Arama:

Etiket Bulutu







‘izmir’

Deve Kervanı

29.04.2012


İzmir’in içinden geçip yüklerini boşaltacakları yer doğru ilerleyen Deve Kervanı. Yıllardan 1924.

turkiye18

Atilla Ergün

18.11.2010

atilla_ergun8

10 Ekim 1939′ da İzmir’de doğan sanatçı, Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’ nü bitirdi.
İlk Filmi olan Yetim’de 1957 yılında oynadı. Daha sonra aralarında Silaha Yeminliydim, Hudutların Kanunu, Kara Pençe, Kardeş Kanı, Yedi Belalılar, Üçünüze Bir Mezar, Kara Murat Fatih’in Fedaisi, Yatık Emine, Yaz Bekarı, Hanzo, Devlerin Aşkı, İki Kızgın Adam, Sakar Şakir ve Avanak Apti gibi filmler bulunan 200’ün üzerinde filmde oynadı.
Yeşilçam’ın önemli karakter oyuncularından olup ayrıca müzikle de uğraşmış, söz yazarlığı yapmıştır. Mahsun Kırmızıgül’ün ‘Kekom’ isimli şarkısının sözlerini Atilla Ergün yazmıştır.
Sinemamızın önemli karakter oyuncusu Atilla Ergün 59 yaşında kansere yenik düşmüş, 20 Ekim 1998 tarihinde, genç sayılacak bir yaşta aramızdan ayrılmıştır.

atilla_ergun6   atilla_ergun1   atilla_ergun10atilla_ergun9   atilla_ergun4   atilla_ergun3

Ayfer Feray

18.11.2010

ayfer_feray2

(d. 27 Mayıs 1928, İzmir – ö. 13 Temmuz 1994, Bodrum, Muğla)

Sinema hayatına 1951 yılında başlayan sanatçı, 1953 yılında Dormen Tiyatrosu’na girdi. Nisa Serezli ve Tolga Aşkıner ile birlikte Dormen Tiyatrosu’ndan ayrıldıktan sonra A Film Yapımevi’ni kuran Feray, 72-73 sezonundan sonra tiyatrodan uzun süre ayrı kaldı. 80-81 sezonunda “Çöpçatanın Fendi” oyunuyla yeniden tiyatroya döndü.

Kendisi gibi oyuncu olan Günfer Feray’ın ablasıdır. Gazeteci Samim Tara’yla bir dönem evli kalan Feray’ın bu evlilikten, ünlü bir reklam yönetmeni oğlu Ali Tara (1949-2004) ve Süeda Tara adlı bir kızı dünyaya geldi.
66 yaşında, çok sevdiği Bodrum’da öldü. Mezarı da buradadır. İzmir’de, Bornova Büyükpark’ın içinde bulunan açıkhava tiyatrosuna, oyuncunun anısına, “Ayfer Feray Açıkhava Tiyatrosu” adı verildi.

Feray, kendisine özgü güçlü oyunculuğuyla seyircilerin zihninde yer etti.
Oynadığı yetmişi aşkın filmde, Türk sinemasının güçlü ve önemli kadın karakterlerini canlandırdı.

ayfer_feray3 ayfer_feray4 ayfer_feray51ayfer_feray6 ayfer_feray52 ayfer_feray7

Bedia Muvahhit

18.11.2010

bedia_muvahhit1

Cumhuriyetin ilanına birkaç ay var. Sıcak bir İzmir yazı. Yıl 1923… Yakılıp yıkılan bir kent yeniden onarılıyor, yaralar sarılıyor. Korku ve acı dolu yıllarda örselenmiş yüreklere umut aşılamak için tiyatro iyi gelir diye düşünülmüş: Darülbedayi sanatçıları İzmir’de. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başkomutan Mustafa Kemal de…
Uşakizade Muharrem Bey’in evinde kalan Mustafa Kemal’i ziyarete giden Darülbedayi sanatçıları, onun “Türk kadını sahneye çıkmalı. Bu sahnemiz için elzemdir” sözleri üzerine, toplulukla turneyi düzenleyen oyuncu Ahmet Refet Muvahhit’in eşi Bedia Hanım’ı sahneye çıkarırlar. Oyunun adı “Ceza Kanunu”. Tarih, 11 Ağustos 1923… İbnürrefik Ahmet Nuri’nin Georges Courteline’den çevirerek uyarladığı bu oyun, sürekli sahnede kalan ilk Türk kadınını tanıttı bizlere. Vasfi Rıza Zobu, bu olayı anılarında şöyle değerlendiriyordu: “Davayı kazanmış Müslüman Türk kadını, imtihanını muvaffakiyetle vermiş ve böylece Türk sahnesine ‘irade-i Milliye’ ile yerleşip sahip olmuştu.”

Sahneye ilk adım atılan bu tarihten, 1975 yılında emekli oluncaya kadar, sahneden hiç inmeyen Bedia Muvahhit, yalnız oyuncu olarak değil, oyun yazarlığı, çevirmenliğiyle de tiyatromuza hizmet verdi. Sinemayı da unutmamalı. 1923’te “Ateşten Gömlek” filmiyle beyaz perdede farklı bir izleyici kitlesinin önüne çıkan sanatçı, “İstanbul Sokakları”nda, “Karım Beni Aldatırsa”, “Söz Bir Allah Bir”, “Beklenen Şarkı”, “Paydos”, “Bir Gecelik Gelin”, “Bozuk Düzen”, “Şoförün Kızı”, “Sokak Kızı”, “Ateşli Çingene”, “Son Mektup”, “Lekeli Melek”, “Sevinç Gözyaşları”, “Manyaklar Köşkü”, “İstanbul Kaldırımları”, “Barut Fıçısı”, “Çapkınlar”, “Gülmeyen Yüzler”, “Hep O Şarkı”, “Yaşlı Gözler”, “Üvey Ana”, “Zehirli Hayat”, “Bizim Kız” gibi filmlerde beğeni kazanan roller oynadı.

Bedia Muvahhit, 1897 yılında İstanbul’da doğdu. Babası, İstinaf Mahkemesi Müddeiumumisi Şekip Bey, annesi Refika Hanım’dı. Çocuk yaşta, Rumca ve Fransızca öğrenen sanatçı, Büyükada’daki Saint Antoine’da başlayan öğrenimini, Terakki Mektebi ve Notre Dame de Sion’da tamamladı. Türkiye’de yeni kurulan Telefon Şirketi’ne alınan ilk Türk kadınları arasında yer alan Muvahhit, Erenköy Kız Lisesi’nde Fransızca öğretmenliği de yaptı. O günlerde, Darülbedayi sahnesinde izlediği bir oyun sonrası imzalı resmini istediği Ahmet Refet Muvahhit’le 1921 yılında evlendi. Eşinin ölümünden sonra, ikinci evliliğini 1933 yılında Şehir Tiyatroları’nda besteci ve piyanist olarak çalışan Avusturyalı Friedrich Von Statzer ile yaptı. Evliliği 18 yıl sürdü… Sanatçı 1950 ve 1973 yıllarında iki kez jübile yaptı; 1980 yılında Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi’ni hazırladı. 1981 yılında Atatürk Sanat Armağanı’na layık görüldü, 1987 yılında ise Devlet Sanatçısı oldu. 1988 yılında İstanbul Sinema Günleri Jürisi sanatçıya Altın Lâle Ödülü verdi.

Tiyatromuzun başarılı bir kadın oyuncusu olduğu kadar, birikimi ve dünyaya bakışıyla da örnek bir kişiliği olan Bedia Muvahhit, bir ev kazası sonrası kaldırıldığı İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 20 Ocak 1994 günü yaşama gözlerini yumdu. Dört gün sonra da, Beyoğlu’ndaki Küçük Sahne Binası içindeki sahneye adı verildi. Bir de, Türk Kadınlar Birliği onun adını yaşatmak için, sahnelerimizde, “İlk önemli rolünü” oynayan genç kadın oyunculara her yıl ödül vermekte.

bedia_muvahhit8   bedia_muvahhit5jpg1   bedia_muvahhit4bedia_muvahhit3   bedia_muvahhit6   bedia_muvahhit2

Cavidan Dora

18.11.2010

cavidan_dora2

1941 İzmir doğumlu sanatçının gerçek adı Tuncay Yunt ‘dur.
Bir zamanların alımlı, çok güzel bakışlı, son derece güzel oyuncusu, 1954 yılında Kenan Pars’la Vahşi Kız filminde başrol oynayarak sinemaya girmiştir.
Yanıklar Köyü, Tütün Zamanı, Ben Masumum, Esmerim Kıyma Bana, İçimizden Biri, Nilüfer, Toros Canavarı gibi filmlerde başrolde oynamış, 1961 yılında Ahmet Tarık Tekçe’yle oynadığı Toros Canavarı filminde çok üstün bir oyunculuk sergilemiştir.
Filmlerinde Cavidan Dora ismini kullanan oyuncu 1974 yılından sonra çalışma hayatından çekilerek İzmir’de yaşamaya başlamıştır.

 

cavidan_dora2   cavidan_dora41   cavidan_dora9

Çolpan İlhan

18.11.2010

colpan_ilhan1

Yıl, 1936… İzmir-İstanbul arasında sefer yapan o dönemin meşhur vapuru Gülcemal, İzmirli İlhan ailesini taşımaktaydı. Baba Bedri İlhan kederli, anne Perihan İlhan ise hastaydı. İzmir’de derdine derman bulunamadığı için aile İstanbul’a geldi umutla. Doktorun teşhisi, bir ilginç tavsiye oldu: ‘ Hanımefendi bir çocuk doğurursanız hiçbir şeyiniz kalmaz!’
Evet, doktor tavsiyesiyle dünyaya gelen çocuk kız oldu. Adını da Çolpan İlhan koydular, Atilla ve Cengiz’den sonra minik Çolpan’la, İlhan ailesi şenlendi. Ancak evin tek kızı olması onu hiç şımartmadı. Babasının önce kaymakamlık, sonra valilik görevleri nedeniyle Anadolu’nun çeşitli yerlerini dolaştı. Oyunculuğa olan ilgisi çocuk yaşlarda başladı. Büyüdükçe bu tutkuya dönüştü.
8 Ağustos 1937’de İzmir’de doğan oyuncu, lise eğitimine Balıkesir Lisesi’nde başladı. Daha sonra Kandilli Kız Lisesi’nden mezun olup, İstanbul Belediye Konservatuarı’nda tiyatro bölümünü ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi resim bölümünü bitirdi. İlk profosyenel oyununu 1957-58 sezonunda Küçük Sahne’ de oynar: “Sevgili Gölge”. Oyunda İlhan’ a, Münir Özkul ve Uğur Başaran eşlik eder.
Aynı yıl Büyükada’ da çekilen Fikret Hakan’la oynadığı ‘Kamelyalı Kadın’ ilk filmi oldu Çolpan İlhan’ın. Ardından Aka Gündüz’ün ‘Bir Şoförün Gizli Defteri’ ve ‘Zümrüt’ filmleriyle müthiş bir sükse yaptı…
Bu filmlerin ardından, Çolpan’ ın hayatına 300′ e yakın film girecektir. Küçük Sahne’ de üç yıl boyunca tiyatro yapar sanatçı. Sonra, dağılır Küçük Sahne. Müfit Ofluoğlu ile Sabahattin Kudret Aksal’ ın “Tersine Dönen Şemsiye” sini, Oda Tiyatrosu’ nda sahneler. Kent Oyuncuları ile Güner Sümer’ in “Yarın Cumartesi”yi yapar. “Baharın Sesi”, “Nalınlar” ve “Aptal Kız”ı da Kenterler’ le beraber sahneler. Bir süre sonra sinema ağırlık kazanır ve tiyatrodan kopar. Yıl, 1965′ tir.
1978′ e kadar sinema oyunculuğu yapar Çolpan İlhan. Bu yıllarda başlayan “Türkücü” ve “seks” filmleri furyası, nitelikli pek çok oyuncuyu olduğu gibi onu da sinemadan uzaklaştırır. Böylece hayatında yeni bir pencere açılacaktır: Moda çizimleri yapar. Yaptığı işler beğenilir ve bir müşteri potansiyeli oluşur. İşini ilerletip, butikler açar.

25 yıl modacılık yapan Çolpan İlhan, 25 Temmuz 2014 tarihinde ise aramızdan ayrılmıştır.

colpan_ilhan4   colpan_ilhan6   colpan_ilhan5colpan_ilhan7   colpan_ilhan3   colpan_ilhan8

Kamran Usluer

18.11.2010

kamran_usluer2

1937 yılında İzmir’de doğan Kamran Usluer, tiyatronun tozlu sahnelerinde buldu kendini. Yüzlerce oyunda rol aldı. Vanya Dayı, Kral Lear’deki rolleri ile tiyatro severlerin unutulmazları arasındaki yerini aldı.
1972 yılında başladığı Yeşilçam’da birçok filmde yeraldı. En çok Eşkıya’daki Berfo ve Salkım Hanımın Taneleri’ndeki Halit Bey karakterleriyle tanınır.
1973 yılında 5. Adana Altın Koza Film Şenliği’nde ‘Gelin’ filmindeki rolü ile ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’, 2000 yılında da 12. Ankara Film Festivali’nde ‘Salkım Hanımın Taneleri’ filmindeki rolüyle ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödüllerinin sahibi olmuştur.
İstanbul Şehir Tiyatrolarında uzun süre çalışmış, 2002 yılında yaş haddinden emekli olmuştur.
Ayrıca, kendine özgü ses ve yorumuyla pek çok sinema filminde seslendirme yapmış olan Kamran Usluer beyin kanseri nedeniyle uzun süre tedavi görmüş, ancak 26 Temmuz 2004 tarihinde tedavi gördüğü Bakırköy Acıbadem Hastanesi’nde vefat etmiştir.

kamran_usluer12   kamran_usluer4   kamran_usluer7kamran_usluer32   kamran_usluer11   kamran_usluer61

Muzaffer Tema

17.11.2010

muzaffer_tema

Türk Sinemasının ilk romantik jönü, ilk erkek yıldızı Muzaffer Tema, 15 Haziran 1919’da İstanbul’da dünyaya gelir. Gönlünde asker olmak yatarken, müzisyen olan babasının isteği üzere İstanbul belediye Konservatuarına girer. Burada flüt, keman ve piyano çalmasını öğrenir. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın imtihanlarını kazanarak Ankara’ya gider. 1944 yılında Devlet konservatuarında tanıştığı Sevinç Tevs ile evlenir. (Daha sonra 6 evlilik daha yapacaktır.) Eşi ile beraber, mesleklerini icra etmek için 8 sene kaldığı Ankara’dan ayrılmak zorunda kalır ve tekrar İstanbul’a göç eder.
1948 yılında Tepebaşı gazinosunda orkestra eşliğinde bir konser verir. Konsere bazı sinemacılar gelmiştir.
Bu anı şöyle anlatır Tema;
“Konserden sonra çağırdılar beni. Görüştüğüm kişiler bana bir deneme filmi teklif ettiler. Ben pek ilgi göstermedim çünkü sinemayla bir ilgim yoktu ve ne kadar başarılı olabilirdim bilemiyordum. Böyle bir riske girmek istemedim. Israr ettiler, kıramadım.”
Deneme filmi çevrilir ve çok beğenilir. Aydın Arakon’un yönetimindeki ilk filmi “Çığlık” ile oyunculuğa başlar. Kısa zamanda Avrupai tipiyle dikkat çekmeye başlayınca filmler birbiri ardına gelmeye başlar.
1951 yılında Yıldız dergisi’nin okuyucuları arasında düzenlediği yarışmada “Dudaktan kalbe” en iyi film, Muzaffer Tema’da en iyi erkek artist seçilir. Böylece Türk sinemasının romantik filmlerinin ilk jönü olarak sinema tarihindeki yerini alır. Muzaffer tema, bu rolü ile batılı anlamda jön tanımlamasına uyan ilk erkek starı olmuştur. Daha sonra film yapımcılığa el atan Tema, ilk filmi “Dişi Yılan” da istediği başarıyı bulamaz.

Birdenbire Amerika’ya gitmeye, Amerikan rüyasını gerçekleştirmeye karar verir Tema. Neyi var, neyi yok satar, eşinden boşanır. Artık şansını Hollywood’da deneyecektir. Bu duygularla 1956 yılında Amerika’ya gider. Amerikaya ayak basar basmaz Paramount Film Stüdyosunun New York ofisine başvurur. Bir gün katıldığı bir kokteylde prodüktör Sukuras’la tanıştırılır. Sukuras, Muzaffer Tema’yı ofisine çağırır. Resimlerine bakar ve “Ne zaman Hollywood’a gidersin” diye sorar. Tema, şaşkın bir şekilde bakarken o güne göre iyi para olan 500 doları ve uçak biletini takdim edip, ‘good luck’ diyerek onu Hollywood’a yollar. Ayağının tozuyla hızla girdiği Hollywood’da Türkiye’de de gösterilen iki filmde oynar. ‘Certain Smile’ (Acı Tebessüm), ‘Twelve to the Moon’ (Aya Giden 12 Adam).
Los Angeles’ta, Cumhuriyet Balosu’nda tanıştığı Zsa Zsa Gabor ile kısa süreli bir aşk yaşayan Tema, artık çok mutludur. Artık hayali gerçekleşmiş Hollywood’un pırıltılı dünyasına karışmıştır. Kendini bir anda Gary Grand, Gary Cooper, Robert Mitchum, Marilyn Monroe gibi dünya starları arasında bulur. Burada 2,5 sene kalır. Hollywood başını döndürmektedir genç aktörün. Bazen “Bu ne kadar da uzun süren bir Amerikan rüyası” diyerek kendini çimdiklediği bile olur. En ünlü artistler burnunun ucundadır artık.
Tema, Hayranı olduğu ve ikizi kadar benzediği Hollywood Starı Alan Ladd ile tanışma fırsatı bulur. O günden sonra Tema, Hep Alan Ladd’ı taklit eder. Onun gibi giyinir, onun gibi bakar ve onun gibi sigarasını tutar.
Fakat şans hep yüzüne gülmez ve babasının kanser olduğunu duyunca soluğu hemen Türkiye’de alır. Film teklifleri alınca bir film şirketi kurar ve kendi filmlerini çekmeye başlar. 1977 yılına değin Türkiye’de kalır. Sonra çocuğunun okulunu da düşünerek Tekrar Amerika’ya göç eder. Hawai’de şimdiki eşiyle 7. evliliğini yapar. Bir artist acentesiyle anlaşıp filmlerde küçük roller alır, Amerikalılara piyano ve flüt dersi verir.
PRIVATE Türkiye`de uzun yıllar sinema oyunculuğu yaptıktan sonra gittiği ABD`de 25 yıl kalan, geçen yıl Türkiye`ye dönerek ailesiyle birlikte İzmir`e yerleşen Tema, bir partiye üye olarak siyasete atılır.

1951 yılında başlayan sinema hayatında 55 film sığdıran Muzaffer Tema, Türkiye’nin yanı sıra ABD`de 3, İtalya ve Almanya`da da birer tane olmak üzere 5 yabancı filmde rol aldı. Sanatçı, 4 Ekim 2011 tarihinde aramızdan ayrılmıştır.

muzaffer_tema3   muzaffer_tema6   muzaffer_tema7   muzaffer_tema4   muzaffer_tema9   muzaffer_tema2

Komik anekdotlar

02.09.2010

funny-pics

Emniyet kemeri
Nişantaşı-Kadıköy dolmuşu için bekliyoruz. Bir taksi geliyor dolmuş yerine. Ön koltuğa oturan kadın her normal insan gibi emniyet kemerini takıyor. Ancak şoför amcamız emniyet kemerinin iyice ortaya çıkardığı dekolteye bakmaktan yola bakamadığı için bir müddet düşünüyor ve içini çekerek kadına sesleniyor. “Abla, çıkar emniyet kemerini, böylesi daha emniyetli hepimiz için.”

Sütün faydaları
Sabah erken okula gidecek oğlumu uyandırmadan önce, kalkar kalkmaz içsin diye hazırladığım sütün bardak ebadını o kadar abartmışım ki, henüz uyanmaya çalışan, tek gözü açık oğlumdan gelen cümle: “İneğin kendisini getirseydin bari.”

Direksiyon eğitimi
Sene 1993. Sevgilime (şu an karım olur kendileri) araba kullanmayı öğretiyorum. İzmir’in o zamanki halini bilenler bilir. Üçkuyular-Narlıdere yolu şimdiki gibi değil. Sakin… Stres olmasın, panik yapmasın diye çok karışmamaya çalışıyorum. Ayrıca çok sakin bir ses tonuyla konuşuyorum. Direğe 3 santim farkla geçiyor benim güzel sevgilim. “Direğe çok yakın geçtin hayatım.” diyorum. Cevap “Hangi direğe?”

alıntı

Menemen olayı

02.06.2010

kubilay

Menemen Olayı yada Kubilay Olayı, 23 Aralık 1930 günü İzmir’in Menemen ilçesinde öğretmen-yedeksubay
Mustafa Fehmi Kubilay’ın ve yardımına koşan bekçiler Hasan ve Şevki’nin bir grup meczup tarafından şehit edilmesiyle başlamış, ardından kurulan Divanı Harp’te de olayın failleri olarak yargılanan sanıklara çeşitli cezalar verilmesiyle sonuçlanmış bir olaylar zincirini içerir.

Olaylar Menemen’de cereyan ettiği için Menemen Olayı da denmektedir, ancak çoğu Menemen dışından belli bir grubun faili olduğu olay için ilçenin bütününün isminin kullanılmaması daha doğrudur.

Siyasi bağlamda da Kubilay Olayı, 1930’da Ali Fethi Okyar tarafından Atatürk’ün tavsiyesiyle kurulmuş olan ve 17 Kasım 1930’da kendi kendini fesheden, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci ana muhalefet partisi Serbest Fırka’nın 99 günlük varlığı ile bir arada değerlendirilmektedir.

Mustafa Fehmi Kubilay (baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep) Giritli bir ailenin çocuğu olarak 1906 yılında dünyaya geldi. Öğretmenlik eğitimini tamamladıktan sonra 1930 yılında Menemen’de yedeksubay sıfatıyla askerlik görevini yapmaktaydı.
kubilay3

23 Aralık 1930 sabahı Menemen’de cereyan eden tuhaf hadiseler genel anlatıma göre şu seyri izlemiştir: Sabahın erken saatlerinde, çember sakallı, başlarında sarık, sırtlarında cüppe, Manisa’dan o gün gelmiş dördü silahlı altı meczup, belediye meydanında tekbir getirerek gezinmeye başladı. Bazı kaynaklar içki ve uyuşturucu tesirine atıfta bulunmakta iken, sanıklardan Sütçü Mehmet Emin sonradan ifadesinde Nakşibendilik tarikatına mensubiyet göndermelerinde bulunmuş, Manisa’da vaazında bulundukları hocaları saymıştır. Grup “biz şeriat ordusuyuz” diyerek Menemen Müftü Camiine girmiştir. Elebaşı ” Giritli Derviş Mehmet” (başka bir deyişle Kubilay’ın hemşerisi) olup, yanında da Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet Emin, Nalıncı Hasan, Küçük Hasan vardı. Derviş Mehmet camide namaz kılanlara kendini ” Mehdi” olarak tanıttı ve dini korumaya geldiklerini söyledi. Arkalarında 70 bin kişilik Halife ordusu olduğunu, öğle saatlerine kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceği gibi tebligatlarda bulundu. Camideki yeşil bayrağı alıp önce uzun bir sopaya takarak, sonra da Menemen şehir meydanında kazdıkları bir çukura diktiler. Bayrağın çevresinde dönmeye, tekbir getirmeye, zikretmeye ve “Şapka giyen kafirdir! Yakında yine şeriata dönülecektir.” diye bağırmaya başladılar. Bayrağın altından ahaliden bazı kişileri (bir fabrikada çalışan Hayimoğlu Jozef de dahil) geçirdiler. Kasabaya halife ordusunun geleceği iddiası saf insanları korkuttu. Biraz tezahürat bile topladılar.

Olayların ilçedeki askeri birlikte duyulmasıyla, bir bilgiye göre, alay komutanı yedeksubay Kubilay’ı bir manga askerle birlikte olay yerine gönderdi; başka bir bilgiye göre ise Kubilay sadece meydandan geçmekteydi. Askeri birlik sevki senaryosunda Kubilay ve askerlerin silahlarında mermi bulunmamakta olup, süngü takmışlardı. Kubilay, askerlerini meydan girişinde bırakarak, nümayişçilerden teslim olmalarını istedi. O anda gruptan açılan ateş sonucu yere düştü. Meydandan geçmekte olduğu senaryosunda, Kubilay üniformasının kendisini koruyacağına güvenerek tahrikçilere tek başına yaklaşmış ve Derviş Mehmet ile tartışmaya başladı, hatta bir tokat aşketmiş ve bunun üzerine Derviş Mehmet tarafından vurulmuştur. Görgü tanıklarının genellikle doğruladıkları üzere, Kubilay yaralı halde cami avlusuna sığındıysa da, Derviş Mehmet ve arkadaşları peşisıra geldiler. Derviş Mehmet, çantasını açıp testere ağızlı bağ bıçağını çıkardı ve yaralı yedeksubay Kubilay’ın başını oracıkta gövdesinden ayırdı. Kesik başı yeşil bayrağın sopasına dikmeye çalışırlar ancak bir türlü başaramazlar. Birisi ip getirir ve Kubilay’ın başı yeşil bayrağın dikili olduğu sopaya iple bağlanır.

Olay yerine yetişen Bekçi Hasan ateş edip gruptan birini yaraladı. Ancak açılan ateş sonucu o da şehit düştü. Arkadaşının yardımına koşan bekçi Şevki de açtığı ateş sonucu şehit düştü. Birkaç dakika içinde üç şehit verilmiş, bir baş kesilmişti.

Bu aşamada askeri birlik yetişir. Komutan “Teslim olun!” diye bağırır. Ancak olay çatışmaya dönüşür ve askeri birlik ateş eder. Göstericilerden Derviş Mehmet de dahil bazıları yere serilirken, bazıları kaçar. Daha sonra hepsi birden yakalanır.

Kubilay Olayı, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin 1925’deki Şeyh Sait İsyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayıdır.

Devlet sert tepki göstedi.
27 Aralık 1930 günü Dolmabahçe Sarayı’nda Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında bu konuda bir toplantı yapıldı. Kaynakların ifadesine göre, Atatürk, Kubilay Olayına çok kızmıştı. Daha birkaç yıl önce Yunan İşgalinin acılığını tatmış bir muhitte bu olayın meydana gelmesi üzerine, bazı kaynaklara göre, ilçenin haritadan silinmesini emretti. Ertesi gün de, “Böyle emirler verirsem, uygulamayın, sonra bir daha sorun”, dedi. Ancak olayın niteliği ve cereyan ediş şekli nedeniyle çileden çıktığı muhakkaktır. 28 Aralık 1930’da orduya gönderdiği başsağlığı telgrafında, “Mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkar bulunmalarının bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadise” olduğunu belirtti.

31 Aralık 1930 günü Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir’in merkez ilçelerinde 1 Ocak 1931’den itibaren 1 ay süre ile Fahrettin Altay komutasında sıkıyönetim ilan edilmiş ve 1. Kolordu Komutan Vekili General Mustafa Muğlalı başkanlığında bir Divanı Harp kurulmuştur. 7 Ocak 1931’de bu kez İzmir’de yine Mustafa Kemal Paşa başkanlığında ikinci bir toplantı yapıldı. Olaya doğrudan veya dolaylı katılan 105 sanık (anayasayı cebren tağyir, eyleme iştirak, azmettirme veya Mehdi Mehmedin Mehdiliği için harekete geçtiğini bildikleri halde zamanında Hükümete haber vermedikleri ve tekkelerin seddinden sonra ayini tarikat icra ettikleri suçlamalarıyla) 15 Ocak 1931’dan itibaren Divanı Harp’te yargılanmaya başlandı, 24 Ocak 1931 günü iddianame okundu ve 29 Ocak 1931 günü mahkeme 36 (ölmüş olan bir sanık ile 37) kişinin idama mahkum edilmesine, 40 kişinin sorumsuzluğu nedeniyle salıverilmesine, 27 sanığın beraatine, 41 kişiye çeşitli hapis cezaları verilmesine hükmetti ve karar Meclis’in onayına sunuldu. İdam hükümlülerinin 6’sının yaşı küçük olduğundan, onların ölüm cezaları ağır hapse çevrildi. T.B.M.M. Adalet Divanı ayrıca iki idamlığın cezasını 2 yıl hapse çevirdi.

Kalan 28 sanık, 3 Şubat 1931 gecesi Menemen’de idam edildi. Bazıları Kubilay’ın başının kesildiği yerde asıldı. Mahkumlardan biri idam sehpasının önünden kaçabildi. İki hafta sonra yakalandı ve ertesi gün idam edildi. Olayın hemen ardından Menemen’de devrim şehidi iki bekçi ve Kubilay adına anıt dikildi. Anıtın üzerinde şöyle yazar:

kubilay2

“İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz.”

Sıkıyönetim, 28 Şubat 1931’de Manisa ve Balıkesir’den, 8 Mart 1931’de de Menemen’den kaldırıldı.