Arama:

Etiket Bulutu







‘istanbul şehir tiyatrosu’

Darülbedayi kızları

29.04.2012


Darülbedayi’nin oyuncu kızları, 1930’larda İstanbul şehir Tiyatro’sunun, o zamanlardaki adıyla Darülbedayi’nin bahçesinde görüntülenmiş. Yüzlerinde gençliğin neşesi, provalara ara verilmiş. Kızlar kolkola girip şöyle bir yürüyelim demişler.

turkiye10

Baki Tamer

18.11.2010

baki_tamer3

Elâzığ-Harput’dan köklü bir ailenin çocuğu olarak 26 Aralık 1924’de, ailesinin 15. çocuğu olarak dünyaya geldi.
Çocukluğu ve gençliği Gaziantep’te geçen Tamer, Gaziantep ve Erzurum ‘da, lise ve öğretmen okullarında okudu.
Sanata olan tutkusu çocukluk yıllarında başladı. Halk evi temsil kollarında profesyonel olarak sahne yaşamına atıldı. Sporda üstün başarılı hizmetler vermiş, cirit, kros, mukavemet ve yüzmede bölgesel dereceleri ve Türkiye çapında aldığı ödüller bulunmaktadır. Hatta Gaziantep’te birçok spor kulübünün ilk kurucusu olmuş, atletizm milli hakem lisansına sahip olmuştur. Sportif faaliyetleri yanı sıra birçok derneğin kuruculuğunu ve yöneticiliğini üstlenmiş, öğretmenlik, gümrük istihbarat memurluğu, polislik, muhasebecilik gibi branşlarda çalıştıktan sonra kendini Yeşilçam ve sinema sanatının içinde bulunmuştur. Bir ara ses sanatçısı olarak sahneye de çıkmıştır.


İlk tiyatro deneyimini 1937 yılında İstanbul Şehir tiyatrosunun Gaziantep’te sergilediği oyunda rol alarak yaşadı. 1940-1953 yılları arasında Gaziantep Halkevi’nde Temsil Kolu Başkanı, idarecisi, başrol oyuncusu olarak 150’ye yakın telif ve tercüme eseri sahneye koydu ve oynadı. 1955 yılında İstanbul’a yerleşip sinemayla tanıştı. 1960-1961 sezonunda İstanbul Belediye Şehir Tiyatrosu’nda sahneye çıktı. İlk başrolünü 1957’de Belgin Doruk ile Çileli Bülbül filminde İhsan Tomaç yönetiminde oynadı. 70’e yakın filminde başrolde oynayarak zamanının ünlü yıldızları arasına girmiş, 20 senaryosu filme alınmış, ünlü yönetmenlere asistanlık yapmıştır.

İlk Türk Film Festivali’nde ödül kazanan Baki Tamer, Türk sinemasının iyi yönde gelişmesi için her dernek, sendika ve kuruluşun başında ve içinde yer aldı. Evli ve 4 çocuk babası olan sanatçı 04.08.2004 tarihinde aramızdan ayrıldı. Ölümüne kadar yüzlerce film ve TV dizisinde rol almıştır.
Önemli filmleri arasında Çileli Bülbül, Çölde Bir İstanbul Kızı, Köyde Bir Kız Sevdim, Çoban Kızı, Kara Güneş ,Kanayan Yara, Ah Gardaşım filmleri örnek verilebilir.

baki_tamer7    baki_tamer91    baki_tamer10baki_tamer161    baki_tamer2    baki_tamer51

Erdal Özyağcılar

18.11.2010

erdal_ozyagcilar3

Üç kardeşin en büyüğü olan sanatçı, 1948 yılında Bursa-Setbaşı’nda iki katlı müstakil bir evde doğmuş. Annesinin adı Şükrüye, babasının Talat Özyağcılar. Babasının deri fabrikası varmış. Yaşıtları kara önlükler giyerken, Türkiye’nin ilk özel ilkokulu İhsan Çızakça’da 12 kişilik sınıflarda, şortlu, şapkalı özel kıyafetlerle okumuş.
1950’ler için çok büyük bir şans olduğunu söyleyen sanatçı, o yaşta dans dersleri almış, ingilizce öğrenmiş.
Lise yılları sanatla yakın dostluk kurduğu bir dönem olur. Her ne kadar kafayı artık tiyatroya taksa da dersleri fena değildir Özyağcılar’ın. Lise bittiğinde, her ne kadar tiyatroya kabiliyeti olsa da kendi tabiriyle “bu işi yapabileceğinin emniyetini” içinde bulamayan Özyağcılar, bir akrabasının “Konuşkansın, seni avukat yapalım” sözüyle hukuk fakültesini kazanıp İstanbul’a gelir. Ama çok geçmeden “içinde biriktirdiği şimşek” açığa çıkar. Bir senelik hukuk macerasından sonra tiyatro okumak istediğini fark eder ve gider babasından icazet alır.
Babası “Peki oğlum” der ama ekler: “‘İleride para kazanırsan, derici esnafının piri, Karagöz’le Hacivat’ın yaratıcısı Şeyh Küşteri Hazretleri’nin Bursa Atatürk Caddesi’ndeki mezarını düzenle, restore et.’ Bu sözler artık baba vasiyeti olmuştur sanatçımız için.

Erdal Özyağcılar, İstanbul Şehir Tiyatroları’nın sınavına girer ve kazanır. Aradığı büyük aşkı, sonradan eşi olacak Güzin Hanım’ı da konservatuar yıllarında tanır. Konservatuar bittiğinde Yıldız Kenter’in gözde öğrencilerinden olan Güzin Hanım, oyunculuk eğitimini pekiştirmek için Londra’ya gider. Yıldız Kenter’in ablasının evinde kalıp özel kurslara devam eder. Aşkın en büyüğünü yaşamayı şiar edinmiş Özyağcılar da Londra’nın yolunu tutar. Garsonluk yapar. Küçük bir oda tutup, bir yandan tiyatro kursuna giderler bir yandan da haftada en az üç, dört oyun seyrederler.
Londra dönüşü evlenen Erdal-Güzin çifti kelimenin her anlamıyla birbirlerine “yoldaş”lık eder. Darbe alarmının acı acı çaldığı 70’lerin sonunda, 20 kişiyle birlikte “komünist’ suçlamasıyla; 80’lerin ortalarına doğru geri alınmak üzere Şehir Tiyatroları’ndan atılırlar. Bu sıkıntılı dönemde şansı sinemadan yana açılır Özyağcılar’ın. Sinemada bir ekol olan Ertem Eğilmez okulu girer hayatına.

Kemal Sunal’lı, Şener Şen’li, Adile Naşit’li; Kibar Feyzo’ların, Şabaniye’lerin, Namuslu’ların, Postacı Lütfü’lerin, Züğürt Ağa’ların başarılı karakter oyuncusu olarak Türk izleyicisinin hafızasında yer eden filmlere ardı ardına imza atma dönemi başlamıştır. Bu filmlerde adeta ruhuna giydiği rollerle en doğru pasları verir, başrol oyuncusuna ise sadece golü atmak kalır!

Yılanların Öcü filminde Haceli’ydi, Züğürt Ağa’da Kekeç Salman. Bizimkiler ile dizi dünyasına bir girdi pir girdi; Şehnaz Tango, Yabancı Damat derken, 1890’ların siyasi fonunda geçen, tamamı Makedonya’da çekilen atv dizisi Elveda Rumeli’de “çilesi diline vurmuş” Sütçü Ramiz karakteriyle ekranı şenlendirdi.
60’ına merdiven dayayan usta oyuncu Erdal Özyağcılar’ın, yaşam enerjisinin altında, çocuk neşesi ve heyecanını muhafaza etmesi yatıyor.

erdal_ozyagcilar8   erdal_ozyagcilar81   erdal_ozyagcilar2erdal_ozyagcilar6   erdal_ozyagcilar1   erdal_ozyagcilar4

Feridun Karakaya

18.11.2010

feridun_karakaya

1928 yılında İstanbul’da doğan Karakaya, lise eğitimini Kabataş Erkek Lisesi’nde tamamladı. Sahne hayatına İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda başladı. İstanbul Şehir Tiyatrosu’ndan emekli olana kadar değişik komedilerde rol aldı.
Tiyatroda “komedi” dendiğinde akla gelen bir kaç kişiden biri olan Feridun Karakaya, özellikle “Cilalı İbo” filmleriyle gerçek anlamda bir sinema yıldızı olduğu dönemlerde bile tiyatroyu bir an olsun ihmal etmedi.
Kendine özgü oyunculuğu ve performansıyla sürekli sahnelerde boy gösteren Feridun Karakaya, yaş haddinden emekliye ayrılmasına rağmen, “konuk oyuncu” statüsüyle Şehir Tiyatrosu sahnelerindeki görevine, kalp yetmezliği sonucu
24 Nisan 2004 tarihinde vefat edene kadar devam etti.
Molière ‘in oyunlarında oynadığı rollerle Türkiye’de Fransız kültürünün tanınmasına sağladığı katkıları dolayısıyla Fransa tarafından Legion D’Honneur Nişanı ile ödüllendirilmiştir.
2007 yılında İstanbul Beykoz Belediyesi tarafından açılan tiyatroya, Feridun Karakaya’nın adı verilmiştir.

feridun_karakaya22   feridun_karakaya42   feridun_karakaya11feridun_karakaya5   feridun_karakaya7   feridun_karakaya3

Gülistan Güzey

18.11.2010

gulistan_guzey4

17 Mayıs 1927 de Bab-ı ali de doğar. Henüz altı aylıkken babasını kaybeder. İlkokulu Babı-ali’de orta okulu Beyoğlu’nda okur. Ortaokul son sınıftayken şehir tiyatrosunun 1943 yılında açmış olduğu “Artist Namzet’i aranıyor” sınavına katılır. 40 kişinin arasında Perihan Tedü ile Gülistan Güzey bu açılan sınavı kazanır. Gülistan önceleri İstanbul Şehir Tiyatrosunda figüran olarak oynar. Daha sonra büyük rollerde oynayan Cahide Sonku gibi, zamanın büyük oyuncularına dublörlük yapar…
“Kral Lear”da Cahide sonku’ya dublörlük yaparken, aynı eserde kendisi de küçük bir rolde yer alır. “Atinalı Timon”da Bedia Müvahhit’e, “Katil”de Şaziye Moral’a, “Hamlet”de Madam Kenay’a ve “Üçüncü Selim”de Eliza Binemeciyan’a dublörlük yapar. Ve bu eserlerde de küçük roller de yer alır. Daha sonraları dublörlük yaptığı bu eserlerin hepsinde başrol oynar.

Seyirci tarafından beğenilir ve ünlü bir tiyatro yıldızı olur…
Tiyatroya girdiği 1943 yılında genç ve güzel bir kız olan Gülistan Güzey’e film teklifi yapılır. O dönemlerde sinemaya yönetmeninden oyuncusuna kadar tiyatrocular hakimdir. Çekilen filmlerde figüranların dışında hepsi tiyatro kökenlidir. Eses film şirketi sahibi Necip Erses, Gülistan Güzey’e çekecekleri “Dertli Pınar” filminde başrol oynamasını teklif eder… Dönemin parası ile 300 liraya anlaşırlar. Gülistan Güzey bu filmin başrolünü oynar. İlk filmi olan Dertli Pınar’dan kazandığı 300 lira ile bir pırlanta yüzük alır. Hayatının sonuna kadar bu yüzüğü saklar. Dertli Pınar filmi Beyoğlu’nda Lüks sineması’nda vizyona girer büyük ilgi görür. 2-3 hafta oynar, çok para kazanan filmin yapımcısı Necip Erses, pirim olarak Gülistan Güzey’e zarf içinde 200 lira daha vererek sanatçıyı ödüllendirir.

Bir yandan tiyatro oyuncusu, bir yandan sinema yıldızı olarak yoğun çalışmaya devam eder. 1944 yılı’nda “Hürriyet apartmanı”nda oynar. Bu filmde büyük sükse yapar. 1945 de “Yayla kartalı” , Köroğlu ve Sonsuz Acı filmlerini çeker… 1946 yılı’nda gazeteci Ümit Deniz ile evlenir.

1947 yılında “Hülya”, 1949 da “Ölünceye Kadar Seninim”, 1950 de “Çakırcalı Mehmet Efe”, 1951’de de 4 film çeker. Bunlardan “Yavuz Sultan Selim” ve “Yeniçeri Hasan” büyük ilgi görür. 1952’de “Kahpenin Kızı”, Ayhan Işık ile oynadığı “Kanun Namına” ve “İngiliz Kemal Lawrence’a karşı” unutulmaz filmleri arasında yer alır. 1953 de Kemal Film adına Ayhan Işık ve Neriman Köksal ile başrolünü paylaştığı “Katil” filmini çeker… 1954 de “Aramızda Yaşayamazsın”, “Sönen Yıldız”, “Hata”, “Allı Yemeni”, “Bir dilim ekmek”, “Kelepçe”, “Sokak Çocuğu”, “Kendi Düşen Ağlamaz”, “Zehir Ali”, “Ömrüm Böyle Geçti” filmleri ile sinemadaki starlığı devam eder. 1961 de Turgut Özatay, Yılmaz Duru ve Aysel Tanju ile başrolleri paylaştığı “Hancı” filminde oynar. Bu film, dönemin en çok iş yapan filmlerinden biri olur… “Bu filmin aynısı daha sonra defalarca çekilir.

Hamile iken çektiği “Doğmadan Ölenler” filmi’nden sonra oğlu Ferit dünyaya gelir. 1964 yılına kadar çekilen filmlerin hepsinde başrol oynayan Gülistan Güzey, tiyatro çalışmalarını tercih ederek bir süre sinemaya ara vererek, oğlu Ferit ve tiyatro ile ilgilenir.

1968′ de tekrar sinemaya dönen Gülistan Güzey, bu defa başrol değil karakter oyuncusudur. “Paydos” adlı filmde Sadri Alışık ve Serpil Gül ile birlikte oynarlar. Filmin yönetmeni Ülkü Erakalın, ünlü sanatçının sinemaya tekrar dönüşünde etkili olur. Bundan sonraki oynamış olduğu 30’un üstündeki filmde, ikinci derece karakter oyuncusu olarak izleyicinin karşısına çıkar. 1943-1960 arası sinemaya damgasını vuran Gülistan Güzey, yine şöhretin zirvesini zorlamaktadır. 1976 yılında TRT’nin ilk dizi filmi olan “Şıp Sevdi” dizisinde oynar. TRT’den başka hiçbir TV’nin olmadığı bu yıllarda, Siyah-Beyaz çekilen Şıpsevdi deki başarısı ile izleyiciyi evlerine kilitler adeta. 1980 yılında yine TRT adına “Parkta Bir Sonbahar” adlı uzun soluklu bir dizi daha çeker. Bu dizi de Hulusi Kentmen ile başrolü paylaşır.

Gülistan Güzey, oğlunun doğumundan sonra eşi ile mutlulukları uzun sürmez ve kısa süre sonra ayrılırlar. Bu ayrılıktan 9 ay sonra Kamil Cemali Beyle evlenir. Altı yıl zoraki yürüyen bu evlilik de yıkılır. Üçüncü evliliğini Suat Baydur adlı bir işadamı ile yapar. Son evliliği de acı verir. Aradığı mutluluğu bulamayan sanatçı, kısa süre sonra bu evliliği boşanma ile sonuçlandırır.

Yaşadığı onca sıkıntı, acı ve sevgisizlik, el bebek gül bebek büyüttüğü oğlu Ferit’in alkole olan düşkünlüğü, anaya karşı düşmanca tutumu, sanatçıyı bir hayli yormuş, ümitsiz aşklar yaşamış, oğlundan vefa görmemiş olan sanatçı, dostlarına içini dökecek kadar mert ve arkadaş canlısı olduğu söylenir.

Oğlunun alkole olan düşkünlüğü, Gülistan Güzeyi üzer ve amansız bir hastalığın pençesine düşürür. 5 Mart 1987 yılı’nda yorgun sanatçı hayata gözlerini yumar. Gülistan Güzey, başrolünü oynadığı ilk filmi “Dertli pınar”dan kazandığı para ile aldığı pırlanta yüzüğü, hayatının sonuna kadar yanında saklamıştır. Ancak, ölümünden hemen sonra Oğlu Ferit bu hatırayı, gözünü kırpmadan sattığı gibi, evini, kürklerini, diğer mücevherlerini de satar.

Yirmili yaşlar da alkol’e esir düşen Ferit’in de hayatı uzun sürmez. Miras paraları çabuk biter. Alkol parası bulmakta zorlanır. Yaşama ayak uyduramaz, evsiz, barksız ve parasız olarak, İstanbul’un izbe sokaklarından birisinde ölüsünü bulurlar. Kim olduğu araştırılıp tespit edildikten sonra aile kabristanlığında yerini alır.

Derleyen : Yunus Yılmaz – sinematurk.com

gulistan_guzey6   gulistan_guzey1   gulistan_guzey1gulistan_guzey3   gulistan_guzey2   gulistan_guzey21

Halide Pişkin

18.11.2010

halide_piskin2

16 Temmuz 1906 yılında Arnavutluk/İşkodra’da asker bir babanın kızı olarak dünyaya gelmiş. Üç yaşındayken babasının şehit olması sebebiyle, Dedesi Miralay Salih Bey ile birlikte İstanbul’a gelmişler. Babasının şehit maaşı ve dedesinin Emekli maaşı ile kıt kanaat geçinmişler. Zorluklar içinde büyüyen Halide Pişkin, “Bezm-i âlem Vâlide Sultanisi” nde şehit çocuğu olarak burslu olarak okumuş. Mezun olduktan sonra Üsküdar Feyz-i Hürriyet Mektebinde hocalık yapmış. Aşık olup bir pamuk tüccarıyla evlenmiş. Kocası, evlendikten sekiz ay sonra vefat edince, genç yaşında dul kalmış.
Bir yakınının tavsiyesi üzerine Raşit Rıza ve Şadi Fikret kumpanyasına başvuran Halide Pişkin, sahneye ilk kez 1923 yılında Şadi Fikret’in kurduğu “Milli Sahne” nin İzmir turnesinde, Bedia Muvahhit’in Sevda Hanım Zevcem oyunuyla çıktı. Bu topluluk dağılınca İstanbul Şehir Tiyatroları’na girdi (1925). 1944`te Ses Tiyatrosu’na girdi. Kısa süre sonra tekrar Şehir Tiyatrosu`na döndü ve ölümüne değin burada kaldı. Yine aynı yıl kendi adını taşıyan Adile Naşit’in de olduğu grup içerisinde “Herşeyden Biraz” oyunu ile İstanbul turnesine çıktı.

Bir dönem radyoda da çalışan Halide Pişkin, özellikle radyo skeçlerinde canlandırdığı “Pişkin Teyze” gibi sağduyulu, esprili, sözünü esirgemeyen yaşlı kadın tiplemeleriyle dinleyicilerinden büyük ilgi gördü. Yerli tipleri başarıyla canlandıran Halide Pişkin bir çok filmde de karakter rolleri oynadı. 1 Kasım 1959 tarihinde böbrek yetmezliği sebebiyle 53 yaşında İstanbul`da vefat etti.

Hümaşah Hiçan

18.11.2010

humasah_hican2

1925 yılında İstanbul’da doğdu. Gerçek adı Hümaşah Göker dir.Sanat yaşamına 1947’de Açık Hava Tiyatrosu’nda (Harbiye) “Kral Oidippus” oyunuyla atıldı. 1950’de İstanbul Şehir Tiyatrosu’na girdi. Karanlık Bebek (1949), Don Juan (1950), Hanımlar Terzihanesi (1954), Bu Melek Satılık Değil (1960), Gazeteciden Dost (1962), Keşanlı Ali Destanı (1989) gibi tiyatro oyunlarında oynadı.

Sinema oyunculuğuna, Sami Ayanoğlu’nun ısrarı ile “Harmankaya” filminde oynayarak girdi. 1947 – 1956 yılları arasında Türk Sinemasının önde gelen oyuncuları arasında yer aldı. Acı Tesadüf, Gönül Ferman Dinlemez, Üzümcü Kızın Kaderi adlı filmlerinin senaryolarını yazdı. Gönül Ferman Dinlemez’de ise Muzaffer Tema’yla başrolü paylaştı.

Başlıca Filmleri : Harmankaya(1947), Kanatlardan Türbe(1949), İki Süngü Arasında(1952), Kanlı Küpe(1952), İhtiras Kurbanları(1953), Alev Gömlek(1955), Basmacı Güzeli(1955), Katibim(1957), Acı Tesadüf(1960), Çömlekçinin Kızı(1960), Evlatlık(1960), Aşka Dönüş(1961), Gönül Ferman Dinlemez(1962)

humasah_hican1   humasah_hican4   humasah_hican3

Kamran Usluer

18.11.2010

kamran_usluer2

1937 yılında İzmir’de doğan Kamran Usluer, tiyatronun tozlu sahnelerinde buldu kendini. Yüzlerce oyunda rol aldı. Vanya Dayı, Kral Lear’deki rolleri ile tiyatro severlerin unutulmazları arasındaki yerini aldı.
1972 yılında başladığı Yeşilçam’da birçok filmde yeraldı. En çok Eşkıya’daki Berfo ve Salkım Hanımın Taneleri’ndeki Halit Bey karakterleriyle tanınır.
1973 yılında 5. Adana Altın Koza Film Şenliği’nde ‘Gelin’ filmindeki rolü ile ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’, 2000 yılında da 12. Ankara Film Festivali’nde ‘Salkım Hanımın Taneleri’ filmindeki rolüyle ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödüllerinin sahibi olmuştur.
İstanbul Şehir Tiyatrolarında uzun süre çalışmış, 2002 yılında yaş haddinden emekli olmuştur.
Ayrıca, kendine özgü ses ve yorumuyla pek çok sinema filminde seslendirme yapmış olan Kamran Usluer beyin kanseri nedeniyle uzun süre tedavi görmüş, ancak 26 Temmuz 2004 tarihinde tedavi gördüğü Bakırköy Acıbadem Hastanesi’nde vefat etmiştir.

kamran_usluer12   kamran_usluer4   kamran_usluer7kamran_usluer32   kamran_usluer11   kamran_usluer61

Münir Özkul

17.11.2010

munir_ozkul4

15 Ağustos 1925 tarihinde İstanbul’un Bakırköy semtinde, eski Osmanlı paşalarından birinin torunu olarak dünyaya geldi. İstanbul Erkek Lisesi’ndeki eğitiminin ardından oyuncu olmaya karar vererek gözünü sahnelere dikti.
İlk amatör sahne deneyimlerini Bakırköy’de bulunan Halkevi’nde gerçekleştiren Özkul, İstanbul Devlet Tiyatrosu, Ankara Devlet Tiyatrosu, ardından da İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda profesyonel oyunculuk kariyerine devam etti.
Artık bağımsız çalışabilecek düzeye geldiğine kanaat getirerek, özel sektöre geçiş yaparak Ses Tiyatrosu’nda sergilenen oyunlarda rol almaya başladı. Daha sonra geçiş yaptığı Küçük Sahne, genç oyuncunun kariyerinin yükselişinde bir dönüm noktası oldu. Çünkü, ilk defa önemli bir oyunda rol alma şansı doğdu. Sadri Alışık, Nevin Akkaya, Şükran Güngör ve Cahit Irgat gibi güçlü oyuncularla, yönetmenliğini Muhsin Ertuğrul’un yaptığı ve Steinbeck’in aynı adlı romanından tiyatroya uyarlanan “Fareler ve İnsanlar”da oynadı. Küçük Sahne’de ayrıca, “Yarış”, “Onikinci Gece”, “Aşağıdan Yukarı” ve “Karışık İş” gibi başarılı oyunlarda da yer aldı.

Tiyatro sahnelerinden “tesadüfen” film setlerine geçişi 40’lı yılların sonuna denk düşen Özkul, askerliğini yaptığı dönemde, biraz da komik bir anı olsun diye “Vatan ve Namık Kemal” adlı filmde, figüran olarak kamera karşısına geçti ve rol aldığı 400’ün üzerinde filmle, Türk sinemasına damgasını vuran önemli karakter oyuncuları arasına girmesini sağlayacak sinema serüveni böylece başlamış oldu.
munir_ozkul22

İlk olarak beyaz perdenin siyah-beyaz karelerinde küçük rollerle karşımıza çıkan Özkul, ilk defa 1950 yılında, senaryosu İhsan Koza ile Nazım Hikmet tarafından yazılan ve Vedat Ar’ın yönetmenliğinde çekilen “Üçüncü Selim’in Gözdesi” adlı bir İpek Film yapımında yer aldı. Hemen ardından, 1951’de, yine birer İpek Film yapımı olan “Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan” ile “Lale Devri”nde yardımcı oyuncu olarak kamera karşısına geçen Özkul, aynı yıl, Muhsin Ertuğrul’un yönetmenliğinde çekilen “Evli mi Bekar mı” ve Baha Gelenbevi’nin yönettiği “Barbaros Hayrettin Paşa” adlı filmlerde başrol oynadı.
Yabancı sinemanın tipik karakterlerinden etkilenen Türk sinemasında, Burhan Felek tarafından Lorel-Hardi ikilisinin kendi kültürümüze uyarlanmasıyla dönüştüğü Edi-Büdü ikilisinin 1952 yılında sinemaya aktarılmış versiyonu olan “Edi ile Büdü Tiyatrocu” ve “Edi ile Büdü” filmlerinde Vasfi Rıza Zobu ile birlikte rol alan Özkul, artık sinema çevrelerinde adını duyurmaya, halktan büyük ilgi görmeye başlamıştı. İlk yıllarında genellikle İpek Film yapımlarında yer alan oyuncu, çoğu zaman komedi türü filmlerde rol aldı. Özellikle mimikleriyle, samimi tavırlarıyla halk tarafından kısa sürede benimsendi. Ancak asıl başarısını Arzu Film yapımlarıyla yakaladı. 1953 yılında, Muhsin Ertuğrul’un yönettiği “Halıcı Kız” filminde yer aldıktan sonra kariyerinin önü iyice açıldı. Aynı yıl, fantastik bir komedi olan ve senaryosu yine İhsan İpekçi ile Nazım Hikmet tarafından yazılan “Balıkçı Güzeli/1002. Gece” ve ardından, 1956’da çekilen “Kalbimin Şarkısı” adlı duygusal film ile karakter oyunculuğuna doğru yönelişe geçen Özkul, “Miras Uğrunda” ve Zeki Müren’in başrolünü oynadığı “Altın Kafes” ile oyunculuk gücünü ortaya koyarak; dram, duygusal, komedi gibi farklı türlerde her kalıba girebilen bir oyuncu olduğu kanısını pekiştirmeye başladı.
munir_ozkul21

Sinema çalışmalarının yanı sıra, gönül verdiği tiyatro sahnelerini de bırakmayan Özkul, 1957 yılında Devlet Tiyatroları’nın yönetmenliğine getirildi. Sanat kariyerinde adeta bir atılım olarak değerlendirilebilecek bu gelişmenin ardından, Küçük Sahne’yi terk etmek zorunda kaldı. Bu durum, sanatçının profesyonel oyunculuğa adım attığı Küçük Sahne’nin, ustasını kaybetmesiyle birlikte daha fazla tutunamayarak dağılmasına neden oldu.
1960 ile 1970 yılları arasında kırkın üzerinde filmde rol alan Özkul, daha önce Atlan Karındaş’la birlikte tiyatro sahnesine de aktardığı ve oyunun inanılmaz başarısı sonucunda, 1971 yılında Türk tiyatro ve ortaoyunu üstadı İsmail Dümbüllü’den “ortaoyuncular kavuğu”nu devralmasını sağlayan, Sadık Şendil’in yazdığı “Kanlı Nigar” adlı muhteşem eserin sinema versiyonunda da yer aldı. 1968 yılında, Ülkü Erakalın’ın yönetmenliğinde çekilen filmde, Belgin Doruk ve Selma Güneri’yle birlikte rol aldı. Türk sinemasının en verimli dönemlerinden olan 70’li yıllara gelindiğinde, geniş bir oyuncu kadrosuna sahip, aile filmlerinde rol almaya başlayan Özkul, özellikle Adile Naşit’le iyi bir ikili oluşturdu ve bu ikili halk tarafından da çok sevildi; benimsendi. Yakışıklı olmasa da, hatta çirkince bir yüze, uzun ve ince bir fiziğe sahip olsa da birkaç filmde jön rollerde yer alan ve hiçbir zaman kötü rollere yakıştırılamayan Özkul, özellikle bu yıllarda Türk sinemasının klişe konularında “fakir ama gururlu”, iyi kalpli, babacan karakterleri canlandırdı.
Münir Özkul, 1972 yılında, başrollerini Hülya Koçyiğit ile Tarık Akan’ın paylaştığı “Sev Kardeşim” adlı Ertem Eğilmez filmindeki başarılı performansıyla, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülüne layık görüldü.
70’li yıllarda, Ertem Eğilmez imzalı filmlerde unutulmaz rollere hayat veren, ağlatan duygusal replikleri o etkileyici sesiyle Türk izleyicisinin hafızasına kazıyan Özkul, “Neşeli Günler”, “Mavi Boncuk”, “Aile Şerefi”, “Gırgıriye” serileri, “Gülen Gözler” ve “Bizim Aile” gibi filmlerle karakter oyunculuğundaki ustalığını ortaya koydu. Sanatçının unutulmaz rolleri arasında zirveyi ele geçirmesine, “Hababam Sınıfı” seri fimlerinde canlandırdığı, disiplinli, ancak yufka yürekli öğretmen “Kel Mahmut” karakteri oldu. Öyle ki, bu tipleme neredeyse adını aşarak sanatçının lakabı haline geldi ve bu şekilde anılmaya başlandı.
munir_ozkul17

80’li yıllarda duraklama dönemine giren Yeşilçam’da video filmlerine yönelişi izleyen Özkul, bu dönemde kalitesi düşük birtakım sinema ve video filmlerinde rol aldı. Ardından, tek televizyonlu dönemin sonlarına doğru dizi çekimlerinin artış göstermesiyle birlikte, 1987 yılında TRT’de yayınlanmak üzere çekilen “Uzaylı Zekiye” adlı dizi için kamera önüne geçti. Bu dizinin ardından birkaç filmde daha rol alan ünlü oyuncu, içkiye olan düşkünlüğünün de etkisiyle sağlığı ile ilgili sorunlar yaşamaya başladı ve özel projeler dışında herhangi bir çalışma yapmadı.

1995 yılında, Kemal Sunal’la birlikte, “Şaban ile Şirin” adlı filmde yer aldı.
90’lı yılların ikinci yarısında, bilhassa özel televizyon kanallarının sayısı artış gösterdikçe, Yeşilçam’a olan rağbet azalmış; televizyon ekranlarına yönelik çalışmalar; özellikle de dizi yapımları ön plana çıkmıştı. Ancak bu furyadan kendini uzak tutan Özkul, 1996’da, izleyiciden büyük ilgi gören ve senaryosu Kandemir Konduk tarafından yazılan “Ana Kuzusu” adlı dizide Perihan Savaş ve Ayşen Gruda ile birlikte rol aldı. Aynı yıl, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen törenle, jübilesini yaparak tiyatro sahnelerine veda etti.
Yaşamı boyunca pekçok tiyatro ve sinema yapımında emeği geçmesine rağmen, zaman zaman ciddi maddi zorluklar içine girmiş olan Özkul’a, bu geceden elde edilen gelirle bir ev alındı.

Yine 1996 yılında, Veli Çelik’in yönetmenliğinde çekilen televizyon filmi “Ay Işığında Saklıdır”da, Aydan Şener ve Toprak Sergen’le birlikte yer aldı. Ardından, 1998 yılında, Hamdi Alkan’ın “Reyting Hamdi” adlı televizyon eğlence programında, kısa bir süre için Yarmagül tiplemesinin dedesi rolünü canlandırdı.
Usta oyuncunun son kez beyaz perdede göründüğü sinema yapımı ise, 2000 yılında Serdar Akar tarafından çekilen “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar” oldu.
Sanat yaşamı boyunca 400’e yakın sinema filminde ve sayısını kendisinin bile tam olarak bilmediği sayıda tiyatro oyununda rol alan Münir Özkul adına, 26 Mart 2005 tarihinde İstanbul Beylikdüzü Academia Center içerisinde “Münir Özkul Sahnesi” açılmıştır. Mankenlik ve CNN Türk’te televizyon programcılığı yapan kızı Güner Özkul’un girişimiyle, 2005 yılında, sanatçıyı birçok yönden ele alan ve yaşamının bir dönemine farklı şekillerde tanıklık etmiş kişilerin kaleme aldığı yazılardan derlenmiş, “Aktör Dediğin Nedir Ki? / Münir Özkul Kitabı” adlı bir kitap yayımlanmıştır. 1998 yılında, T.C. Kültür Bakanlığı, Münir Özkul’a Devlet Sanatçısı ünvanını vermiştir. Özkul, İsmail Dümbüllü’den aldığı ünlü kavuğu, 1989 yılında tiyatro oyuncusu Ferhan Şensoy’a devretmiştir. 1991 yılında ise, en önemli tiyatro ödülleri arasında gösterilen, Dümbüllü Ödülü’ne layık görülmüştür. 8 Nisan 2007 tarihinde, Mizah Üretenler Derneği, Karikatürcüler Derneği ve Bakırköylü Sanatçılar Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenen “II. Mizah Ödülleri” töreninde, Münir Özkul Özel Ödülü, ünlü tiyatrocu Nejat Uygur’a verilmiştir.

munir_ozkul9   munir_ozkul10   munir_ozkulmunir_ozkul11   muniz_ozkul12   munir_ozkul3

Şükriye Atav

16.11.2010

sukriye_atav8

4 Temmuz 1917’de dünyaya gelen Şükriye Atav, 1919 yılında ailesi ile birlikte Rusya’ya gider. İlk ve ortaokulu Sinferopol’da okur. Halk dansları etkinliklerinde yer alır. 1931 yılında İstanbul’a gelir.
Çocukluğundan beri içinde var olan Tiyatro sevgisini, sanat aşkını gerçekleştirmek için, 1932 de Eminönü Halk evi’ne kaydını yaptırır. Rusya’da okurken yaptığı halk dansları çalışmalarının faydasını görür ve hocalarının dikkatini çeker. Bir yandan ders alırken, diğer yandan tiyatro oyunlarında roller alır. Şükriye Atav’da ki azim ve başarıyı gören hocaları ve Muhsin Ertuğrul, sanatçıyı İstanbul Şehir Tiyatrosuna girmeğe teşvik ederler. 1942 Yılında, İstanbul Şehir Tiyatrosu kadrosuna girer Şükriye Atav. Artık yaşamı boyunca Tiyatro ve Sinema sanatçısı olarak hep karşımızda olacaktır.

İstanbul Şehir tiyatrosu müdürü ve Sinema yönetmeni olan Muhsin Ertuğrul, çekeceği bir filmde Şükriye Atav’a başrol teklif eder. Senaryosunu ünlü gazeteci-yazar Burhan Felek’in kaleme aldığı “Nasrettin Hoca Düğünde” adlı eser’le 1943’de sinemaya ilk adımını atar. Hazım Körmükçü ile başrolünü paylaştığı “Nasreddin Hoca Düğünde” isimli filmde, dönemin ünlü ses sanatkarı Müzeyyen Senar ile Sadettin Kaynak da önemli derecede rollerde oynamıştır.
Filmciliği pek fazla düşünmeyen, tüm tercihini Tiyatrodan yana kullanan Şükriye Atav, üç yıl sonra İpek Film sahibi İhsan İpekçi’nin teklifine “peki” demek zorunda kalır. Yönetmenliğini Ferdi Tayfur’un (Şarkıcı Ferdi Tayfur’la sadece isim benzerliği vardır) yaptığı “Senede Bir Gün” filmini 1946 yılında çeker. Bu film de Suavi Tedü ile birlikte başrolde oynar. Filmin görüntü yönetmenliğini (kameraman) sinemanın ilk uzun metraj filmini çeken Cezmi Ar yapar… 1948’de dönemin starı Mehmet Karaca (Cem Karaca’nın babası) ile “Düşkünler” filminde oynar. Dram filmlerinin aranan starı haline gelen Şükriye Atav, ayni yıl için de yine Halk film adına “Canavar” isimli bir film daha yapar ve bu eserde Sadi Tek’le birlikte başrolü paylaşırlar. 1949’da Talat Artemel’le “Dinmeyen Sızı”, 1950’de Cahit Irgat’la “Soysuz” filminde oynar.
Filmleri iyi iş yapmasına rağmen Şükriye Atav, altı yıl kadar, sinemaya ara vererek, tiyatroya ve çocuklarına zaman ayırır… 1956’da “Papatya” filmi ile tekrar sinemaya döner. Bu film de Fikret Hakan, Özcan Tekgül ve Bülent Oran’la birlikte başrolleri paylaşırlar. Sinemaya yine iki yıl ara verir, 1959’da Nejat Duru’nun ısrarı üzerine “Şeytan” adlı bir filmde oynamayı kabul eder. Bu filmde Kenan Pars, Sadri Alışık ve Çolpan İlhan’la ikinci kadın rolünde oynar. Tiyatro çalışmaları devam ederken uzun aradan sonra 1965 yılında “Ben Öldükçe Yaşarım” adlı bir film daha çeker. Ardında yine sinemadan uzaklaşır.

Sinemaya tekrar dönüşü ise tam dönüş olacaktır. 1971 yılında Yönetmen Orhan Aksoy iddialı bir film çekecektir.  “Emine” adlı filmde Tarık Akan’ın annesini oynayacak iyi bir oyuncuya ihtiyacı vardır. Bu rolü için Şükriye Atav’a teklif götürür. Atav, Tarık Akan’ın annesini oynar. Aynı yıl “Emine” filmi Antalya Altın Portakal Film Festivaline katılır ve Şükriye Atav bu filmde oynadığı başarılı anne rolü ile “En iyi yardımcı kadın oyuncu” ödülünü alır. Sanatçının hayatında bu film dönüm noktası olur. Ödülden hemen sonra, Erman film adına çekilen “Vefasız” adlı yapıtta Hülya Koçyiğit ve Tarık Akan’la birlikte oynarlar. Yine Tarık Akan’ın annesi rolündedir. Şükriye Atav, Yeşilçam’ın değişmez annesi olmuştur artık. Kötü kalplı kadın, kötü anne rolleri için Aliye Rona’yı, iyi kalplı kadın, iyi kalplı anne rolleri için de Şükriye Atav’ı oynatırlar hep. 1971-1976 yılları arasında 35 filmde oynar… 1976′ dan sonra sinemada bir azalma başlamıştır. Daha sonraki yıllarda birer, ikişer film de oynar… Şükriye Atav son olarak, 1987’de iki filmde oynar. “Ya Benimsin Ya Toprağın” ve “Bebek”. Bu filmler sanatçının sinemaya veda filmleri olur…

Şükriye Atav, Tiyatro ve Sinemada ki başarılarının yanı sıra, evlatlar yetiştirmekte de başarılı olmuştur. Arkadaşları ve meslektaşları arasında çok sevilen, saygın kişiliğe sahip biridir. Sinema seyircisinin hiçbir zaman unutamayacağı sevecen annesi Şükriye Atav, 2000 yılında rahatsızlanarak Antalya Devlet Hastanesine kaldırılır. Kalp hastası olarak yoğun bakıma alınan sanatçı, 8 Ekim 2000 yılında, 83 yaşındayken hayata veda eder.

kaynak : sinematurk.com

sukriye_atav7   sukriye_atav14   sukriye_atav15sukriye_atav2   sukriye_atav17   sukriye_atav20