağımızı şaşırdık. ‘Ne oldu?’ diye sorduk. Bir iki tanesi, güçlükle ‘Şoför, şoför…’ diyebiliyor ama yine gülmeye başlıyorlar. Bu şaşırtıcı manzaranın aslını 2-3 dakika sonra öğrenebildik. Meğer şoför, tükürürken minibüsten düşmüş. Hani, bizim şoförlere özgü, giderken kapıyı açıp dışarı tükürme hareketi vardır ya. Baba, dengeyi tutturamamış, tükürükle beraber, gümbürt aşagı düşmüş. Minibüs de kontrolden çıkıp direğe bindirmiş.

Hasta Temel

26.10.2010

hasta21

Profesor, öğrencileri ile birlikte Karadenizli hastanın yatağının başına gitmiş.. Onlara yeni bir hastalığın belirtilerini öğretecek..
Yatakta bitkin, kendinden yari geçmiş vaziyetteki hastayı göstererek konuşmaya başlamış:
“Bakın yüz rengi sarıya yakın..” “Gözler içeriye doğru çökmüş, o yüzden burun daha sivri görünüyor..” “En fazla değişik kas yüzümüzdedir.. Bakın, kaslar tepki vermediğinden ifade anlamsız.. Çene aşağıya sarkmış duruyor…” Hasta da öğrenciler gibi dikkat kesilmiş dinliyor..
Profesör “bu bir batın sendromu belirtisidir” diyecek, yerinden zorlukla dikilmeye çalışan hasta fırsat vermemiş..
Zor bela mırıldanmış: Sen sanki dunya cuzelisun”

Komik anekdotlar

02.09.2010

funny-pics

Emniyet kemeri
Nişantaşı-Kadıköy dolmuşu için bekliyoruz. Bir taksi geliyor dolmuş yerine. Ön koltuğa oturan kadın her normal insan gibi emniyet kemerini takıyor. Ancak şoför amcamız emniyet kemerinin iyice ortaya çıkardığı dekolteye bakmaktan yola bakamadığı için bir müddet düşünüyor ve içini çekerek kadına sesleniyor. “Abla, çıkar emniyet kemerini, böylesi daha emniyetli hepimiz için.”

Sütün faydaları
Sabah erken okula gidecek oğlumu uyandırmadan önce, kalkar kalkmaz içsin diye hazırladığım sütün bardak ebadını o kadar abartmışım ki, henüz uyanmaya çalışan, tek gözü açık oğlumdan gelen cümle: “İneğin kendisini getirseydin bari.”

Direksiyon eğitimi
Sene 1993. Sevgilime (şu an karım olur kendileri) araba kullanmayı öğretiyorum. İzmir’in o zamanki halini bilenler bilir. Üçkuyular-Narlıdere yolu şimdiki gibi değil. Sakin… Stres olmasın, panik yapmasın diye çok karışmamaya çalışıyorum. Ayrıca çok sakin bir ses tonuyla konuşuyorum. Direğe 3 santim farkla geçiyor benim güzel sevgilim. “Direğe çok yakın geçtin hayatım.” diyorum. Cevap “Hangi direğe?”

alıntı

Borcum ne kadar?

09.04.2010

sokaklambasi

Soğuk bir kış gecesinde eve dönerken, kaldırımın ortalık yerinde duran genç bir adama rastladım. Derin derin soluk alıyor ve düşmemek için yanındaki elektrik direğine sarılıyordu. Bir vitrine bakıyormuş gibi yaparak göz ucuyla onu seyrettim. Otuzbeş-kırk yaşlarında olmalıydı ve üstü başı da bir sarhoştan beklenmeyecek kadar temizdi. Yanından geçenlerden bazıları yüksek sesle konuşarak içki içmenin kötülüğünden bahsediyor, bazıları da sadece alaylı gülümsemelerle yetiniyordu. Yolun boşalmasını kolladıktan sonra yavaşça yanına sokularak:
-İyi misiniz? diye sordum. Bir ihtiyacınız var mı?
Zorlukla arayabildiği dudaklarından iniltiye benzeyen tek bir kelime çıkabildi:
-Hastayım…
Düşmemesi için bir kolunu beline dolayarak taksi beklemeye koyuldum. Akşam vakitlerinde kesilen kar yağışı tekrar başlamış, yavaş yavaş beyazlanmaya başlayan yollarda sokak köpeklerinin dışında bir hayat emaresi kalmamıştı.
Gece yarısını geçtiğimiz için araba bulmaktan ümidimi kestiğim sırada, yanımda bir taksi duruverdi. Şoföre durumu anlatarak acele etmemiz gerektiğini söyledim. Hastamızı zor da olsa arka koltuğa yatırarak hastahanenin yolunu tuttuk ve verilen serum tamamlanana kadar iki saate yakın bir süre başucunda bekledik.
Nöbetçi doktor, hastayı donmaktan kurtardığımızı ifade ediyor, kendine gelmekte olan genç adam ise gözlerimizin içine bakıp gülümsüyordu. Daha sonra hastamız kendine geldi ve onu şoförle birlikte tekrar arabaya bindirip evine götürdük. Hastamızın eşi, onun sık sık şeker komasına girdiğini bildiğinden müthiş bir paniğe kapılmış ve 5-6 yaşlarındaki yavrusunu da alıp sokağa fırlamıştı.
Bizi görünce koşarak yanımıza geldiler ve sevinçle kucaklaştılar. Saatler süren yorgunluğumuz bir anda kaybolmuş, bize nasıl teşekkür edeceğini şaşıran o ailenin mutluluğu karsısında gözlerimiz dolu dolu olmuştu. Ellerimize sarılarak bizi uğurladıklarında, şoföre borcumun ne kadar olduğunu sordum.
-Borçlu değil alacaklısın dostum, dedi. Böyle bir iyiliğe beni de ortak etmekle borcunu zaten ödedin.

O mert adamla kucaklaşıp helalleşirken, artık gecenin ayazını duymuyor ve evime yürüyerek gitmek istiyordum.
Kim bilir? Belki de yolumun üzerinde yardımımı bekleyen bir insan daha bulabilirdim…

Can Yücel’den

02.07.2009

hasta

Bir köyde ateşli bir hasta vardır, kasabaya doktora götürülür.
Koca devletin koca doktoruna.
Doktor hastaya fitil verir ve köye döndüklerinde, hastaya fitili anüsten
vermelerini söyler.
Köylüler tabi ‘Tamam Dohtor Bey’ deyip köye giderler.
Köydeki herkese sorarlar, en bilgelere bile, ama kimse bu kelimenin
ne anlama geldiğini bilemez..
Bu nedenle de bir türlü ilacı veremezler hastaya.
Hastanın durumu da gitgide kötüleşmektedir.
Bunun üzerine köylü, doktora, koca devletin koca doktoruna telefon etmeye karar verir.
Ama kimse buna yanaşmaz.
Ne cüret dimi… Doktoru arayacak bir köylü.
Neyse durumun vahameti üzerine Muhtar aramayı kabul eder.
Bütün köylü toplanır santrale, Muhtar Arar.
“Biz ne yapacaamızı bilemedik Dohtor Bey” falan der.
Karşıdan doktor bişeyler söyler.
Muhtar döner arkasına:
“Makattan verin dedi Dohtor” der.
Yine tüm köye sorarlar, komşu köylere birilerini yollayıp sordururlar
ama makat ne bilen yoktur
Hasta ise gitti gidecek, Ateşler içinde kıvranıyor.
İhtiyar meclisi toplanır. Son çare, Doktorun birkez daha aranmasına karar verilir. Yine kimse aramak istemez Doktoru.
Nihayetinde yine biri kandırılır. Telefonun başına geçer ama bir
yandan da söylenmektedir:
“Çok kızacak Dohtor Çok!!!” Diye.
Sonunda telefonu açar, durumu anlatır.
Doktor bişeyler söyler yine.
Telefondaki köylü, yüzü allak bullak, arkasına döner:
“Çok Kızacak Demiştim; Dötüne Sokun Dedi”

Temel hasta

10.06.2009

ishal

İshal olan Temel, hastaneye kaldırılmış. Doktor, kısa bir muayeneden sonra, hastabakıcıya talimatını vermiş:
-Hastamız şiddetli ishal, kendisini hemen tekerlekli sandalyeye oturtun ve ilgili servise götürün.
Hastabakıcı Temel’i tekerlekli sandalyeye koymuş, ama yanlışlıkla koridorun sonundaki psikiyatri servisine bırakmış. Aradan birkaç gün geçmiş. İlk teşhisi koyan doktor, Temel’i psikiyatri servisinde görünce şaşırmış:
-Yahu sen ishaldin, ne arıyorsun bu servisde?
-Ne bileyim, sizin hastabakıcı buraya getirdi!..
-Peki ishal durumun nasıl?
-Aynen eskisi gibi ama…
-Aması ne?
-Artık kafama takmıyorum!..