Arama:

Etiket Bulutu







‘manisa’

Selda Alkor

17.11.2010

selda_alkor10

1943 Konya doğumlu olan Selda Alkor, İzmir ve Manisa Kız Lisesi’nde, daha sonra Kız Sanat Enstitüsü’nden mezun oldu.
1965’te Ses dergisinin açtığı Sinema Yıldızı Yarışması’nda birinci olduktan sonra sinemaya geçip ve art arda Çiçekçi Kız, Buzlar Çözülmeden, Senede Bir Gün, İlk ve Son, Yara, Yosma ve Yakut Gözlü Kadın gibi filmler çekti.
1968 yılında, yani çok kişinin kendini sahneye atmasına neden olan erotik filmler başlamadan çok önce, o çıkıp halk türküleri söyledi. Birkaç kez yılın en başarılı sanatçısı seçilen oyuncu, milli basketbolcu Cihat İlkbaşaran ile evlendi. Ondan sonra Selda Alkor sinemayı hemen hemen tümüyle bıraktı.
1984’te ünlü Kartallar Yüksek Uçar dizisi ile Hanımağa kompozisyonu dillere destan oldu, adeta sinema ve televizyonda yeni bir kadın karakteri yarattı. Ve sonraları hemen herkes biraz o karakterden esinlendi, beslendi.
Ardından başka diziler geldi; Şeytanın Kurbanları, Hayat Bazen Tatlıdır, Böyle mi Olacaktı? Ve sonra yine bir büyük TV olayı; Asmalı Konak. Yine Çağan Irmak ile çektikleri Çemberimde Gül Oya dizisi. Bu iki diziyle çeşitli kuruluşlardan toplam 60’a yakın ödül aldı.
Selda Alkor, eski basketbolculardan Cihat İlkbaşaran’la yaptığı evliliğini 37 yıldır sürdürerek, başarılı çalışmalara adını yazdırmaya devam ediyor.

selda_alkor11   selda_alkor5   selda_alkor111selda_alkor8   selda_alkor4   selda_alkor2

Kahramanmaraş’da bir başarı öyküsü

15.09.2010

sabun

Aslen Manisalı olan Hacer Çam, eşi Gökmen ile birlikte uzun yıllar değişik illerde yaşadı. 2 yıl önce eşinin memleketi Kahramanmaraş’a dönen Çam çifti, bir süre iş arayışına girdi. Gökmen Çam’ın, iş müracaatlarından aldığı olumsuz cevap karşısında mücadeleye devam eden çift, kendi işini kurmaya karar verdi.

Yıllar önce Manisa’da annesinden sabun yapmayı öğrenen Hacer Çam, ilk olarak Kahramanmaraş Valiliğince başlatılan Mikro Kredi Projesi’ne müracaat etti. Oradan aldığı bin TL ile çalışmalarına başlayan kadın, daha sonra SYDV’ye giderek iş kurmak isteğini söyledi. Vakıftan 10 bin TL kredi temin eden Hacer Çam, ilk olarak atölyesini oluşturarak makine satın aldı. Finansman sorununu çözen girişimci kadın, eşiyle birlikte sabun üretimine başladı.

Günde 2 bin 500 adet sabun üreten Çam çifti, mamulleri başta Kahramanmaraş olmak üzere turistik bölgelerdeki otellere pazarlıyor.


Eşinin bir süre iş aradığını ancak her seferinde olumsuz yanıt aldığını hatırlatan Hacer Çam, hikayesini şöyle anlatıyor:

”Bir gün komşu ziyaretine gitmiştim. Orada mikro kredi projesinden bahsettiler. Valiliğin iş kuracak kadınlara parasal yardımda bulunduğunu öğrendim. Bu, benim için bir kıvılcım oldu, ‘yapabilirim’ dedim. Sonra konuyu eşime açtım. İlk başta karşı çıktı. Ama kendisini ikna ettim. Sonra SYDV’nin iş kurmak isteyenlere maddi destekte bulunduğunu öğrendim ve vakfa giderek bilgi edindim. Gerekli prosedürleri tamamlayarak 10 bin TL kredi aldım.”

Aldığı parayla sabun makinesi siparişi verdiğini anlatan Çam, eşiyle birlikte çalışmaya başladığını ve natürel sabun ürettiklerini dile getirdi. 3 aydır yoğun bir şekilde çalıştıklarını kaydeden Çam, pazarlama sorununu aşmaya çalıştıklarını ve burada da başarılı oldukları takdirde özellikle kadınları işe almayı planladığını belirtti.
Değişik ebatta sabun ürettiklerini anlatan Çam, Antalya, Muğla ve İzmir’de otellerle görüştüklerini sözlerine ekledi.

kaynak : stargazete.com

Menemen olayı

02.06.2010

kubilay

Menemen Olayı yada Kubilay Olayı, 23 Aralık 1930 günü İzmir’in Menemen ilçesinde öğretmen-yedeksubay
Mustafa Fehmi Kubilay’ın ve yardımına koşan bekçiler Hasan ve Şevki’nin bir grup meczup tarafından şehit edilmesiyle başlamış, ardından kurulan Divanı Harp’te de olayın failleri olarak yargılanan sanıklara çeşitli cezalar verilmesiyle sonuçlanmış bir olaylar zincirini içerir.

Olaylar Menemen’de cereyan ettiği için Menemen Olayı da denmektedir, ancak çoğu Menemen dışından belli bir grubun faili olduğu olay için ilçenin bütününün isminin kullanılmaması daha doğrudur.

Siyasi bağlamda da Kubilay Olayı, 1930’da Ali Fethi Okyar tarafından Atatürk’ün tavsiyesiyle kurulmuş olan ve 17 Kasım 1930’da kendi kendini fesheden, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci ana muhalefet partisi Serbest Fırka’nın 99 günlük varlığı ile bir arada değerlendirilmektedir.

Mustafa Fehmi Kubilay (baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep) Giritli bir ailenin çocuğu olarak 1906 yılında dünyaya geldi. Öğretmenlik eğitimini tamamladıktan sonra 1930 yılında Menemen’de yedeksubay sıfatıyla askerlik görevini yapmaktaydı.
kubilay3

23 Aralık 1930 sabahı Menemen’de cereyan eden tuhaf hadiseler genel anlatıma göre şu seyri izlemiştir: Sabahın erken saatlerinde, çember sakallı, başlarında sarık, sırtlarında cüppe, Manisa’dan o gün gelmiş dördü silahlı altı meczup, belediye meydanında tekbir getirerek gezinmeye başladı. Bazı kaynaklar içki ve uyuşturucu tesirine atıfta bulunmakta iken, sanıklardan Sütçü Mehmet Emin sonradan ifadesinde Nakşibendilik tarikatına mensubiyet göndermelerinde bulunmuş, Manisa’da vaazında bulundukları hocaları saymıştır. Grup “biz şeriat ordusuyuz” diyerek Menemen Müftü Camiine girmiştir. Elebaşı ” Giritli Derviş Mehmet” (başka bir deyişle Kubilay’ın hemşerisi) olup, yanında da Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet Emin, Nalıncı Hasan, Küçük Hasan vardı. Derviş Mehmet camide namaz kılanlara kendini ” Mehdi” olarak tanıttı ve dini korumaya geldiklerini söyledi. Arkalarında 70 bin kişilik Halife ordusu olduğunu, öğle saatlerine kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceği gibi tebligatlarda bulundu. Camideki yeşil bayrağı alıp önce uzun bir sopaya takarak, sonra da Menemen şehir meydanında kazdıkları bir çukura diktiler. Bayrağın çevresinde dönmeye, tekbir getirmeye, zikretmeye ve “Şapka giyen kafirdir! Yakında yine şeriata dönülecektir.” diye bağırmaya başladılar. Bayrağın altından ahaliden bazı kişileri (bir fabrikada çalışan Hayimoğlu Jozef de dahil) geçirdiler. Kasabaya halife ordusunun geleceği iddiası saf insanları korkuttu. Biraz tezahürat bile topladılar.

Olayların ilçedeki askeri birlikte duyulmasıyla, bir bilgiye göre, alay komutanı yedeksubay Kubilay’ı bir manga askerle birlikte olay yerine gönderdi; başka bir bilgiye göre ise Kubilay sadece meydandan geçmekteydi. Askeri birlik sevki senaryosunda Kubilay ve askerlerin silahlarında mermi bulunmamakta olup, süngü takmışlardı. Kubilay, askerlerini meydan girişinde bırakarak, nümayişçilerden teslim olmalarını istedi. O anda gruptan açılan ateş sonucu yere düştü. Meydandan geçmekte olduğu senaryosunda, Kubilay üniformasının kendisini koruyacağına güvenerek tahrikçilere tek başına yaklaşmış ve Derviş Mehmet ile tartışmaya başladı, hatta bir tokat aşketmiş ve bunun üzerine Derviş Mehmet tarafından vurulmuştur. Görgü tanıklarının genellikle doğruladıkları üzere, Kubilay yaralı halde cami avlusuna sığındıysa da, Derviş Mehmet ve arkadaşları peşisıra geldiler. Derviş Mehmet, çantasını açıp testere ağızlı bağ bıçağını çıkardı ve yaralı yedeksubay Kubilay’ın başını oracıkta gövdesinden ayırdı. Kesik başı yeşil bayrağın sopasına dikmeye çalışırlar ancak bir türlü başaramazlar. Birisi ip getirir ve Kubilay’ın başı yeşil bayrağın dikili olduğu sopaya iple bağlanır.

Olay yerine yetişen Bekçi Hasan ateş edip gruptan birini yaraladı. Ancak açılan ateş sonucu o da şehit düştü. Arkadaşının yardımına koşan bekçi Şevki de açtığı ateş sonucu şehit düştü. Birkaç dakika içinde üç şehit verilmiş, bir baş kesilmişti.

Bu aşamada askeri birlik yetişir. Komutan “Teslim olun!” diye bağırır. Ancak olay çatışmaya dönüşür ve askeri birlik ateş eder. Göstericilerden Derviş Mehmet de dahil bazıları yere serilirken, bazıları kaçar. Daha sonra hepsi birden yakalanır.

Kubilay Olayı, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin 1925’deki Şeyh Sait İsyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayıdır.

Devlet sert tepki göstedi.
27 Aralık 1930 günü Dolmabahçe Sarayı’nda Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında bu konuda bir toplantı yapıldı. Kaynakların ifadesine göre, Atatürk, Kubilay Olayına çok kızmıştı. Daha birkaç yıl önce Yunan İşgalinin acılığını tatmış bir muhitte bu olayın meydana gelmesi üzerine, bazı kaynaklara göre, ilçenin haritadan silinmesini emretti. Ertesi gün de, “Böyle emirler verirsem, uygulamayın, sonra bir daha sorun”, dedi. Ancak olayın niteliği ve cereyan ediş şekli nedeniyle çileden çıktığı muhakkaktır. 28 Aralık 1930’da orduya gönderdiği başsağlığı telgrafında, “Mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkar bulunmalarının bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadise” olduğunu belirtti.

31 Aralık 1930 günü Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir’in merkez ilçelerinde 1 Ocak 1931’den itibaren 1 ay süre ile Fahrettin Altay komutasında sıkıyönetim ilan edilmiş ve 1. Kolordu Komutan Vekili General Mustafa Muğlalı başkanlığında bir Divanı Harp kurulmuştur. 7 Ocak 1931’de bu kez İzmir’de yine Mustafa Kemal Paşa başkanlığında ikinci bir toplantı yapıldı. Olaya doğrudan veya dolaylı katılan 105 sanık (anayasayı cebren tağyir, eyleme iştirak, azmettirme veya Mehdi Mehmedin Mehdiliği için harekete geçtiğini bildikleri halde zamanında Hükümete haber vermedikleri ve tekkelerin seddinden sonra ayini tarikat icra ettikleri suçlamalarıyla) 15 Ocak 1931’dan itibaren Divanı Harp’te yargılanmaya başlandı, 24 Ocak 1931 günü iddianame okundu ve 29 Ocak 1931 günü mahkeme 36 (ölmüş olan bir sanık ile 37) kişinin idama mahkum edilmesine, 40 kişinin sorumsuzluğu nedeniyle salıverilmesine, 27 sanığın beraatine, 41 kişiye çeşitli hapis cezaları verilmesine hükmetti ve karar Meclis’in onayına sunuldu. İdam hükümlülerinin 6’sının yaşı küçük olduğundan, onların ölüm cezaları ağır hapse çevrildi. T.B.M.M. Adalet Divanı ayrıca iki idamlığın cezasını 2 yıl hapse çevirdi.

Kalan 28 sanık, 3 Şubat 1931 gecesi Menemen’de idam edildi. Bazıları Kubilay’ın başının kesildiği yerde asıldı. Mahkumlardan biri idam sehpasının önünden kaçabildi. İki hafta sonra yakalandı ve ertesi gün idam edildi. Olayın hemen ardından Menemen’de devrim şehidi iki bekçi ve Kubilay adına anıt dikildi. Anıtın üzerinde şöyle yazar:

kubilay2

“İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz.”

Sıkıyönetim, 28 Şubat 1931’de Manisa ve Balıkesir’den, 8 Mart 1931’de de Menemen’den kaldırıldı.

Manisa

07.12.2009

manisa1



Batı Anadolu’da Spil Dağı ile Gediz Nehri arasında yer alan Manisa, Ege Bölgesinin ulaşım bakımından önemli bir noktasında bulunan zirai, ticari ve sanayi açıdan gelişmiş bir kentimizdir.

manisa9

Tarih boyunca kültür ve sanatın yoğunlaştığı, ticaret yollarının geçtiği Manisa, kültürel ve doğal zenginlikleri ile ilgi çekici tatil olanakları sunmaktadır. Tarihte ilk altın parayı basan Lidya Krallığının başkenti bugün Salihli ilçesi sınırlarında yer alan Sarp kentidir.

Gediz Ovasının bereketli topraklarının da etkisiyle tarımsal üretim sıralamasında ilk üç ilden biridir. Yüzyıllardan beri dokumacılık, gıda, dericilik ve tarım konusunda faaliyet gösteren Manisa’da bugün sanayi önemli bir gelir kaynağıdır.

Manisa’nın bir diğer önemli özelliği ise semer yapımı, bakırcılık ve demircilik gibi geleneksel el sanatlarının devam ettiği bir kent olmasıdır. Kulaya 18 km mesafede bulunan Peri bacaları ise Gediz vadisi üzerine yapılmış pastel tonlarda görkemli bir resme benzemektedir. Saruhan Beyliğinden günümüze ulaşan yapılar arasında Ulu Camii külliyesini sayabiliriz
manisa2

Manisa geçmişinden taşıdığı izler ve doğal güzellikleriyle turizm kulvarında da adından söz ettirmektedir. Şifalı sular bakımından zengin bir bölgede bulunan Manisa’daki jeotermal su kaynakları asırlardır bilinmektedir ve yerli yabancı turistlerin ilgi odağıdır. Salihli’de bulunan Kurşunlu ve Sard kaplıcaları Manisa’nın sağlık turizmine önemli bir katkı sağlamaktadır.

Sart
Salihli yakınlarında, bugünkü İzmir-Ankara yolu üzerinde, Manisa’ya yaklaşık 62 km uzaklıkta bulunan Sart, antik çağda Lidya Krallığının başkenti olması ve tarihte ilk altın paranın basıldığı yer olmasıyla ün yapmıştır. Arkeolojik kazılar sonucunda, başta Artemis Tapınağı, Sinagog, Cimnazyum başta olmak üzere altın arıtımevi ve mermerli cadde kenarındaki dükkanlar ile Artemis Mabedi yakınındaki küçük kilise gibi birçok eser ortaya çıkarılmıştır.
Sart Ören Yeri, Hıristiyanlığın ilk çağlarına ait Ege Bölgesinde bulunan yedi kiliseden Sart Kilisesinin bulunduğu yer olarak da yoğun bir biçimde ziyaret edilmektedir. Yine Sart ören yerinde İzmir-Ankara yolunun kuzey kenarında bulunan Sinagog, türünün Anadolu’daki en eski örneklerinden biri olması ve M.S. III. yüzyılda, Sart’ta bir Musevi cemaatinin varlığına işaret etmesi bakımından önemlidir.

Kula evleri

Tarihte “Yanık ülke” olarak adlandırılan Kula; geleneksel mimari yapısını, günümüze dek koruyabilen özgün yerleşimlerden biridir. İzmir-Ankara karayolunun kuzeyinde Kara-Divlit Dağı eteklerinden doğuya doğru yayılan bu kentteki evler, büyük aile yapısına ve zamanın büyük bir bölümünü evde geçiren kadına göre düzenlenmiştir.
manisa7

Kula’nın doğusunda bulunan Kapadokya’daki peri bacalarına benzer oluşumlar.

Manisa Kalesi

Manisa’nın güneyinde bulunan Spil Dağı’nın kuzey yamaçlarındaki kalenin hangi dönemde yapıldığı konusunda kesin bir bilgi yoksa da, etrafını çevreleyen suların M.S.l7 yılındaki depremde yıkıldığı ve Roma İmparatoru Tiberius zamanında tekrar yapıldığı sanılmaktadır.

Gravürlerden, seyehatnamelerden ve mevcut kalıntılardan, vaktiyle hayli görkemli bir yapı olduğu anlaşılan kale, beşgen planıyla sandığa benzemesinden dolayı halk arasında Sandıkkale olarak adlandınlmaktadır. İçkale sur duvarı kalıntılarının uzunluğu 1700 metre olup, doğu ve kuzey yönlerinde kesme taş, tuğla ve horasan harcından yapılmış 4500 mt. kadar uzunluğunda, yüksekliği 10-12 metreyi bulan dış surlarla çevrilidir. Sur duvarlarının ve burçların bir kısmı hayli yıpranmış da olsa hala belirgindir.

Yoğurtçu Kalesi

Manisa Merkez Uzunburun köyü sınırları içinde Manisa’ya 20 kilometre kadar uzaklıktadır. Henüz arkeolojik kazı yapılmamış olmasına rağmen, hayli sağlam durumda olan yapının tarihinin Bizans, hatta Roma dönemine kadar inmesi muhtemeldir.

manisa3

İlin önemli camileri merkezde 14.yy’a tarihlenen Ulu Cami, Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Hafsa Sultan adına yapılan Sultan Camii ve projesi Mimar Sinan’a ait Muradiye Camii ve Akhisar ilçesindeki Ulu Cami sayılabilir. 1490 tarihinde II. Bayazıt’ın eşi Hüsnü Şah Sultan tarafından yaptırılan Hatuniye Külliyesi görülmeye değerdir.
Manisa’ da yer alan türbeler; Saruhan Bey Türbesi, Yedi Kızlar Türbesi, Yirmi İki Sultanlar Türbesi, Süleyman Şah Türbesi ve Emre Sultan Türbesidir

Kurşunlu Kaplıcaları
Salihli’nin 5 km. kadar güneybatısında, Manisa’ya 71 km. uzaklıkta olan kaplıca romatizma, solunum yolları hastalıkları, cilt ve kadın hastalıkları ile nevralji tedavisinde kullanılmaktadır.
manisa8

Manisa Tarzanı ( Ahmet Bedevi )
AHMET Bedevi’nin nüfus kayıtlarındaki ismi Ahmeddin Carlak. 1888’de Bağdat’da doğup Türk ordusunda askerlik yapan Carlak, daha sonra milli mücadeleye katıldı, kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ile onurlandırıldı. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Manisa’ya gelip yerleşen Bedevi, sessiz garip bir insandı. Belediyede süpürgeci olarak göreve başladı, bahçıvan yardımcısı, itfaiye eri olarak çalıştı. Manisa’yı yeşillerdirmek için tüm gayretiyle çalışan Bedevi, dayanılmaz sıcaklarda önce atlet ve kısa pantolon, sonraları yaz kış demeden siyah şortla dolaşmaya başladı. Manisa Tarzanı denilen çevre lideri, Spil’de kulübede yaşamaya başladı, 31 Mayıs 1963’te yaşamını yitirdi.

Ne yenir?
Et ve süt ürünleri de ana besinler olmakla beraber, Manisa mutfağının temelini sebze ve meyveler oluşturmaktadır. Bazı yemeklerle pide ve börek gibi hamur işlerinde sebzeler ve değişik bitkilerin et ile birlikte kullanıldığı görülür. Yine de yöre mutfağında zeytinyağlıların yeri başkadır. Manisa kebabı, şevketi bostan, enginar dolması, semizotu, yalancı sarma, börülce tarator, sinkonta, simit ekmeği, mantar tatlısı, zerde yörenin sevilen yemek ve tatlılarıdır.

Ne alınır?
Manisa’nın ünlü Mesir Macununu yıl boyu bulmak mümkündür.Bunun yanı sıra Yunt Dağı, Kula, Gördes ve Demirci halıları ile ün yapmış Manisa’da, geleneksel el dokuması halılar, altın ve gümüş takılar, pamuklu iç ve dış giyim eşyaları ziyaretçiler tarafından büyük ilgi gören eşyalardır. Ayrıca bakır, gümüş, pirinç, tahta oyma gibi hediyelik eşyalar ve şile bezi, bürümcük giysiler ile çeşitli oyalar satın alınabilir.

manisa4

Manisa Müzesini, Muradiye Cami, Ulu Cami ve Mesir Macununun saçıldığı Sultan Cami ve külliyesini gezmeden,
Ağlayan Kaya Niobeyi görmeden,
Spil Dağı’ndan Manisa ve İzmir’i grup vakti seyretmeden,
Spil Milli Parkını ziyaret edip, yaban atlarını görmeden,
Aigai Antik Kentini gezmeden,
Sardes Antik Kenti ve Artemis Tapınağını görmeden,
Salihli-Gölmarmara yolu üzerindeki 90 kadar tümülüsün (kral mezarları)yer aldığı Bintepeler Bölgesini gezmeden,
Salihli İlçesi civarındaki 15000-25000 yıl öncesine ait fosil ayak izlerini görmeden,
Alaşehir’de bulunan St Jean Kilisesini görmeden,
Kula İlçesini ziyaret edip, Kula evlerini, geleneksel el sanatlarının hala sürdürüldüğü tarihi çarşısını, peri bacalarını, Divlit Yanardağı ve lav akıntılarını görmeden ve Kula güveç kapamasını, şekerli ve ya otlu pidelerini ve höşmerimini yemeden, leblebisinden tatmadan,
Soma – Darkale Köyü’nü görmeden,
Salihli’de odun köfte, Manisa’da Manisa kebabı yemeden,

…Dönmeyin.

kaynak : Manisa Valiliği internet sitesi, wikipedia, cennetturkiye.org