Arama:

Etiket Bulutu







‘kanser’

Ali Kemal İskender

18.11.2010

alikemal_asiliskender

 (d. 1940 – ö. 23 Eylül 2007 İstanbul)
 Asıl soyadı Asiliskender’dir.
 Türk tiyatro ve sinemasının emektar oyuncusu, “Karga Kemal” takma adıyla bilinirdi. Bir çok sinema ve dizi filmde rol aldı.
 Karadenizli bir balıkçıydı genelde, deli dolu, vizöre yansıdığı kadar neşeli bir adamdı, dayak yerdi hep, çok iyi yumruk alırdı.
 Şaşıfelek Çıkmazı’nda kumandandı.
 Remzi Jöntürk imzalı Yıkılmayan Adam’da serseri.
 Korkunç Arzu adı filmde de yönetmen yardımcılığı yaptı.
 Karadenizli “laz” tiplemeleriyle tanınan sanatçı, pankreas kanseri nedeniyle öldü.
 Bu olay küçük bir haber olarak geçer gazetelerde, “Karga Kemal’i kaybettik”
 Haberde, “Yeşilçam Emekçileri” diye tabir edilen küçük bir kalabalık eşliğinde, sinema sektörümüzde sessizliğe ismini kazımış, unutulmaya mahkum flu adamlardan biri olarak.

alikemal_iskender4   alikemal_iskender2   alikemal_asiliskender21

Lösemili çocuklar kenti projesi nedir?

05.10.2010

kentlogo

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİ NEDEN GEREKLİDİR?

ÇÜNKÜ Çocuklarda kanser hastalıkları hızla artmaktadır. Dünyada her yıl bir milyondan fazla çocuk, Türkiye’de ise her yıl yaklaşık 1200 yavrumuz lösemi hastalığına yakalanma riski altındadır. Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü bizleri ciddi şekilde uyarmaktadır; “2020 yılına kadar kanser hastalıkları % 60 oranında daha da artacaktır”

ÇÜNKÜ Hematoloji alanında son yıllarda ortaya çıkan olumlu ilerlemeler sayesinde çocuklarda lösemi hastalığının tedavisi %91’e varan oranda tam iyileşme ile sonuçlanmaktadır. Yani standart risk ALL’li 10 lösemili çocuktan 9’u normal yaşamlarına dönebilmektedir. Ülkemizde de bu başarının elde edilmesi için çok steril ortamlar, en yeni teknolojilerle donanmış ihtisas hastaneleri, tecrübeli sağlık personeli ile psikolojik ve sosyal desteklerin yer aldığı büyük merkezlere ihtiyaç olduğu açıktır.

ÇÜNKÜ Lösemi tedavisinde ilaçlar kadar hijyen, beslenme ve yaşama sımsıkı bağlanmak büyük önem taşımaktadır. Çocukların 3 yıl gibi çok uzun bir süre tedavi alacakları hastaneleri korku filmlerindeki kasvetli şatolara ve kan alan doktor, hemşireleri de vampire benzetmemeleri gerekir. Bir hastaneden çok sevimli bir yuva ve hiç taburcu olmak istenmeyecek sıcacık bir ev havası yaratılmalıdır.

ÇÜNKÜ Hiç bir çocuğun doğarken fakir veya zengin, sağlıklı yada hasta olmayı seçme şansı yoktur. Veya “Ben bu ortamda tedavimi sürdürmeyeceğim “ deme şansına da sahip değildir. Öte yandan Çocuk Hakları Sözleşmeleri gereğince her çocuk eşit koşullarda ve devlet güvencesinde tedavi olma ve yaşama şansına sahip olmalıdır.

ÇÜNKÜ Lösemi hastalığının tedavisi son derece pahalıdır. Yüzlerce milyar lira tutan bu tedavileri hiçbir ailenin bütçesi kaldıramamaktadır. Bu nedenle kâr amacı gözetmeyen, gerektiğinde parasız tedavi olanağı sağlayan vakıf hastanelerine ihtiyaç vardır.

ÇÜNKÜ Lösemili çocuğunu tedavi ettirebilmek için Ankara, İstanbul gibi büyük illere gelen ailelerin sokaklarda yatmayacağı, sıcak bir ortamda güler yüz ve anlayışla karşılanacağı, trafik çilesi çekmeyeceği çağdaş merkezlere ihtiyaçları vardır.

ÇÜNKÜ Çocuğu hastalanan anne ve babaların tek düşüncesi çocuklarına moral vermek ve bir an önce biricik yavrularının iyileşmesini görmek olmalıdır. Bir torba kan bulmak için hastane hastane dolaşmamalı, imza, rapor kuyruklarında saatlerce bekletilmemeli, bir kutu ilaç için eczane önlerinde vakit geçirmemelidirler.

ÇÜNKÜ Türkiye’de kemik iliği nakli imkanları son derece kısıtlıdır. Düzenli ve çok gelişmiş bir “İlik Bankası” bulunmaması nedeniyle hastalar yurt dışına yollanmakta gereksiz ödemeler yapılmaktadır. Öte yandan özellikle çocuklarımız kemik iliği nakli olabilmek için sıra beklemekte aylarca sonrasına randevu verilmektedir. Bu kadar süre içerisinde yaşama şanslarını kaybedebilmektedirler

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİ KURULUŞ PLANI

– ANA HASTANE BİNASI
– POLİKLİNİK ve ACİL SERVİS ÜNİTESİ
– AYAKTAN TEDAVİ ÜNİTESİ
– KAN BANKASI ve KEMİK İLİĞİ BİLGİ BANKASI ÜNİTESİ
– APART OTEL BİNASI
– HASTA AİLESİ YAŞAM KONUTLARI
– OKUL ÜNİTESİ
– KONUK EVLERİ
– BİLGİ İŞLEM -KÜTÜPHANE ve KÜLTÜR MERKEZİ
– TOPLANTI VE KONFERANS SALONU, SİNEMA-TİYATRO SALONU
– SPOR KOMPLEKSİ
– ALIŞVERİŞ MERKEZİ
– İDARİ OFİS ve HASTA İLİŞKİLERİ ÜNİTESİ
– BECERİ ATÖLYELERİ
– ORGANİK TARIM ARAZİSİ
– HAYVAN ÇİFTLİKLERİ
– SOĞUK HAVA DEPOSU
– SOSYAL TESİSLER VE SATIŞ- MERKEZİ

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİ’NDE YAŞAM

Hastanesi, oteli, okulu, evleri, sineması, spor sahaları, atölyeleri ve alışveriş merkezleriyle tam bir kent yaşamı oluşturulacaktır. Kent sakinleri asla yalnız kalmayacak, dışlanmayacaklardır. Arzu ettikleri, görmek istedikleri sanatçıları, sporcuları, devlet büyüklerini ve yakın dostlarını şehirlerinde misafir edebileceklerdir.
Lösemili çocuklar hem kardeşlerini, akrabalarını hem de kardeş okullardan arkadaşlarını davet edebilecekler, yarışmaları, etkinlikleri paylaşabileceklerdir.
Diledikleri zamanlarda doktorlarından izin alarak gezilere katılabilecek hatta dünyayı dolaşabileceklerdir.
Kent içerisinde trafik gürültüsü, otobüs egzos dumanı asla yer almayacaktır. Ulaşım kent girişinden itibaren yaya yolları ve minik elektrikli arabalar kullanılarak sağlanacaktır. Hatta koşulların el verdiği noktalarda minik tayların çektiği faytonlar çocuklarımızın hem eğlence kaynağı olacak hem de ulaşımlarını sağlayacaktır. Lösemili Çocuklar Kentinde kanser yapabilme etkisi olmayan tüm teknolojik cihazlar, haberleşme araçları, görsel ürünler ücretsiz olarak kullanılacaktır.
Kısacası rüya gibi bir yaşam, çocuk kahkahalarının çınladığı, yüzleri her zaman gülen insanların yer aldığı, kelebeklerin çiçekten çiçeğe uçtuğu ortamlarla güzelleşecektir.

www.losev.org.tr

Tomografi zararlı mı?

14.09.2010

tomografi

Vücudunuza yüksek dozda şua alarak kanser riskinizi artırırsınız.

Tomografiye alınan hasta bir şüphe ile alınır. Bazen hekimler hastayı ikna etmek için korkularını körüklerler. “Hım.. baş ağrınız beyindeki tümöre ait olabilir. Tomografi yapılmadan kesin bir şey söyleyemeyiz…” Cümlesini duyan hasta sonuç eline verilene kadar geçen iki üç günü uykusuz geçirir. Ne kadar baskılarsa baskılasın en kötü ihtimal şuur altına gelip takılır. Tetkik sonrası uzun dönemli depresyona giren pek çok hasta vardır.

Hiçbir şikayeti olmayan bir kişinin “sadece tarama amaçlı” tüm vücut tomografisi veya kısmi tomografi yaptırması doğru değildir.

Bildiğiniz gibi herhangi bir nedenle röntgen çektirdiğimizde veya tomografi, mamografi, anjiyografi gibi tetkikler yaptırdığımızda vücudumuz zararlı röntgen ışınlarına maruz kalıyor. (örneğin sık yapılan mamografilerin meme kanserini tetiklediğine dair bilgiler var.) Tabi ki bir hekim önerisi ile ve gerçekten ihtiyaç olduğunda bu tetkikleri yaptırmamız gerekir ama şurası bir gerçek ki ülkemizde bazı tetkikler gereğinden fazla isteniyor. Bazen de hastalar tetkik yaptırmak için ısrarcı oluyor. Bu yüzden yukarıda bahsedilen tetkikleri yaptırırken bir yandan da şua aldığınızı sakın unutmayın…

CT tomografiler basit röntgen tetkiklerine kıyasla çok daha fazla şua yayarlar (50-200 kez daha fazla)

Çocuklar radyasyona bağlı kanserlere karşı daha hassastırlar bu yüzden onların tetkiklerinde daha dikkatli olmak gerekir. İki kez CT scan çektirdiğinizde Japonyada atılan atom bombasına 2.5 km uzakta bir kişi kadar radyasyon alırsınız. CT Tomografilerin kanser riski yaş küçüldükçe daha artar, yaş büyüdükçe azalır. En büyük risk genç bayanlarda görülür. Kalp hastalığından şüphelendiğimiz her kişiye CT koroner anjiyografi öneremeyiz. Öncelik daha zararsız olan efor testinde olmalı. Bulgular çok kuvvetli ise ayırıcı tanı için radyasyon riski gözardı edilerek CT tomografi yapılabilir.

Sonuç olarak eğer doktorunuz şüphelendiği belirli bir hastalığın kesin teşhisini sağlamak için tomografi istediyse tabi ki yapılmalıdır, ancak akciğerlerime bir baktırayım bir şey varmıymış diyerek tomografi çektirmek veya arasıra başım ağrıyor bir beyin tomografisi çektireyim demek doğru değildir.

Murat KINIKOĞLU

Solaryumun sağlığa zararı var mı?

13.09.2010

solaryum

Uluslararası Kanser Araştırma Merkezi’nin sunduğu rapora göre, solaryumun kanserojen etki yarattığı kesinleşti. Araştırmadan çıkan asıl çarpıcı sonuç ise şu: Eğer 30 yaşınızdan önce solaryuma girmeye başladıysanız, cilt kanseri olma riskiniz de yüzde 75 oranında artıyor.

YASAL ÖNLEMLER GELİYOR
Solaryumun zararları konusunda Avrupa da çözüm arayışında. 90’lı yıllarda solaryum kullanımında patlama yaşanmasının, kıtada cilt kanseri vakalarındaki artışta etkili olduğu belirtiliyor. Avrupa Birliği bünyesinde çalışmalar yapan Avrupa Komisyonu da solaryumla ilgili çarpıcı sonuçlar elde etmiş. Bu ülkelerde özellikle gençler arasında solaryum kullanımının yaygınlaşması Avrupa Birliği’ni harekete geçirmiş. Hatta Avrupa Komisyonu’nda şu günlerde solaryum kullanımı konusunda yasal önlemler de alınma aşamasında. Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden uzman doktor David J. Leffell’e göre artık ultraviyole ışınlarının kansere sebep olma süreciyle ilgili bir soru işareti kalmadı. Leffell, “Bunun aksini iddia edenler ya dürüst değiller ya da işlerine gelmediği için bu gerçeği görmezlikten geliyorlar. Bu durumda sorumluluk tamamen kişiye ait” diyor. Solaryuma girmeden mutlaka okuyun…

MİT 1
SOLARYUM KANSERE SEBEP OLMAZ
Yapay ultraviyole ışınlarının kansere sebep olduğuyla ilgili bir kanıt olmadığı iddia ediliyor. Oysa 20’li yaşlardaki kadınlarda en sık görülen ikinci, 30’lu yaşlardaki kadınlarda ise en sık görülen üçüncü kanser çeşidi; cilt kanseri. Bu oranlar, güneşe aşırı derecede maruz kalındığını gösteriyor. Araştırmalar özellikle 15-16 yaşından itibaren UV ışınlarına maruz kalmanın melanoma sebep olduğunu gösteriyor. Son yıllarda cilt kanserindeki bu artışın sebebi, solaryumun yaygınlaşmasına bağlanıyor.

MİT 2
KENDİNİ İYİ HİSSETMENİ SAĞLAR
Bunu savunanlar, ışığın modu yükselttiğini ve endorfin hormonu salgılanmasını artırdığını savunuyorlar. Evet, bronz bir görünüm insanın kendisini daha iyi ve seksi hissetmesini sağlayabilir. Ama bu psikolojik etkilerin yanı sıra kanser oluşumunu artırması, kırışıklıkları fazlalaştırması da önemli değil mi sizce? Siz en iyisi 15 koruma faktörlü kreminizi sürüp, açık havada yürüyüş yapmakla yetinin.

MİT 3
D VİTAMİNİ KAYNAĞIDIR
D vitamini kemiklerin ve kasların gelişimini sağlar. Günlük ihtiyaç ise gün içinde alınan güneşten karşılanabilir boyuttadır. Bu da vücudun otomatik olarak D vitamini üretmesini sağlar. Brown Üniversitesi’nden ve Amerikan Kanser Araştırma Derneği’nden profesör Martin Weinstock’a göre fazla UV ışınlarından daha fazla D vitamini alınmıyor. Ayrıcı solaryum cihazlarında ne kadar D vitamininin vücuda verildiğini gösteren bir ölçü birimi bulunmuyor.

MİT 4
GÜNEŞ IŞINLARINDAN DAHA AZ ETKİLENİRSİNİZ
Solaryumu savunanlar, solaryumlu bir cildin güneşten daha az etkilendiğini söylerler. Bu doğru; bronz bir cilt güneşten daha az etkilenir. Ama asıl problem cildinizin zarar görüp görmediğidir. Mount Sinai Tıp Fakültesi’nden Albert Lefkovits, solaryumun bir zararını da şöyle açıklıyor: “Açık renkli kişiler güneşe çıkınca ıstakoz gibi kızarabilir ama solaryumu tercih ettiklerinde de ciltlerini kurutabilirler.”

MİT 5
SOLARYUM GÜNEŞE GÖRE DAHA GÜVENLİ
Bu mitin savunma noktası, solaryum ışığının altında geçirilen sürenin önceden belirlenebilir olması ve cilt tipine göre seçilmesi. Bu nedenle UV ölçüsünü siz belirlerseniz hem istediğiniz renge kavuşursunuz, hem de fazla yanmayı engellemiş olursunuz. Ama Doktor Weinstock bu kontrolün olması gerektiği gibi yapılmadığını söylüyor. Dr. Rigel ise solaryumda kullanılan ışınların doğal güneş ışınlarına göre 2-3 kat daha etkili olduğunu belirtiyor.

Ozon tabakasındaki delik kapanıyor mu?

12.09.2010

ozon01

Ozon deliği, Ağustos aylarında genişliyor ve Eylül ayında yılın en büyük halini alıyor. Ozon deliği, geçen yıl 20 Eylül günü 27 milyon kilometre kare olmuştu.

Ozon’un kapanması 2065’i bulacak.
Araştırmacılar, Ozon tabakasında Güney Yarımküre’nin üstündeki deliğin varsayılandan en az 15 yıl daha geç kapanacağını öngörüyor.

CENEVRE – Atmosferdeki kirliliğin etkilerinin tahminlerin ötesinde daha uzun süreceğini düşünen bilim insanları Ozon deliği ile ilgili öngörülerini revize etti. Birleşmiş Milletler bünyesinde toplanan iklim bilimciler, daha önce 2050 olarak açıklanan Ozon tabakasının kendisini yenileyeceği tarihi 2065’e çekti. Bilim insanları, insanoğlunun özellikle son yıllarda artan klima kullanımı nedeniyle daha fazla klorofluorokarbon gazı salması nedeniyle, Ozon’daki deliğin daha geç kapanacağını belirtiyor.
Dünya Meteoroloji Organizasyonu ve BM Çevre Programı şemsiyesinde hazırlanan raporda, Ozon tabakasındaki deliğin 1990’lardan itibarın inişe geçtiği ancak daha 40 yıl boyunca kendisini onaramayacağı belirtildi. Ancak bilim insanları, bardağın dolu tarafından bakarak olumlu gelişmeler olduğunun da altını çiziyor; örneğin klorofluorokarbon gazının atmosferin bazı katmanlarında azaldığı tespit edildi.
ozon1<
Ozon tabakasının delinmesine neden olan klorofluorokarbon gazı 1992-1994 yılları arasında tarihin en üst noktasına çıkmıştı. Bu tarihten sonra alınan önlemler, üretici firmaların ürünlerinde yaptığı değişiklikler ve insanların alışkanlıklarının da değişmesiyle bu gazın salınımında bir gerileme kaydedildi. Ancak, henüz istenen keskin düşüş yaşanmadı.

KLOROFLUOROKARBON GAZI OZON’U DELİYOR
Buzdolapları, klimalar, otomotiv egzostları, endüstriyel atıklar ve deodorantlardan açığa çıkan gazlar atmosferde birikiyor. Güneş ışınlarını filtre ederek insan sağlığı için tehlikeli olan morötesi (ultraviolet) ışınların yeryüzüne inmesini önleyen Ozon tabakası, kimyasal bileşenlerin kullanımı nedeniyle son 50 yıldır inceliyor.
ozon2
İnsanlarda cilt kanseri yapan morötesi ışınlar, birçok hayvan için yem niteliğinde küçük hayvanların yokolmasına ve besin zincirinde aşağıdan yukarıya doğru bir besin yetersizliğinin başlamasına neden oluyor. Stratosferin ışınları emdiği üst katmanlarında bulunan Ozon deliği, genellikle Ağustos aylarında genişliyor ve Eylül ayında çapı yılın en büyük halini alıyor. Ozon deliği, geçen yıl 20 Eylül günü 27 milyon kilometre kare genişliğe erişmişti. Geçmişte ise ulaştığı en büyük genişlik ise 2003’te 29 milyon kilometre kare.


KYOTO, MONTREAL KADAR ŞANSLI DEĞİL
Montreal Protokolü’nü imzalayan 180 ülke atmosferi kirleten gazların salınımının azaltılması için anlaşmıştı. Bilim insanları, 1987 yılında imzalanan Montreal Protokolü’nü çevre konusunda toplumların işbirliği yapabileceğinin ve bunun doğaya yararının dokunacağının bir kanıtı olarak görüyor. Ancak ne yazık ki aynı işbirliği ve iyiniyet küresel ısınmaya neden olan karbondioksit üretimini kontrol altına almayı Kyoto Protokolü için oluşmadı. Dünyanın en büyük CO2 üreticisi ABD’nin başkanı George Bush, küresel ısınmanın bilimselliğini reddetmiş ve Kyoto’yu imzalamaya yanaşmamıştı.

kaynak : ntvmsnbc.com

Radyasyon nedir?

01.08.2010

radyasyon

Bilindiği gibi maddenin temel yapısını atomlar meydana getirir.
Atom ise, proton ve nötronlardan oluşan bir çekirdek ile bunun çevresinde dönmekte olan elektronlardan oluşmaktadır.

Herhangi bir maddenin atom çekirdeğindeki nötronların sayısı, proton sayısına göre oldukça fazla ise; bu tür maddeler kararsız bir yapı göstermekte ve çekirdeğindeki nötronlar alfa, beta, gama gibi çeşitli ışınlar yaymak suretiyle parçalanmaktadırlar.
Çevresine bu şekilde ışın saçarak parçalanan maddelere ‘radyoaktif madde’, çevreye yayılan alfa, beta ve gama gibi ışınlara ise ‘radyasyon’ adı verilmektedir..

Radyasyonun Zararları
X ışınları, ultraviyole ışınlar, görülebilen ışınlar, kızıl ötesi ışınlar, mikro dalgalar, radyo dalgaları ve manyetik alanlar, elektromanyetik spektrumun parçalarıdır.
Elektromanyetik parçaları, frekans ve dalga boyları ile tanımlanır.
Ultraviyole ve X ışınları çok yüksek frekanslarda olduğundan, elektromanyetik parçalar kimyasal bağları kırabilecek enerjiye sahiptir. Bu bağların kırılması iyonlaşma diye tanımlanır.

İyonlaşabilen elektromanyetik radyasyonları, hücrenin genetik materyali olan DNA’yı parçalayabilecek kadar enerji taşımaktadır.
DNA’nın zarar görmesi ise hücreleri öldürmektedir. Bunun sonucunda doku zarar görür.
DNA’da çok az bir zedelenme, kansere yol açabilecek kalıcı değişikliklere sebep olur.

Maden işletme yataklarında, doğal su kaynakları içerisinde ve toprakta; gerek insan faaliyetleri sonucu, gerekse doğal olarak bulunan radyoaktif maddeler besin zincirine (bitkilere) girerek, oradan da hayvan ve insanlara geçmek suretiyle ölümle sonuçlanan çeşitli hastalıklara sebep olmaktadır.

Radyoaktif kirleticiler özellikle insan, hayvan ve bitki sağlığına olumsuz etkiler yaparak çevreyi ve ekolojik dengeyi bozmaktadır. Ayrıca radyasyon, canlılarda genetik değişikliklere de yol açmaktadır.
Radyasyonun etkisi; cins, yaş ve organa göre değişmektedir.
Çocuklar ve büyüme çağındaki gençler ile özellikle göz en fazla etkilenen organ olup; görme zayıflığı, katarakt ve göz uyumunun yavaşlamasına sebep olmaktadır. Deri ise, radyasyona karşı daha dayanıklıdır.

Radyasyonun zararları genellikle zamanla ortaya çıkan bir etki olup, ani etki ancak atom bombalarının yol açtığı ölümler ve yüksek radyasyondaki yanmalar şeklinde kendini göstermektedir.

Geçmişte yapılan nükleer silah denemelerinden dolayı radyoaktif maddelerle yüklenmiş toz bulutları, atmosferin yüksek tabakalarına ve stratosfere yerleşerek, radyoaktif yağışlar halinde yavaş yavaş yeryüzüne inmekte ve çevrenin,
özellikle yüzeysel suların kirlenmesine sebep olmaktadır. 1960’lı yıllarda en yüksek seviyeye çıkmış olan radyoaktif yağışlarda, nükleer silah denemelerinin havada yapılmasının yasaklanması sonucu, 1970’li yıllardan sonra azalma görülmüştür.

Çevre sorunları sınır tanımaksızın artmakta ve çeşitli kirleticiler kilometrelerce uzaklara taşınarak etki gösterebilmektedir.
Örneğin; Çernobil kazası nedeni ile yayılan radyoaktif atıkların, toprak ürünlerinde yol açtığı kirlilik bilinmektedir.
Çernobil reaktöründe oluşan kazada, doğrudan etki sonucu 30’dan fazla insan hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış, sakatlanmış ve hastalanmıştır. Binlerce insan ise belirtileri sonradan çıkacak olan genetik etkilerle,
nesilden nesile geçebilecek kalıcı izler taşımaktadır.
Çernobil’deki kaza sebebiyle atmosfere karışan radyoaktif maddelerin, atmosferik hareketlerle: uzaklara taşınmasıyla,
düştükleri yerlerde radyasyona sebep olmuştur.
Bu olaydan en çok ülkemizin Çernobil’e yakın olan Karadeniz Bölgesi’nin etkilendiği tespit edilmiştir

Bir kerede alınan radyasyon dozları için etkileri:

0.12 mSv Zararsız Çernobil kazasında yakın çevrede alınan tahliye dozu
0.8-1.2 mSv Zararsız Akciğer röntgeni çekiminde alınan doz
50-150 mSv Zararsız Troid up-take’i için alınan doz
250 mSv Zararsız Nükleer kaza şartlarında alınmasına izin verilen doz
1.000 mSv Hâlsizlik Merkez Çernobil olmak üzere 1 Km’lik bir yarıçap içinde alınmış olan doz
2.000 mSv Radyasyon Hastalığı Başağrısı, kusma, cildde kızarma ve yara, kanser başlangıcı
5.000 mSv %50 ölüm İstatiksel olarak ölüm riski
10.000 mSv Ölümcül doz Ani ölüm

 

Light sigara nedir?

01.08.2010

sigara2

Yanmakta olan bir sigaradan çıkan dumanda, imalat sırasında ilave edilenler hariç 4.000’den fazla kimyasal madde vardır.
Temel toksik maddeler ise nikotin, karbon monoksit ve hidrokarbonların çoğunu içeren partiküllerdir.
İnsanda hoşluk duygusu ve bağımlılık yaratan madde ise nikotindir.

Tütünde ağırlık olarak nikotin, yaklaşık yüzde 5 oranındadır.
Sigaralarda markasına göre 8-20 miligram nikotin vardır ama sadece l miligramı vücut tarafından absorbe edilir.
Nikotinin 120-160 miligramlık miktarı insan için öldürücüdür. Nikotin vücutta çok kalmaz.
6 saat sonra l miligram nikotinin sadece 0,031 miligramı vücutta kalır, ancak idrar testi ile bir iki gün önce sigara içilip içilmediği anlaşılabilir.

Sigara dumanı binlerce farklı maddenin karışımı olmasına ve insan beyni üzerinde bağımlılık etkisini nikotinin oluşturmasına rağmen insan vücudu üzerinde asıl yıkıcı etkiyi yapan, akciğer kanseri gibi hastalıklara neden olan madde katrandır.
Sigarada tiryakilere keyif veren madde ile hastalıkları yapan madde farklıdır ama tek başına birinin oranının düşürülmesi öbürünün oranını arttıracağından sigaranın zararını azaltacağına arttırabilir.

Filtreli sigaralardaki filtreler aslında hiçbir şeyi azaltmıyorlardı yani filtresiz sigaralardan daha az zararlı değillerdi.
Sonraları ‘daha az nikotin’, ‘daha az katran’ sloganları ile ‘light’ sigaralar üretilmeye başlanıldı.
Gerçekte ise bu sigaralarda da diğerlerinde olduğu kadar tütün vardır.
Farkı filtrededir.
Bu tip sigaraların filtrelerinde gözle görülmeyen ince delikler vardır.
Sigaradan nefes çekildiğinde bir miktar hava da dışardan çekilmiş olur.

Böylece sigara dumanından daha az çekilmiş, daha az nikotin ve katran alınmış olur.
Normal bir sigaradan 10-15 miligram katran alınırken ‘light’ sigaradan 5 miligram alınır.

Ancak ‘light sigaradan da normalden daha fazla nefes çekilirse sonuç değişmez, yine aynı miktarda nikotin ve katran alınmış olur.
Çevredeki havayı dumanı ile kirletme miktarı her iki tip sigarada da aynıdır.

Kanser Nedir?

22.05.2010

kanser

Vücudumuzda tüm organlar hücrelerden oluşur. Hücreler vücudumuzun en küçük yapıtaşlarıdır ve ancak mikroskopla görülebilirler.

Sağlıklı vücut hücreleri (kas ve sinir hücreleri hariç) bölünebilme yeteneğine sahiptirler. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların (vücut içi ve dışındaki) onarılması amacıyla bu yeteneklerini kullanırlar. Fakat bu yetenekleri de sınırlıdır. Sonsuz bölünemezler. Her hücrenin hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. Sağlıklı bir hücre gerektiği yerde ve gerektiği kadar bölüneceğini bilir.

Buna karşın kanser hücreleri, bu bilinci kaybeder, kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalırlar. Kanser hücreleri birikerek tümörleri (kitleleri) oluştururlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler yada tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan yada lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir.

Kanserler oluşmaya başladıkları organ ve mikroskop altındaki görünüşlerine göre sınıflandırılırlar. Farklı tipteki kanserler, farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı tedavilere cevap verirler. Bu nedenle kanser hastalarının tedavisinde, var olan kanser türüne göre farklı tedaviler uygulanır.

Kanserin Nedenleri?

Kanserin sebebi henüz kesin olarak bilinmemektedir. Kanser hastalığı için iki grup risk faktörü vardır. Kanser için risk faktörleri yaşam şekillerine, yaşa, cinsiyete ve aile öykülerine bağlı olarak değişir. Bir başka risk grubu ise çevresel faktörlerdir.

* Sigara alkol kullanımı,
* Uzun süre ve tehlikeli saatlerde güneş altında kalma,
* Aşırı dozda röntgen ışınına maruz kalma,
* Bazı kimyasal maddeler (katran, benzin, boya maddeleri, asbest v.b.)
* Bazı virüsler
* Hava kirliliği
* Radyasyona maruz kalma,
* Kötü beslenme alışkanlığı

Kanser Tehlikesinin 7 Habercisi

Kanserin belirti ve bulguları köken aldığı doku ve organlara göre değişir. Hatta bazen hiç belirti ve bulgu vermeden kontrol muayenelerinde kanser tanısı konulabilir.

Aşağıdaki belirtilere dikkat edin:
-Rahim ve makattan gelen normal olmayan bir kanama veya akıntı
-Memede veya vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkan şişlik ve sertlikler
-İyileşmeyen yaralar
-Uzun süreli ses kısıklığı ve öksürük
-Yutkunma güçlüğü ve hazımsızlık
-Ben ve siğillerde meydana gelen büyüme, kanama, renk değişikliği, yara…
-Büyük ve küçük abdest yapmakta ki değişiklikler

Kendi kendinizin bekçisi olun
Önce kanserden korkmamayı öğrenmeliyiz. Korku doktora gitmeyi önler ve hastalığın iyileştirilmesini engeller. Hastalık belirtilerini yorumlamak yalnızca doktorların görevidir. Kanserin belirtilerini bilmek bu belirtilerin herhangi birini hissettiğimizde derhal doktora başvurmak şarttır. Hiç rahatsızlık duymasak da yılda bir kez mutlaka genel kontrolden geçmeliyiz. Kanserin iyileştirilir bir hastalık olduğunu unutmamalıyız. İyileşme oranı kanserin erken teşhisi ile doğru orantılıdır.

Hiçbir şikayeti olmasa da 45 yaş üzerinde her erkek, senede bir defa, PSA (prostat spesifik antijen) kan testi yaptırmalıdır.

Günümüzde, milyonlarca insan kanserli yada kanseri tedavi edilmiş olarak yaşamaktadır. Kanser tanısı ne kadar erken konursa, tedavisi o kadar erken başlar ve kanser tedavisi ne kadar erken başlarsa tedavinin başarıya ulaşma şansı da o kadar yüksek olur.

İnsan vücüdundan görüntüler

10.02.2010


Görüntüler elektron mikroskobu ile çekilmiş

Kırmızı Kan Hücreleri
1 kubik milimetrede, Kadınlarda 4-5 milyon, Erkeklerde 5-6 milyon adet Kırmızı Kan Hücreleri bulunuyor. Görevleri tüm vücuda oksijen taşımak…. Eğer oksijeni düşük bir çevrede yaşıyorsanız bu değerlerinizde artış oluyor…
image001


Kırık uçlu Saç
Bu kırılmalardan kurtulmanın tek yolu saçınıza iyi bakmak…

image002


Purkinje Sinir Hücreleri
Beyindeki 100 milyar Sinir Hücrelerinden olan Purkinje Sinir Hücreleri diğer Sinir Hücrelerine göre daha büyük boyutlarda. Beynimizde motor görevini gören en önemli yapıtaşımız. Alkol ve Lityum gibi toksikler bu Sinir Hücrelerini negatif yönde etkiliyorlar.

image0031


Kulak içindeki Saç Hücreleri
Ses vibrasyonlarındaki mekanik hareketleri algılama görevleri var…
image004


Dil ve yüzeyindeki Tad tomurucuğu
İnsan Dili 10.000 tad tomurcuğu içeriyor. Bunların görevi, Tuzlu, Ekşi, Acı, Tatlı ve İştah açıcı tadları ayırmak. Uzak Doğu İnsanlarının devamlı baharatlı yemek yemelerinden ötürü bu tomurcuk sayısı onlarda daha az…

image006


Diş Taşı
Dişlerin düzgün fırçalanmaması sonucu oluşan Diş taşı böyle bir şey…

image007


Kan Pıhtısı
En baştaki Sağlıklı, Kırmızı Kan Hücrelerinin aksine burada yapışkan bir ağ tarafından çevrelenen Kırmızı Kan Hücrelerini görüyorsunuz.. . Ortada çiçek gibi duran Hücre ise Beyaz Kan Hücresi…

image008


Akciğerdeki Alveoller
Akciğer içindeki yüzeyi görüyorsunuz. Boşluklar ise Alveoller, burada oksijen – kan alışverişi yapılıyor…

image009


Akciğer Kanser Hücreleri
Yukarıdaki Sağlıklı Akciğer ile Kansere yakalanmış bir Akciğeri karşılaştırabilirsiniz. ..

image010


İnce Bağısaktaki Villi
Villi çıkıntıları Bağırsak yüzeyinin daha fazla olmasını sağlıyor ve yemeklerin öğütülmesini sağlıyor. Yakından baktığınızda yüzeye yapışmış yemek artığını görebilirsiniz. ..

image011


Koronal Hücreleri ile İnsan Yumurtası
Fotoğrafta bir iğnenin üzerinde konmuş İnsan Yumurtasını görüyorsunuz. Yumurta hem Sperme tuzak kurup tutunmasını sağlayan hemde onu koruyan ağımsı bir yapıyla örtülü. İki Koronal Hücresinin Yumurtaya yapıştığı görülüyor…

image012


İnsan Yumartası üzerinde Sperm
Spermler Yumurtaya girmeye çalışıyor…

image013


Sarı renkli görüntü 6 günlük İnsan Embriyosu rahim duvarında…

image015