Arama:

Etiket Bulutu







‘hastalık’

30.08.2014



Temel parmağını camla kesmiş. Telaşla, yeni kurulan aile hekimliği merkezlerinden birine gitmiş.
İçeri girince, malum iki kapı çıkmış karşısına:
Birinde “Hastalıklar”, diğerinde “Yaralanmalar” yazıyormuş.
Durumuna uyan “Yaralanmalar” kapısından içeri girmiş. Önünde yine iki kapı belirmiş:
Birinde “Kanamalı” diğerinde “Kanamasız” yazıyor.
“Kanamalı” kapıdan girince iki kapı daha: “Hayati önemde olan” ve “Hayati önemde olmayan”
Hayati önemde olmayan yazılı kapıdan girince kendini sokakta bulmuş.
Evde sormuşlar:
-Temel sana iyi baktılar mı?
-Hiç bakmadılar ama organizasyon müthiş.

Şeker Hastalığı (Diyabet) Nedir?

07.10.2012

diyabet1

Diabet, diğer adıyla şeker hastalığı, sık görülür ve ciddî sonuçlara yol açar. Pankreasın ürettiği insülinin yetersizliği veya etkisizliğinden kaynaklanır. İnsülin kan dolaşımındaki glukozu hücrelere taşımakla görevlidir. Hücrelerdeki glukoz, günlük yaşamımızı devam ettirmeyi sağlayacak enerji kaynağıdır. İnsülin olmayınca, besinlerle aldığımız şeker ve diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan hücrelere giremez. Böylelikle, hücreler şekersizlik çekerken, kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar. Kanda şekerin çok artması, zehir etkisi yaratır ve vücudun tüm hücrelerini tahrip eder.

Diyabet, başta karbonhidratlar olmak üzere protein ve yağ metabolizmasını ilgilendiren bir metabolizma hastalığıdır ve kendisini kan şekerinin sürekli yüksek olması ile gösterir. Diyabet hastalarındaki temel metabolik bozukluk, kan yoluyla taşınan glükozun(şekerin) hücrelerin içine girememesidir. Normal koşullarda besinlerden elde edilen veya karaciğerdeki depolardan kana salınan glükoz pankraeas tarafından salgılanan İNSÜLİN hormonunun yardımıyla hücre içine girer ve orada yakılarak enrjiye dönüşür. Hücrelerin üzerinde değişik maddelerin girmesine izin verilen “kapılar” vardır. Bu kapılar normalde kilitlidirler ve uygun “anahtar” varlığında açılırlar. Diyabet, hücrelerin üzerindeki glükoz “kapısının” açılamaması durumudur. Bu örnekten ilerlersek diyabet, anahtar işlevi gören İNSÜLİN hormonu yetersizliğine ve/veya insülinin etkilediği reseptörlerin ( hücre kapısındaki kilidin) bozukluğuna bağlı gelişmektedir.

Diyabetin bazı erken belirtileri vardır. Kan şekeri yüksek olan kişilerde yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, sık idrara çıkma. susama, yara ve berelerin uzun zamanda iyileşmesi gibi belirtiler vardır. Eğer ailenizde şeker hastası varsa bu hastalığa yakalanma riskiniz daha fazladır. bu belirtilerle doktorunuza başvurduğunuz taktirde doktorunuz kan şekerinizin de belirlenmesini isteyecektir.
diyabet2
Pre-Diyabet Nedir?
Pre-diyabet demek diyabet olabilecek kişi demektir. Yani kan şekeri değeri diyabet tanısı koymak için yeteri yükseklikte olmayan buna karşılık yinede yüksek çıkan durumlara verilen isim gizli şeker hastalığı (pre-diyabet) dir. Eğer gizli şekeriniz varsa diyabet önleme programına girmelisiniz. Ancak bu programa katılmanız diyabet olmanızı tam anlamı ile engelleyemez. Araştırmalar diyabet engelleme programına katılanların %11’inde yinede diyabetin gelişmeye başladığını göstermekte. Yapılan diğer bir araştırmaya göre de pre-diyabet olanların 10 yıl içerisinde Tip II olduğu ortaya çıkmış. Buradan yola çıkarak pre-diyabetin, Tip II diyabete adaylık durumu olduğunu söyleyebiliriz. Pre-diyabet olmak için kan şekeri normal bir insanın 1.5 katı üstünde olmalıdır. Diyabet sayılabilmek içinse normal birinden iki kat fazla kan şekeri değerinin çıkması gerekir. Ancak gizli şekeri önlemenin bir yolu vardır. Bunun yolu da yaşam şeklini değiştirmektir. Bu sayede pre-diyabet durumundan kurtulunabilir. Ama diyabetten kurtulmanın yolu yoktur. Diyabette sadece verilen hasar azaltılır. Bu nedenle pre-diyabetik olan kişilerin kendilerine oldukça dikkat etmeleri özellikle yemek alışkanlıklarında büyük değişiklikler yapması gerekir.

Diyabetliysem ne yapmam gerekiyor?
Eğer diyabetliyseniz hayatınızın bundan sonraki döneminde kendinizi çok iyi kontrol altında tutmanız gerekecektir. Diyabetle barışık yaşamanın yolu kendinize dikkat etmekten geçer. Kan şekeri düzeylerinizi ortalama aralıklarda tutarak olabildiğince normal yaşam sürdürmeyi hedeflemelisiniz. Bu hedefe ulaşmanın en iyi yolu diyet uygulamak ve egzersiz yapmaktır.

Epilepsi (Sara) Nedir?

05.10.2010

epilepsi-hastaligi

Epileptik nöbet (Sara), beyindeki hücrelerin kontrol edilemeyen, ani, aşırı ve anormal deşarjlarına bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur. Beyin, insan vücudunun ana kumanda merkezi gibidir. Beyin hücreleri arasındaki uyumlu çalışma, elektriksel sinyallerle sağlanır. Nöbetin nedeni, bir tür beklenmeyen elektriksel uyarı olarak düşünülebilir. Kısaca; epileptik nöbet beynin kuvvetli ve ani elektriksel boşalımı sonucu oluşan kısa süreli ve geçici bir durumdur.

Epilepsi, dünyanın her bölgesinde, erkek ve kadında, her türlü ırkta ve yaklaşık 100 kişide bir oranında görülebilen bir hastalıktır. Hastaların yaklaşık yarısında belirli bir neden bulunamaz. Belli bir grup hastada ise; gebelikte olabilen beyin gelişme problemleri, doğum sırasındaki nedenler, menenjit, beyin enfeksiyonu, beyin tümörleri, zehirlenmeler veya ciddi baş yaralanmaları epileptik nöbetlere yol açabilir.
Nöbetin nedeni tümör yada başka bir hastalık değilse, epilepsinin ilerlemesi söz konusu değildir, bazen yaşla birlikte nöbet sıklığı da azalabilir.

Epilepsi nöbetleri, çoğu zaman insana çok uzun sürüyor gibi gelse de 1-3 dakika içinde kasılmalar biter ve hastalar belli bir süre sonra nöbet öncesindeki normal aktivitelerini kazanırlar.
Epilepsi nöbetleri, değişik tiplerde olabilir. Nöbetler; büyük (genel, jeneralize tonik-klonik, grand mal, kasılma-çırpınma ile karakterize) yada küçük (kısmi, parsiyel, sadece yüz, kol yada bacakta kasılma veya anlamsız konuşma ve davranışlar ile karakterize) nöbetler şeklinde ortaya çıkabilir.
Ayrıca kısa süreli (5-10 saniye), gözlerini dikip sabit bakma, bu anda cevapsızlık şeklinde, kasılmasız dalma nöbetleri ile; özellikle sabahları uykudan uyandıktan sonraki dönemlerde ortaya çıkan ve kollarda sıçrama-atmalar tarzında myoklonik nöbetler de olabilir.

Epilepsi bulaşıcı bir hastalık değildir. Epilepsili kişinin hastalığının başkaları tarafından bilinmemesi için bir neden yoktur. Yakın arkadaşlarınız, akraba ve komşularınız, öğretmeniniz hastalığınız hakkında bilgi sahibi olmalıdır.
Epilepsili kişi evlenebilir ve çocuk sahibi olabilir. Bayanlar hamile kalmadan önce mutlaka doktoru ile görüşmelidir. Tedavide kullanılan ilaçların çocuk üzerine değişik etkileri nedeniyle; gebelik öncesi nöbetlerin tipine ve durumuna bakılarak uygun ilaç ve dozu doktor tarafından düzenlenmelidir.

Epilepsi tanısında en önemli nokta; nöbetler hakkında verilen bilgidir. Özellikle nöbeti gören kişinin doktor tarafından dinlenmesi gerekir. Genel fizik ve nörolojik muayene yapıldıktan sonra başvurulacak ilk laboratuar inceleme aracı; elektroensefalografi (EEG) dir. Bu tetkik, saçlı deriye elektrotlar yapıştırılarak beyin dalgalarının kaydedildiği bir yöntemdir. Epilepsi hastalığı tanısının konulmasında en önemli tetkiktir. Bilgisayarlı beyin tomografisi (BBT) ve magnetik rezonans incelemesi (MRI) epilepsi nöbetlerine neden olan olayların ortaya konmasında yardımcı olabilir.

Epilepsi ilaçla yada cerrahi olarak tedavi edilebilen, çoğu hastada (%70-75) tek ilaçla nöbetlerin kontrol altına alınabildiği bir hastalıktır. Epilepsili hasta ilacını kullanarak aktif ve başarılı bir yaşam sürebilir. Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçlar; hastanın yaşına, fiziksel durumuna ve nöbet tipine göre uzman doktor tarafından verilmelidir. Bilinçsizce kullanılacak ilaç, nöbetleri önlemediği gibi istenmeyen yan etkilere de neden olabilir.
Eğer tedavi ile nöbetler bir kaç yıl (hastanın durumuna göre 2-4 yıl gibi) arka arkaya görülmezse, doktor kontrolunda ilaçların azaltılıp kesilmesi denenebilir. Nöbetler tekrarlamazsa tedaviye son verilir, tekrarlarsa tedaviye yeniden başlanır. İlacın kesilmesi, mutlaka hastayı izleyen doktor tarafından karar verilmesi gereken önemli bir konudur.

EPİLEPSİ HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKEN KONULAR
1. Epilepsi kısa süreli nöbetler şeklinde tekrarlayan, beyinden kaynaklanan bir hastalıktır. Nöbetler ilaçla durdurulabilir.
2. Epileptik bir hastayı aşırı kollamaya, takip etmeye ve gereğinden fazla ilgi göstermeye gerek yoktur.
3.Epilepsi hastalığı olan kişi aşırı uykusuz kalmamalı, günde en az 7-8 saat uyumalıdır.
4. Aşırı çay, kahve ve kolalı içeceklerden kaçınılmalı, gece ağır yemek yenmemelidir.
5. Uzun süreli ve yakından televizyon seyredilmemeli ve fazla bilgisayar kullanılmamalıdır.
6. Epileptik hasta, aşırı efor sarfetmemeli ve bunu gerektiren sportif faaliyetlerden kaçınılmalıdır.
7. Alkollü içecekler, nöbet oluşumuna yol açabileceği ve epilepsi ilaçların etkilerini değiştirebileceği için kesinlikle kullanılmamalıdır.
8. Aç kalınmamalıdır.
9. Yüksek yerlerin kenarında bulunulmamalı ve ateş gibi yakıcı olabilecek yerlerden uzakta durulmalıdır.
10.Meslek seçiminde dikkat edilmelidir. Epileptik hastalar; askerlik, polislik, şoförlük, berberlik, inşaat ve kaynak işçiliği gibi meslekleri seçmemelidir.
11.Motorlu taşıt kullanılmamalıdır. 3 yıldan fazla bir sürede nöbet geçirmeyenlerde ve EEG leri normal olanlarda müsade edilebilir.
12.Epilepsili hasta elinden geldiğince üzülmemeli, olur olmaz şeyleri dert etmemelidir.
13.Epilepsili kişi evlenebilir ve çocuk sahibi olabilir. Epileptik kişi evlenecek ise eşi hastalığını bilmelidir. Bayanlar hamile kalmadan önce mutlaka doktoru ile görüşmelidir.
14.Alınan ilaçların hastalığı tamamen geçirmeyebileceği bilinmelidir. Ama ilaçlar nöbet gelmemesini yada sayısının azalmasını sağlayacaktır.
15.İlaçlar, düzenli ve mutlaka önerildiği şekilde kullanılmalıdır.
16.Nöbet geçirilme sayısı ile gün ve saatleri kaydedilmelidir.
17.Düzenli aralıklarla doktor kontrolüne gidilmelidir.
18.Hastalar, yanında iyi yüzme bilen birisi olmak şartıyla denize girebilir, fakat uzun süre denizde ve güneş altında kalmamalı, aşırı yorulmamalıdır.
19.Epilepsi kısmen de olsa hayatınızı etkileyebilir, ama normal, aktif bir hayat sürmenizi engellemez. Bazı meslekler dışında yapamayacağınız hiçbir şey yoktur.
20.Epilepsi çalışmanıza ve işinizde başarılı olmanıza engel olacak bir hastalık değildir. Unutmayınız ki; dünyada bir çok ünlü ve başarılı insan da epilepsi hastalığına sahiptir.

EPİLEPTİK NÖBET GEÇİREN BİR HASTAYA NE YAPILMALI? NE YAPILMAMALI?

YAPILMASI GEREKENLER
Sakin olun, hastanın baş ve vücudunu yana çevirin.
Nöbet sırasında yaralanmasını önleyin (Başını yere vurmasını, yataktan düşmesini önleyin. Çevresindeki kesici ve yaralayıcı cisimleri uzaklaştırın).
Yakasını ve varsa sıkı giysilerini gevşetin.
Eğer bilinçsiz hareketler yapıyorsa, sert olmayan hareketlerle engelleyin.
Nöbet anında neler yaptığını iyice gözleyin ve bunları doktorunuza anlatın.
Hasta kendine gelene kadar yanından ayrılmayın.
Mümkünse doktoruna bilgi verin.

YAPILMAMASI GEREKENLER
Panik yapmayın.
Hastayı telaşlandırmayın.
Ağzını açmak için uğraşmayın, dişleri arasına bir şey koymaya çalışmayın.
Dilin ısırılmasını önemsemeyin.
Yiyecek-içecek veya ilaç vermeyin.
Zor kullanarak engel olmayın, yatıştırıcı davranışlar içinde olun.
Yapay solunum ve kalp masajı uygulamayın.
Uyarıcı olduğu düşünülerek yapılan soğuk su dökme, tokat atma, ağrı verme gibi hareketler yapmayın.

Kaynak: Pediatriportal

Lösemili çocuklar kenti projesi nedir?

05.10.2010

kentlogo

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİ NEDEN GEREKLİDİR?

ÇÜNKÜ Çocuklarda kanser hastalıkları hızla artmaktadır. Dünyada her yıl bir milyondan fazla çocuk, Türkiye’de ise her yıl yaklaşık 1200 yavrumuz lösemi hastalığına yakalanma riski altındadır. Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü bizleri ciddi şekilde uyarmaktadır; “2020 yılına kadar kanser hastalıkları % 60 oranında daha da artacaktır”

ÇÜNKÜ Hematoloji alanında son yıllarda ortaya çıkan olumlu ilerlemeler sayesinde çocuklarda lösemi hastalığının tedavisi %91’e varan oranda tam iyileşme ile sonuçlanmaktadır. Yani standart risk ALL’li 10 lösemili çocuktan 9’u normal yaşamlarına dönebilmektedir. Ülkemizde de bu başarının elde edilmesi için çok steril ortamlar, en yeni teknolojilerle donanmış ihtisas hastaneleri, tecrübeli sağlık personeli ile psikolojik ve sosyal desteklerin yer aldığı büyük merkezlere ihtiyaç olduğu açıktır.

ÇÜNKÜ Lösemi tedavisinde ilaçlar kadar hijyen, beslenme ve yaşama sımsıkı bağlanmak büyük önem taşımaktadır. Çocukların 3 yıl gibi çok uzun bir süre tedavi alacakları hastaneleri korku filmlerindeki kasvetli şatolara ve kan alan doktor, hemşireleri de vampire benzetmemeleri gerekir. Bir hastaneden çok sevimli bir yuva ve hiç taburcu olmak istenmeyecek sıcacık bir ev havası yaratılmalıdır.

ÇÜNKÜ Hiç bir çocuğun doğarken fakir veya zengin, sağlıklı yada hasta olmayı seçme şansı yoktur. Veya “Ben bu ortamda tedavimi sürdürmeyeceğim “ deme şansına da sahip değildir. Öte yandan Çocuk Hakları Sözleşmeleri gereğince her çocuk eşit koşullarda ve devlet güvencesinde tedavi olma ve yaşama şansına sahip olmalıdır.

ÇÜNKÜ Lösemi hastalığının tedavisi son derece pahalıdır. Yüzlerce milyar lira tutan bu tedavileri hiçbir ailenin bütçesi kaldıramamaktadır. Bu nedenle kâr amacı gözetmeyen, gerektiğinde parasız tedavi olanağı sağlayan vakıf hastanelerine ihtiyaç vardır.

ÇÜNKÜ Lösemili çocuğunu tedavi ettirebilmek için Ankara, İstanbul gibi büyük illere gelen ailelerin sokaklarda yatmayacağı, sıcak bir ortamda güler yüz ve anlayışla karşılanacağı, trafik çilesi çekmeyeceği çağdaş merkezlere ihtiyaçları vardır.

ÇÜNKÜ Çocuğu hastalanan anne ve babaların tek düşüncesi çocuklarına moral vermek ve bir an önce biricik yavrularının iyileşmesini görmek olmalıdır. Bir torba kan bulmak için hastane hastane dolaşmamalı, imza, rapor kuyruklarında saatlerce bekletilmemeli, bir kutu ilaç için eczane önlerinde vakit geçirmemelidirler.

ÇÜNKÜ Türkiye’de kemik iliği nakli imkanları son derece kısıtlıdır. Düzenli ve çok gelişmiş bir “İlik Bankası” bulunmaması nedeniyle hastalar yurt dışına yollanmakta gereksiz ödemeler yapılmaktadır. Öte yandan özellikle çocuklarımız kemik iliği nakli olabilmek için sıra beklemekte aylarca sonrasına randevu verilmektedir. Bu kadar süre içerisinde yaşama şanslarını kaybedebilmektedirler

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİ KURULUŞ PLANI

– ANA HASTANE BİNASI
– POLİKLİNİK ve ACİL SERVİS ÜNİTESİ
– AYAKTAN TEDAVİ ÜNİTESİ
– KAN BANKASI ve KEMİK İLİĞİ BİLGİ BANKASI ÜNİTESİ
– APART OTEL BİNASI
– HASTA AİLESİ YAŞAM KONUTLARI
– OKUL ÜNİTESİ
– KONUK EVLERİ
– BİLGİ İŞLEM -KÜTÜPHANE ve KÜLTÜR MERKEZİ
– TOPLANTI VE KONFERANS SALONU, SİNEMA-TİYATRO SALONU
– SPOR KOMPLEKSİ
– ALIŞVERİŞ MERKEZİ
– İDARİ OFİS ve HASTA İLİŞKİLERİ ÜNİTESİ
– BECERİ ATÖLYELERİ
– ORGANİK TARIM ARAZİSİ
– HAYVAN ÇİFTLİKLERİ
– SOĞUK HAVA DEPOSU
– SOSYAL TESİSLER VE SATIŞ- MERKEZİ

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİ’NDE YAŞAM

Hastanesi, oteli, okulu, evleri, sineması, spor sahaları, atölyeleri ve alışveriş merkezleriyle tam bir kent yaşamı oluşturulacaktır. Kent sakinleri asla yalnız kalmayacak, dışlanmayacaklardır. Arzu ettikleri, görmek istedikleri sanatçıları, sporcuları, devlet büyüklerini ve yakın dostlarını şehirlerinde misafir edebileceklerdir.
Lösemili çocuklar hem kardeşlerini, akrabalarını hem de kardeş okullardan arkadaşlarını davet edebilecekler, yarışmaları, etkinlikleri paylaşabileceklerdir.
Diledikleri zamanlarda doktorlarından izin alarak gezilere katılabilecek hatta dünyayı dolaşabileceklerdir.
Kent içerisinde trafik gürültüsü, otobüs egzos dumanı asla yer almayacaktır. Ulaşım kent girişinden itibaren yaya yolları ve minik elektrikli arabalar kullanılarak sağlanacaktır. Hatta koşulların el verdiği noktalarda minik tayların çektiği faytonlar çocuklarımızın hem eğlence kaynağı olacak hem de ulaşımlarını sağlayacaktır. Lösemili Çocuklar Kentinde kanser yapabilme etkisi olmayan tüm teknolojik cihazlar, haberleşme araçları, görsel ürünler ücretsiz olarak kullanılacaktır.
Kısacası rüya gibi bir yaşam, çocuk kahkahalarının çınladığı, yüzleri her zaman gülen insanların yer aldığı, kelebeklerin çiçekten çiçeğe uçtuğu ortamlarla güzelleşecektir.

www.losev.org.tr

Skolyoz nedir?

04.09.2010

skolyoz

Skolyoz, tıpda omurga eğriliği ile giden hastalığı tanımlamak için kullanılır. Arkadan bakıldığında omurganın düz olması gerekir. Skolyozda arkadan bakıldığında hastanın sırt ya da belinde normalde olmaması gereken eğrilik farkedilir.
Skolyozun az bir kısmının sebebi bellidir. Doğuştan gelen vücut anormallikleri skolyoza sebep olabilir. Ancak bunlar sıklıkla daha küçük yaşlarda (7 yaş ve öncesi) şikayet yaratırlar ve bulgu verirler. Olguların %80 ine yakın bir kısmında ise skolyozun nedeni bilinmez. Yani cocuklarda doğuştan gelen vücut anormallikleri yoktur , aksine son derece sağlıklıdırlar. İlginç olarak da çocuklarda ağrı da dahil hemen hemen hiç şikayet yoktur. Bu olgular nedeni bilinmeyen skolyoz (idiopatik skolyoz) olarak anılırlar ve hastaların büyük çoğunluğunu oluştururlar.

İdiopatik skolyozu tanımak hekim için kolaydır. Belirgin bir şikayet olmadığı için sıklıkla hekime başvuracak bir neden olmaz. Çocuk kendisindeki deformiteyi genellikle fark etmez ve sıklıkla bir aile bireyi ya da bir arkadaşı “Sırtındaki hafif kamburluğu” “omuzlarından birinin biraz düşük olduğunu” “kürek kemiklerinden birinin hafif çıkık olduğunu” fark eder ve genellikle bundan sonra hekime başvurulur. Ya da başka bir nedenle çekilmiş omurga grafilerinde tesadüfen bulunur. Tanımak için grafi ile değerlendirmek kuraldır. Ancak öne eğilme testi dediğimiz test sırtın asimetrisini değerlendirmede kullandığımız çok basit bir uygulamadır ve bu konuda fazlasıyla bilgi verir.

Ebebeynlerin genelde en çok rahatsızlık hissettikleri konu bu durumdan kendilerini sorumlu hissetmeleri ve bir şeyi yanlış yaptıklarını düşünmeleridir. Bu hastalığın sebebiyle ilgili bir çok çalışma yapılmış bir çok teori ortaya atılmış ancak hiç birisi ispatlanamamıştır. Hastalığın sebebi bilinmemektedir. Omurga gelişimi esnasında bu hastalığı başlatan herhangi bir faktör gösterilememiştir. Bu nedenle ebebeynlerin bu süreci etkileyebilmeleri mümkün değildir.

Bu hastalık genellikle ileri evreye gelmeden hekime başvurulur. İleri evreden kasıt eğriliğin 40 derece ve üzeri olduğu, vücut dengesinin bozulduğu ve omurganın sertleşmeye başladığı 17 yaş ve üzeri olgulardır. Ancak hemen hatırlatmak gerekir ki olguların çok büyük bir kısmı ilerlemez.

Hastalığın tanısı konduktan sonra takip edilmesi gerekir çünkü eğriliğin artma riski vardır. Eğriliğin artması açısından en büyük risk faktörü çocuğun omurga büyümesinin tamamlamasına kalan süredir. Başka bir deyişle 17 yaşına yaklaşıldıkça eğriliğin ilerleme riski azalır. Diğer bir risk faktörü ise hastanın kız olmasıdır. Erkeklerde eğrilik daha az oranda ilerler.

Eğrilin değerlendirmesi özel olarak çekilen omurga grafileri ile yapılır. Bu grafilerde eğriliğin açısal değeri hesaplanır. Bu değerlere göre 18 yaş altı çocuklar/genç erişkinlerde tedavi prensipleri şöyledir. 20º ve altı eğrilikler tedaviye gerek göstermezler ancak takip edilirler. 20-40º arası eğrilikler sıklıkla korse tedavisi gerektirirler. 40º üzeri eğriliklerde ameliyatla tedavi gündeme gelir. Tüm bu anılan tedavi prensipleri yaş faktörüne göre değişiklik gösterebilir.

kaynak : skolyoznedir.com

Deniz ve havuzdan bulaşan hastalıklar nelerdir ve korunmak için ne yapılmalı?

20.08.2010

havuz

Havuzlar tehlikeli olabilir.
Havuzlardan veya denizlerden en fazla bulaşan hastalıkların başında genital mantar enfeksiyonları gelir. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bir kısmı özellikle toplu havuzlardan yaygın olarak bulaşabiliyor.
Havuz veya deniz sefasının hastanede bitmemesi için girilen havuzun temizliğinden emin olunması ve su sirkülâsyonu fazla olan havuzların tercih edilmesini gerekiyor.
Çünkü yeterince temizlenmeyen havuzlar ve kirlilik seviyesi yüksek sahiller tehlikeli olabiliyor.

Havuzdan bulaşan hastalıklar nelerdir?
Sıcak ile artan terlemenin yaz aylarında mantar üremesini kolaylaştırıyor.
Havuzlardan bulaşan hastalıklar arasında genital mantar enfeksiyonları, bakteriyel vajinit, molluscum cantagiosum ve trikomonas enfeksiyonları sıklıkla görülür.
Ayrıca iyi temizlenmeyen havuzlardan tifo, hepatit A ve E, cryptosporidum, kolibasili, giardia, shigella, dizanteri ve paratifo gibi ateşli ishal yapan mikroplar, göz, kulak, burun, boğaz enfeksiyonları ile mantar, uyuz, impetigo gibi deri hastalıkları da bulaşabilir.

Denizler daha güvenli.
Deniz suyu tuzlu olduğu için mikropların yaşaması daha zordur. Ama kirli, yüzeyi köpüklü ve yeşil görünümde olan denizlerde yüzmeyin.
Ancak havuzlara bu anlamda daha çok dikkat etmek gerekir. Çünkü havuzlar durağan sular olması nedeniyle kolaylıkla kirlenebilir ve mikrop üremesi daha kolaydır ve mikropları kontrol altına almak için hijyen kurallarına çok dikkat edilmelidir.

Islak mayo ile oturmayın, mutlaka kurulanın!
Havuzlardan veya denizden bulaşan genital enfeksiyonların bazı küçük önlemleri göz ardı etmek yüzünden kaynaklanıyor.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan havuzlardan bulaşanlar daha çok ıslak mayoyla beklemek, yeterince kurulanmamak, üşümek, sık çamaşır değiştirmemek, temiz olmayan havuzların ve hijyenik olmayan tuvaletlerin kullanılması, naylondan imal edilmiş ve dar olan kıyafetlerin kullanılmasıdır.

Çünkü bu enfeksiyonların yerleşmesinde nem çok önemlidir.
Islak ve nemli ortamlarda vücudumuzda zaten var olan ama yeterli nemi ve ıslaklığı bulamadığı için şikâyet yaratmayan mantarlar, üremelerini artırarak kaşıntı, peynir kesiği tarzında beyaz akıntı, kızarıklık, genital bölgede yanma ve tahriş hissi meydana getirirler.

Suya girmeden önce duş alarak vücudu iyice temizlemek oldukça önemli. Alınacak basit tedbirlerle bu hastalıklardan korunabilirsiniz.
– Hijyen için periyodik kimyasal ve fiziksel temizlik işlemlerinin ihmal edilmediği yüzme havuzlarının tercih edilmelidir.
Yüzme havuzunda normal klor seviyesi 0,8 mg/lt düzeyinde olmalı ve çok iyi çalışan bir filtreleme sistemi bulunmalıdır.
Ayrıca hepatit A ve B aşısı olmayan çocukların havuzlara gönderilmemesini daha uygundur.
İşletme sahipleri kadar vatandaşlarımızın da kendilerine dikkat etmesi gerekir.
– Bu bağlamda: Havuz kenarlarında yiyecek yemeyin ve sigara içilmeyin.
Ateşli hastalık yada ishal geçirirken havuza girmeyin. Bone kullanın. Suya tükürmeyin. Islak mayoyla oturmayın. Yeterince kurulanın.
– Sık çamaşır değiştirin. Temiz ve sağlıklı olmayan tuvaletleri kullanmayın. Naylondan imal edilmiş ve dar olan kıyafetleri kullanmayın.
– Havuz bölgesine ayakkabıyla veya dışarıda giyilen terliklerle girmeyin. Ayaklarınızı antiseptik suya batırarak dezenfekte edin.
– Havuzda su yutmamaya dikkat edin. Kulak enfeksiyonlarına karşı kulak tıkacı kullanın. Suya atlarken burnunuzu tutun.
– Cildinizde sıyrık ya da kesik varsa yüzme sonrasında su ve sabunla temizleyin. Göz enfeksiyonlarını önlemek için sualtı gözlüğü veya maskeleri kullanın.
– Çocukların havuzlara tuvaletini yapmalarını engelleyin. Lağım karışan alanlara yakın bölgelerdeki denizlerde ve şiddetli yağmurlar sonrasında yüzmeyin.