Arama:

Etiket Bulutu







‘mısır’

Devlet Devrim

18.11.2010



Yeşilçam’ın ‘şımarık kolejli kızı’ Devlet Devrim, sinema yaşamına 1962’de Ses Dergisi’nin müsabakasıyla başladı.
Dedesi, yıllar önce Kral Faruk’un sarayına tercüman olarak gitmiş ve Mısır’a yerleşmişler. Babası Mısır’ın en kalburüstü ailelerinden birinin oğlu. Asıl soyadı Muhsin. İskenderiye’de doğan sanatçı, bir yaşındayken annesi ile babasının ayrılması sonrasında, annesiye beraber İstanbul’a dönmüşler.
Moda’da kız enstitüsünde okuyan sanatçı Ses Mecmuası’nın Kapak Müsabakası için Oranj sarı kahverengi, damalı, bol, kayık yaka, kısa kollu bir elbise diker kendine bir gecede… ve Tamer Yiğit’le beraber 1962 yılında kazanırlar.
Sinemaya ve şöhrete adım atar. Kervan Film şirketinden gelir ilk teklif. Böylece ‘Çiçeksiz Bahçe’ filminde Orhan Günşiray ve Nebahat Çehre’yle oynar.
Sonra filmlerin arkası gelir, birçok yönetmenle çalışır. Daha çok kolejli şımarık kızı oynar.
1968 ‘de gazino furyasında, Lunapark Gazinosu’nun sahneye de çıkan Devlet Devrim, mükemmel güzelliğine eklediği iyi oyunculuğuyla başrollere geçiş yapacağı sırada, 1971 yılında evlenerek, çevirdiği 70 kadar filmin ardından sessiz sedasız sinema dünyasından ayrılır.

kaynak;
Radikal Gazetesi

   devlet_devrim5   devlet_devrim3      

Özgürlük Heykelinin hikayesi

30.05.2010

liberty

Özgürlük Heykeli, ABD’nin New York şehrindeki Liberty (Özgürlük) adası üzerinde, inşa edildiği 1886 yılından bu yana Amerika’nın simgesi olan anıtsal heykel ve gözlem kulesi. Dünyanın en tanınan abidelerinden biridir.

Bakırdan yapılan Özgürlük Tanrıçası heykeli, Fransa tarafından kuruluşunun 100. yılı nedeniyle ABD’ye (10 yıl gecikmeli olarak) hediye edilmiştir,1884-1886 yılları arasında inşa edilen heykelin mimarı Frederic Bartholdi’dir. Çelik iskeleti Gustave Eiffel, kaideyi Richard Morris Hunt yapmıştır. ABD’nin New York şehrindeki Özgürlük Adası’nda yer alır.

Heykel, sağ elinde bir meşale, sol elinde ise bir tablet tutar. Tabletin üstünde 4 Temmuz 1776 tarihi (Bağımsızlık Bildirgesi’nin tarihi) yazılıdır. Heykelin başındaki taç’ın 7 sivri ucu 7 kıtayı veya 7 denizi simgeler. Heykelin yüksekliği 46 m, kaidesi ile beraber 93 m’dir. Ziyaretciler heykelin içinden meşaleye kadar 168 basamaklı bir merdivenden çıkabilirler. Heykelin meşale tutan sağ elinin yüksekliği 13 metredir. Meşalenin etrafındaki dehlizde 15 kişi birarada dolaşabilir. Heykelin başının genişliği 2 metre, yüksekliği ise tacı ile birlikte 5 metredir.
Yontu dikilmeden 1 yıl önce (1885’te) yayımlanan renkli taş baskı

93 metre yüksekliğindeki Özgürlük Anıtı ilk olarak 1860’lerde, ilk olarak Osmanlı İmparatorluğu yönetimindeki Mısır’ın Hıdiv’i Said Paşa’nın Süveyş Kanalı inşası için imzaladığı antlaşmanın gereği olarak Suveyş Kanalı’ndaki Port Said Limanı’nın girişine konulmak üzere planlanmıştır. Ancak dönemin Osmanlı Sultanı Abdülaziz tarafından peşinatı ödendiği halde dikilen heykelden ötürü yerel huzursuzluk çıkacağı endişesiyle, Kavalalı soyundan Hıdiv İsmail Paşa planlanan yere inşasını istememiştir.

Fransız bir heykeltraş olan Frederic Auguste Bartholdi’ye ısmarlanan bu heykel, bakır ve çelikten yapılarak tamamlanmış, fakat daha sonra Mısır’a dikilmesinden vazgeçilmesiyle Paris’te bir depoya kaldırılmıştır. Tasarlanan bu ilk heykel Kızıldeniz ile Akdeniz’in birleştiği yere koyulacak firavunlar zamanının giysilerine bürünmüş bir kadın şeklindeymiş ve elinde ‘Asya’nın ışığının Mısır’dan geldiğini’ sembolize eden bir meşale tutuyormuş. Bu olaydan 20 yıl sonra 1885’te Fransa hükümeti A.B.D ile olan iyi ilişkilerinin bir göstergesi olarak büyük bir heykel yaptırmak istediğinde yine aynı heykeltraşın kapısı çalınmış. Hazır durumda olan heykel depodan çıkarılmış, heykeltraş Bartholdi ve Gustave Eiffel (Eyfel kulesinin mühendisi) birlikte çalışarak bazı değişikliklerle heykeli yenilemişler ve New York sahilinde Liberty Adasına yerleştirilmiş.

Özgürlük Heykeli, ziyaretçilere açıktır. Ziyaret etmek isteyenler adaya bir feribotla ulaşırlar, merdivenleri tırmanarak meşaleye çıkabilir ve New York limanını seyredebilirler.

Heykele Singer dikiş makinelerinin kurucusu Isaac Singer’in dul eşi Isabelle Eugenie Boyer modellik etmiştir. Özgürlük Heykeli 1884 yılında Fransa’da tamamlandıktan 1 yıl sonra 350 parçaya bölünüp 214 sandık içinde New York limanına ulaştırılmıştır. Parçalar, 4 ay içinde kaidenin üzerinde yeniden birleştirilmiş ve 28 Ekim 1886 tarihinde binlerce izleyicinin önünde açılışı gerçekleşmiştir.

Kaynak : Wikipedia

Patlamış mısır nasıl patlıyor?

26.12.2009

misir

Tüm mısır taneleri patlamaz. Patlayan mısırın gizemini yaratan iki faktör vardır: Mısır tanesinin içinin çok güzel bir ısı geçiş özelliği ve müthiş bir mekanik mukavemete, yani sağlamlığa sahip kabuğu. Mısıra dikkatli bakıldığında, etrafında kalın ve su geçirmez bir kabuk olduğu görülür. Bunun altında iki tabaka daha vardır. Tanenin bu iç kısımlarındaki moleküllerin sıralanış biçimi, normal mısır tanelerine göre daha düzenlidir. Bu sayede ısı normal tanelere oranla neredeyse iki misli hızla içine yayılabilir. Kalın kabuk ısıtıldığında, tanenin içi de süratle ısınır ve içindeki su, basınçlı bir su buharı oluşturur. Isınma süresince gittikçe artan bu basınç, sonunda kalın kabuğun adeta infilak ederek yırtılmasına yol açar. Tane ilk boyutundan yaklaşık 30 misli büyür, içi dışına gelir, yani tanenin içindeki yumuşak kısım dışarı çıkarak yenilebilir kısmı oluşturur. Bu özelliği tabiatta başka hiçbir şeyde göremezsiniz. Belki biraz ekmeğin oluşumunu buna benzetebiliriz. Bir mısır tanesinin ideal bir şekilde patlayabilmesi için, içinde en az yüzde 14 oranında su olması gerekir. Bunun altındaki oranlarda yine patlar ama kısmen açılır, istenen sonuç alınamaz. Mısırın içersindeki su oranını artırmak için, kapalı bir ortamda üzerine su serpiştirilmesi ve beklemeye bırakılmasının faydalı olacağı söylenir ama bu işlem mısırın içindeki su oranını en fazla yüzde 1 arttırır. Bir mısırı iğneyle delerseniz, bir fırında veya güneş altında bekletirseniz, 150 derecenin altında ısıtırsanız, yukarıda bahsedilen suyun buharlaşması, basınç ve infilakın hiçbiri gerçekleşmez.

Define Arayan Adam

16.09.2009

dilenci1

Çok eski zamanlarda Bağdatlı bir fukara
Konuvermişti bir gün büyükçe bir mirasa.
Ani gelen zenginlik onu budala etti,
O koskoca serveti bir kaç yılda eritti.
Ama kolay değildi eskiye geri dönmek,
Küheylan attan inip uyuz eşeğe binmek.
Hep evine kapanır için için ağlardı,
Yaradana sığınıp gece gündüz yalvardı:
Yarabbi sen bilirsin; ben fakir bir kul idim,
Muhtaç değildim ama oldukça yoksul idim;
O sonsuz hazinenden bana mal ve mülk verdin,
Lûtfunla gönendirdin, zenginliğe erdirdin;
Bense kıymet bilmedim, varlıkla sarhoş oldum,
Çarçur ettim dağıttım, ve gene berduş oldum.
Hatamı geç anladım, ne olur beni affet
Taşıyacak gücüm yok, ağır geldi bu zillet.
Hazinende ‘yok’ yoktur; ya lûtfet bir geçim ver,
Ya da canımı al da sona ersin çileler.”

Hep böyle niyaz etti haftalarca, aylarca.
Sonunda bir ses duydu derinden, rüyasında:
Sen kalk ve Mısır’a git, orda bir hazine var.
Senin gelip bulmanı bekliyor nice yıllar.”
Uyanınca sevinçle dertlerini unuttu,
Düşünmeden delice Mısır yolunu tuttu.
Aç ve susuz dolaştı, yollar karma karışık;
Ne define göründü, ne de ufak bir ışık.
Açlık ve yorgunluktan perişan hale geldi;
Sonunda dilenmeye çâresiz, karar verdi.
Ama utanıyordu, nasıl girsin bu işe ?
Geceleyin yaparım, tanımaz beni kimse.
Diye düşünerekten karanlığa süzüldü,
Tenha bir sokak bulup bir köşeye büzüldü.
Bir ayak sesi duyup avucunu uzattı;
Ama güçlü bir pençe bileğini kavradı:
Gel bakalım, sen böyle ne yapıyorsun burda
Bu saatte işin ne bu karanlık duldada ?
Besbelli bir hırsızsın, kötü niyetlerin var;
Yanacaktı kim bilir şerrinden nice canlar !”
İriyarı bu adam mahalle bekçisiydi;
Yakasından tutmuştu, dövüyor, sürüyordu.
Dur, dövme de doğruyu söyleyeyim ben sana
Diye garip bağdatlı yalvarıp yakarınca;
Peki, anlat bakalım, besbelli yabancısın;,
Sakın yalan konuşma, doğru anlatmalısın.”
Diye izin verince güvenlik görevlisi
Bizimki baştan sona anlattı hikâyeyi :
Sandığın gibi değil; ne hırsızım ne zalim;
Bir hulyanın peşinde bu hallere gelmişim.”
Bekçi ona inandı; ve gülerek dedi ki :
Anlaşıldı, sen hırsız falan değilsin belli;
Seni bırakacağım, benden kurtulacaksın;
Ama kusura bakma, sırılsıklam ahmaksın !
Ben yıllardır bir rüya görüyorum her gece;
Diyorlar ki : “Bağdatta şöyle bir mahallede,
Şöylece bir sokakta, şöyle şöyle bir evde
Git, kaz ve çıkar onu; gömülü bir define.”
Yerimden kımıldamam, güler, geçerim ancak,
Senin bir rüya için düştüğün şu hale bak !
Bu kadar mı ahmaksın, sende yok mu hiç akıl ?
Bir daha görmeyeyim, şimdi karşımdan yıkıl ! ”

Bu sözleri duyunca şaşırdı mirasyedi:
Tarif edilen bu ev aynen kendi eviydi.
Demek ki hem define üstünde oturmuşum,
Hem de yoksulluğumdan feryat ediyormuşum.
Bu ne büyük gaflettir, ne affedilmez ayıp;
Yorgunlukla, çileyle geçen bunca yıl kayıp.”
Burnu koku almayan ne alır has bahçeden;
Melodiden ne anlar kulağı işitmeyen ?
Hayatını servete, saltanata adayan
Bilemez defineyi, kendi içinde yatan.
Hem gerçek zenginlikten böylece mahrum kalır
Hem de hayattan yalnız çile ve zahmet alır.

La EDRİ
Kaynak : M.C.Rûmi, Mesnevi, Cilt : 6