Arama:

Etiket Bulutu







‘ressam’

Ressam Hasan Rıza

19.07.2010

hasan_riza

Fotoğraf makinesi kullanımının yaygın olmadığı yıllarda, savaş ressamları gezinirdi cephelerde. Bu insanların görevi, savaş sırasında gördüklerini resmetmek ve muhabiri olarak görevlendirildiği gazeteye ulaştırmaktı. 27 Nisan 1877’de Rusya’nın Osmanlı’ya savaş ilan etmesiyle “93 Harbi” denilen, tarihimizdeki en büyük seferberlik süreçlerinden biri başlar. İşte bu savaşı izlemek üzere İtalya’dan gelen bir gazete ressamını koruma görevi Hasan Rıza’ya verilir. On dokuz yaşındaki Hasan Rıza askeri okul öğrencisidir. O da, birçok arkadaşı gibi okuldan ayrılıp, gönüllü olarak gelmiştir cepheye. Ressam, etrafında patlayan bombalara, dikenli tellere ve çamur tarlalarına aldırmadan resimler çizerken, Hasan Rıza da, yanından ayrılmamaktadır.

İtalyan ressam bir gün küçük dilini yutar şaşkınlıktan; koruması olarak yanında gezinen genç adamın uzattığı kağıtta kurşunkalemle çizilmiş bir portresi vardır. Böylelikle bir dostluk başlar, okul yıllarında da resime karşı ilgili olan Hasan Rıza ile İtalyan ressam arasında. Bir ressamla savaş alanında tanışan Hasan Rıza, onun gösterdiği yoldan yürümek üzere İtalya’ya gider. Roma, Floransa ve Napoli gibi kentlerde birçok atölye ve müzede çalışan Hasan Rıza, bir süre Mısır’da kaldıktan sonra geri döner. Ülkeden ayrılışı üzerinden tam on iki yıl geçmiştir!

Edirne’ye yerleşen Hasan Rıza, Karaağaç’daki atölyesinde çalışmaya başlar. Aynı zamanda Edirne Sanat Okulu’nda ve Edirne Hastahanesi’nde müdürlük yapmaktadır. Bulgar ordusu, 26 Mart 1913 günü, Edirne’ye saldırdığında, Hasan Rıza resimlerini savaştan kurtarmanın derdine düşer. O sırada, hastanede tedavi görmekte olan asker ressamlarımızdan Sami Yetik şöyle anlatır Hasan Rıza’yı: “Sükutun ilk gecesi müdürü bulunduğu hastaneden ayrılmamasını dostları ısrarla söyledikleri halde Hasan Rıza bu teklifi bir türlü kabul etmemiş, Karaağaç’taki atölyesine gitmişti. Belki gayri şuuri bir hareket farzedilen bu gidişi, bence eserlerini kurtarma kaygusundan ileri gelen bir ruh isyanından başka bir şey değildir. Senelerden beri göz nuru dökerek plüm taramasiyle yaptığı tarihi resimlerin düşman çizmeleri altında ezildiğini, çiğnendiğini düşünmek onu ferevan ettirmiş, kimseyi dinlememiş, ölümü düşünmemiştir.”

Meriç Nehri’nin batı kıyısında bulunan Karaağaç’a doğru koşan, savaş alanında tanıdığı bir ressam sayesinde resim sanatına yönelen Hasan Rıza’nın bir tek amacı vardır; savaştan resimlerini kurtarmak!..

Atölyesinin yağmalanmasına engel olamayan Hasan Rıza, tren istasyonu yakınlarında bulunan bir değirmenin arkasındaki tarlaya götürülür. Bir Ermeni kadının tanıklığına göre ressam, tüfeklerine süngü takmış beş askerin arasında yere yıkılır.

Edirne’ye yolunuz düşerse bir gün, Karaağaç’a gidin mutlaka. Bilin ki, Yunanistan’dan savaş tazminatı olarak alınan bu topraklar, Meriç Nehri’nin batı kıyısından Türkiye’ye pasaportsuz olarak bakacağınız tek yerdir. Nehrin karşı kıyısına geçtiğiniz köprünün yakınında bulunan Şehitlik’te, üstünde bir ressam paletinin resmi bulunan mezar taşında şunlar yazılıdır: “Hasan Rıza Bey – 28.3.1913, Cuma, evini yağmaya giren Bulgar askerleri tarafından öldürülür.”

Bu mezar taşı, ressamı hiç anlamadığımızın kanıtıdır. O taşı oraya koyanlar için amaç, “yağmaya giren Bulgar askerleri”ni unutturmamaktır. Sanata değer vermeyen bu ilkel bakış sayesinde ressamı anımsayan kimse kalmamış, unutulan Hasan Rıza olmuştur. Oysa Hasan Rıza’nın mezar taşına “Resimlerini savaştan kurtarmak isterken öldürüldü” diye yazılmalıdır.

Kimi güçlerin bizi barbar, soykırımcı, sanata değer vermeyen bir toplum olarak göstermeye çalıştığı Avrupa sınırımızda (ne yazık ki, aramızda bu anlayışa çanak tutanlar az değildir!), resimlerini savaştan kurtarmak isterken can veren bir ressamımızın mezarı vardır. Bu konum Barış adına değerlendirilir ve tüm dünyaya dostluk mesajlarının gönderileceği sanat etkinlikleri düzenlenirse, Hasan Rıza’nın çabası amacına ulaşacak, savaşın yıkımından insanları, kentleri, sanat eserlerini kurtarma şansı doğacaktır. Sınırında, resimlerini savaştan kurtarmak isterken ölen bir ressamın mezarı olan kaç ülke vardır?

Hasan Rıza resimleri en çok tanınan ressamdır aslında! Resim tarihimizde önemli bir yer tutan asker kökenli ressamlarımız gibi tuvaline savaş sahnelerini taşımıştır genellikle. Askeri Müze’de sergilenen “Yanıkkale Muharebesi”, “Belgrad Meydan Muharebesi” gibi resimlerinin yanında, en çok tanınan tablosu “Fatih Sultan Mehmet’in Topkapı’dan İstanbul’a Girişi”dir. Ders kitaplarına giren bu resimde Fatih Sultan Mehmet beyaz bir at üstünde görülür. Atın ayağa kalkan sol ayağının hemen yanındaki eli tüfekli yeniçeri askeri ise Hasan Rıza’dan başkası değildir.

Cephede portresini yaptığı ressamın ilgisiyle resim sanatına yönelen Hasan Rıza, kendisini Fetih sonrasında Fatih Sultan Mehmet’in “mutlu askerleri” arasına çizerken, savaş alanında öldürüleceğini biliyor muydu acaba!?

Sunay Akın

Son Akşam Yemeği…

22.05.2009


sonaksamyemegi

Leonardo da Vinci; ‘Son Akşam Yemeği’ isimli resmini yapmayι düşündüğünde büyük bir güçlükle karşιlaştι… İyi’yi İsa’nιn bedeninde, Kötü’yü de İsa’nιn arkadaşι olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda’nιn bedeninde tasvir etmek zorundaydι…

Resmi yarιm bιrakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladι. Bir gün bir koronun verdiği konser sιrasιnda, korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti.

Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayιsιz taslak ve eskiz çizdi.

Aradan 3 yιl geçti. ‘Son Aksam Yemeği’ neredeyse tamamlanmιştι, ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağι modeli bulamamιştι….

Leonardo’nun çalιstιğι kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamι sιkιştιrmaya basladι.

Günlerce aradιktan sonra Leonardo; vaktinden önce yaşlanmιş genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmis bir durumda kaldιrιm kenarιna yιğιlmιştι.

Leonardo; yardιmcιlarιna adamι güçlükle de olsa kiliseye taşιmalarιnι söyledi. Çünkü artιk taslak çizecek zamanι kalmamιştι. Kiliseye varιnca yardιmcιlar adamι ayağa diktiler.

Zavallι, başιna gelenleri anlamamιştι. Leonardo adamιn yüzünde görülen inançsιzlιğι, günahι, bencilliği resme geçiriyordu.. .

Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş; gözlerini açtι ve bu harika duvar resmini gördü. Şaşkιnlιk ve hüzün dolu bir sesle söyle dedi:

‘Ben bu resmi daha önce gördüm…’

‘Ne zaman?’ diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşιrmιştι..

‘Üç yιl önce’ dedi adam..

‘Elimde avucumda olanι kaybetmeden önce… O sιralarda bir koroda şarkι söylüyordum. Pek çok hayalim vardι. Bir ressam beni İsa’nιn yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti…


Paulo Coelho

Emeğe saygı…

22.05.2009


renklerinustasi

Hindistan’da çok ünlü bir ressam varmιş. Herkes bu ressamιn yapιtlarιnι kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş. Ve onu “Renklerin Ustasι” olarak kabul ederlermiş.

Onun yetiştirdiği bir ressam, artιk eğitimini tamamlamιş, son resmini yaparak hocasιna götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş.

Hoca ise; ” Sen artιk ressam sayιlιrsιn. Artιk senin resmini halk değerlendirecek.” diyerek, resmi sehrin en kalabalιk meydanιna götürmesini ve en görünen yerine koymasιnι istemiş. Yanιna da kιrmιzι bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpι koymalarιnι rica eden bir yazι bιrakmasιnι istemiş.

Ögrenci denileni yapmιş Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiginde görmüş ki, tüm resim çarpιlar içinde ve neredeyse görünmüyor. Çok üzülmüs tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptιğι tablo kιrmιzιdan bir duvar sanki. Alιp resmi götürmüş hocasιna ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmis. Hocasι ise; üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermis.

Ögrenci yeniden yapmιs resmi ve yine hocasιna götürmüs. Tekrar sehrin en kalabalιk meydanιna bιrakmasιnι istemis. Ama bu defa yanιna bir palet dolusu çesitli renklerde yağlι boya, birkaç fιrça ile birlikte. Ve yanιna, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir not ile birlikte bιrakmasιnι istemis.

Öğrenci denileni yapmιş. Birkaç gün sonra gittigi meydanda görmüs ki resmine hiç dokunulmamιş, fιrçalar da, boyalar da kullanιlmamιş. Çok sevinmiş ve koşarak hocasιna gitmiş ve resme dokunulmadιğιnι anlatmιş.

Hocasι ise;

“Sevgili oğlum, sen birinci konumda insanlara fιrsat verildiğinde ne kadar acιmasιz bir eleştiri sağanağι ile karşιlaşabilecegini gördün.

Hayatιnda resim yapmamιş insanlar dahi gelip senin resmini karaladι

Oysa ikinci durumda onlardan hatalarιnι düzeltmelerini istedin, yapιcι olmalarιnι istedin.” demis. Ve devam etmis;

“Yapιcι olmak eğitim gerektirir…

Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye kalkmadι, cesaret edemedi.

Emeğinin karşιlιğιnι, ne yaptιğιndan haberi olmayan insanlardan alamazsιn.”