Arama:

Etiket Bulutu







‘osmanlı’

Esenboğa Havalimani’nin adı nereden geliyor?

31.03.2012

esenboga

‘‘Esenboğa’’ bir şahıs adıdır, aslı ‘‘İsen Buga’’dır, ‘‘Mutlu, kutlu, güzel, iyi ve sağlıklı öküz’’ mánásına gelir ve Timur’un generallerinden birinin ismidir ve bu isim bizim için taaa 15. asırdan, 1402 Temmuz’unda perişan olduğumuz Ankara Savaşı’ndan kalma acı bir hatıradır.

‘‘Öküz’’ kelimesinin insan ismi olmasına şaşıranlara da küçük bir açıklama yapayım: Bugün çocuklara ‘‘aslan’’ gibi bir hayvanın adını vermek nasıl olağan bir işse, eski insanlar için ‘‘öküz’’, ‘‘boğa’’ yahut ‘‘manda’’ benzeri güçlü hayvanların adlarını taşımak da böyle sıradan bir iştir.

İşte, Timur’un generali Esenboğa’nın, daha doğrusu ‘‘İsen Buga’’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentindeki havaalanına kadar uzanmasının kısa öyküsü:

İsen Buga, Asya’daki Türk imparatorluklarından biri olan Çağatay Devleti’nin hükümdarıydı. Hızır Hoca’nın torunu ve Üveys Han’ın oğluydu ve soyu Cengiz Han’a gidiyordu.

Timur’un 1380’lerde kendi imparatorluğunu kurmasından sonra onun hákimiyetini kabul eden sultanlar, hakanlar ve şahlar unvanlarını korudular ama bağımsız birer devlet başkanı olmaktan çıkıp Timur’un generalleri haline geldiler. Doğu Türkleri’nde o devirlerde ‘‘hakan’’ veya ‘‘han’’ unvanını kullanabilmek için mutlaka Cengiz Han’ın soyundan gelmek şartı vardı. Cengiz aslen Moğoldu, Timur ise Türk’tü, dolayısıyla Cengiz’le arasında hiçbir kan bağı yoktu ve bütün gücü elinde tutmasına rağmen geleneği bozmadı ve ‘‘han’’ unvanını almadı. Sadece ‘‘Emir’’ unvanını kullanmakla yetindi ve Cengiz Han’ın torunlarından olan Mahmud adındaki Türkleşmiş bir Moğol prensini sembolik olarak devletinin başına geçirdi. Mahmud Han her ne kadar ‘‘Han’’ olarak görünüyor ve fermanlara onun adı yazılıyorsa da bu sadece geleneklere uymak için yapılmış göstermelik bir işti, devlet demek Timur’un bizzat kendisi demekti ve Mahmud Han’ın asıl vazifesi Timur’un ordusunda ve onun emrinde bir general olmaktan ibaretti.

timurun_filleri


MUTLU ÖKÜZÜN FİLLERİ

İşte, İsen Buga da aynı ordunun aynı durumdaki generallerinden biriydi. Cengiz Han’ın soyundan geldiği için ‘‘Han’’ unvanını taşıma hakkı vardı ama herşeyiyle Timur’un emrindeydi ve kumandası altındaki birliklerle Timur’la beraber diyar diyar gezip savaşıyordu.
İsen Buga, Timur’la Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bayezid arasında 1402’de Ankara’da, Çubuk taraflarında çıkan savaşta da bulundu. Bazı harp tarihçilerine göre ön saftaki hücum birliklerinin, başka görüştekilere göre ise Timur’un meşhur fil müfrezelerinin kumandanıydı. Karargáhını bugün kendi adıyla anılan yerde, daha doğrusu adının bozulmuş şekli olan ‘‘Esenboğa’’ taraflarında kurdu. Efendisinin 1402 Temmuz’unun son haftasında yapılan savaşın galibi olmasında onun büyük rolü vardı. Timur’un iki oğlunun, Miranşah’la Şahruh’un birliklerinin saldırıları karşısında sıkıntılı anlar geçirmekte olan Osmanlı ordusu İsen Buga’nın fil müfrezelerini ön hatlara sürmesi üzerine tam bir bozguna uğradı. Yıldırım Bayezid, Timur’un káğıt üzerindeki hükümdarı Mahmud Han tarafından esir alındı, neticede herkesin bildiği acı son geldi, Yıldırım birkaç ay sonra canından oldu ve Osmanlı devleti parçalanıp bir ‘‘fetret’’ devri yaşadı.

Ankara Savaşı’ndan bugünlere işte bu acı hatırayla beraber Timur’un Çubuk’ta yaptırmış olduğu bir hamamın kalıntısı, yine Çubuk Ovası’nda arada bir hálá çıkan ok başlarıyla savaş baltası parçaları ve şimdi ‘‘Esenboğa’’ halini almış olan İsen Buga’nın adı gelebildi

Çiçek Pasajı’nın azimli hikayesi…

08.09.2010

cicek6

“Cite de Pera” veya bizim “Çiçek Pasajı” aslen geç Osmanlı Perası’nın en dinamik ve prestijli yapılarından birine, Naum Tiyatrosu’na ev sahipliği yapmış arazide konumlanır. Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamit’in sıklıkla ziyaret ettiği, Osmanlı Devleti’nin yükselen Batılı medeniyetleri ile kültürel alanda sürdürmeye gayret ettiği savaşın en parıltılı sekanslarının yaşandığı bir yerdir Naum Tiyatrosu. Guiseppe Verdi’nin Il Travatore’sinin Paris’ten bile önce piyes edildiği bu tiyatro binası, sahnelediği İtalyan operaları ve oyunları ile çekiciliğini kaybetmiş gibi gözüken bir Osmanlı sosyal alanını yeniden canlandırma projesi gibidir. İstiklal Caddesi ile Tiyatro Sokağı kesişimini de boşaltan 1870 Büyük Pera Yangını ile büyük ölçüde değişen kentsel silüette, bu araziye kondurulacak yeni yapı da aynı iddiayı taşır: Osmanlı’nın en iyisi, Paris’in bile sahip olmaktan gurur duyacağı bir anıtı olmalıdır.

Dönemin banka hesabı kadar kabarık şöhretli bankeri Hristaki Zografos’un el attığı bu proje, “Cite de Pera” ile sonuçlanır. Rum mimar Cleanthy Zanno’nun gerçekleştirdiği pasaj ve konut kompleksi, gerçekten de Milano’nun Galleria’sı ile plan ve kurgu anlamında ciddi benzerlikler taşımaktadır. Padişaha bile borç verdiği dedikoduları Konstantinopeli üst sınıfının diline pelesenk olmuş Hristaki Efendi, 24 dükkan ve 18 lüks daireden oluşan bu yapıya “Cite de Pera” adını verir. Dükkanları kapsayan pasaj da “Hristaki Pasajı” olarak nam salacaktır.

1876’da hizmete açılan Hristaki Pasajı içinde barındırdığı çok sayıda şık dükkan ile Pera hayatının uğrak noktalarından biri haline gelmiştir bile. Maison Perret ve Vallaury’nin pastanesi, Nakumara’nın Japon mağazası, Dulas’ın Natürel çiçekçisi, Schumacher’in hamur işleriyle ünlü fırını, Keserciyan’ın terzihanesi, Acemyan’ın tütüncü dükkanı, Papadapulos’un mücellithanesi, Hristo’nun kafesi ve Sideris’in kürk dükkanı tarafından kuşatılan Hristaki Pasajı, Beyoğlu hayatında olduğu kadar Osmanlı üst sınıfının da sosyal yaşamında nam salarlar. Hatta Cite de Pera’nın ilk meyhanesi de bu dönemde açılır: Yorgo’nun meyhanesi Hristaki Pasajı’ndan Çiçek Pasajı’na evrilecek bu mekanın ilk habercilerindendir sanki.
cicek2

Pasajın kaderi 1908 yılında, Osmanlı Devleti’nin büyük ölçekli ekonomik ve sosyal çalkantılarla devindiği, Tanzimat’tan, Dar”ül Musiki Osmani”den ve İttihat ve Terakki’den bahsedilen bir dönemde değişir. Kırk yıllık Hristaki Pasajı, bina mülkiyetinin Sadrazam Sait Paşa’ya geçmesi ile birlikte bir gecede “Sait Paşa Geçidi” oluverir.
Nitekim 1905 Devrimi’nden başlayarak dünyayı Rusya merkezli olarak etkisi altına almış olan sosyal hareket ve değişim rüzgarları, Sait Paşa Geçidi’ne de uğramadan etmez. 1917’de, son demlerine gelinmiş Birinci Dünya Savaşı’ndan yorgun bir Osmanlı başkenti, bir yandan bu rüzgarlara kendini bırakır. Uyumaz toplumsallıklar ise kendilerini suya bırakmazlar; Sait Paşa Geçidi kendisini geleceğine hazırlayan bir değişime sahne olmaktadır. Ekim Devrimi’nin ardından Rusya’daki yeni yönetimden kaçan baronesler, düşesler, kendi adlarını vermeseler de bir yüzyıl boyunca sürecek yeni bir isim geleneğinin ilk tohumlarını atarlar pasajda: Bu üst sınıfa mensup kadınlar, hayatlarını sürdürmek için sığındıkları başkentte çiçek satarlar ve yeni mekanları “Çiçek Pasajı” olarak anılmaya başlanır.
cicek5

1940’lara kadar çiçek mezat yeri olarak kullanılan Çiçek Pasajı’nda açılan ilk birahaneler, mekanın yeni silüetinde belirleyici olurlar. Örneğin 1944’te açılan Nektar Birahanesi, Cumhuriyet dönemi Beyoğlu’nun en hareketli ve yoğun buluşma noktalarından biri haline geliverir. Bu hali hazırda karlı fikir, 1950’lerde bir gelenek misali pasaja konuşlanmış çiçekçilerin çevre sokaklara kaymaya başlamaları ile giderek daha çok noktada hayat bulur. Peşi sıra açılan birahane ve meyhaneler, pasajın yadigar ismini koruyarak bugün tanınan kimliğine bürünmesine yol açarlar.

Sarıkamış Harekatı

03.06.2010

sarikamis-harekati

Osmanlı Devleti, Almanya ile yapılan anlaşmanın ardından Birinci Dünya Savaşı’na girmek zorunda kalmıştır. Ancak Balkan Savaşı’ndan yeni çıkmış olması ve yeterli hazırlıkları yapma imkânı ve zamanı olmadığından dolayı savaşın ilerleyen dönemlerinde büyük olumsuzluklarla karşı karşıya kalmıştır.

Osmanlı donanmasına bağlı Yavuz ve Midilli gemilerinin Sivastopol’u bombardımanının ardından 1 Kasım 1914 günü Rus Ordusu hududu geçerek baskın tarzında taarruza başlamıştır. Erzurum genel istikametinde ilerleyen Rus Kuvvetleri, 7-12 Kasımda Köprüköy ve 17-20 Kasımda cereyan eden Azap muharebelerini kaybederek geri çekilmek zorunda kalmıştır. Savaşın ilk aylarında meydana gelen bu durum, Ordunun subay ve erleri üzerinde olumlu bir etki yaratmıştır. Ancak ağır zayiat veren 3’üncü Türk Ordusu, geri çekilen düşmanı takip edememiş; daha elverişli bir arazide toplanmak, takviye kuvvetlerinin gelmesini beklemek ve yeni bir Rus taarruzunu karşılamaya hazır olmak amacıyla 8-10 km kadar geri çekilmiştir.

Avrupa’da savaşın mevzi harbine dönüşmesi ve Galiçya’da Avusturyalıların Ruslar karşısında zor durumda kalmaları üzerine Başkomutan Vekili Enver Paşa, müttefiklerin Avrupa’daki yükünü hafifletmek için ”Alman Başkomutanlığının da etkisiyle” Doğu Cephesi’nde Rusların imhasını hedef alan büyük ölçüde kuşatıcı bir taarruza karar vermiştir.

enverpasa

Enver Paşa, icra edilecek bir taarruzla 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda (93 Harbi) Doğu Anadolu’da kaybedilen toprakların (Kars, Batum, Artvin ve Ardahan) geri alınmasını ve müteakiben harekâtın Kafkasya’ya aktarılmasını mümkün görüyordu.

Enver Paşa, bu amaçla 14 Aralık 1914’te İstanbul’dan Köprüköy’e gelmiştir. Taarruzun bahara bırakılmasını öneren 3’üncü Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa’yı görevinden alarak 3’üncü Ordu Komutanlığını kendi üzerine almıştır.

Bu harekâtı icra edecek 3’üncü Ordu; 9, 10 ,11’inci Kolordular ve 2’nci Süvari Tümeninden oluşuyordu. Cephedeki Rus mevcudu 100.000, 3’üncü Ordunun mevcudu ise 120.000 idi. Türk ordusu sayıca fazla olmasına rağmen Ruslar, ağır silah, topçu ve donatım bakımından kesin bir üstünlüğe sahiptiler.

22 Aralık 1914 – 15 Ocak 1915 tarihleri arasında cereyan eden Sarıkamış Muharebeleri’nde Türk Ordusunun uyguladığı plan, bir kolorduyla düşmanın cepheden tespitini, iki kolorduyla kuzey kanadından kuşatılarak düşman cephesinin 30-35 km kadar gerisindeki Sarıkamış’ın ele geçirilmesiyle büyük düşman kuvvetlerinin imhasını öngörüyordu.

3ordu

Tamamen karlarla kaplı, çok yüksek dağlık ve yolsuz bir arazide o günün koşulları altında kış donatımından yoksun yaya ve atlı birliklerle yapılan bu harekât çok riskli idi. Özellikle 10’uncu Kolordu birlikleri, Allahuekber Dağları’nı aşarken çetin zorluklar ve kış şartları sebebiyle gerek miktar gerekse mevcut silahlar yönünden çok zayiat vermiştir. Nitekim Türk kuvvetlerinin büyük bir kısmı soğuktan donarak ölmüştür. Sarıkamış’a girebilen 300 kişilik bir kuvvet de Ruslar tarafından geri atılmıştır. Bu başarısızlık karşısında Enver Paşa, 10 Ocak 1915’te 3’üncü Ordu komutanlığını Tuğgeneral Hafız Hakkı Paşa’ya devrederek İstanbul’a dönmüştür.

dogucephesi

Bu muharebelerde Rusların zayiatı 30.000, Türklerin zayiatı ise 60.000 kadardır. Ruslar; Türklerden 200 subay, 7000 eri esir, 20 makineli tüfekle 30 topu ganimet olarak almışlardır. Bu muharebeler sonucunda Doğu Anadolu, Rusların işgaline maruz kalmıştır.

12


Bilahare 3’üncü Türk Ordusu, taarruzdan önce işgal etmiş olduğu Azap mevziine (Tutak-Narman hattı) çekilmiştir. Takviye kuvvetler alarak Rus taarruzlarını bu hatta karşılamaya hazırlanmıştır.

Sarıkamış Harekâtı ile ilgili haberler, ancak sonradan kamuoyu gündemine geldiğinden burada olup bitenler çok sonraları açıklığa kavuşturulmuştur.

Sarıkamış Kuşatma Harekâtı; düşman kuvvetlerinin arkasına düşmeyi hedef alan başarılı bir plandı. Ancak stratejinin faktörlerinden zaman ve iklim şartları iyi değerlendirilemediği için bu sonuç kaçınılmaz olmuştur.
16

Sarıkamış, Türk harp tarihinin en acı muharebelerine sahne olmuştur. Türk Ordusu, ağır koşullar altında yapılan bir muharebede kahramanca savaşmıştır. Türk Ordusunun kayıplarındaki asıl etkenler, çetin arazi ve şiddetli kış şartları ile teçhizat eksikliği ve ikmal yetersizliğidir. Çok ağır koşullar altında kahramanca savaşan Türk askeri, muharebenin sonuna kadar direnmiş, vatanını korumak ve başarıya ulaşmak için sonsuz gayret göstermiştir. Sarıkamış Harekâtı, Türk milletinin vatanı ve kutsal varlıkları uğruna neler yapabileceğinin bir delilidir.

17

Özgürlük Heykelinin hikayesi

30.05.2010

liberty

Özgürlük Heykeli, ABD’nin New York şehrindeki Liberty (Özgürlük) adası üzerinde, inşa edildiği 1886 yılından bu yana Amerika’nın simgesi olan anıtsal heykel ve gözlem kulesi. Dünyanın en tanınan abidelerinden biridir.

Bakırdan yapılan Özgürlük Tanrıçası heykeli, Fransa tarafından kuruluşunun 100. yılı nedeniyle ABD’ye (10 yıl gecikmeli olarak) hediye edilmiştir,1884-1886 yılları arasında inşa edilen heykelin mimarı Frederic Bartholdi’dir. Çelik iskeleti Gustave Eiffel, kaideyi Richard Morris Hunt yapmıştır. ABD’nin New York şehrindeki Özgürlük Adası’nda yer alır.

Heykel, sağ elinde bir meşale, sol elinde ise bir tablet tutar. Tabletin üstünde 4 Temmuz 1776 tarihi (Bağımsızlık Bildirgesi’nin tarihi) yazılıdır. Heykelin başındaki taç’ın 7 sivri ucu 7 kıtayı veya 7 denizi simgeler. Heykelin yüksekliği 46 m, kaidesi ile beraber 93 m’dir. Ziyaretciler heykelin içinden meşaleye kadar 168 basamaklı bir merdivenden çıkabilirler. Heykelin meşale tutan sağ elinin yüksekliği 13 metredir. Meşalenin etrafındaki dehlizde 15 kişi birarada dolaşabilir. Heykelin başının genişliği 2 metre, yüksekliği ise tacı ile birlikte 5 metredir.
Yontu dikilmeden 1 yıl önce (1885’te) yayımlanan renkli taş baskı

93 metre yüksekliğindeki Özgürlük Anıtı ilk olarak 1860’lerde, ilk olarak Osmanlı İmparatorluğu yönetimindeki Mısır’ın Hıdiv’i Said Paşa’nın Süveyş Kanalı inşası için imzaladığı antlaşmanın gereği olarak Suveyş Kanalı’ndaki Port Said Limanı’nın girişine konulmak üzere planlanmıştır. Ancak dönemin Osmanlı Sultanı Abdülaziz tarafından peşinatı ödendiği halde dikilen heykelden ötürü yerel huzursuzluk çıkacağı endişesiyle, Kavalalı soyundan Hıdiv İsmail Paşa planlanan yere inşasını istememiştir.

Fransız bir heykeltraş olan Frederic Auguste Bartholdi’ye ısmarlanan bu heykel, bakır ve çelikten yapılarak tamamlanmış, fakat daha sonra Mısır’a dikilmesinden vazgeçilmesiyle Paris’te bir depoya kaldırılmıştır. Tasarlanan bu ilk heykel Kızıldeniz ile Akdeniz’in birleştiği yere koyulacak firavunlar zamanının giysilerine bürünmüş bir kadın şeklindeymiş ve elinde ‘Asya’nın ışığının Mısır’dan geldiğini’ sembolize eden bir meşale tutuyormuş. Bu olaydan 20 yıl sonra 1885’te Fransa hükümeti A.B.D ile olan iyi ilişkilerinin bir göstergesi olarak büyük bir heykel yaptırmak istediğinde yine aynı heykeltraşın kapısı çalınmış. Hazır durumda olan heykel depodan çıkarılmış, heykeltraş Bartholdi ve Gustave Eiffel (Eyfel kulesinin mühendisi) birlikte çalışarak bazı değişikliklerle heykeli yenilemişler ve New York sahilinde Liberty Adasına yerleştirilmiş.

Özgürlük Heykeli, ziyaretçilere açıktır. Ziyaret etmek isteyenler adaya bir feribotla ulaşırlar, merdivenleri tırmanarak meşaleye çıkabilir ve New York limanını seyredebilirler.

Heykele Singer dikiş makinelerinin kurucusu Isaac Singer’in dul eşi Isabelle Eugenie Boyer modellik etmiştir. Özgürlük Heykeli 1884 yılında Fransa’da tamamlandıktan 1 yıl sonra 350 parçaya bölünüp 214 sandık içinde New York limanına ulaştırılmıştır. Parçalar, 4 ay içinde kaidenin üzerinde yeniden birleştirilmiş ve 28 Ekim 1886 tarihinde binlerce izleyicinin önünde açılışı gerçekleşmiştir.

Kaynak : Wikipedia

Amasya

11.01.2010

amasya1

Orta Karadeniz’de, Yeşilırmak vadisi Harşena Dağı eteklerine kurulan Amasya, 7 bin yılın üzerindeki eski tarihi boyunca krallık başkentliği yapmış, bilim adamları, sanatkarlar, şairler yetiştirmiş, şehzadelerin eğitim gördüğü bir belde olmuştur.

amasya10

Şehzadeler Şehri Amasya, Osmanlı zamanında öylesine önemsenmiş ki, yükseliş döneminde tahta geçen bütün padişahlar burada Sancak beyliği (Valilik) yapmışlardır. II.Murat ve Yavuz Sultan Selim Amasya’da doğmuştur. Şehzadelerin ilk eğitim aldıkları ve devletin başına geçtikleri vakit Amasya’da valilik görevinde bulunmalarından dolayı “Şehzadeler Şehri diye anılmıştır. II.Bayezid Abidesi Fatihin oğlu, Yavuzun pederi Bayezid’in gençliği burada geçti.

amasya11

Kurtuluş savaşının başlangıç temelleri de Amasya’da atılmıştır. Amasya, tarihi ve kültürel zenginlikleri yanı sıra, özellikle Yeşilırmak kıyısına yapılmış Yalıboyu evleri ile dikkat çekmektedir.

Milli Mücadelede Amasya 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’da başlayan Kurtuluş Savaşı’nın (Milli Mücadele)’nin ilk adımı, 12 Haziran 1919 tarihinde Mustafa Kemal’in Amasya’ya gelmesiyle devam etmiştir. Kurtuluş mücadelesinin planları hazırlanmış, Erzurum Kongresi ve Sivas kongresi ‘nin toplanmasına burada karar verilmiş, 22 Haziran 1919 tarihinde yayınlanan Amasya Genelgesi ile Milletin İstiklâlini Yine Milletin Azim ve Kararı Kurtaracaktır denilerek Milli Mücadele burada fiiliyata geçirilmiştir. Bu itibarla, Amasya, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda da ilk önemli adımın atıldığı yer olmuştur.

amasya5

Şehrin savunmaya en uygun mevkii olan Harşena Dağı üzerinde kurulmuştur. Kalenin önemli tepe noktası kesme, sur duvarları moloz taşlardan yapılmış olup, Yeşilırmak’ın kıyısına kadar 8 müdafaa kademesine sahiptir. Kalede Cilanbolu denilen ve kalenin orta yerinde giriş kapısının hizasında yüksekçe bir yerden kayaya oyulmuş 150 basamakla aşağıya inilen 8 metre çapında dehliz (gizli yolpoterne) vardır. Yine kalede sarnıçlar, su depoları, eteklerinde Osmanlı dönemine ait hamam kalıntıları ve kayaya oyulmuş Pontus Kral Mezarları bulunmaktadır. Kalenin sur duvarlarının çoğunluğu ayakta kalmıştır. Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı döneminde genelde askeri amaçlı kullanılmış ve defalarca onarım görmüştür.

amasya15

Kral Kaya Mezarları
Amasya Kalesi eteklerinde düz bir duvar gibi dikine uzanan kalker kayalara oyularak yapılmış olan 5 adet mezar, yapıları ve mevkileri itibariyle ilk bakışta dikkati çeken eşsiz bir güzellik arz etmektedir.

amasya16

Çevreleri oyularak ana blok kayadan tamamen ayrılan mezarlar birbirlerine ve kaya bloğuna merdivenlerle bağlanmışlardır. Vadi içerisinde irili ufaklı toplam 18 adet kaya mezarı bulunmaktadır.Amasya’da doğan ünlü coğrafyacı Strabon’un (M.Ö. 63-M.S. 5) verdiği bilgiye göre kaya mezarları Pontos krallarına aittir.

amasya6

Sultan II. Bayezid Külliyesi
Sultan II. Bayezid adına 1485-86 yılında cami, medrese, imaret türbe, şadırvan ve çeşmeden ibaret külliye olarak yapılmıştır. 15. yüzyılın son çeyreğinde yan mekanlı camii mimarisinin gelişmiş bir geçiş dönemi örneğidir. Camii beş kubbeli bir cemaat yeri ile geniş bir kemerle birbirine bağlanan arka arkaya iki kubbeli mekan ve buraya açılan yan mekanlardan ibarettir. Doğu kısmındaki minaresi renkli taşlarla yivli, batı kısımlarındaki palmetlerle süslü olarak gerçekleştirilmiştir. Batıda (U) plan şemasına sahip medrese mevcuttur. Doğudaki (L) Plan şemalı yapı imaret ve konuk evidir. Her iki minare hizasında bulunan yaşlı çınar ağaçlarının külliye ile yaşıt olduğu tahmin edilmektedir.
amasya7

Büyük Ağa Medresesi
Sultan II. Bayezid’ın Kapı Ağası Hüseyin Ağa tarafından 1488 yılında yaptırılmıştır. Ön Asya ve Selçuklu mezar anıtlarında görülen sekizgen plan şeması fonksiyon itibariyle ilk defa bu medresede tatbik edilmiştir. Her kenarda üçer adet, tonozlu revakların gerisinde bulunan kubbeli odalarda güney kenarında daha büyük ve yüksek kümbet ve örtülü mekana yarım kubbelerin bağlanması ile meydana gelen (I) planlı dershane, yapının esasını teşkil eder. Duvarlarında üç sıra tuğla arasında moloz taş kullanılmış, giriş daha yüksek tutularak silmelerle yumuşatılmıştır. Avluda köşeli sade başlıklar sütunlar üzerine oturtulmuş, dengeli revak kemerleri ve duvar üzerindeki plastik Bursa Kemeri uygulaması iç mimariye cazibe kazandırmıştır. Dershane önündeki revak kubbesi iç orijinal mukarnas dolgu ile bezenmiştir.

amasya8

Yalıboyu Evleri
Amasya evleri genellikle yan yana, sırt sırta ve bitişik nizam yapılıdır. Evler Osmanlı geleneğine uygun olarak haremlik ve selamlık olarak düzenlenmiştir. Evler genellikle bodrum üzerine tek veya iki katlı olarak inşa edilmiştir. Birinci ve ikinci kat üzeri “sahniş – sahn-ı şirin” lidir. Evler çoğunlukla avlulu ve bahçelidir.

amasya9

Bahçeler haremlik ve selamlık arasında konumlandırılmışlardır. Bahçelerde ocak ve su kuyusu mutlaka vardır. Evlerin ikinci katları genellikle cumbalıdır. Böylelikle hem evler estetik görünüm kazanmış hem de iç mekanda fazladan yer kazanılmıştır.

amasya12

Hazeranlar Konağı (Etnoğrafya Müzesi)
Hatuniye Camii’nin doğusunda yer alan Yalı Evleri dizisindeki en güzel konaktır. 19. yüzyıl geleneksel sivil mimari örneklerinden biridir. Defterdarlık görevinde bulunan Hasan Talat Efendi tarafından kız kardeşi Hazeran Hanım adına 1872 yılında yaptırılmıştır. Konağın iki ayrı girişi vardır. Bunlardan birisi sübyan mektebi ile evler arasında arnavut kaldırımlı dar yolun bulunduğu avlu kapısıdır. Saçak üzerine kiremit örtülü, çift kanatlı bir kapı, bodrum kat ve haremlik mevcuttur.
amasya17


Tarih boyunca Amasya ili gerek yerleşim yerlerinde, gerekse tarım arazisinde Yeşilırmak ve yan kollarının taşkınlarına maruz kalmıştır. Taşkınların etkisini il merkezindeki tarihi kalıntılar dan da gözlemlemek mümkündür. Buna en güzel örnek yöre halkınca Üç Medeniyet Köprüsü olarak adlandırılan Alçak Köprüdür. Yeşilırmağın taşkınları ve getirdiği malzeme ile yatak tabanında yükselme olmuş, köprü ayakları zamanla dolmuş ve köprü ayaklarında yükseltme ihtiyacı doğmuştur. Perspontus, Selçuklu-Osmanlı ve Cumhuriyet Döneminde ilave yapılar eklenerek köprü tabliyesi yükseltilmiştir. Bu üç ayrı yapıyı Alçak Köprü’de izlemek mümkündür.

amasya41

Bir doğa harikası olan Borabay gölü, doğa yürüyüşü, piknik ve kamp için son derece uygun bir seçenektir. Denizden 800 m. yükseklikteki krater gölü olarak bilinen göl aslında küçük bir akarsuyun etraftan gelen yıkıntılarla tıkanması sonucu oluşmuş, doğal bir set gölüdür. Bakanlar Kurulunca Turizm Merkezi olarak ilan edilmiş bulunan Borabay Gölü’nde 9 adet bungalov ev, gazino, kamp ve piknik alanları, doğa yürüyüşü parkuru ve dinlenme imkanları vardır. Bu nedenle yerli ve yabancı ziyaretçilerin çok sık uğradığı bir merkez durumundadır.


Dünyanın en güzel Misket elması, kirazı, şeftalisi ve bamyasının üretildiği, tarih ve doğanın birlikte bulunduğu ilginç antik kenti görmelisiniz sıcak kanlı ve misafirperver Amasya sizi bekliyor.

Amasya Müzesinin Mumyalar bölümünü ve Hitit Tanrı Heykelini (Teşup) görmeden,

Yeşilırmak Yalıboyu’nda Amasya Evlerini gezmeden,

Kral Kaya Mezarlarını ziyaret etmeden,

II. Bayezid Külliyesi, Bimarhaneyi gezmeden,

Borabay gölünü görmeden,

Amasya Misket elması yemeden,

…DÖNMEYİN

kaynak : www.amasyakulturturizm.gov.tr

Bir Kız Kulesi Öyküsü…

22.05.2009

kizkulesi2

1827 yιlιnda Almanya’nιn Brandenburg kentinde Karl adιnda bir çocuk dünyaya gelir. Babasι müzik ögretmeni olan Karl, aile içinde bas gösteren huzursuzluklardan dolayι bir Fransιz yetimhanesine gönderilir. Daha sonra gemilerde miço olarak çalιsιr. Hamburg’tan kalkan bir gemiyle istanbul’a giderken henüz 12 yaşιndadιr.


Gemi istanbul’a geldiğinde denize atlayan Karl, Kιz Kulesi’ne yüzerek kaçar. Kendisini kurtaran Kιz Kulesi’nin bekçisine gemiye geri dönmek istemediğini söyler. İki ülke arasιnda küçük bir politik sorun yaşanιr ama Osmanlι sadrazamι Ali Paşa sorunu çözer ve Karl’ι korumasιna alιr.

Karl Mehmet Ali adιnι alιr. Mehmet Ali, Kιrιm, Bosna ve Karadağ savaşlarιndan sonra 2. Abdülhamit döneminde paşa ünvanιnι alιr. Mehmet Ali Paşa, 1878 yιlιnda imzalanan Berlin Antlaşmasι’nda Osmanlι’yι temsil eden üç kişiden biri olur. Almanca, Fransιzca, Yunanca, Farsça ve Arapça dillerinde şiirler yazan Mehmet Ali Paşa’nιn dört kιzι olur. Paşa’nιn Leyla adιndaki kιzιnιn da bir kιzι olur; Celile. Celile bir erkek çocuk doğurur: Şair Nâzιm Hikmet!

Karl’dan Nazιm’a uzanan hikâyenin gösterdiği gibi, Kιz Kulesi’nin her zaman hikâyeleri vardιr. Eğer Kιz Kulesi Karl’ι kurtarmasaydι, Nazιm olmayacaktι.

Sunay AKIN