Arama:

Etiket Bulutu







‘küçük sahne’

Cahit Irgat

18.11.2010

cahit_irgat3

1915’te Lüleburgaz’da doğan sanatçı, Edirne Öğretmen Okulu okurken tiyatroya merak sarmış ve öğrenimini yarıda bırakarak Ankara Devlet Konservatuvarı’na girmiş. 1932 yılında girdiği Ankara Devlet Konservatuvarı’nı, 1936 yılında bırakarak Paris’e giden Irgat, bir sure Paris’te yaşamış.
1940 yılında ilk kez “Yılmaz Ali” adlı filmde oynayan Cahit Irgat, sahneye de Raşit Rıza Tiyatrosu’nda “O Gece” adlı oyunda çıkmıştır. Ne var ki, çocuklarının oyuncu olduğunu haber alan ailesi, onu evlatlıktan çıkarmıştır.
İstanbul Şehir Tiyatroları, Küçük Sahne, Devlet Tiyatrosu, Adana Şehir Tiyatrosu, Dormen Tiyatrosu, Oda Tiyatrosu ve Cahide Sonku ile kurdukları Cahitler Tiyatrosu’nda sayısız oyunda rol almış, sinemada başrol ve karakter rolleri oynamıştır.
Sanatçı şiirleriyle de tanınmaktadır. Bir film yönetmiş ve şiirlerinin dışında bir de roman yazmıştır. Mina Urgan’la bir dönem evli kalmış olan sanatçı, bu evlilikten dünyaya gelen şair Mustafa Irgat ve oyuncu Zeynep Irgat’ın babasıdır.
5 Haziran 1971 yılında İstanbul’da vefat etmiştir.
Cahit Saffet Irgat, tiyatrosu, sineması ya da şiirleriyle, yaşadığı dönemdeki insanların belleklerinde yer tutan önemli sanat adamlarından biriydi. Ne var ki, (ölümler, sanatçının bedeniyle birlikte, bir ölçüde de sanatsal uğraşılarını ya da eserlerini de gözlerden uzaklaştırır) kuralları onun için de geçerliydi. O nedenle bugün toplumun büyük bir kesimi tarafından tanınmaz. Yaptığı her işte, tüm sanat uğraşılarında son derece içtenlikli olan Irgat’ın, gerek tiyatro tarihinde, gerekse edebiyat tarihinde küçümsenmeyecek, özgün bir yeri bulunmaktadır.

kaynaklar;
kameraarkasi.org
wikipedia.org


cahit_irgat1   cahit_irgat4   cahit_irgat2

Can Kolukısa

18.11.2010

can_kolukisa1

10.5.1934 Tarihinde Eskişehir’de doğan tiyatro ve sinema oyuncumuz Işık Lisesi’ni bitirdi. İ.Ü. İktisat Fakültesi nde okurken Gençlik Tiyatrosu ‘nda çeşitli oyunlarda oynadı. Paris Üniversitesi – Tiyatro Enstitüsü ‘de eğitim gördü.
1954’te Avni Dilligil’in öğrencisi olarak ‘İstanbul Üniversitesi Gençlik Tiyatrosu’nda Nisa Serezli, Metin Serezli, İlhan İskender, Erol Keskin, Senih Orkan ile, daha sonra Oda Tiyatrosu’nda, Cahit Irgat, Mücap Ofluoğlu ve Altan Karındaş’la birlikte oynadı. Profesyonellik günleri ‘Küçük Sahne’de Haldun Dormen’le başladı. Haldun Dormen’in asistanı olarak başladığı Küçük sahne’de, ‘Duvarların Ötesi’nde ilk profesyonel oyunudur.
1991/1992 yıllarında Gaziantep Şehir Tiyatrosunda Sanat Yönetmenliği de yapan oyuncunun Züğürt Ağa’ ile başlayan sinema kariyeri ‘Selamsız Bandosu’, ‘İmdat ile Zarife’, ‘Kurtuluş’, ‘Cumhuriyet’, ‘İz’ gibi filmlerle devam eder.
Zaman zaman televizyon dizilerinde de rol alan Kolukısa, pek çok da ödül kazanmıştır.

Ödülleri:
“Züğürt Ağa” 1984 Basın Eleştirmenleri – En İyi Yardımcı Oyuncu Ödülü
“Ev Ona Yakıştı” 1997 Ankara Uluslar arası Film Festivali – En İyi Erkek Oyuncu Ödülü

ÇASOD – Kurucu Üye
OYBİR – Kurucu Üye ve Başkan
BİROY – Kurucu Üye

can_kolukisa4   can_kolukisa3   can_kolukisa2

Çolpan İlhan

18.11.2010

colpan_ilhan1

Yıl, 1936… İzmir-İstanbul arasında sefer yapan o dönemin meşhur vapuru Gülcemal, İzmirli İlhan ailesini taşımaktaydı. Baba Bedri İlhan kederli, anne Perihan İlhan ise hastaydı. İzmir’de derdine derman bulunamadığı için aile İstanbul’a geldi umutla. Doktorun teşhisi, bir ilginç tavsiye oldu: ‘ Hanımefendi bir çocuk doğurursanız hiçbir şeyiniz kalmaz!’
Evet, doktor tavsiyesiyle dünyaya gelen çocuk kız oldu. Adını da Çolpan İlhan koydular, Atilla ve Cengiz’den sonra minik Çolpan’la, İlhan ailesi şenlendi. Ancak evin tek kızı olması onu hiç şımartmadı. Babasının önce kaymakamlık, sonra valilik görevleri nedeniyle Anadolu’nun çeşitli yerlerini dolaştı. Oyunculuğa olan ilgisi çocuk yaşlarda başladı. Büyüdükçe bu tutkuya dönüştü.
8 Ağustos 1937’de İzmir’de doğan oyuncu, lise eğitimine Balıkesir Lisesi’nde başladı. Daha sonra Kandilli Kız Lisesi’nden mezun olup, İstanbul Belediye Konservatuarı’nda tiyatro bölümünü ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi resim bölümünü bitirdi. İlk profosyenel oyununu 1957-58 sezonunda Küçük Sahne’ de oynar: “Sevgili Gölge”. Oyunda İlhan’ a, Münir Özkul ve Uğur Başaran eşlik eder.
Aynı yıl Büyükada’ da çekilen Fikret Hakan’la oynadığı ‘Kamelyalı Kadın’ ilk filmi oldu Çolpan İlhan’ın. Ardından Aka Gündüz’ün ‘Bir Şoförün Gizli Defteri’ ve ‘Zümrüt’ filmleriyle müthiş bir sükse yaptı…
Bu filmlerin ardından, Çolpan’ ın hayatına 300′ e yakın film girecektir. Küçük Sahne’ de üç yıl boyunca tiyatro yapar sanatçı. Sonra, dağılır Küçük Sahne. Müfit Ofluoğlu ile Sabahattin Kudret Aksal’ ın “Tersine Dönen Şemsiye” sini, Oda Tiyatrosu’ nda sahneler. Kent Oyuncuları ile Güner Sümer’ in “Yarın Cumartesi”yi yapar. “Baharın Sesi”, “Nalınlar” ve “Aptal Kız”ı da Kenterler’ le beraber sahneler. Bir süre sonra sinema ağırlık kazanır ve tiyatrodan kopar. Yıl, 1965′ tir.
1978′ e kadar sinema oyunculuğu yapar Çolpan İlhan. Bu yıllarda başlayan “Türkücü” ve “seks” filmleri furyası, nitelikli pek çok oyuncuyu olduğu gibi onu da sinemadan uzaklaştırır. Böylece hayatında yeni bir pencere açılacaktır: Moda çizimleri yapar. Yaptığı işler beğenilir ve bir müşteri potansiyeli oluşur. İşini ilerletip, butikler açar.

25 yıl modacılık yapan Çolpan İlhan, 25 Temmuz 2014 tarihinde ise aramızdan ayrılmıştır.

colpan_ilhan4   colpan_ilhan6   colpan_ilhan5colpan_ilhan7   colpan_ilhan3   colpan_ilhan8

Fikret Hakan

18.11.2010

fikret_hakan5

23 Nisan 1934’te Balıkesir’de dünyaya geldi. Bumin Gaffar Çıtanak olan adını sinemaya başlayınca değiştirdi. Annesi ile son durağın İstanbul olacağı bir Anadolu turundan sonra (Bursa, Eskişehir) edebiyata olan ilgisi sayesinde gazeteciliğe başladı. 1952 yılında Abdi İpekçi’nin yazı işleri müdürlüğünü yaptığı İstanbul Ekspres gazetesinde öyküleri yayımlandı. Ses Tiyatrosu’nda Üç Güvercin Opereti’nde palyaço olarak sahneye çıktığında daha 16 yaşındadır. Fikret Hakan, oyunculuk konusunda kendisini geliştirmeye çalışırken; tiyatro dışında sinemanın da imkânlar sunacağının farkına varmıştır. Yaş olarak daha 20’lerine gelmemiş bir gencin hevesli çabaları yansımalarını bulmakta gecikmeyecektir.

Kendi tanımlamasıyla üç sıçrayış yapar: “Bab-ı âli’ye, Pera’ya, sonra da sinemaya.” Fikret Hakan bu üçlü sıçrayış serüveninde 204 film, 28 televizyon dizisi, 3 şiir, 2 hikâye, bir araştırma kitabı ve 1 roman ile entelektüel yönden en donanımlı Türk oyuncularından biri olarak öne çıkmıştır. Fikret Hakan hem yıldız olarak, hem de karakter oyunculuğu ile her zaman var olmayı başarması açısından, Türk Sinema Tarihi’nde kendine özel bir kariyer oluşturmuştur. Aktör, “Hollywood star sistemi”nde uygulandığı gibi bir yıldız projesi değildir. Ancak dış görünüşü ve karizması ile sinemaya uygun bir aura’ya sahiptir. Köy delikanlısı, kent ezilmişi ya da zengin işadamı gibi geniş bir yelpazede, farklı rollerde seyirci karşısına çıkmıştır. Kendisine yapıştırılan bir “yıldız imgesi” yoktur. Ancak güç rollerin aranan oyuncusu olmuştur. Türk Sinemasının toplumsal gerçekçilik döneminin önemli filmlerinin birçoğunda Fikret Hakan başroldedir. Fikret Hakan’ın oyunculuk kariyeri 1952 tarihli Köprüaltı Çocukları ile başlar. Bu filmin öncesinde 1950’de tiyatro ile tanışır. Ses Tiyatrosu, Çığır Sahne, Cep Tiyatrosu, Küçük Sahne, Oraloğlu Saat 6 Tiyatrosu, kurucusu olduğu Sahne 8 ve Fikret Hakan Tiyatrosu gibi tiyatrolarda 1980’lerin sonuna kadar sahneye çıkar. Fikret Hakan’ın asıl çıkışı, 13’ü uğurlu rakamı olarak belirlemesine yol açan, 1955 tarihli, 13. filmi olan “Beyaz Mendil”dir.

Sinema oyunculuğunun yanı sıra çeşitli edebiyat dergilerinde öykü ve şiirler yazmaya devam eden Fikret Hakan, daha sonra öykülerini Tellâk Ali kitabında bir araya getirdi. Ayrıca; İnce Müzikli Otobüsler, İmbikli Duvar ve Siyah Işık (toplu şiirler) isimli şiir kitapları, Hamalın Uşakları ve Joe Brico Masumdur (toplu öyküler) isimli iki hikâye kitabı, henüz yayımlanmamış Günahkârlar Rıhtımı adlı bir romanı Türk Sinema Tarihi adlı bir araştırma-inceleme kitabı bulunmaktadır.

1965’de 2. Antalya Film Festivali’nde Keşanlı Ali Destanı ile, l. İzmir Film Şenliği’nde yine aynı filmiyle, 1968’deki 5. Antalya Film Festivali’nde Ölüm Tarlası’yla, 1971’deki 8. Antalya Film Festivali’nde Hasret’le En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini kazandı. Ayrıca 1993’teki 30. Antalya Film Festivali’nde Yalancı’yla En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü ve aynı yıl Adana Film Festivali’nde aynı film ile En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu armağanını aldı. 1994’te Çasod En İyi Oyuncu Armağanını Gerilla filmi ile kazandı. 1995’te 7. İzmir Uluslararası Film Festivali’nde sinemaya katkılarından dolayı Altın Artemis Ödülüne layık görüldü. Ayrıca 2002’de Ankara Sinematek Derneği Siyad (Sinema Yazarları Derneği), 2005’te Sadri Alışık Vakfı ve İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı tarafından onur ödülleri verildi. 1984’te Tercüman Gazetesi’nin En İyi Erkek Tiyatro Oyuncusu ödülünü Zorba ile aldı. Ayrıca oyuncuya 1998 yılında Devlet Sanatçısı ünvanı verildi. 2009 yılında Türk Sinemasına film oyuncusu ve yönetmen olarak hizmet vermesinin yanında, tiyatro ve edebiyat alanına yazar, şair, senarist, eleştirmen; basın dünyasına gazeteci, eğitim dünyasına öğretim elemanı olarak önemli katkıları ve sanatçılığı ile de Türk insanının kalbinde taht kurması nedeniyle Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Karşılaştırmalı Edebiyat Ana Bilim Dalı’nda fahri doktora derecesi aldı. Fikret Hakan sinemada; saf, temiz, çoğunlukla kıstırılmış Anadolu insanını başarıyla canlandırdı.

Çevirdiği 204 filmi arasında başlıcaları şunlardır: Beyaz Mendil, Ak Altın, Gelinin Muradı, Kamelyalı Kadın, Dokuz Dağın Efesi, Üç Arkadaş, Yılanların Öcü, Karanlıkta Uyananlar, Keşanlı Ali Destanı, Bitmeyen Yol, Buzlar Çözülmeden, Ölüm Tarlası, Murad’ın Türküsü, Toprağın Kanı, Paralı Askerler, Köprü, Sürgün, Demiryolu, Toprağın Teri, Yalancı, Gerilla, Eğreti Gelin ve Umut. Fikret Hakan en fazla çizgi üstü, düzeyli filmde oynayan oyuncu olarak tarihe geçti. Dönemin işçisinin, göçerinin, mülkiyet konusunda ezilen köylüsünün yüzü oldu. 1950’lerde yeni olgunlaşmaya başlayan ve adını alan Türk Sinemasının, Yeşilçam’ın, daima yeni kalan oyuncularından olmayı başardı. Bir oyuncunun sansür, ekonomik zorluklar, piyasada var olabilme gibi konularla mücadelesini Fikret Hakan’ın oyunculuk serüveninde okumak mümkündür. Eskimeyen Yeşilçamlı Fikret Hakan, Türk Sinemasının çeşitli hallerine tanıklık ederken; sinema, tiyatro, şiir, öykü, roman gibi farklı alanlarda kendini ifade etmeye çalışan bir sinemacının da mücadele öyküsünün öznesi olarak anılmayı hak eden, önemli bir isim olarak adını tarihe yazdırdı.

Türk sinemasının unutulmaz isimlerinden Fikret Hakan 11 Temmuz 2017’de, akciğer kanseri tedavisi gördüğü İstanbul Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde doktorların tüm müdahalesine rağmen kurtarılamadı.


kaynak : Doç.Dr. Nigâr Pösteki (Eskimeyen Yeşilçam’lı kitabından)

fikret_hakan9   fikret_hakan7   fikret_hakan2fikret_hakan6   fikret_hakan8   fikret_hakan1

Hayri Esen

18.11.2010

hayri_esen4

1919 yılında Balıkesir’de doğan Hayri Esen, Edirne Sanat Enstitüsü Torna Tesviye Bölümü’nden mezun oldu. 1933 yılında Balıkesir Halkevi’nde Aka Gündüz’ün “Beyaz Kahraman” oyunuyla sahneye çıktı. 1945 yılında İzmir Şehir Tiyatrosu’na girdi. Ankara Radyosu Temsil kolunda çalıştı. Daha sonra İstanbul’a gelerek Avni Dilligil ve Mümtaz Ener’le birlikte Çığır Sahnede çalıştı. 1956 yılında Küçük Sahneye geçti.

1949’da Orhon M. Arıburnu’nun yönettiği Yüzbaşı Tahsin filmiyle oyunculuğa başladı. 1950’li yıllarda Ayhan Işık, Orhan Günşıray gibi ünlüleri konuşarak, dublaj konusunda da büyük bir ün sağladı. Birçok filmde karakter rollerine çıktı. Başta Ayhan Işık, Orhan Günşıray olmak üzere pek çok ünlüyü konuşarak, seslendirme alanında büyük başarı kazandı. Daha sonra sinemayla birlikte, Avni Dilligil ve Muammer Karaca Tiyatrolarında oyunculuk yapmaya devam etti. Bir süre Nedret Güvenç ile evli kaldı. 1952’de yönetmenliğe başladı, 1954’de de bir film çevirerek yönetmenliği bıraktı. 1969 yılına kadar oyunculuk yapmaya ve film seslendirmelerine devam etti. 1977 yılında vefat etti.

hayri_esen2   hayri_esen11   hayri_esen7

Lale Oraloğlu

17.11.2010

lale_oraloglu3

Lale Oraloğlu öldüğünde, çok çeşitli alanlarda elde edilen başarılarla dolu bir yaşamöyküsü kaldı geriye.
28 Eylül 1924 doğumlu sanatçımız, 15 Ocak 2007′de beyin kanamasından öldüğünde -hakkını vererek- 83 yılı geride bırakmıştı.

7 yaşında piyano çalmaya başladı, konservatuvarda piyano ve şan eğitimi aldı. Muhiddin Sadak’ın korosunda 7 sene çalıştı. Dame de Sion, Şişli Terakki, Saint Pulcherie, Nişantaşı Ortaokulu ve Alman Lisesi’nde okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, İngiliz Filolojisi’nden mezun oldu. 400 metre yüzme şampiyonluğu, gülle atmada Türkiye ikinciliği, Galatasaray Kız Kürek Takımı kürek kaptanlığı da var.

Operayı hedefleyerek devam ettiği tiyatro kursları vasıtasıyla Muhsin Ertuğrul’un dikkatini çeken Oraloğlu, 1951 yılında açılan Küçük Sahne’de profesyonel tiyatrocu olarak çalışmaya başladı. Aynı yıllarda gazetecilik de yapıyordu; Galatasaray Spor dergisini yayınlıyor, İstanbul Ekspres ve Yeni Sabah gazetelerinde de çalışıyordu.
50′li yıllarda en verimli dönemini yaşayan sanatçı, sinemadan da geri kalmamış, 1960′a değin 35 filmde rol almıştı.
Dört filmin yapımcılığını üstlendi; dört filmde de yönetmen koltuğuna oturdu. Yedi filmin senaryosunu yazdı. Tiyatrosunu annesi 90 yaşına geldiği ve yanında olması gerektiği için 1987 yılında kapattı. Oraloğlu’nun “Kızım” adlı romanı 1976′da Hürriyet yayınları tarafından yayınlandı.

Yeşilçamın Görünmeyen Kadınları isimli belgesele, Türk sinemasının ilk üç kadın yönetmeniyle birlikte, kendisinin yaşamı da konu oldu. Türk Filmleri Yarışması’nda Kırık Çanaklardaki oyunuyla aldığı En İyi Kadın Oyuncu ödülü (1961), 2000 yılında Avni Dilligil Tiyatro Jüri Özel Ödülü gibi bazı ödüller kazandı. 1 Aralık 2001’de sanat hayatının 50. yılını, Kültür Bakanlığı tarafından düzenlenen bir geceyle kutladı.

lale_oraloglu2   lale_oraloglu6   lale_oraloglu7lale_oraloglu8   lale_oraloglu5   lale_oraloglu9

Metin Serezli

17.11.2010

metin_serezli2

12 Ocak 1934 İstanbul doğumlu olan Metin Serezli, Atatürk Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okudu.
Hukuk Fakültesine devam ederken İstanbul Üniversitesi Gençlik Tiyatrosu’nda amatör olarak oyunculuğa başladı.
Brezilyalı yazar, Pascal Carlos Magna’nın “Yarın Başka Olacaktır” adlı oyunu ile Gençlik Tiyatrosu Erlangen Festivali’nde üçüncülük ödülü kazandı.
O sıralar Amerika’dan yeni dönmüş olan Haldun Dormen kendi tiyatrosunu kurmadan önce, Türk tiyatrocularını tanımak üzere bir ay gibi kısa bir dönem sürecek olan “Papaz Kaçtı” oyununu sahnelerken Metin Serezli’yi de kadrosuna alır. Birlikte askere giderler ve dönüşlerinde de Haldun Dormen, 1957 yılında Küçük Sahne’de ilk tiyatrosunu kurarken Metin Serezli’ye teklifte bulunur. O artık bir profesyonel tiyatrocudur. Ve, 1971 yılında Dormen Tiyatrosu kapanıncaya kadar on beş yıl birlikte çalışırlar.

Metin Serezli ve Altan Erbulak bu kez el ele vererek Kocamustafapaşa’da Çevre Tiyatrosu’nu kurarlar. Sekiz yılda sekiz ayrı oyunla, çevre halkına tiyatroyu hem tanıtırlar, hem de sevdirirler.
Nisa Serezli ile evlenip ayrılan, daha sonra tiyatro sanatçısı Nevra Serezli ile 1969 yılında evlenen Metin Serezli’nin Murat ve Selim adlı iki oğlu vardır.

Nevra ve Metin Serezli, Türk tiyatrosunun iki ünlü ismi..
Filmler çevirdiler, radyo oyunlarında rol aldılar, seslendirme çalışmalarına katıldılar ve televizyon dizilerinde yer aldılar. Fakat tiyatrodan hiçbir zaman kopmadılar. Sanat yaşamlarına tiyatroyla başladılar, tiyatroyla sürdürdüler ve hala tiyatro ile devam etmekteler. Tiyatro onlar için, kuşkusuz pek çok tiyatrocu için olduğu gibi, bir yaşam biçimiydi. Onları şöhrete ulaştırdı. Lakin onlar da bunun karşılığını vermeyi bildiler Türk tiyatrosuna. Türk tiyatro seyircisine oyunlarıyla, oyunculuklarıyla büyük tatlar verdiler, pek çok gencin tiyatroya sevgi ve saygı duymasını, gönülden bağlanmasını sağladılar.

Metin Serezli, bu dönem içinde 62’si başrol olmak üzere 68 oyunda rol almış, beşi müzikal ve biri çocuk oyunu olmak üzere tam 33 oyun sahnelemiş, 50 filmde, 200 radyo oyununda rol almış, Tv’de beş dizide oynamış, üç dizinin sunuculuğunu yapmış ve uzun yıllar da film seslendirme işinde çalışmıştır. 10 Mart 2013 tarihinde uzun süredir tedavisini gördüğü akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

metin_serezli15   metin_serezli18   metin_serezli16metin_serezli17   metin_serezli1   metin_serezli12

Münir Özkul

17.11.2010

munir_ozkul4

15 Ağustos 1925 tarihinde İstanbul’un Bakırköy semtinde, eski Osmanlı paşalarından birinin torunu olarak dünyaya geldi. İstanbul Erkek Lisesi’ndeki eğitiminin ardından oyuncu olmaya karar vererek gözünü sahnelere dikti.
İlk amatör sahne deneyimlerini Bakırköy’de bulunan Halkevi’nde gerçekleştiren Özkul, İstanbul Devlet Tiyatrosu, Ankara Devlet Tiyatrosu, ardından da İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda profesyonel oyunculuk kariyerine devam etti.
Artık bağımsız çalışabilecek düzeye geldiğine kanaat getirerek, özel sektöre geçiş yaparak Ses Tiyatrosu’nda sergilenen oyunlarda rol almaya başladı. Daha sonra geçiş yaptığı Küçük Sahne, genç oyuncunun kariyerinin yükselişinde bir dönüm noktası oldu. Çünkü, ilk defa önemli bir oyunda rol alma şansı doğdu. Sadri Alışık, Nevin Akkaya, Şükran Güngör ve Cahit Irgat gibi güçlü oyuncularla, yönetmenliğini Muhsin Ertuğrul’un yaptığı ve Steinbeck’in aynı adlı romanından tiyatroya uyarlanan “Fareler ve İnsanlar”da oynadı. Küçük Sahne’de ayrıca, “Yarış”, “Onikinci Gece”, “Aşağıdan Yukarı” ve “Karışık İş” gibi başarılı oyunlarda da yer aldı.

Tiyatro sahnelerinden “tesadüfen” film setlerine geçişi 40’lı yılların sonuna denk düşen Özkul, askerliğini yaptığı dönemde, biraz da komik bir anı olsun diye “Vatan ve Namık Kemal” adlı filmde, figüran olarak kamera karşısına geçti ve rol aldığı 400’ün üzerinde filmle, Türk sinemasına damgasını vuran önemli karakter oyuncuları arasına girmesini sağlayacak sinema serüveni böylece başlamış oldu.
munir_ozkul22

İlk olarak beyaz perdenin siyah-beyaz karelerinde küçük rollerle karşımıza çıkan Özkul, ilk defa 1950 yılında, senaryosu İhsan Koza ile Nazım Hikmet tarafından yazılan ve Vedat Ar’ın yönetmenliğinde çekilen “Üçüncü Selim’in Gözdesi” adlı bir İpek Film yapımında yer aldı. Hemen ardından, 1951’de, yine birer İpek Film yapımı olan “Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan” ile “Lale Devri”nde yardımcı oyuncu olarak kamera karşısına geçen Özkul, aynı yıl, Muhsin Ertuğrul’un yönetmenliğinde çekilen “Evli mi Bekar mı” ve Baha Gelenbevi’nin yönettiği “Barbaros Hayrettin Paşa” adlı filmlerde başrol oynadı.
Yabancı sinemanın tipik karakterlerinden etkilenen Türk sinemasında, Burhan Felek tarafından Lorel-Hardi ikilisinin kendi kültürümüze uyarlanmasıyla dönüştüğü Edi-Büdü ikilisinin 1952 yılında sinemaya aktarılmış versiyonu olan “Edi ile Büdü Tiyatrocu” ve “Edi ile Büdü” filmlerinde Vasfi Rıza Zobu ile birlikte rol alan Özkul, artık sinema çevrelerinde adını duyurmaya, halktan büyük ilgi görmeye başlamıştı. İlk yıllarında genellikle İpek Film yapımlarında yer alan oyuncu, çoğu zaman komedi türü filmlerde rol aldı. Özellikle mimikleriyle, samimi tavırlarıyla halk tarafından kısa sürede benimsendi. Ancak asıl başarısını Arzu Film yapımlarıyla yakaladı. 1953 yılında, Muhsin Ertuğrul’un yönettiği “Halıcı Kız” filminde yer aldıktan sonra kariyerinin önü iyice açıldı. Aynı yıl, fantastik bir komedi olan ve senaryosu yine İhsan İpekçi ile Nazım Hikmet tarafından yazılan “Balıkçı Güzeli/1002. Gece” ve ardından, 1956’da çekilen “Kalbimin Şarkısı” adlı duygusal film ile karakter oyunculuğuna doğru yönelişe geçen Özkul, “Miras Uğrunda” ve Zeki Müren’in başrolünü oynadığı “Altın Kafes” ile oyunculuk gücünü ortaya koyarak; dram, duygusal, komedi gibi farklı türlerde her kalıba girebilen bir oyuncu olduğu kanısını pekiştirmeye başladı.
munir_ozkul21

Sinema çalışmalarının yanı sıra, gönül verdiği tiyatro sahnelerini de bırakmayan Özkul, 1957 yılında Devlet Tiyatroları’nın yönetmenliğine getirildi. Sanat kariyerinde adeta bir atılım olarak değerlendirilebilecek bu gelişmenin ardından, Küçük Sahne’yi terk etmek zorunda kaldı. Bu durum, sanatçının profesyonel oyunculuğa adım attığı Küçük Sahne’nin, ustasını kaybetmesiyle birlikte daha fazla tutunamayarak dağılmasına neden oldu.
1960 ile 1970 yılları arasında kırkın üzerinde filmde rol alan Özkul, daha önce Atlan Karındaş’la birlikte tiyatro sahnesine de aktardığı ve oyunun inanılmaz başarısı sonucunda, 1971 yılında Türk tiyatro ve ortaoyunu üstadı İsmail Dümbüllü’den “ortaoyuncular kavuğu”nu devralmasını sağlayan, Sadık Şendil’in yazdığı “Kanlı Nigar” adlı muhteşem eserin sinema versiyonunda da yer aldı. 1968 yılında, Ülkü Erakalın’ın yönetmenliğinde çekilen filmde, Belgin Doruk ve Selma Güneri’yle birlikte rol aldı. Türk sinemasının en verimli dönemlerinden olan 70’li yıllara gelindiğinde, geniş bir oyuncu kadrosuna sahip, aile filmlerinde rol almaya başlayan Özkul, özellikle Adile Naşit’le iyi bir ikili oluşturdu ve bu ikili halk tarafından da çok sevildi; benimsendi. Yakışıklı olmasa da, hatta çirkince bir yüze, uzun ve ince bir fiziğe sahip olsa da birkaç filmde jön rollerde yer alan ve hiçbir zaman kötü rollere yakıştırılamayan Özkul, özellikle bu yıllarda Türk sinemasının klişe konularında “fakir ama gururlu”, iyi kalpli, babacan karakterleri canlandırdı.
Münir Özkul, 1972 yılında, başrollerini Hülya Koçyiğit ile Tarık Akan’ın paylaştığı “Sev Kardeşim” adlı Ertem Eğilmez filmindeki başarılı performansıyla, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülüne layık görüldü.
70’li yıllarda, Ertem Eğilmez imzalı filmlerde unutulmaz rollere hayat veren, ağlatan duygusal replikleri o etkileyici sesiyle Türk izleyicisinin hafızasına kazıyan Özkul, “Neşeli Günler”, “Mavi Boncuk”, “Aile Şerefi”, “Gırgıriye” serileri, “Gülen Gözler” ve “Bizim Aile” gibi filmlerle karakter oyunculuğundaki ustalığını ortaya koydu. Sanatçının unutulmaz rolleri arasında zirveyi ele geçirmesine, “Hababam Sınıfı” seri fimlerinde canlandırdığı, disiplinli, ancak yufka yürekli öğretmen “Kel Mahmut” karakteri oldu. Öyle ki, bu tipleme neredeyse adını aşarak sanatçının lakabı haline geldi ve bu şekilde anılmaya başlandı.
munir_ozkul17

80’li yıllarda duraklama dönemine giren Yeşilçam’da video filmlerine yönelişi izleyen Özkul, bu dönemde kalitesi düşük birtakım sinema ve video filmlerinde rol aldı. Ardından, tek televizyonlu dönemin sonlarına doğru dizi çekimlerinin artış göstermesiyle birlikte, 1987 yılında TRT’de yayınlanmak üzere çekilen “Uzaylı Zekiye” adlı dizi için kamera önüne geçti. Bu dizinin ardından birkaç filmde daha rol alan ünlü oyuncu, içkiye olan düşkünlüğünün de etkisiyle sağlığı ile ilgili sorunlar yaşamaya başladı ve özel projeler dışında herhangi bir çalışma yapmadı.

1995 yılında, Kemal Sunal’la birlikte, “Şaban ile Şirin” adlı filmde yer aldı.
90’lı yılların ikinci yarısında, bilhassa özel televizyon kanallarının sayısı artış gösterdikçe, Yeşilçam’a olan rağbet azalmış; televizyon ekranlarına yönelik çalışmalar; özellikle de dizi yapımları ön plana çıkmıştı. Ancak bu furyadan kendini uzak tutan Özkul, 1996’da, izleyiciden büyük ilgi gören ve senaryosu Kandemir Konduk tarafından yazılan “Ana Kuzusu” adlı dizide Perihan Savaş ve Ayşen Gruda ile birlikte rol aldı. Aynı yıl, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen törenle, jübilesini yaparak tiyatro sahnelerine veda etti.
Yaşamı boyunca pekçok tiyatro ve sinema yapımında emeği geçmesine rağmen, zaman zaman ciddi maddi zorluklar içine girmiş olan Özkul’a, bu geceden elde edilen gelirle bir ev alındı.

Yine 1996 yılında, Veli Çelik’in yönetmenliğinde çekilen televizyon filmi “Ay Işığında Saklıdır”da, Aydan Şener ve Toprak Sergen’le birlikte yer aldı. Ardından, 1998 yılında, Hamdi Alkan’ın “Reyting Hamdi” adlı televizyon eğlence programında, kısa bir süre için Yarmagül tiplemesinin dedesi rolünü canlandırdı.
Usta oyuncunun son kez beyaz perdede göründüğü sinema yapımı ise, 2000 yılında Serdar Akar tarafından çekilen “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar” oldu.
Sanat yaşamı boyunca 400’e yakın sinema filminde ve sayısını kendisinin bile tam olarak bilmediği sayıda tiyatro oyununda rol alan Münir Özkul adına, 26 Mart 2005 tarihinde İstanbul Beylikdüzü Academia Center içerisinde “Münir Özkul Sahnesi” açılmıştır. Mankenlik ve CNN Türk’te televizyon programcılığı yapan kızı Güner Özkul’un girişimiyle, 2005 yılında, sanatçıyı birçok yönden ele alan ve yaşamının bir dönemine farklı şekillerde tanıklık etmiş kişilerin kaleme aldığı yazılardan derlenmiş, “Aktör Dediğin Nedir Ki? / Münir Özkul Kitabı” adlı bir kitap yayımlanmıştır. 1998 yılında, T.C. Kültür Bakanlığı, Münir Özkul’a Devlet Sanatçısı ünvanını vermiştir. Özkul, İsmail Dümbüllü’den aldığı ünlü kavuğu, 1989 yılında tiyatro oyuncusu Ferhan Şensoy’a devretmiştir. 1991 yılında ise, en önemli tiyatro ödülleri arasında gösterilen, Dümbüllü Ödülü’ne layık görülmüştür. 8 Nisan 2007 tarihinde, Mizah Üretenler Derneği, Karikatürcüler Derneği ve Bakırköylü Sanatçılar Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenen “II. Mizah Ödülleri” töreninde, Münir Özkul Özel Ödülü, ünlü tiyatrocu Nejat Uygur’a verilmiştir.

munir_ozkul9   munir_ozkul10   munir_ozkulmunir_ozkul11   muniz_ozkul12   munir_ozkul3