Arama:

Etiket Bulutu







‘karakter uyuncusu’

Aliye Rona

18.11.2010

aliye_rona

1921’de doğmuş Aliye Rona. Tam 10 kardeşmişler. Ama hiçbir zaman 10 kardeş bir araya gelememiş. Çocukluğu, Suriye’nin güney sınırında Dera adında bir kasabada geçmiş. Bu şirin kasabanın ortasından da bir ırmak akarmış, ırmağın kirli sularında kayık yüzdürür, taş kaydırırmış.
On kardeşin onu da sanatla uğraşmış ama ağabeyi Avni Dilligil’le kendisinden başkası, bir zevk olarak başladıkları sanatlarını bırakmışlar.
1930’ların sonlarında Kadıköy Halkevi’nde amatör olarak başlamış tiyatro oyunculuğuna. Ulvi Uraz, Avni Dilligil ve Arena tiyatrolarında sahneye çıkmış ve daha sonra İzmir Şehir Tiyatrosu’nda birlikte çalıştığı Zihni Rona ile evlenmiş.
10 yıl tiyatro oyunculuğundan sonra sinemaya geçmiş Aliye Rona. Ve 1947’de Ferdi Tayfur’un yönetmenliğini yaptığı “Kerimin Çilesi” ilk filmiydi.
“Mahallenin Namusu” filmindeki rolüyle de “En Beğenilen Karakter Oyuncusu” ödülü olarak tunçtan bir kadın heykeli vermişler kendisine.
“Şimdi bu heykel sadece ceviz kırmaya yarıyor” demiş Aliye Rona.

Türk sinemasının en belirgin kadın yüzlerinden ve aslında etken bir karakter olarak sanırım bu anlamda tek kadın yüzlerinden biridir. Çoğunlukla kötümser bir hava yayan yapısı ile bu filmlerin bir numaralı, etkileyici, çok ihtimalle kötü ama güçlü kadın rollerini, başarılı bir şekilde oynamış bir kadın oyuncudur.  Bu üstlendiği rollerde yıllarca çok başarı oldu ve yeri hiçbir zaman doldurulamadı. Aliye Rona her rolü başarı ile oynayabilen gerçek bir oyuncuydu. Sanat hayatı boyunca 204 filmde rol aldı.
Ömrünün son günlerinde Pendik’te bulunan bir huzur evinde kalıyordu.
Yine, bu huzur evinde yaşanan sağlık ve şiddet olayları televizyonda gündeme gelmiş ve Aliye Rona bu huzur evinde çok kötü bir halde bulunmuştu.
Rona, 29 Ağustos 1996 yılında aramızdan ayrıldı.

aliye_rona1   aliye_rona31   aliye_rona4aliye_rona21   aliye_rona3   aliye_rona5

Erol Taş

18.11.2010

erol_tas5Henüz iki yaşında iken, babası Hamza Bey’in ölümü üzerine, annesi Nazife Hanım ile birlikte İstanbul’a taşındı.
Okul çağında olmasına rağmen ailesine yardım etmek için okuldan ayrıldı ve çeşitli mesleklerde çalıştı. Bunların arasında hamallık, tezgâhtarlık sayılabilir. O dönem aynı zamanda boksörlük de yapan Taş, 1947 yılında İstanbul ve Türkiye ikinciliğini kazandı. Yine o yıl askere gitti ve üç yıl askerlik görevini yaptı. Askerden dönünce Cankurtaran’da bir iplik fabrikasında çalışmaya başladı. Erol Taş’ın sinemaya tesadüf sonucu girişi de o sıralarda oldu.

Sinemaya tesadüfi girişini şöyle anlatır sanatçı: “Lütfi Akad o bölgede bir film çekiyordu. Biz de işten kaytarıp çekimleri izliyorduk arkadaşlarla. Günlerce süren çekimlerden birinde mahallede oturan birkaç serseri, film ekibine musallat olup onları rahatsız etmeye başladı. Film ekibini korumak için birkaç arkadaşımla birlikte, serserilerle kavgaya giriştik ve Lütfi Bey’in yanında onlara bir güzel dayak çektik. Serseriler toz oldu tabi. Lütfi Akad daha sonra haber göndermiş bana, ‘Bir kavga sahnesi var, gelsin oynasın’ diye. Böylece sinema hayatım başladı. Filmdeki rolümü diğer yönetmenler de beğendi ve ardı ardına teklifler gelmeye başladı.”

Sinemaya ilk 1957 yılında Mümtaz Alpaslan’ın çektiği “Acı Günler” filmiyle girdi. Başlangıçta filmlerde figüranlık ve küçük roller ile görüldü fakat kısa zamanda yıldızı parladı. Bir yıl sonra “Dokuz Dağın Efesi” filminde bir çobanı canlandırdı. Bu filmi takip eden yıllarda ise, Dikenli Yollar, Peçeli Efe, Şoför Nebahat, Köyde Bir Kız Sevdim, Dişi Kurt ve Gecelerin Ötesi gibi pek çok filmde değişik karakterleri canlandırdı.

Taş’ın oynadığı filmlerdeki rollerden bazı örnekler vermek gerekirse: Hayat Kavgası’nda dediği dedik bir baba, Devlerin Kavgası’nda kötü kardeş, Seveceksen Yiğit Sev’de çiftlik sahibi, Sırtımdaki Bıçak’da karısı ve sevgilisi tarafından öldürülen bir koca, Son Darbe ve Cevriyem’de bir komiser, Aslanların Dönüşü ve Yedi Dağın Aslanı’nda bir cengâver, İnce Cumali, Tutku, Toprağın Teri ve İsyan’da kötü ağa, Maskeli Beşler ve Maskeli Beşlerin Dönüşü’nde bir Meksikalı, Aslan Bey’de eski bir Rus Generali, Gelin Kız’da oba beyi, Kanıma Kan İsterim’de idamlık katil, Öksüzler’de dilencilerin başı, Belalılar’da çetebaşı, Tatlı Nigar’da zengin bir kasabalı, Çayda Çıra’da zengin bir ağa, Alınyazısı’nda ise eski bir külhan beyi olarak çıktı karşımıza.

Gerek teknik ve konu, gerekse de sinema dili açısından vasat diyebileceğimiz bu ve benzeri filmlerde Taş, dönem dönem çeşitli roller aldı. Ancak sinemada onu adından sıkça söz ettiren filimler Susuz Yaz, Duvarların Ötesi ve Gecelerin Ötesi oldu.
Sinemada kötü adam rolleri ile bilinen sanatçı, bu tiplerin dışına çıktığı filmlerde, aslında her tür karakteri rahatlıkla oynayabileceğini de ispatlamıştır. Zaman zaman da olsa oynadığı iyi tiplerle seyirciyi şaşırtmıştır. Bir başka Akad filmi olan Ana’da, bu kez kötülükten kaçmaktadır. 1967’de çekilen ve Türkan Şoray’la başrolü paylaştığı “Ana” filmi onun az rastlanan iyi adam tiplemeleri için gösterilecek ilginç bir örnektir.

İlk eşi Hafize Taş’tan Metin Tanju ve Güler-Gönül adında ikiz çocukları olan Erol Taş, eşinin 1965 yılında vefatından sonra Konya’nın ünlü yün tüccarlarından Süleyman Erşan’ın kızı ve aynı zamanda teyzesinin çocuğu olan Elmas Erşan ile evlenir, bu evliliğinden 1968 yılında Müjgan adında bir kızı olan Erol Taş 8 Kasım 1998 tarihinde geçirdiği bir kalp krizi sonucu vefat etti.

erol_tas31   erol_tas6   erol_tas91erol_tas32   erol_tas   erol_tas10