Arama:

Etiket Bulutu







‘hüseyin peyda’

Hüseyin Peyda

18.11.2010

huseyin_peyda81

1922’de Urfa’da doğdu. Asıl adı Hüseyin Örmen’dir. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümünde bir süre okuduktan sonra Türkoğlu adlı bir dergi çıkardı. Çeşitli işlerde çalıştıktan sonra sinemaya oyuncu olarak girdi. Oynadığı bir çok filmde, sigarayı serçe parmağının arasına sıkıştırarak tutan, renkli gözlü, kötü karakterlerin değişilmez oyuncusu oldu. Hain, gaddar, sinsi, zalim mafya babası rolleri oynadı. Karizmatik sakalı ve tavırlarıyla tam bir karizma abidesiydi. Bastonu ise bu abideyi taçlandırıyordu. Kendi kendine yarattığı bu karakter ile tanındı. Kazandığı paralarla kendi filmlerini yönetmeye başladı. Aynı zamanda bu filmlerde oynuyordu. Kendi adına 3 film şirketi kurdu.

1950 yılında yönetmenliğini, senaristliğini, prodüktörlüğünü ve başrol oyunculuğunu kendisinin yaptığı “Söyleyin Anama Ağlamasın” filmiyle yönetmenliğe başladı. Mezarımı Taştan Oyun filmi ile büyük sükse yaptı. 14. Antalya Film Festivalinde “Kara Çarşaflı Gelin” filmindeki rolü ile en başarılı yardımcı erkek oyuncu seçildi.

Sinemadan kazandığı paralarla Şehremini’de lahmacun salonu açtı. 31 Temmuz 1990 tarihinde, İstanbul’da, Akciğer Kanseri nedeniyle öldü.


Hülya Koçyiğit’in sanatçımız ile ilgili anısı;
“Bir defasında ‘Rabia Hatun’ filminin Yedikule zindanlarında çektiğimiz bir sahnesinde, kör olma tehlikesiyle karşılaştım.
Kullandığımız ark lambaları ultraviyole ışınları yayıyordu. Ancak, önünde cam olduğu ve ışınların zararını önlediği için kullanabiliyorduk. Cam kırılmış, ultraviyole ışını direk olarak gözümüze gelmiş. Rahmetli Hüseyin Peyda ve ben, birimiz sol gözümüzü, birimiz sağ gözümüzü kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kaldık. Üç gün bir şey göremedim.
Büyük panikler geçirdim, çok korktum. Hatırlamak bile istemiyorum, epey bir tedaviden sonra görebildim. Maalesef Hüseyin Peyda gözünü kaybetti. İş kazası deyip geçtik, sigorta yok, herhangi bir güvence yok”

Fatih Arslan ın anısı;
“Yıl 1990 Selçuk Şirince köyünde Sevgili Kemal Bilbaşar’ın “Başka Olur Ağaların Düğünü” adlı romanından uyarladığım TRT Televizyonu dizisini çekiyorum. Kimler yok ki? Sinemamızın devleri…Artık bu gün çoğu aramız da yok! Erol Taş, Hüseyin Baradan, Salih Kalyon, Hüseyin Peyda, Nurhan Nur, Nilüfer Aydan, Seren Serengil, Mehmet Aslantuğ, Toygun Ateş, Selma Tarcan ve birçok genç yetenek. Tek endişem Hüseyin Ağabeyin rahatsızlığının onu çalışamayacak duruma getirmesi .Bu yüzden bütün ekip onu el üstünde taşıyoruz. O da bunun farkında ve bütün gücüyle direniyor. Ekipçe herkesin içinde olduğu bir sahnenin çekileceği günün sabahın da aldığım bir haberle yıkılıyorum. Hüseyin Ağabey kalp krizi geçiriyor. Kuşadası’nın olanakları ile ilk müdahale yapıldıktan sonra,onu İzmir’e nakletmemiz gerekiyor. İzmir’i bir birine katıp en iyi olanakları sağlıyoruz. Ambulans da elinden tutuyorum. O güzel yeşil gözleri hafif buğulu ben de geliyorum diyorum. Hayır filim ne olacak diyor. Bakışları içimi deliyor. Senaryo da allak bullak olacak diyor. Hayır diyorum sen merak etme ben hallederim. İzmir çekimlerinde katılırsın bize… Başını iki yana sallayarak, o güzelim sesi ile kısmet diyor evlat kısmet… O bakışını hiç unutamıyorum… Elini öpüyorum… Ambulans hareket ediyor…Yapımcı arkadaşım Teoman Ergün’le kucaklaşıp ağlıyoruz…
Şirince çekimleri bittikten sonra İzmir’e gelişimiz de ekip olarak hemen hastane ye koşuyoruz. Bizi görünce nasıl mutlu oluyor. Baş ucunda Benim ve eşim Canan’ın birlikte fotoğrafımız, Beni bir kez daha deliyor.
Hüseyin Ağabey ile bir daha set de hiç olamıyoruz. Çekimler bitiyor. Film yayına hazır. Hüseyin Peyda’nın adını jenerikte diye veriyorum ve diziyi onun güzel yüzünde bitiriyorum. Son bölüm yayımlandıktan sonra telefonla arıyor ve şunları söylüyor…
“Evlat yıllardır bu işi yapıyorum, çok para ve şöhret edindim, ama hiç bu kadar mutlu olmadım. Kimse bana bu kadar saygılı ve sevgili olamadı. İkincisi, tamamlayamadığım rolüme rağmen jenerikte beni verdin. Üçüncüsü de diziyi benim yüzümde bitirdin.. Eee bir eski aktör için daha ne yapabilirdin ki??
Canım Ağabeyim diyorum; Sen den o kadar çok şey öğrendim ki, bu yaptıklarım onların yanın da hiç bir şey. Ama sıkı dur, daha yapacaklarımız var diyorum…
Tamam evlat diyor, kısmet’se ben hazırım . Boğazım yanıyor ağladığımı ona hissettirmemeye çalışıyorum… O yine kısmetse diyor, evlat kısmetse…
Bir daha kısmet olmuyor onun güzel gözlerine bakabilmek, uçup gidiyor bütün hafifliğiyle ve bütün sinema birikimiyle…Nur içinde yat Hüseyin Ağabey. Seni yakından tanımak onuru bana nasıl yetti bilemezsin. Ah sen ve senin gibilerin değerini bir bilsek bilebilsek…”

huseyin_peyda17 huseyin_peyda1 huseyin_peyda111huseyin_peyda15 huseyin_peyda131 huseyin_peyda62