Arama:

Etiket Bulutu







‘muhsin ertuğrul’

Atıf Kaptan

18.11.2010

atif_kaptan1

Asıl adı Atıf Terzioğlu. Sinema ve tiyatro oyuncusu. 1908’de İzmit’de doğdu. Çocukluğu, Sultan Mehmet Reşat’ın gelini olan teyzesinin yanında, sarayda geçmiştir. Mehmet Reşat öldüğünde tekrar İzmit’e dönerler. Savaştan sonra istanbul’da memurluğa başlar ancak tiyatrocu olmayı istemektedir. Muhsin Ertuğrul onu yanına alır. Sanat hayatına 1928 yılında, Darülbedayi’de “Hamlet” oyunuyla atılır. Aynı yıl “Kaçakçılar” filmi ile sinema oyunculuğuna da başlayan Kaptan, “Bir Millet Uyanıyor” filminde “Yahya Kaptan” rolünü oynayarak popüler olur.
Daha sonra “Kaptan Tiyatrosu” adlı bir topluluk kurup, tüm Anadolu’yu dolaştı. Sonrasında tiyatroyu bırakarak sinema oyunculuğuna ağırlık verdi. Özellikle “Kötü Adam” tiplemesinin değişilmez oyuncusu oldu. 300’e yakın filmde karakter rolleri aldı. Drakula İstanbul’da , Ankara Ekspresi, Cilalı İbo Casuslar Arasında, Çöl Kanunu, Battal Gazi Destanı, Gülizar, Kara Murat Fatih’in Fermanı, Nöri Gantar Ailesi, Ağrı Dağı Efsanesi gibi filmlerde oynadı.
Mavi Anlamli Gözleri, Sert İfadeli Yüzü, Babacan bile olabilen tavırları ile her role konabilecek, her rolün altından kalkabilecek ender oyunculardandı. Emekli Nazi Subayi olarak da, kötü Yunan generali olarak da, iyi kalpli deniz subayı olarak da gördük kendisini. Beyazperde çalışanlarının sosyal güvenceye kavuşmaları için yasa tasarısı hazırlanmasında ön ayak olmuş, Film Sanayi ve Tüm sanatçıları Güçlendirme Vakfı (Film-San) Yönetim kuruluna seçilmişti.
Anılarını “48 Yıldan Çizgiler” adlı kitapta topladı. 22 Nisan 1977’de Ahu Tuğba ve Serdar Gökhan’ın da yer aldığı “Akdeniz Kartalı” adlı filmin çekimi sırasında Umman’da rahatsızlanıp, vefat etmiştir.

atif_kaptan3   atif_kaptan62   atif_kaptan52atif_kaptan11   atif_kaptan61   atif_kaptan51

Cahide Sonku

18.11.2010

cahide_sonku4

Türk Sinema Tarihine “ilk star”, “ilk yapımcı” ve “ilk yönetmen” olarak damgasını vuran Cahide Sonku, karton tiplemelerden uzak, her rolün kadını olarak dönemin en çok film çeken oyuncusudur. Hem güzel, hem zengin hem de güçlüdür. Dönemin tiyatro ve sinemadaki güçlü adamı Muhsin Ertuğrul’un gözdesi olması, yine Demokrat Parti (DP) iktidarının desteklediği Tütün Kralı İhsan Doruk’la evliliği, Talat Artemel ve Cahit Irgat’la olan birliktelikleri gel gitlerle dolu yaşamının önemli duraklarıdır.
Bir “idol”, yerli “Marlen Dietrich” sıfatlarıyla anılır Cahide Sonku. Gizemli, soğuk, güzel ve sarışındır. Önce Halkevleri Tiyatrosu, İstanbul Belediye Konservatuarı, ardından da Muhsin Ertuğrul’un keşfiyle Darülbedayi’de (1932-Şehir Tiyatroları) “Yedi Köyün Zeynebi” ile oyunculuğa başlar. Sonraki yıl Muhsin Ertuğrul’un yönettiği “Söz Bir Allah Bir” filmiyle sinemaya geçer.
O tarihlerde 16 yaşında olan Cahide Sonku, Batılı bir anlayışla sinema yapmaya çalışan Muhsin Ertuğrul’un elinde yoğrulacak bir hamurdur. Nitekim, August Strindberg, Lev Tolstoy, William Shakespeare ve Anton Çehov gibi yazarların oyunlarında Cahide Sonku, tiyatronun “tek adam”ı Muhsin Ertuğrul’un gözbebeği olur.
1937’de çekilen ve Türk Sinema Tarihine “İlk köy filmi” olarak geçen “Bataklı Damın Kızı Aysel” filmi, Cahide Sonku’ya, Türk sinemasının ilk “star” oyuncusu unvanını getirir. Kocalı kadınların toplumun değerleriyle ters düşmeyen rolleri üstlenerek ayakta kaldığı 1940’lı yıllarda Cahide Sonku, bir kadın olarak her rolün aranılan ismi olur.
Sinemada oyuncu olarak kalmakla yetinmez Sonku. Sinema araştırmacısı Agah Özgüç’ün Cahide Sonku’yla yaptığı söyleşiden edindiğimiz bilgiye göre “Fedakar Ana” filminde yapımcılığa, yine bu filmde ilk kez kameranın arkasına geçerek yönetmenliğe başlar.
Bu filmden sonra kendi yapım şirketi Sonku Film’i kuran Cahide Sonku eşi Talat Artemel ve Sami Ayanoğlu ile birlikte “Vatan ve Namık Kemal” filmini yönetir. Yıldız Dergisinin 1951 yılında açtığı yarışmada Vatan ve Namık Kemal “En İyi Film”, Cahide Sonku da “En İyi Kadın Oyuncu” seçilir.
Beklenmeyen son, “Beklenen Şarkı” filminden sonra gelir. Zeki Müren’in yükselişine karşın bu filmden kazanılan başarı ve ün, Cahide Sonku için sonun başlangıcı olur. Sonku Film Şirketi’nin, bir söylentiye göre kundaklanması sonucu, tüm filmleri yanan ve servetini yitiren Sonku, alkolle olan dostluğunu ilerletir.
Tiyatroya yeniden dönme çabaları sonuç vermeyen Cahide Sonku kendi ifadesiyle Talat Artemel’den içkiyi, İhsan Doruk’tan gücü ve sadakatsizliği öğrenir.
Son günlerini ispirto içerek, tahta bir kerevetin üzerinde ölmeyi dileyerek geçiren Cahide Sonku, eğer koşullar elverse, eğer bir kadın olarak verdiği mücadelede Yeşilcam’ın ayak oyunlarına direnebilse, eğer Sonku film yanmasa belki de alkol şişelerinin dibinde kaybolmayacaktı.
Sonunda 1981 yılında, altmışiki yaşında yoksulluk ve sefalet içinde ölmüştür, ama bir dönemin, attığı her adımı olay olan efsanesi olarak hafızalara kazınmıştır.

cahide_sonku3   cahide_sonku2   cahide_sonku9cahide_sonuku10   cahide_sonku7   cahide_sonku5

Muazzez Arçay

17.11.2010

muazzez_arcay1

1907 yılında Üsküp’de doğan Muazzez Arçay, Alman Lisesi mezunu. 1926 yılında Avni Dilligil ile İzmir Tiyatrosunu kurdu ve tiyatro kapanıncaya kadar bu tiyatronun kadrosunda kaldı. 1931 yılında İstanbul Konservatuarından mezun oldu. Muhsin Ertuğrul ve Küçük Kemal’den dersler aldı. Sinema ve tiyatroda yüzlerce oyun ve filmde rol aldı. Türk işçilerinin Almanya’da yaşadığı lisan problem dolayısıyla 1962 yılında Almanya’ya 6 ay kalarak tercüman olarak çalıştı. Geçirdiği kalp krizi sonucu 24 Ağustos 1982 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybetti.

Münir Özkul

17.11.2010

munir_ozkul4

15 Ağustos 1925 tarihinde İstanbul’un Bakırköy semtinde, eski Osmanlı paşalarından birinin torunu olarak dünyaya geldi. İstanbul Erkek Lisesi’ndeki eğitiminin ardından oyuncu olmaya karar vererek gözünü sahnelere dikti.
İlk amatör sahne deneyimlerini Bakırköy’de bulunan Halkevi’nde gerçekleştiren Özkul, İstanbul Devlet Tiyatrosu, Ankara Devlet Tiyatrosu, ardından da İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda profesyonel oyunculuk kariyerine devam etti.
Artık bağımsız çalışabilecek düzeye geldiğine kanaat getirerek, özel sektöre geçiş yaparak Ses Tiyatrosu’nda sergilenen oyunlarda rol almaya başladı. Daha sonra geçiş yaptığı Küçük Sahne, genç oyuncunun kariyerinin yükselişinde bir dönüm noktası oldu. Çünkü, ilk defa önemli bir oyunda rol alma şansı doğdu. Sadri Alışık, Nevin Akkaya, Şükran Güngör ve Cahit Irgat gibi güçlü oyuncularla, yönetmenliğini Muhsin Ertuğrul’un yaptığı ve Steinbeck’in aynı adlı romanından tiyatroya uyarlanan “Fareler ve İnsanlar”da oynadı. Küçük Sahne’de ayrıca, “Yarış”, “Onikinci Gece”, “Aşağıdan Yukarı” ve “Karışık İş” gibi başarılı oyunlarda da yer aldı.

Tiyatro sahnelerinden “tesadüfen” film setlerine geçişi 40’lı yılların sonuna denk düşen Özkul, askerliğini yaptığı dönemde, biraz da komik bir anı olsun diye “Vatan ve Namık Kemal” adlı filmde, figüran olarak kamera karşısına geçti ve rol aldığı 400’ün üzerinde filmle, Türk sinemasına damgasını vuran önemli karakter oyuncuları arasına girmesini sağlayacak sinema serüveni böylece başlamış oldu.
munir_ozkul22

İlk olarak beyaz perdenin siyah-beyaz karelerinde küçük rollerle karşımıza çıkan Özkul, ilk defa 1950 yılında, senaryosu İhsan Koza ile Nazım Hikmet tarafından yazılan ve Vedat Ar’ın yönetmenliğinde çekilen “Üçüncü Selim’in Gözdesi” adlı bir İpek Film yapımında yer aldı. Hemen ardından, 1951’de, yine birer İpek Film yapımı olan “Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan” ile “Lale Devri”nde yardımcı oyuncu olarak kamera karşısına geçen Özkul, aynı yıl, Muhsin Ertuğrul’un yönetmenliğinde çekilen “Evli mi Bekar mı” ve Baha Gelenbevi’nin yönettiği “Barbaros Hayrettin Paşa” adlı filmlerde başrol oynadı.
Yabancı sinemanın tipik karakterlerinden etkilenen Türk sinemasında, Burhan Felek tarafından Lorel-Hardi ikilisinin kendi kültürümüze uyarlanmasıyla dönüştüğü Edi-Büdü ikilisinin 1952 yılında sinemaya aktarılmış versiyonu olan “Edi ile Büdü Tiyatrocu” ve “Edi ile Büdü” filmlerinde Vasfi Rıza Zobu ile birlikte rol alan Özkul, artık sinema çevrelerinde adını duyurmaya, halktan büyük ilgi görmeye başlamıştı. İlk yıllarında genellikle İpek Film yapımlarında yer alan oyuncu, çoğu zaman komedi türü filmlerde rol aldı. Özellikle mimikleriyle, samimi tavırlarıyla halk tarafından kısa sürede benimsendi. Ancak asıl başarısını Arzu Film yapımlarıyla yakaladı. 1953 yılında, Muhsin Ertuğrul’un yönettiği “Halıcı Kız” filminde yer aldıktan sonra kariyerinin önü iyice açıldı. Aynı yıl, fantastik bir komedi olan ve senaryosu yine İhsan İpekçi ile Nazım Hikmet tarafından yazılan “Balıkçı Güzeli/1002. Gece” ve ardından, 1956’da çekilen “Kalbimin Şarkısı” adlı duygusal film ile karakter oyunculuğuna doğru yönelişe geçen Özkul, “Miras Uğrunda” ve Zeki Müren’in başrolünü oynadığı “Altın Kafes” ile oyunculuk gücünü ortaya koyarak; dram, duygusal, komedi gibi farklı türlerde her kalıba girebilen bir oyuncu olduğu kanısını pekiştirmeye başladı.
munir_ozkul21

Sinema çalışmalarının yanı sıra, gönül verdiği tiyatro sahnelerini de bırakmayan Özkul, 1957 yılında Devlet Tiyatroları’nın yönetmenliğine getirildi. Sanat kariyerinde adeta bir atılım olarak değerlendirilebilecek bu gelişmenin ardından, Küçük Sahne’yi terk etmek zorunda kaldı. Bu durum, sanatçının profesyonel oyunculuğa adım attığı Küçük Sahne’nin, ustasını kaybetmesiyle birlikte daha fazla tutunamayarak dağılmasına neden oldu.
1960 ile 1970 yılları arasında kırkın üzerinde filmde rol alan Özkul, daha önce Atlan Karındaş’la birlikte tiyatro sahnesine de aktardığı ve oyunun inanılmaz başarısı sonucunda, 1971 yılında Türk tiyatro ve ortaoyunu üstadı İsmail Dümbüllü’den “ortaoyuncular kavuğu”nu devralmasını sağlayan, Sadık Şendil’in yazdığı “Kanlı Nigar” adlı muhteşem eserin sinema versiyonunda da yer aldı. 1968 yılında, Ülkü Erakalın’ın yönetmenliğinde çekilen filmde, Belgin Doruk ve Selma Güneri’yle birlikte rol aldı. Türk sinemasının en verimli dönemlerinden olan 70’li yıllara gelindiğinde, geniş bir oyuncu kadrosuna sahip, aile filmlerinde rol almaya başlayan Özkul, özellikle Adile Naşit’le iyi bir ikili oluşturdu ve bu ikili halk tarafından da çok sevildi; benimsendi. Yakışıklı olmasa da, hatta çirkince bir yüze, uzun ve ince bir fiziğe sahip olsa da birkaç filmde jön rollerde yer alan ve hiçbir zaman kötü rollere yakıştırılamayan Özkul, özellikle bu yıllarda Türk sinemasının klişe konularında “fakir ama gururlu”, iyi kalpli, babacan karakterleri canlandırdı.
Münir Özkul, 1972 yılında, başrollerini Hülya Koçyiğit ile Tarık Akan’ın paylaştığı “Sev Kardeşim” adlı Ertem Eğilmez filmindeki başarılı performansıyla, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülüne layık görüldü.
70’li yıllarda, Ertem Eğilmez imzalı filmlerde unutulmaz rollere hayat veren, ağlatan duygusal replikleri o etkileyici sesiyle Türk izleyicisinin hafızasına kazıyan Özkul, “Neşeli Günler”, “Mavi Boncuk”, “Aile Şerefi”, “Gırgıriye” serileri, “Gülen Gözler” ve “Bizim Aile” gibi filmlerle karakter oyunculuğundaki ustalığını ortaya koydu. Sanatçının unutulmaz rolleri arasında zirveyi ele geçirmesine, “Hababam Sınıfı” seri fimlerinde canlandırdığı, disiplinli, ancak yufka yürekli öğretmen “Kel Mahmut” karakteri oldu. Öyle ki, bu tipleme neredeyse adını aşarak sanatçının lakabı haline geldi ve bu şekilde anılmaya başlandı.
munir_ozkul17

80’li yıllarda duraklama dönemine giren Yeşilçam’da video filmlerine yönelişi izleyen Özkul, bu dönemde kalitesi düşük birtakım sinema ve video filmlerinde rol aldı. Ardından, tek televizyonlu dönemin sonlarına doğru dizi çekimlerinin artış göstermesiyle birlikte, 1987 yılında TRT’de yayınlanmak üzere çekilen “Uzaylı Zekiye” adlı dizi için kamera önüne geçti. Bu dizinin ardından birkaç filmde daha rol alan ünlü oyuncu, içkiye olan düşkünlüğünün de etkisiyle sağlığı ile ilgili sorunlar yaşamaya başladı ve özel projeler dışında herhangi bir çalışma yapmadı.

1995 yılında, Kemal Sunal’la birlikte, “Şaban ile Şirin” adlı filmde yer aldı.
90’lı yılların ikinci yarısında, bilhassa özel televizyon kanallarının sayısı artış gösterdikçe, Yeşilçam’a olan rağbet azalmış; televizyon ekranlarına yönelik çalışmalar; özellikle de dizi yapımları ön plana çıkmıştı. Ancak bu furyadan kendini uzak tutan Özkul, 1996’da, izleyiciden büyük ilgi gören ve senaryosu Kandemir Konduk tarafından yazılan “Ana Kuzusu” adlı dizide Perihan Savaş ve Ayşen Gruda ile birlikte rol aldı. Aynı yıl, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen törenle, jübilesini yaparak tiyatro sahnelerine veda etti.
Yaşamı boyunca pekçok tiyatro ve sinema yapımında emeği geçmesine rağmen, zaman zaman ciddi maddi zorluklar içine girmiş olan Özkul’a, bu geceden elde edilen gelirle bir ev alındı.

Yine 1996 yılında, Veli Çelik’in yönetmenliğinde çekilen televizyon filmi “Ay Işığında Saklıdır”da, Aydan Şener ve Toprak Sergen’le birlikte yer aldı. Ardından, 1998 yılında, Hamdi Alkan’ın “Reyting Hamdi” adlı televizyon eğlence programında, kısa bir süre için Yarmagül tiplemesinin dedesi rolünü canlandırdı.
Usta oyuncunun son kez beyaz perdede göründüğü sinema yapımı ise, 2000 yılında Serdar Akar tarafından çekilen “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar” oldu.
Sanat yaşamı boyunca 400’e yakın sinema filminde ve sayısını kendisinin bile tam olarak bilmediği sayıda tiyatro oyununda rol alan Münir Özkul adına, 26 Mart 2005 tarihinde İstanbul Beylikdüzü Academia Center içerisinde “Münir Özkul Sahnesi” açılmıştır. Mankenlik ve CNN Türk’te televizyon programcılığı yapan kızı Güner Özkul’un girişimiyle, 2005 yılında, sanatçıyı birçok yönden ele alan ve yaşamının bir dönemine farklı şekillerde tanıklık etmiş kişilerin kaleme aldığı yazılardan derlenmiş, “Aktör Dediğin Nedir Ki? / Münir Özkul Kitabı” adlı bir kitap yayımlanmıştır. 1998 yılında, T.C. Kültür Bakanlığı, Münir Özkul’a Devlet Sanatçısı ünvanını vermiştir. Özkul, İsmail Dümbüllü’den aldığı ünlü kavuğu, 1989 yılında tiyatro oyuncusu Ferhan Şensoy’a devretmiştir. 1991 yılında ise, en önemli tiyatro ödülleri arasında gösterilen, Dümbüllü Ödülü’ne layık görülmüştür. 8 Nisan 2007 tarihinde, Mizah Üretenler Derneği, Karikatürcüler Derneği ve Bakırköylü Sanatçılar Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenen “II. Mizah Ödülleri” töreninde, Münir Özkul Özel Ödülü, ünlü tiyatrocu Nejat Uygur’a verilmiştir.

munir_ozkul9   munir_ozkul10   munir_ozkulmunir_ozkul11   muniz_ozkul12   munir_ozkul3

Müşfik Kenter

17.11.2010

musfik_kenter71

Diplomat Ahmet Naci Kenter ve Olga Cynthia’nın oğlu olarak 1932 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. 1947`de Ankara Devlet Tiyatrosu Çocuk bölümünde tiyatroya başladı. Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nde eğitim gördü; okulu 1955 yılında yüksek derece ile bitirdi ve devlet tiyatrosuna girdi. Sanat yaşamı, devlet tiyatrosunda oynadığı Oğuz Ata oyunu ile başladı. 1959 yılında Devlet Tiyatrosu’ndan ayrıldı. İstanbul’a giderek kardeşi Yıldız Kenter ile beraber Muhsin Ertuğrul ile çalıştı. Küçük Sahne’de oyunlar sergilediler. Şükran Güngör ve Kamuran Yüce ile bu dönemde biraraya geldiler ve dörtlü olarak birlikte uzun yıllar tiyatro yaptılar.

1960-1961 yılları arasında Site Tiyatrosu`nu kurdular. 1962’de adını Kent Oyuncuları olarak değiştirdiler. İki kardeş ve Şükran Güngör, 1968’de İstanbul’da Kenter Tiyatrosunun binasının inşaatını tamamladılar. Tiyatroyu yapmaları tüm paralarını ortaya koymalarını, büyük bir turne ile Anadolu’yu gezmelerini ve bir koltuk satma kampanyası ile destek toplamaları gerekmişti. Seyircilerin pek anlamayacağı düşünülen oyunları sahnelemekten çekinmediler.

Müşfik Kenter, İngiliz Kültür Heyeti ve Rockefeller`den burslar alarak Amerika ve İngiltere`de tiyatro araştırmaları yapmış ve incelemelerde bulunmuştur. İngiltere, Amerika, Fransa, Almanya, Yugoslavya, Kıbrıs gibi bir çok ülkede oyunlar sergiledi. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı`ndan emekli olduktan sonra, Haliç Üniversitesi Konservatuvarı Tiyatro Bölümü Başkanlığı’nı ve Bakırköy Belediyesi Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliği görevlerinde bulundu.

Tiyatro oyunculuğunun yanı sıra sinema oyunculuğu da yaptı. 1966 Antalya Film Festivali’nde, Bozuk Düzen filmiyle “En iyi yardımcı erkek oyuncu” ödülünü kazandı. Yerli ve yabancı TV filmlerinde seslendirme yaptı. Mehlika Kenter ve Gülsüm Kamu ile evlenip ayrıldı. Daha sonra Kadriye Kenter’le evlenen sanatçı, 15 Ağustos 2012 tarihinde akciğer kanseri nedeni ile tedavi gördüğü hastanede hayata gözlerini yummuştur.

musfik_kenter2   musfik_kenter4   musfik_kenter5musfik_kenter8   musfik_kenter6   musfik_kenter1

Necdet Mahfi Ayral

17.11.2010

necdet_mahfi_ayral2

1908’de İstanbul Beykoz’da dünyaya geldi. Tiyatro ile ilk kez sünnet düğününü renklendiren, Salim Paşa Kumpanyası vasıtasıyla tanışır. Galatasaray Lisesi’nde okuyan Ayral, babasının ölümüyle okuldan ayrılmak durumunda kalır. Sanatçı, askerliğe kadar Deutsche Orientbank’ta ve Yıldız Gazinosu’nda çalışır. Askerden terhis olmak üzereyken komutanı Rüstem Paşa’nın “Herhangi bir yerde iş bulmak istiyorsan tavsiye mektubu yazayım” sözleri üzerine arzusunu dile getirir. Belediye Reisi Muhittin Üstündağ tarafından Şehir Tiyatroları Müdürlüğü’ne yollanan Ayral ertesi gün provaya çıkar.

24 Eylül 1932’de Şehir Tiyatroları’nda “Yedi Köyün Zeynebi” adlı oyundaki figürasyona çıkarak sahneye ilk adımını atan Ayral’ın rol arkadaşları Cahide Sonku ve Hadi Hün’dür. İkinci oyunu “Mucize” de birkaç replik söyleme şansına da nail olan Ayral, Muhsin Ertuğrul aracılığıyla sinemaya da adım atar. “Bataklı Damın Kızı Aysel” den başlayarak 15 yıl Ertuğrul’un yardımcılığını da üstlenen Ayral, küçüklü büyüklü pek çok role imzasını atar. Tiyatroda da sağlam adımlarla ilerlerken, özellikle komedyalarda canlandırdığı tiplerde yakaladığı başarıyla öne çıkar. Şehir Tiyatroları’nda, ‘Lüküs Hayat’, ‘Kral Lear’, ‘Fizikçiler’, ‘Bir Komiser Geldi’, ‘Cyrano de Bergerac’ ve ‘Tartuffe’ gibi çeşitli oyunlarda unutulmaz kompozisyonlar yaratan sanatçı, sinemada da ‘Şehvet Kurbanı’, ‘Eşkıya’, ‘Hamam’ ve ‘Mektup’un aralarında bulunduğu yaklaşık 150’nin üzerinde filmde rol almıştır. Ayral, 1950-75 arasında İtalyanların ünlü komedyeni Toto’yu konuşarak, dublaj sanatında da ustalığını gösterir.

Yıllarca emek verdiği Şehir Tiyatroları’ndan 68 yaşında yaş haddinden emekli olduktan sonra da tiyatrodan kopmayan Ayral, Nejat Uygur ve Ahmet Uğurlu ile çalışır. Bir süre sessizlik dönemine giren Ayral, Şehir Tiyatroları’nda ‘Huzur’ oyunuyla kurumunda yıllar sonra yeniden seyirci karşısına çıkar. Sanatçı sonra da Müjdat Gezen’in sahnelediği ‘Hababam Sınıfı’nda rol alır. Aralarında İstanbul Tiyatro Festivali Onur Ödülü de olmak üzere sayısız ödülle onurlandırılan Ayral, 6 Haziran 2004 de aramızdan ayrılmıştır.

necdet_mahfi_ayral4   necdet_mahfi_ayral3   necdet_mahfi_ayral7necdet_mahfi_ayral1   necdet_mahfi_ayral5   necdet_mahfi_ayral6

Şükriye Atav

16.11.2010

sukriye_atav8

4 Temmuz 1917’de dünyaya gelen Şükriye Atav, 1919 yılında ailesi ile birlikte Rusya’ya gider. İlk ve ortaokulu Sinferopol’da okur. Halk dansları etkinliklerinde yer alır. 1931 yılında İstanbul’a gelir.
Çocukluğundan beri içinde var olan Tiyatro sevgisini, sanat aşkını gerçekleştirmek için, 1932 de Eminönü Halk evi’ne kaydını yaptırır. Rusya’da okurken yaptığı halk dansları çalışmalarının faydasını görür ve hocalarının dikkatini çeker. Bir yandan ders alırken, diğer yandan tiyatro oyunlarında roller alır. Şükriye Atav’da ki azim ve başarıyı gören hocaları ve Muhsin Ertuğrul, sanatçıyı İstanbul Şehir Tiyatrosuna girmeğe teşvik ederler. 1942 Yılında, İstanbul Şehir Tiyatrosu kadrosuna girer Şükriye Atav. Artık yaşamı boyunca Tiyatro ve Sinema sanatçısı olarak hep karşımızda olacaktır.

İstanbul Şehir tiyatrosu müdürü ve Sinema yönetmeni olan Muhsin Ertuğrul, çekeceği bir filmde Şükriye Atav’a başrol teklif eder. Senaryosunu ünlü gazeteci-yazar Burhan Felek’in kaleme aldığı “Nasrettin Hoca Düğünde” adlı eser’le 1943’de sinemaya ilk adımını atar. Hazım Körmükçü ile başrolünü paylaştığı “Nasreddin Hoca Düğünde” isimli filmde, dönemin ünlü ses sanatkarı Müzeyyen Senar ile Sadettin Kaynak da önemli derecede rollerde oynamıştır.
Filmciliği pek fazla düşünmeyen, tüm tercihini Tiyatrodan yana kullanan Şükriye Atav, üç yıl sonra İpek Film sahibi İhsan İpekçi’nin teklifine “peki” demek zorunda kalır. Yönetmenliğini Ferdi Tayfur’un (Şarkıcı Ferdi Tayfur’la sadece isim benzerliği vardır) yaptığı “Senede Bir Gün” filmini 1946 yılında çeker. Bu film de Suavi Tedü ile birlikte başrolde oynar. Filmin görüntü yönetmenliğini (kameraman) sinemanın ilk uzun metraj filmini çeken Cezmi Ar yapar… 1948’de dönemin starı Mehmet Karaca (Cem Karaca’nın babası) ile “Düşkünler” filminde oynar. Dram filmlerinin aranan starı haline gelen Şükriye Atav, ayni yıl için de yine Halk film adına “Canavar” isimli bir film daha yapar ve bu eserde Sadi Tek’le birlikte başrolü paylaşırlar. 1949’da Talat Artemel’le “Dinmeyen Sızı”, 1950’de Cahit Irgat’la “Soysuz” filminde oynar.
Filmleri iyi iş yapmasına rağmen Şükriye Atav, altı yıl kadar, sinemaya ara vererek, tiyatroya ve çocuklarına zaman ayırır… 1956’da “Papatya” filmi ile tekrar sinemaya döner. Bu film de Fikret Hakan, Özcan Tekgül ve Bülent Oran’la birlikte başrolleri paylaşırlar. Sinemaya yine iki yıl ara verir, 1959’da Nejat Duru’nun ısrarı üzerine “Şeytan” adlı bir filmde oynamayı kabul eder. Bu filmde Kenan Pars, Sadri Alışık ve Çolpan İlhan’la ikinci kadın rolünde oynar. Tiyatro çalışmaları devam ederken uzun aradan sonra 1965 yılında “Ben Öldükçe Yaşarım” adlı bir film daha çeker. Ardında yine sinemadan uzaklaşır.

Sinemaya tekrar dönüşü ise tam dönüş olacaktır. 1971 yılında Yönetmen Orhan Aksoy iddialı bir film çekecektir.  “Emine” adlı filmde Tarık Akan’ın annesini oynayacak iyi bir oyuncuya ihtiyacı vardır. Bu rolü için Şükriye Atav’a teklif götürür. Atav, Tarık Akan’ın annesini oynar. Aynı yıl “Emine” filmi Antalya Altın Portakal Film Festivaline katılır ve Şükriye Atav bu filmde oynadığı başarılı anne rolü ile “En iyi yardımcı kadın oyuncu” ödülünü alır. Sanatçının hayatında bu film dönüm noktası olur. Ödülden hemen sonra, Erman film adına çekilen “Vefasız” adlı yapıtta Hülya Koçyiğit ve Tarık Akan’la birlikte oynarlar. Yine Tarık Akan’ın annesi rolündedir. Şükriye Atav, Yeşilçam’ın değişmez annesi olmuştur artık. Kötü kalplı kadın, kötü anne rolleri için Aliye Rona’yı, iyi kalplı kadın, iyi kalplı anne rolleri için de Şükriye Atav’ı oynatırlar hep. 1971-1976 yılları arasında 35 filmde oynar… 1976′ dan sonra sinemada bir azalma başlamıştır. Daha sonraki yıllarda birer, ikişer film de oynar… Şükriye Atav son olarak, 1987’de iki filmde oynar. “Ya Benimsin Ya Toprağın” ve “Bebek”. Bu filmler sanatçının sinemaya veda filmleri olur…

Şükriye Atav, Tiyatro ve Sinemada ki başarılarının yanı sıra, evlatlar yetiştirmekte de başarılı olmuştur. Arkadaşları ve meslektaşları arasında çok sevilen, saygın kişiliğe sahip biridir. Sinema seyircisinin hiçbir zaman unutamayacağı sevecen annesi Şükriye Atav, 2000 yılında rahatsızlanarak Antalya Devlet Hastanesine kaldırılır. Kalp hastası olarak yoğun bakıma alınan sanatçı, 8 Ekim 2000 yılında, 83 yaşındayken hayata veda eder.

kaynak : sinematurk.com

sukriye_atav7   sukriye_atav14   sukriye_atav15sukriye_atav2   sukriye_atav17   sukriye_atav20

Talat Artemel

16.11.2010

talat_artemel5


24 Nisan 1901 tarihinde İstanbul’da doğdu. İstanbul Şehir Tiyatrolarının (Darülbedayi) yetiştirdiği en büyük aktörlerden biridir. Tiyatro ile ilgisi ortaokul sıralarında amatörce başlamış, maddi imkansızlıklar yüzünden itfaiyeci olmuştur. Daha sonra Muhsin Ertuğrul ustanın yanında ilk defa Şehir Tiyatrosunda aktörlük yapmış ve genç yaşta Hamlet’i oynamış ve başarı kazanmıştır.

Tiyatro oyunculuğu sırasında 1928 yılında çekilen “Bir Sigara Yüzünden” isimli filmle sinema oyunculuğuna başladı. 1931 yılında, Türk Sineması’nın ilk sesli ve ortak yapımı olan Muhsin Ertuğrul’un yönetmenliğini yaptığı “İstanbul Sokaklarında” filminde, Bedia Muvahhit, Hazım Körmükçü, Behzat Butak, Galip Arcan, Semiha Berksoy gibi dönemin en önemli oyuncularıyla oynadı.

1937 yılında Cahide Sonku’yla evlenip, 1944 yılında “Hürriyet Apartmanı” isimli filmle başladığı yönetmenlik denemesini 1956 yılına kadar sürdürdü. 1957 yılında çekim için gittiği Bolu’da, Bir Avuç Toprak filmini çevirirken kalp krizi sonucu 4 Ağustos tarihinde aramızdan ayrılmıştır. Türk sinemasının önemli oyuncularından Talat Artemel oynadığı birçok filmin yanısıra, yönetmenlik, yönetmen yardımcılığı, senaristlik ve seslendirme yapmıştır.

Önemli filmleri arasındaki, Kaçakçılar, İstanbul sokaklarında, Bataklı Damın Kızı Aysel, Kanlı Döşek, Namı Diğer Parmaksız Salih, Beklenen Şarkı, Kanları ile Ödediler ile bu gün bile hatırlanır.

talat_artemel1   talat_artemel3   talat_artemel4

Tijen Par

16.11.2010

tijen_par4

16 Kasım 1936 tarihinde Edirne’ de doğmuştur. İlk rolünü Haldun Taner’in “Dışarıdakiler” adlı radyo piyesinde oynamış. Kartal Tibet, Müşfik Kenter, Yıldız Kenter gibi isimlerle Ankara Devlet Konservatuar’ından mezun olan Par, birçok tiyatro oyununda rol almasına rağmen, asıl olarak seslendirme sanatını kendisine meslek edinmiş. Örneğin, Selvi Boylum Al Yazmalım filminde Türkan Şoray’ı Tijen Par seslendirmiştir.

Tijen Par, Muhsin Ertuğrul’un seçtiği kadro içinde yer almış, Çöl Faresi, Kibarlık Budalası, Othello gibi önemli oyunlarda sahneye çıkmış , Devlet Tiyatroları ve Gen-Ar Tiyatrolarında görev yapmış.. Fakat bizim onunla asıl tanışıklığımız On Korkusuz Adam, Kasımpaşalı Recep gibi filmlerde Yılmaz Güney’le birlikte kamera önüne geçmesiyle başlıyor.

Yönetmenlik denemesinde de bulunan Par, uzun süre seslendirme sanatçılığı yapmış olup, halen Yeditepe Üniversitesi’nin Tiyatro Bölümü’nde temel oyunculuk ve diksiyon dersleri veriyor..

tijen_par2   tijen_par1   tijen_par3tijen_par5   tijen_par10   tijen_par6