Arama:

Etiket Bulutu







‘Sağlık’

Lösemili çocuklar kenti projesi nedir?

05.10.2010

kentlogo

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİ NEDEN GEREKLİDİR?

ÇÜNKÜ Çocuklarda kanser hastalıkları hızla artmaktadır. Dünyada her yıl bir milyondan fazla çocuk, Türkiye’de ise her yıl yaklaşık 1200 yavrumuz lösemi hastalığına yakalanma riski altındadır. Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü bizleri ciddi şekilde uyarmaktadır; “2020 yılına kadar kanser hastalıkları % 60 oranında daha da artacaktır”

ÇÜNKÜ Hematoloji alanında son yıllarda ortaya çıkan olumlu ilerlemeler sayesinde çocuklarda lösemi hastalığının tedavisi %91’e varan oranda tam iyileşme ile sonuçlanmaktadır. Yani standart risk ALL’li 10 lösemili çocuktan 9’u normal yaşamlarına dönebilmektedir. Ülkemizde de bu başarının elde edilmesi için çok steril ortamlar, en yeni teknolojilerle donanmış ihtisas hastaneleri, tecrübeli sağlık personeli ile psikolojik ve sosyal desteklerin yer aldığı büyük merkezlere ihtiyaç olduğu açıktır.

ÇÜNKÜ Lösemi tedavisinde ilaçlar kadar hijyen, beslenme ve yaşama sımsıkı bağlanmak büyük önem taşımaktadır. Çocukların 3 yıl gibi çok uzun bir süre tedavi alacakları hastaneleri korku filmlerindeki kasvetli şatolara ve kan alan doktor, hemşireleri de vampire benzetmemeleri gerekir. Bir hastaneden çok sevimli bir yuva ve hiç taburcu olmak istenmeyecek sıcacık bir ev havası yaratılmalıdır.

ÇÜNKÜ Hiç bir çocuğun doğarken fakir veya zengin, sağlıklı yada hasta olmayı seçme şansı yoktur. Veya “Ben bu ortamda tedavimi sürdürmeyeceğim “ deme şansına da sahip değildir. Öte yandan Çocuk Hakları Sözleşmeleri gereğince her çocuk eşit koşullarda ve devlet güvencesinde tedavi olma ve yaşama şansına sahip olmalıdır.

ÇÜNKÜ Lösemi hastalığının tedavisi son derece pahalıdır. Yüzlerce milyar lira tutan bu tedavileri hiçbir ailenin bütçesi kaldıramamaktadır. Bu nedenle kâr amacı gözetmeyen, gerektiğinde parasız tedavi olanağı sağlayan vakıf hastanelerine ihtiyaç vardır.

ÇÜNKÜ Lösemili çocuğunu tedavi ettirebilmek için Ankara, İstanbul gibi büyük illere gelen ailelerin sokaklarda yatmayacağı, sıcak bir ortamda güler yüz ve anlayışla karşılanacağı, trafik çilesi çekmeyeceği çağdaş merkezlere ihtiyaçları vardır.

ÇÜNKÜ Çocuğu hastalanan anne ve babaların tek düşüncesi çocuklarına moral vermek ve bir an önce biricik yavrularının iyileşmesini görmek olmalıdır. Bir torba kan bulmak için hastane hastane dolaşmamalı, imza, rapor kuyruklarında saatlerce bekletilmemeli, bir kutu ilaç için eczane önlerinde vakit geçirmemelidirler.

ÇÜNKÜ Türkiye’de kemik iliği nakli imkanları son derece kısıtlıdır. Düzenli ve çok gelişmiş bir “İlik Bankası” bulunmaması nedeniyle hastalar yurt dışına yollanmakta gereksiz ödemeler yapılmaktadır. Öte yandan özellikle çocuklarımız kemik iliği nakli olabilmek için sıra beklemekte aylarca sonrasına randevu verilmektedir. Bu kadar süre içerisinde yaşama şanslarını kaybedebilmektedirler

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİ KURULUŞ PLANI

– ANA HASTANE BİNASI
– POLİKLİNİK ve ACİL SERVİS ÜNİTESİ
– AYAKTAN TEDAVİ ÜNİTESİ
– KAN BANKASI ve KEMİK İLİĞİ BİLGİ BANKASI ÜNİTESİ
– APART OTEL BİNASI
– HASTA AİLESİ YAŞAM KONUTLARI
– OKUL ÜNİTESİ
– KONUK EVLERİ
– BİLGİ İŞLEM -KÜTÜPHANE ve KÜLTÜR MERKEZİ
– TOPLANTI VE KONFERANS SALONU, SİNEMA-TİYATRO SALONU
– SPOR KOMPLEKSİ
– ALIŞVERİŞ MERKEZİ
– İDARİ OFİS ve HASTA İLİŞKİLERİ ÜNİTESİ
– BECERİ ATÖLYELERİ
– ORGANİK TARIM ARAZİSİ
– HAYVAN ÇİFTLİKLERİ
– SOĞUK HAVA DEPOSU
– SOSYAL TESİSLER VE SATIŞ- MERKEZİ

LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KENTİ’NDE YAŞAM

Hastanesi, oteli, okulu, evleri, sineması, spor sahaları, atölyeleri ve alışveriş merkezleriyle tam bir kent yaşamı oluşturulacaktır. Kent sakinleri asla yalnız kalmayacak, dışlanmayacaklardır. Arzu ettikleri, görmek istedikleri sanatçıları, sporcuları, devlet büyüklerini ve yakın dostlarını şehirlerinde misafir edebileceklerdir.
Lösemili çocuklar hem kardeşlerini, akrabalarını hem de kardeş okullardan arkadaşlarını davet edebilecekler, yarışmaları, etkinlikleri paylaşabileceklerdir.
Diledikleri zamanlarda doktorlarından izin alarak gezilere katılabilecek hatta dünyayı dolaşabileceklerdir.
Kent içerisinde trafik gürültüsü, otobüs egzos dumanı asla yer almayacaktır. Ulaşım kent girişinden itibaren yaya yolları ve minik elektrikli arabalar kullanılarak sağlanacaktır. Hatta koşulların el verdiği noktalarda minik tayların çektiği faytonlar çocuklarımızın hem eğlence kaynağı olacak hem de ulaşımlarını sağlayacaktır. Lösemili Çocuklar Kentinde kanser yapabilme etkisi olmayan tüm teknolojik cihazlar, haberleşme araçları, görsel ürünler ücretsiz olarak kullanılacaktır.
Kısacası rüya gibi bir yaşam, çocuk kahkahalarının çınladığı, yüzleri her zaman gülen insanların yer aldığı, kelebeklerin çiçekten çiçeğe uçtuğu ortamlarla güzelleşecektir.

www.losev.org.tr

Ağız ve diş sağlığının önemi

29.08.2010

curuk_dis

Çürük dişlerin vücudumuza zararları nedir?

Diş ve diş eti hastalıkları ülkemizde ve dünyada en önemli sağlık sorunları arasındadır. Ancak hayatı doğrudan tehdit etmediği için gereken önem verilmemektedir.
Ağız sindirim kanalının girişidir. Ağızdaki olumsuzluklar diş sağlığının bozulmasına, sindirimin olumsuz etkilenmesine yol açar. Ağızla aldığımız yiyecekler çiğnenip, tükürükle karıştırılarak yutulmaya ve sindirime hazır hale getirilirler.
Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalık diş çürükleri ve diş eti iltihaplanmalarıdır. Diş eti hastalıkları kimi zaman diş yuvasının bulunduğu çene kemiğinin erimesine kadar ilerleyen bir etki yapabilir. Diş sağlığının bozulması vücuttaki diğer organları da etkileyebilir. Dişler neredeyse bütün sistemleri olumsuz etkileyen sürekli enfeksiyon odağı haline gelebilir ve kalp, böbrek, eklemler vb. yapılarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilen enfeksiyonlara kaynaklık edebilir.


1. Diş Çürümesi

Diş çürüklerinin oluşmasında üç temel etmen bulunmaktadır: Duyarlı bir diş yüzeyi, mikroorganizmalar için elverişli yiyecek artıkları, bunların parçalanmasına ve asit oluşumuna yol açacak mikroorganizmaların varlığı. Besinler içinde diş çürümesine en çok neden olanlar karbonhidratlar, yani kabaca, şekerli gıdalardır.
Dişler düzenli olarak fırçalanır ve bakımlarına özen gösterilirse, mikroplar onlara zarar veremezler. Diş çürüğü, dişte oyuklar yaparak dişin yapısını bozan ve kendi kendine iyileşmeyen bir hastalıktır.
Dişler iyi temizlenmeyecek olursa, üzerinde besin artıkları ve mikroplar birikir. Ağız içerisindeki bakteriler yiyecek artıklarındaki şekerli maddeleri kullanarak onu saydam, yapışkan bir madde haline getirir ve dişler üzerine yapışmasını sağlar. Bu birikintilere plak denir. Bu plaklar bakterilerin diş üzerinde tutunmalarını da kolaylaştırırlar. Besinlerin tatlandırılması için kullanılan şekerli maddelerin içinde bulunan asit, dişlere zarar verebilir, ancak bakterilerin kendileri de asit oluşturabilmektedir. Asit diş minesinin erimesine neden olur. Böylece oluşan erime bölgelerinden giren mikroplar kolayca alttaki yumuşak dokuya ulaşabilirler.
Asitler dişin koruyucu tabakası olan diş minesi üzerinde küçük delikçikler oluşturur. Bu delikler giderek genişler ve küçük oyuklar haline gelir. Diş minesinin erimesinden sonra çürük hızla ilerler, alttaki tabakada geniş ve derin bir oyuk meydana getirir. Diş çürüğü diş özüne doğru ilerledikçe dişler ağrımaya başlar. Çürük daha da ilerlerse diş özü bölgesinde ve çene kemiği içerisinde cerahat oluşmaya ve birikmeye başlar. Buna diş apsesi denir. Eğer diş hekimi tarafından daha başlangıcında tedavi edilmeyecek olursa çürük diş için daha zor, karmaşık ve pahalı tedaviler gerekebilir. Diş plağı, diş etlerinin önemli hastalık nedenlerinden biridir. Yemeklerden sonra dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanarak yemek artıklarının çıkarılması dişlerin çürümesini, diş eti hastalıklarının oluşumunu ve ilerlemesini önler.
Dişlerin ağrımaması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Diş ağrısının olması için diş çürüğünün çok ilerlemiş olması gerekir. Diş çürüklerinin tedavi edilebilir dönemde belirlenmesi için ağrı oluşmasını beklemeden senede en az iki kez diş hekimine giderek dişlerin muayene ettirilmesi gerekir. Diş hekimleri gerektiğinde dişlerin filmini çekerek gözle görünmeyen diş oyuklarını da belirleyebilirler.
Diş çürüklerinin erken dönemde tanınması dişlerin kaybedilmesini engelleyebilir veya en azından geciktirebilir. Bu hem sağlık açısından, hem de sosyal ve ekonomik açıdan önemli katkılar sağlar. Ağza takma diş takılmasına olan ihtiyacı azaltır. Hiçbir şey kendi doğal dişlerimizin yerini tutamaz. Kalıcı dişlerin erken dökülmesi beslenme sorunlarına neden olur. Doğal dişlerin uzun süre dayanmasında ağız ve diş bakımının önemi çok büyüktür. Diş sağlığı açısından sularla aldığımız flor da çok önemlidir. Sularında flor eksikliği olan yerleşim yerlerinde diş çürüklerinin oranı çok artar.
Bu nedenle florla ilgili olarak sağlık kuruluşlarının önerilerine uyulmalıdır.
Yazının devamı için »

Yağ:Vücudun ve zihnin düşmanı

10.04.2010

damar

Yağ bir numaralı şişmanlatıcıdır. Bir gram yağda dokuz kalori vardır. Yağ insanı tok tutmaz, tersine tadı güzel olduğu için daha yemeye teşvik eder. Vucudumuzun yakamadığı her gram yağ vücudun iki bölgesinde toplanır: Gözle görünür şekilde kalçalarda göbek çevresince, gözle görünmez şekilde damarların iç duvarlarında ve bu birikme kalp krizi ve felce yol açar.
İnsan vücudundaki damar ağı birkaç bin kilometre uzunluğundadır. Bu damarlarda bol bol yağ toplanabilir.

Bunun dışında yağ yıllar geçtikçe entellektüel performansımızı, derin bir uyku çekmemizi ve zihinsel faaliyetimizi engeller.
Beyin hücrelerinin kendi aralarında “konuştukları” artık biliniyor. Hücrelerin içindeki hassas kanalcıklardan elektrik geçer. Bir amperin milyarda biri kadar elektrik akımının kanaldan kanala dolaşmasına “düşünme” adı verilir. İşte yakılmamış yağlar tam da bu kanalların önünde birikir ve düşüncelerimizin yoğunlaşmasını engellerler. Demek ki zihnimizdeki ışığın yanması uzun sürüyor ya da hiç gerçekleşmiyorsa, bunun nedeni büyük olasılıkla düşünme gözeneklerinizin yağ bağlamış olmasıdır. Akım hücreden hücreye seyahat edememekte ve düşünme süresi sekteye uğramaktadır.

Durum böyle olunca, daha 30 yaşındayken bile alışveriş listesine ve ajandaya ihtiyaç duyulur. Akımın tamamen bloke edilmesi için sadece “kızartma” dolu bir kaç yılın geçmesi yeter. O duruma Alzheimer deniyor.

Koşu eklemleri aşındırır mı?

09.04.2010

artrit

Hiç artritli karınca gördünüz mü?
Eklemler ve omurlar arası ağırşaklar kıkırdaktan oluşurlar. Ancak kıkırdakların içinde kan damarı yoktur. Peki, bu durumda nasıl beslenirler? Emme basma tulumba gibi etki yapan difüzyon adlı hareket aracılığıyla. İnsan vücudu hareket etmek amacıyla tasarlanmıştır. Ayaklarının yerine gaz pedalı ve fren alıncaya kadar da hareket etmiştir. Doğal olan, altı yaşından itibaren alıştırıldığımız hareketsizlik değil, koşmaktır!
Yanlız yeterince koşmadığımız için 50 yaşına giren her iki kişiden biri sırt ağrısı çekmektedir.
Eklem ağrılarına karşı E vitamini
Eklemlerini kullanmayan insanlar sıklıkla artrit hastalığına yakalanır ve ağrı çekerler. Günde bir gram E vitaminiyle iltihabı durdurmanız mümkündür. Bugün bütün romatizmalılara E vitamini verilmekte ve bu sayede ağrı kesici almaları engellenmektedir.

Ne kadar protein, o kadar neşe

07.04.2010

nese

Can sıkıcı yağları bir kenara bırakırsak, vücut su ve proteinden meydana gelmiştir. Kemik ve eklemlerimiz, enzin ve hormonlarımız, kaslarımız ve kanımız proteinden oluşur. Sadece bağışıklık sistemimiz bile 1,5 kiloluk saf proteindir. Protein bizim en değerli besinimizdir. Hayatımızı, ruh halimizi ve performansımızı oluşturan temel yapıtaşıdır. Besinler aracılığıyla vücudumuza her gün protein sunmak durumundayız. Vücudumuz da bu proteini kullanarak bağışıklık sistemimizi ayakta tutar, hormonlar oluşturur, kas üretir ve hücreleri onarır. Burada önemli olan, vücudun kendi kendine üretemediği protein yapı yaşlarının hergün dışarıdan verilmesidir.
Tipik, ortalama bir insanın kanındaki protein seviyesi düşüktür. Bunun sonucu kırılgan kemikler, güçsüz kaslar, yeterince kırmızı olmayan ve oksijen taşımayan kan, zayıf bir bağışıklık istemi ve bozuk bir ruh halidir.
Kanlarındaki protein seviyesi (8 g/dl den) fazla olan insanlar hayatın kazananlarıdır. Asla alt edilemezler. Kanınızdaki protein seviyesini yükseltin.
Bunun nasıl yapacaksınız?
Mercimek en yararlı protein deposudur. %23 protein %1 yağ içerir. Mercimek; bezelye ve kuru fasulye gibi baklagiller ve pirinç, buğday darı ve yulaf gibi tahıl ürünlerinin yerine geçer.
Süt ürünlerinde, balıkta ve ette de yararlı proteinler bulunur, ancak çoğu kez yağla birlikte.
Yağsız protein içeren ürünleri tercih edin.
Somon, Mezgit, Alabalık, Kalkan
Dana Bonfile
Kaymaksız süt, kaymaksız yoğurt, ayran, beyaz peynir
mercimek, kuru fasulye

İnsana yararlı her şeyde geçerli kural protein için de geçerlidir. Fazlası zararlıdır. Fazla protein böbrekler açısından kaldıramayacakları yük demektir.

Kaynak : Genç yaşayın – Dr. Ulrich Strunz

Yüz yaşını geçenlerin sırrı

07.04.2010

sportmen

Az kalorili beslenme gençleştirir. Vücuda ne kadar az kalori girerse, o kadar az enerji dönüşümü gerçekleşir ve bu esnada daha az zararlı madde oluşur.
Besinlerin yakılması için gerekli olan oksijenin aşırısı zehirlidir ve insanı çabuk yaşlandırır. İnsan, vücuduna ne kadar çok besin alırsa, hücrelerde o kadar çok oksijen ısındırılır ve aynı oranda yaşlanma olur.
100 yaş üzerindekilerin çoğu ileri yaşlara kadar fiziksel ve zihinsel açıdan aktif olan ve kalori bağımlısı olmayan tüy sıkletlerdir. Hafta içinde meyve, sebze ve tahıl yiyip, kızartmayı hafta sonuna saklayanlar uzun yaşar.
Çinliler 3000 yıl önce bu durumun farkına varmışlardı: “Akşam yemeğini düşmanına bırak.”
Yaşlanma uzmanları insanlara akşam yemeğini yasaklarlar. Tabii bu durum insanın keyfini kaçırır sosyalliğini azaltır. Çünkü akşam yemeği mutlaka mum ışığı ve romantik müzik eşliğinde olması gerekmez. Hayatımıza bir parça neşe katan unsurlardan biridir. Bü yüzden yemeklerinizdeki yağ oranını yarıya indirin ve gün boyunca fazla kaloriden kaçının.

Bitmiş pillerin çevre ve insan sağlığına olan zararı nelerdir?

05.01.2010

pil

Piller cıva, kadmiyum, kurşun, çinko, mangan, lityum, demir, nikel, kobalt ve kimyasal maddelerden üretilir. Bu pillerin gelişigüzel çöplere atılması, doğrudan veya dolaylı olarak alıcı ortama verilmesi çevre açısından büyük tehlikeler yaratır. Metaller toprağa ve oradan da yeraltı sularına karışabilir. En başta toprak kullanılmaz hale gelir ve metallerin yarattığı su kirliliği sudaki ekosistemi alt üst eder. Etkilenen sadece su ekosistemi değil, aslında tüm ekosistemdir. Zaman içerisinde bu etkiler insanlar üzerinde de görülür. Atık pillerin sebep olduğu hastalıklar başında, nörolojik bozukluklar, merkezi sinir sistemi hastalıkları, kanser, böbrek ve karaciğer hastalıkları gelir. Pillerin içindeki tüm maddelerin zararı kimi zaman öldürücü boyuta ulaşabilir. Maddeler daha önce de belirtildiği gibi toprağa karışarak hayvanların yediklerinden ya da sulardan insan vücuduna karışır. Ayrıca bir küçük kalem pil 4 metrekare toprak kirletir ve bu toprağı üretim yapamaz hale getirir.

Mesela kadmiyum, insanlarda yüksek tansiyona, kalp hastalıklarına, akciğer kanserine ve kansızlığa neden olur. Kadmiyum;
– Akciğer hastalıklarına, prostat kanserine, kansızlığa, doku tahribine,
– Anfiyen ve kronik neval tübüler bozukluğa ve böbrek üstü bezlerin tahribine neden olur.

Kurşunun meydan getirdiği olumsuzluklar vücudun hassaslaşması, kuvvetten düşme, uykusuzluk, kabızlık, zihin bulanıklığı, böbrek hastalıkları ve felç olarak sıralanabilir. Kurşun; işitme bozukluğuna, sinir iletim sisteminde ve hemoglobin bileşiminde düşmeye, kansızlığa, mide ağrısına, böbrek ve beyin iltihaplanmasına, kısırlığa, kansere ve ölüme neden olmaktadır.

Sinir sisteminin cıva bileşiklerine karşı çok yüksek hassasiyeti vardır. Bunun yanında vücuda alınan civanın beyin ve böbrekler üzerinde de ağır tahribatlar yarattığı yapılan çalışmalarla tespit edilmiştir. Bunun yanında cıva konsantrasyonunun vücutta yükselmesi tansiyon yükselmesine, kalp krizine, deride kızarıklık ve yaralar oluşması ile gözlerin zarar görmesine neden olabilir. Cıva doğada bozulmaz. Cıva ve cıva bileşikleri halk ve çevre sağlığı bakımından çok tehlikeli ve toksittir. Akan pildeki cıva hızla deri veya solunum yolu ile vücuda girebilir. Bu maddenin eser miktarda suda bulunması dahi ciddi tehlike oluşturur. İçme suyu veya gıda zinciri yolu ile insan vücuduna giren cıva;
– Parastezi, ataksi, dişartri ve sağırlık gibi nörolojik bozukluklara,
– Merkezi sinir sisteminin tahribine ve kansere,
– Böbrek, karaciğer, beyin dokularının tahribine,
– Kromozomları tahrip edip sakat doğumlara neden olmaktadır.

Mucize İlaç…Koşmak

22.05.2009

kosu

Şimdi sιralayacağιmιz dileklerin gerçekleşmesini istemez misiniz ?

Ne isterseniz yiyorsunuz ve gene ince, gergin bir vücuda sahipsiniz.

Son derece yaratιcι ve açιk bir zihne sahipsiniz.

Vücudunuz ve ruhunuz hayat dolu. Hergün mutlu uyanιp mutlu yatιyorsunuz.

Doktorunuz kan değerlerinizden, amiriniz ve çalιsma arkadaşlarιnιz fikirlerinizden son derece memnunlar.

Sonbahar ve kιşlarι asla soğuk algιnlιğιna yakalanmιyor ve yüksek tansiyon ilaçlarιna asla ihtiyaç duymuyorsunuz.

Tüm bunlara günde yanlιzca 30 dakikanιzι ayιrarak ulaşabilirsiniz.

Sadece koşun…..

Doğru nabιzla koşmaya özen gösterin.

Bunun için asla geç değildir. 70 yaşιnda bile!


Antrenmansιzken koştuğunuzda her yarιm saatte 0,1 gram yağ yakarsιnιz; bu bir topluiğnenin ucu kadardιr.

Ancak 1 ay sonunda kaslarιnιz bunun 50 katι kadar, yani 5 gram yağ yakmaya başlar.

3 ay içinde bu rakam 25 grama kadar çιkar. Koştukça vücudun kimyasι değisir.

Üç ay sonra istediğiniz şeyden istediğiniz kadar yiyebilirsiniz çünkü artιk kilo almanιza imkan yoktur.

Antremanlar sayesinde vücudunuzdaki yağ yakιcι enzimlerin oranι giderek yükselir.

Kas ağιrlιğιnιz artar ve yağlar erir gider.

Kaynak: Dr.Ulrich Strunz, Genç Yaşayιn.

Hafif Koşu…

22.05.2009

kosucu    

Dört yaşιmιzdan itibaren yüksek performans göstermek için koşullandιrιlιrιz. Bu nedenle birçok insan tιpkι çalιştιgι gibi koşar.

Kendini zorlayarak, öfkeli, performans göstermeye meraklι ve başarιya aç.   Spor doktoru Prof.Richard Rost yaptιğı bir araştιrmada Köln kentindeki bir parkta koşan 50 kişiden yararlandι.  Bunlar Ford firmasιnιn yöneticileriydi ve öğleyin yemek yemek yerine, yağ yakmak için koşuyorlardι.  Her birinin kulak memesinden bir damla kan aldι ; kan tahlilinin sonucu koşucularιn bir gram bile yağ yakmadιklarιnιn kanιtladι.

Bunda şaşιlacak bir şey yoktur. Kaslar ancak kanda oksijen fazlasι olduğunda yağ yakar, yoksa stoklardaki karbonhidratlara yönelir.Ve bu durum kan testiyle kanιtlanabilir. Laktik asit miktarι arttιğιnda, yağ yakmayι olanaksιzlaştιrιr.

Sιrrιn adι hafif koşudur.   

      insan, koşu esnasιnda rahatça konuşabiliyorsa, doğru nabzι yakalamιştιr. Ancak vücut bu esnada oksijen kaybettiği için ilk başta hiçbir şey hissetmezsiniz. 15 Dakika süreyle yanlιş nabιzla kosar, artιk konuşamaz hale gelir ve nefes nefese kalιrsιnιz. 15 dakika boşu boşuna koşulmuştur. Daha sonra temponuzu azaltιp yağ yakacak nabιzla koşmaya başlasanιz bile, oluşmuş olan laktik asiti yakmanιz  için 15 dakikikaya daha ihtiyacιnιz vardιr. Sonuçta 30 dakika fazladan koşulmuş olur.     

Yavas, gevşek ve gülümseyerek koşun.

Kendinizi yormayιn.

Koşudan beş dakika sonra kendinizi ağaçlarι koparacak kadar zinde hissediyorsanιz,doğru yapmιşsιnιz demektir.

Eger kendinize gelmeniz için bir saat gerekiyorsa , bu tüm rezervlerinizi tüketmiş olduğunuz anlamιna gelir.

 

Dr. Ulrich Strunz.

Genç Yaşayιn Başarι Programι.