Arama:

Etiket Bulutu







‘lale oraloğlu’

İhsan Yüce

18.11.2010

ihsan_yuce

1930 yılında Elazığ’da doğan sinema ve tiyatro oyuncusu, senarist, yönetmen.
İzmir Atatürk Lisesi ve İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinde okuduktan sonra bir süre özel şirketlerde muhasebecilik yaptı.
Sanat yaşamına 1952’de İzmir’de Halk ve Çocuk Tiyatrosunda başladı. Bir sezonluk ömrü olan Bizim Tiyatroyu kurdu.
1965-1966 arasında Lale Oraloğlu Tiyatrosunda çalıştı. 1968 yılında üç arkadaşı ile birlikte Ankara Drama Tiyatrosunu kurdu. Bu tiyatroda, Suç ve Ceza, Sahne Işıkları isimli oyunları sahneledi. Gen-Ar, Arena ve Direklerarası Tiyatrolarında çalışmalarını sürdürdü.
Altın Yumruk filmi ile oyuncu olarak sinemaya geçti. Ertem Eğilmez’in yönettiği Senede Bir Gün, Bir Millet Uyanıyor, Sürtüğün Kızı gibi filmlerde oyunculuğunu sürdürdü.
Bu arada senaryo yazmaya başlayan İhsan Yüce, Aslıer Film şirketini kurarak senaristliğini, yönetmenliğini ve oyunculuğunu üstlendiği Hayat Cehennemi adlı filmi yaptı.
1976 Antalya Film Festivalinde İşte Hayat filmindeki kompozisyonu ile En Başarılı Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü aldı.
1981 Antalya Film Festivalinde Derya Gülü isimli filmdeki rolüyle En Başarılı Erkek Oyuncu ödülünü aldı.
Asıl mesleği senaristlik olan İhsan Yüce, 117 filmde rol aldı, 6 film yönetti, bir filmin yapımcılığını üstlendi ve 55 filmin de senaryosuna imza attı.
Ah Güzel İstanbul, Derya Gülü, Çöpçüler Kralı, Kibar Feyzo gibi filmlerde ortaya koyduğu karakterlerle ve filmlerindeki mükemmel performansıyla gölümüzde taht kuran, sinemamızın en karakteristik oyuncularından İhsan Yüce, 1991 yılında 61 yaşındayken yaşamını yitirdi.

ihsan_yuce6   ihsan_yuce51   ihsan_yuce71ihsan_yuce9   ihsan_yuce4   ihsan_yuce8

Lale Belkıs

17.11.2010

lale_belkis3

1940 yılında Durmaz ailesinin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi Belkıs. Savaş sonrası yıllarda geçti çocukluğu. Kamuran ve Gönül Akkor kardeşlerle birlikte, babasının evlerinin bahçesine sığınak olarak yaptığı ikinci evi, oyun evine dönüştürüp Âşık Veysel’in ‘Çiçeklerin Dili’ni oynarlardı. Çoğunlukla ‘Lale’ rolü Belkıs’ın olurdu. Yıllar sonra ‘Lale’ adını alacağını bilmeden şarkı söylemek, ayna karşısına geçip Vogue dergisinde gördüğü mankenler gibi poz vermek, çocukluğunda oynadığı oyunlardı.
Akşam Sanat Okulu’na devam ederken diktiği bir elbisenin notunu almak için sınava gittiği gün, öğretmenleri Beyoğlu Olgunlaşma Enstitüsü’ne devam etmesi gerektiğine karar verir. Akademi ya da konservatuar eğitimini düşünürken kendini Enstitü’nün koridorlarında bulur Belkıs. Aykırı görüntüsü ve güzelliği hemen fark edilir. Fransız yazar ve düşünür Georges Duhemer’in okulu ziyareti nedeniyle düzenlenen defilede mankenlik yapması istenir. Geleneksel kıyafetleri tanıtacak, hayatının ilk ipek çoraplarını da o gün giyecektir.
“Hiç tanımadığım, tuhaf duygular uyandıran, kandıran, baştan çıkaran, okşayan. Belkıs Durmaz’ın yeni bir yolun eşiğine getiren bir çift ipek çorap” diye anlatır bu duyguyu, yıllar sonra anılarını yazdığı ‘İpek Çoraplar’ adlı kitabında. Ve bu defile, ertesi gün bütün gazetelerde yer alır, onun fotoğrafları süsler sayfaları. Hayatını değiştirecek teklif de çok geçmeden gelir. Defilede giydiği bu kıyafetler iki aylık bir geziyle dünyanın pek çok ülkesinde sergilenecektir ve Belkıs’ın da bu kıyafetleri tanıtması istenir. Kardeşlerinin de yardımıyla babasından gizli olarak bu gemi yolculuğuna çıkar.
1954’te Sevim Burak, Hakkı Devrim, Orhan Boran, Özdemir Asaf’ın da aralarında bulunduğu dört yüz kişiyle çıktığı bu yolculuk 14 yaşındaki Belkıs’ın dünyasını değiştirecektir. Adını da. Müdire Refia Hanım ve Hakkı Devrim, hayran kaldıkları bu genç kadına, mankenlik kariyerine daha yakışacağını düşündükleri bir isim verirler: Turizm Kurumu’nun da sembolü olan ‘Lale’. Beyoğlu’nda manken Lale Belkıs rüzgârı esiyordur artık. İran Şahı, Kraliçe Elizabeth, Prenses Süreyya, Eisenhower Türkiye’ye geldiklerinde Lale Belkıs defilelere ilk çağrılan isim olur.
Bu dönemde ona aşık adamlar, oğluna onu isteyen anneler de çoğalır. Ama o, evliliği istemez; “Bu kadar çabalamıştım ve bunları evlilik için yapmamıştım” der.

Gelen film ve oyunculuk tekliflerine de hep ‘hayır’ der Lale Belkıs. Sonunda Lale Oraloğlu’nun ısrarlarına karşı koyamaz ve 1960’da Pangaltı Tiyatrosu’nda sahnelenen ‘Evlilik Dolabı’ oyununda İsveçli kadını oynamayı kabul eder. Eleştiriler olumludur. Cumhuriyet gazetesinden Lütfi Ay, “Böyle bir role pek uygun düşen cazip fiziği, serbest oyunu ve zarafetiyle Lale Belkıs Pangaltı Tiyatrosu’nun güzel bir keşfidir. Çok ümit verici bir istidattır” diye yazar.
Lale Oraloğlu da onun kadar ısrarcıdır. Onda gördüğü ışığa inanmıştır ve ona emek verir. Diksiyon dersleri, oyunculuk.
‘Ağaçlar Ayakta Ölür’, ‘Kötü Tohum’, ‘Kadınlar I-ıh Derse’ gibi pek çok oyunda rol alır.
Çıktıkları bir turnede Pekcan Koşar’la tanışır Lale Belkıs ve evlenirler. Bir oyunla başlayıp biten bir evliliktir ama bu. Grupla yollarını da ayırıp kendi tiyatrosunu kurar sonra. 1963’te Fitaş sinemasının bulunduğu binanın birinci katında bir saz salonunu tiyatroya dönüştürür. Kazandığı bütün parayı buraya yatırır ama Gong Tiyatrosu yalnızca iki oyun oynar, kapanır. Ama Lale Belkıs tiyatrodan kopmaz, daha da büyüyen açlıkla oyunculuğa devam eder ve başrollere uzanır.
Bir süre İpek Film Stüdyosu’nda dublaj yapar. Sophia Loren, Ava Gardner, Cahide Sonku’yu seslendirir. 1966’da ‘Ölüm Tarlası’ filminde oynayacak arkadaşı Kamuran Yüce’nin peşine takılır ve kumaş almak için gittiği Kilis’te ilk filminde oynar Lale Belkıs. Kilis’te geçen bir kaçakçılık hikâyesini anlatan ve yönetmenliğini Atıf Yılmaz’ın yaptığı filmin senaristi Yaşar Kemal ondan çok etkilenir ve Falcı Emine rolünü oynaması için ısrar eder. Sanki Yeşilçam onun gelmesini bekliyormuşçasına film teklifleri yağdırır Belkıs’a. Aynı yıl, ‘Bitmeyen Korku’ ve “Fatih’in Fedaisi” filmlerinde oynar. Bir yıl sonra, yine Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Harun Reşid’in Gözdesi” filminde Ajda Pekkan’ı kırbaçlayan kötü Butri rolündedir.
Yeşilçam ona ‘kötülük’ü vermiştir bir kere, geri almak da istemez. Batılı görüntüsü, sert yüz hatları ve kalın sesiyle Yeşilçam’ın kötülük anlayışına çok uygun düşer Lale Belkıs. Metin Erksan, Memduh Ün, Ertem Eğilmez, Ülkü Erakalın kötülük yapması için onu tercih ederler filmlerinde.
Hülya Koçyiğit-Ediz Hun, Emel Sayın-Engin Çağlar, Zeynep Aksu-Kadir İnanır gibi iyi kız-iyi oğlanları ayırması için oyuna dahil edilen ‘kötü kadın’ artık odur. Suna, Şermin, Firüzan, Reyhan adlı burjuva kötü kadınlarının yeni yüzüdür.
80’lerin ikliminden Yeşilçam’la birlikte Belkıs’ın filmografisi de olumsuz etkilenir. Yine de sinemadaki yolculuğu sürer. 1984 tarihli Atıf Yılmaz klasiği ‘Dağınık Yatak’ o dönemde rol aldığı filmlerin en önemlisidir.
Senaryosunu Murathan Mungan’ın yazdığı filmde sosyeteden Tiraje adlı kadını canlandıran Belkıs, Yeşilçam’ın ona sunduğu kadınların toplamını oynar sanki. İyiliğiyle kötülüğüyle bir kadındır o, olduğu gibi.

17 sene sonra, 2007’de yeniden beyazperdede göründüğünde artık tanıyamadığımız, imgelerimizi yerinden oynatan bir rolle çıkar karşımıza Lale Belkıs. Mahsun Kırmızıgül’ün yönettiği ve huzurevindeki yaşlıların trajik hayatlarını anlatan filmde eski pavyon şarkıcısı Jale’yi oynar.
Yeşilçam’ın kötü kadınlardan öcüdür sanki bu rol, Lale Belkıs elinden kadehini, dudağından alaycı gülümsemesini bırakmış, düzenle uyumunu sağlamış bir kadına dönüşmüştür. İdeal iyi, uslu kadınları değil uyumsuz kadınları oynamayı seçtiği, Yeşilçam sinemasında kötülüğü zarafetle taşıdığı, mankenlikten tiyatro ve sinema oyunculuğuna, müzikten resme pek çok sanat alanında kendine özgü bir duruş yarattığı ve 1961’de başlayan oyunculuk kariyerini bugünlere dek taşıdığı için Uçan süpürge Onur Ödülü Lale Belkıs’ın…

kaynak;
M. Uğur Yüksel

lale_belkis10   lale_belkis9   lale_belkis7lale_belkis13   lale_belkis4   lale_belkis5

Lale Oraloğlu

17.11.2010

lale_oraloglu3

Lale Oraloğlu öldüğünde, çok çeşitli alanlarda elde edilen başarılarla dolu bir yaşamöyküsü kaldı geriye.
28 Eylül 1924 doğumlu sanatçımız, 15 Ocak 2007′de beyin kanamasından öldüğünde -hakkını vererek- 83 yılı geride bırakmıştı.

7 yaşında piyano çalmaya başladı, konservatuvarda piyano ve şan eğitimi aldı. Muhiddin Sadak’ın korosunda 7 sene çalıştı. Dame de Sion, Şişli Terakki, Saint Pulcherie, Nişantaşı Ortaokulu ve Alman Lisesi’nde okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, İngiliz Filolojisi’nden mezun oldu. 400 metre yüzme şampiyonluğu, gülle atmada Türkiye ikinciliği, Galatasaray Kız Kürek Takımı kürek kaptanlığı da var.

Operayı hedefleyerek devam ettiği tiyatro kursları vasıtasıyla Muhsin Ertuğrul’un dikkatini çeken Oraloğlu, 1951 yılında açılan Küçük Sahne’de profesyonel tiyatrocu olarak çalışmaya başladı. Aynı yıllarda gazetecilik de yapıyordu; Galatasaray Spor dergisini yayınlıyor, İstanbul Ekspres ve Yeni Sabah gazetelerinde de çalışıyordu.
50′li yıllarda en verimli dönemini yaşayan sanatçı, sinemadan da geri kalmamış, 1960′a değin 35 filmde rol almıştı.
Dört filmin yapımcılığını üstlendi; dört filmde de yönetmen koltuğuna oturdu. Yedi filmin senaryosunu yazdı. Tiyatrosunu annesi 90 yaşına geldiği ve yanında olması gerektiği için 1987 yılında kapattı. Oraloğlu’nun “Kızım” adlı romanı 1976′da Hürriyet yayınları tarafından yayınlandı.

Yeşilçamın Görünmeyen Kadınları isimli belgesele, Türk sinemasının ilk üç kadın yönetmeniyle birlikte, kendisinin yaşamı da konu oldu. Türk Filmleri Yarışması’nda Kırık Çanaklardaki oyunuyla aldığı En İyi Kadın Oyuncu ödülü (1961), 2000 yılında Avni Dilligil Tiyatro Jüri Özel Ödülü gibi bazı ödüller kazandı. 1 Aralık 2001’de sanat hayatının 50. yılını, Kültür Bakanlığı tarafından düzenlenen bir geceyle kutladı.

lale_oraloglu2   lale_oraloglu6   lale_oraloglu7lale_oraloglu8   lale_oraloglu5   lale_oraloglu9