Arama:

Etiket Bulutu







‘Norveç’

Vikingler kimdir?

27.07.2013



IX. ve X. yüzyıllarda parlayan İskandinav halklarıdır. Adları «deniz savaşçıları» anlamına gelen Vikingler, aslında iki ulusa, yani Varyaglar ile Normanlar’a mensup insanlardır.


İsveçli olan Varyaglar doğuya doğru yayılmış, IX. yüzyılda Karadeniz’e, hattâ İran’a kadar uzanmışlardı. Bunların çoğu Rusya’da, Novgorod ve Kiev’de yerleştiler, barışçı ticaret erbabı olarak ipek karşılığında kürk ve köle alışverişi yaptılar. Bunların içinden prens Ryurik Hanedanı Rusya’da XVI. yüzyıla kadar hüküm sürdü.




Normanlar

Danimarkalı ve Norveç’ti olan Normanlar («kuzey adamları») batıya doğru denizleri fethe giriştiler. Usta gemici ve korkunç savaşçı olan bu insanlar İzlanda’yı, Grönland’ı ve Kanada kıyılarını ele geçirerek sömürgeleştirdiler. Pruvası ejderha başı biçiminde olan, yelkenle ve kürekle yol alan, dibi hemen hemen düz, uzun teknelerin üstünde Büyük Britanya’ya çıktılar, zengin manastırları yağmalayarak, ağır fidyeler alarak her yere korku ve dehşet saldılar. Aynı hızlı akın tekniği anakarada da uygulandı.


Sen Irmağı boyunca denizden yukarı çıkan Normanlar, biri 845’te, diğeri 885’te iki kere Paris’e saldırdılar. Luvar vadisi, Bordeaux, Toulouse, Lizbon, Sevilla, hattâ İtalya bile onların saldırısına uğradı (Robert Guiscard, XI. yüzyılda Sicilya’yı ele geçirecektir). 911 yılında başkan Rollon, sonraları Normandiya adını alan bölgeye yerleşti ve yüz yıl kadar sonra buradan kalkan Fatih William I İngiltere’nin fethine girişti.


İki yüzyıl kadar Avrupa’ya egemen olan bu Vikingler sanıldığı kadar yırtıcı insanlar mıydı? Bu putatapar savaşçı insanların saldırısından ödleri patlayan keşişlerin yazdığı hikâyelere fazla inanmamak gerekir. Sağa adı verilen kahramanlık destanları, onların savaşlardaki başarılarını anlatır; bu destanlar ve bıraktıkları bazı sanat eserleri, Vikingleri tanımak için en iyi kaynaklardır.


Özgün Bir Uygarlık


Çok çabuk Hıristiyan olmalarına rağmen Vikingler, geleneksel inançlarını korudular. Gene Savaş Tanrısı Odin’e kurbanlar sunuyor, cinleri-perileri kutluyorlardı. Çok iyi örgütlendikleri için ülkelerinde merkezî monarşiler kurdular. Arkeolojik kazılarda çeşitli eşya (koşum, kızak, araba takımları), süs parçalan (tokalar, bilezikler, gümüş madalyon ve gerdanlıklar), silâhlar (kılıçlar, kargılar, baltalar) ortaya çıkarıldı; bunların üzerindeki ejderha, kuğu, at ve yılan motiflerinin büyülerle ilişkili bir anlamı olduğu sanılır. Tahkim edilmiş Viking köylerinin sokakları odun döşeliydi; bu köylerde kumtaşından ve granitten yapılmış, üzeri yazılı ve resimli mezar taşları bulundu.


Derebeyliğin Güçlenmesi


Viking yayılmasının sonuçlarından biri Avrupa’da derebeyliğin güçlenmesi oldu. Gerçekten bu sürekli tehdit karşısında krallar, soyluları kendi topraklarında kendi silâhlarıyla savunmakta ve köylüleri, tahkim edilmiş yerlerde korumakta serbest bıraktılar. Böylece derebeyler bağımsızlığa yöneldiler ve krallık karşısında güçlerini artırdılar.


Arkeolojik Yerler


En önemli araştırmalar Oseberg’de (Norveç) ve Jelling’deki (Danimarka) bir kral mezarlığında gerçekleşti. Eski Tralleborg ve Jutland kalelerinde, Hedeby köyünde Viking yapı tekniği ortaya çıkarıldı. İsveç’te Gotland Adası’nda çok değerli kalıntılar bulundu.


kaynak : itudfkariyerkulubu.com

Neden kar yağıyor ?

25.12.2009

karyagisi1

Kış aylarında güneş ışınları çok güçlü olmadığı için, bulutların bulundukları yüksekliklerde hava sıcaklığı çok düşük olunca, yükselen su buharı, sublime denilen şekilde sıvı hale geçmeden, bu aşamayı atlayarak doğrudan buz kristali haline dönüşür. 0. 1 milimetre çapındaki buz kristalleri birbirlerine yapışarak kar tanelerini oluştururlar. Eğer bulut ile yer arasındaki hava sıcaksa bu kar taneleri yere düşene kadar yağmur tanesi haline dönüşebilirler, ama soğuksa yere kadar kar tanesi olarak inmeyi başarabilirler. Hafiflikleri nedeniyle yere o kadar yavaş inerler ki 3000 metreden inmeleri 2 saat alabilir. Bazen bulutun altındaki sıcaklık öyledir ki, bir kısmı kar, bir kısmı yağmur damlası halinde düşerler, biz buna ´sulu sepken´ diyoruz. Yani yağmur veya kar yağmasını belirleyen ana unsur, bulut ile yer arasındaki hava sıcaklığıdır.

Genel kanının aksine kar yağması havayı ısıtmaz, aksine ısınan hava karın yağmasına sebep olur. Çok soğuk havanın içine su alma kapasitesi daha azdır. İçine alamadığı su ya ´don´ şeklinde yeryüzünde kalır ya da ´kırağı´ oluşur. Bu şartlarda kar kesinlikle oluşamaz. Hava 3 derece gibi biraz ısınınca, su buharı yeryüzünden yükselebilir, çok yüksekliklerdeki soğuk hava tabakalarına ulaşabilir ve kar yağışı meydana gelebilir. Biz de sanki kar yağdığı için hava ısınmış gibi algılarız. Kar tanesinin oluşumu hakikaten bir tabiat mucizesidir.
kartanesi1

Gerçi bazı kayak merkezlerinde, kar yağışı yetersiz olduğu zamanlarda suni kar üretiliyor ama bu görüldüğü kadar kolay değil. Doğal kar tanelerinin ortasında çekirdek olarak toz parçacıklarının olduğunu biliyoruz. Eğer bunlar olmazsa saf su -40 derecede bile kristalleşemiyor. İlk olarak 1975 yılında Berkeley, California Üniversitesinden Prof. Steve Lindow ´snomax´ denilen bir proteini toz parçacıkları yerine kullanarak suni kar üretmeyi başardı. Bu madde sayesinde daha hafif ve kuru kar tanelerinin üretilmesi sağlandı ve Norveç´te yapılan 1994 kış olimpiyatlarında çok yaygın olarak kullanıldı. Kar kristalleri altıgen bir şekil içindedirler. Her bir koldan 3 ve 12´li kollar çıkar. Bu dizilişin sebebinin oksijen atomlarının diziliş şekli olduğu sanılıyor. Dolu yağışı daha ziyade ılıman iklimlerde ve bahar aylarında görülür. Isınan hava ile yükselen su buharı, hava akımları ile daha da yükselerek 12.000 metre civarında -50 derece hava sıcaklığında buz kristallerine dönüşür. Buradaki güçlü hava akımları ile bu buz kristalleri de birleşerek buz tanelerini oluşturur. Bu buz taneleri ağırlıkları nedeni ile o kadar hızlı düşerler ki bulut ile yer arasındaki sıcaklık ne olursa olsun eriyecek zaman bulamazlar. Çapı 5 milimetreden büyük dolular halinde yeryüzüne ulaşırlar. Aslında tüm bu şartların oluşması çok enderdir ve bu nedenle dolu yağışı hem çok az görülür, hem de çok kısa sürer.

Hissederek Öğrenmek…

22.05.2009


ogrenim


Oslo  Üniversitesi’nde Okul Psikolojisi alanιnda ileri düzeyde eğitime başladιğιm sιralarda , daha önce Türkiye’de aldιğιm  psikoloji eğitimin yanιsιra, öğretmenlik sertifikasιna da sahip olmam nedeniyle, bu kentte yasamakta olan, Türkiye’den Norveç’e göç etmiş  ailelerin çocuklarιna, okullarda, iki kültürlü  sιnιflarda (Norveçli ve göçmen çocuklardan oluşan kaynaştιrma sιnιflarι), öğretmenlik yapmaya başlamιştιm.

Veitvet Grunnskuole’de (Veitvet  ilkogretim okulu) çalişmaya başlayalι henüz bir  hafta olmustu ki, okuldaki tüm cocuklar UNESCO haftasιnι kutlamak  üzere,  konferans salonunda toplandιlar. Salondaki kürsünün arkasιndakι  duvarda UNESCO’nun dünya ülkeleri arasιnda barιş,  eşitlik, ortak yasam kalitesinin yükseltilmesi ile  ilgili amaçlarιnι belirten pankartlar asιlιydι. Biz öğretmenler de yerlerimizi aldιktan  sonra, bir öğretmen mikrofonu alιp, öğrencilere UNESCO haftasιnι kutlamaya, pasta yenilerek başlanacağιnι söyledi. Salondan  sevinç uğultusu yükseldi. Öğrencilere kartondan  tabaklar ve plastik çatallar dağιtιldι.  Üç dört dakikalιk sabιrsιz bir bekleyişden sonra, salonun  kapιsιnda, görevlilerin iterek sürdükleri arabalarda,cok katlι iki kocaman pasta  göründü. Öğretmenler  pastalarι dilimleyip cocuklara dagιtmaya basladιlar. Ancak garip birsey oldu. Salondaki cocuklarιn yarιsι pastalarιnι alιp  yemeye başladιklarιnda, kocaman iki pasta da  bitmisti. Öğretmenlerden biri pasta kalmadιğιnι açιkladι. Pasta alamayan çocuklar büyük bir düş kιrιklιğιyla, elleri ile tabaklarιna vurmaya, boş tabaklarιnι  göstererek öğretmenlerine birşeyler söylemeye  başladιlar. Salon karιsmιstι. Bense şaşa kalmιstιm ve kutlamayi organize edenler açιsιndan üzüldüm. iste cok gelişmiş  iskandinav ülkesinde de organizasyon bozuktu ve ilgililer  rezil olmustu !

Tam bu  sιrada okulun müdürü mikrofonu aldι. Çok önemli bir sey açιklayacağιnι söyledi. Çocuklar son bir  umutla gürültüyü kestiler. Müdür söyle dedi:

“Çocuklar, gördüğünüz gibi bir kιsmιnιz  pasta alabildi.. Ancak bir kιsmιnιza pasta kalmadι.  Çünkü pastayι dağιtιrken, sizin sayιnιz kadar eşit parçaya bölmeye özen göstermedik. Eğer eşit paylaştιrιlsaydι, herkes pasta yiyebilecekti. İşte dünya ülkeleri arasιndakι durum da böyle. Dünyadaki kaynaklar  kιsιtlι. Kaynaklarda eşit paylaşιlamιyor. UNESCO’nun  gerçekleştirmeye calιştιğι dünya barιşι için, en büyük engel budur. Barιşι ve ortak yaşam kalitesini gerçekleştirmenin en iyi yollarιndan biri, kaynaklarιn tamamen eşit olmasa bile,  mümkün olduğunca dengeli  dağιlιmιdιr.”

Salonda,  kuş uçsa kanadι duyulacak bir sessizlik oldu. Ben nefesimi tuttuğumu farkettim. Müdür konuşmasιnι  sürdürdü:

“Hiç merak etmeyin. Şimdi pastanιn devamι gelecek. Ancak bu kez esit  dağιtιlacak ve herkes pasta yiyecek.”

O anda salonun kapıları açιldι, pastalar göründü. Çocuklar  neseyle bagrιstιlar. Pastalar yendikten sonra, salondaki bazi çocuklara söz verildi.   Çocuklar pasta alamadιklarında ne hissettiklerini, ne yaşadιklarιnι anlattιlar.  UNSECO ile ilgili görüntüye dayalι kısa bazı bilgiler verildikten sonra kutlama bitmisti.

Uzun, sιkιcι konuşmalar yerine, tüm bedenlerinde hissettikleri bir yaşantι geçirmişti çocuklar. Hem  öyle bir yaşantιydι ki bu, belkide tüm yaşamlarι boyunca unutamayacaklardι.