Arama:

Etiket Bulutu







‘ses tiyatrosu’

Ekrem Dümer

18.11.2010

ekrem_dumer
1928 yılında İstanbul’da doğdu. Ticaret Lisesi’nden mezun olan Ekrem Dümer, sanat yaşamına 1950’de ‘Ceza Kanunu’ isimli tiyatro oyunuyla atıldı. Ses, İstanbul ve Muzaffer Hepgüler tiyatrolarında çalıştı.
Sahne hayatına Şehir Tiyatroları’nda devam eden sanatçı 1993 yılında emekli olana kadar ‘Keşanlı Ali Destanı’, ‘Aile Şerefi’, ‘Telefon Kimin İçin Çalıyor?’ ve ‘Buzlar Çözülmeden’ gibi bir çok oyunda önemli roller üstlendi.
Sinemada genellikle karakter rollerinde oynayan Ekrem Dümer’in başlıca filmleri arasında Bekçiler Kralı, Canikom, Gazeteci, Nokta ile Virgül ve Paldır Küldür bulunuyor.
Türk tiyatrosuna uzun yıllar emek veren istanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları sanatçı ve sahne direktörlerinden Ekrem Dümer Türkiye Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’yla Kültür Bakanlığı’nın verdiği Onur Ödülü’nü aldıktan sonra 2000 yılında hayata gözlerini yumdu.

ekrem_dumer7   ekrem_dumer81   ekrem_dumer10ekrem_dumer9   ekrem_dumer62   ekrem_dumer1

Eşref Kolçak

18.11.2010

esref_kolcak

İspir’in Kan köyü (Şimdiki Gaziler mahallesi) ‘ nde 20 Ocak 1927’de doğan Eşref Kolçak 1941 yılında İstanbul’a geldi.
Marangozluk ve ayakkabı tamirciliği gibi işlerde çalıştı.
Sultan Ahmet Sanat Enstitüsü’ne girdi. 1944 yılında Atilla Revü Opereti’nde tiyatroya başlayan sanatçı, 1945 yılında Ses Tiyatrosuna geçti. 1947 yılında ilk filmini çevirdi.
Türk Sineması denildiğinde ilk akla gelen birkaç isimden biri olan Eşref Kolçak, sanat hayatı boyunca 200’e yakın sinema filmi ve televizyon dizisinde rol aldı. 1950’li ve 60’lı yıllarda, melodram ve kahramanlık filmlerinin jönü olarak çıktı karşımıza.
Bir Şoförün Gizli Defteri (Atıf Yılmaz), Namus Uğruna, Düşman Yolları Kesti (Osman F. Seden) önemli filmerinden bazılarıdır.


Ödülleri;
2003 Antalya Altın Portakal Film Festivali, Yıldırım Önal Anı Ödülü
2000 Antalya Altın Portakal Film Festivali, “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” Ödülü, Güle Güle
1961 Türk Filmleri Yarışması, “En İyi Erkek Oyuncu” Ödülü, Namus Uğruna

esref_kolcak11   esref_kolcak9   esref_kolcak2esref_kolcak10   esref_kolcak7   esref_kolcak8

Fikret Hakan

18.11.2010

fikret_hakan5

23 Nisan 1934’te Balıkesir’de dünyaya geldi. Bumin Gaffar Çıtanak olan adını sinemaya başlayınca değiştirdi. Annesi ile son durağın İstanbul olacağı bir Anadolu turundan sonra (Bursa, Eskişehir) edebiyata olan ilgisi sayesinde gazeteciliğe başladı. 1952 yılında Abdi İpekçi’nin yazı işleri müdürlüğünü yaptığı İstanbul Ekspres gazetesinde öyküleri yayımlandı. Ses Tiyatrosu’nda Üç Güvercin Opereti’nde palyaço olarak sahneye çıktığında daha 16 yaşındadır. Fikret Hakan, oyunculuk konusunda kendisini geliştirmeye çalışırken; tiyatro dışında sinemanın da imkânlar sunacağının farkına varmıştır. Yaş olarak daha 20’lerine gelmemiş bir gencin hevesli çabaları yansımalarını bulmakta gecikmeyecektir.

Kendi tanımlamasıyla üç sıçrayış yapar: “Bab-ı âli’ye, Pera’ya, sonra da sinemaya.” Fikret Hakan bu üçlü sıçrayış serüveninde 204 film, 28 televizyon dizisi, 3 şiir, 2 hikâye, bir araştırma kitabı ve 1 roman ile entelektüel yönden en donanımlı Türk oyuncularından biri olarak öne çıkmıştır. Fikret Hakan hem yıldız olarak, hem de karakter oyunculuğu ile her zaman var olmayı başarması açısından, Türk Sinema Tarihi’nde kendine özel bir kariyer oluşturmuştur. Aktör, “Hollywood star sistemi”nde uygulandığı gibi bir yıldız projesi değildir. Ancak dış görünüşü ve karizması ile sinemaya uygun bir aura’ya sahiptir. Köy delikanlısı, kent ezilmişi ya da zengin işadamı gibi geniş bir yelpazede, farklı rollerde seyirci karşısına çıkmıştır. Kendisine yapıştırılan bir “yıldız imgesi” yoktur. Ancak güç rollerin aranan oyuncusu olmuştur. Türk Sinemasının toplumsal gerçekçilik döneminin önemli filmlerinin birçoğunda Fikret Hakan başroldedir. Fikret Hakan’ın oyunculuk kariyeri 1952 tarihli Köprüaltı Çocukları ile başlar. Bu filmin öncesinde 1950’de tiyatro ile tanışır. Ses Tiyatrosu, Çığır Sahne, Cep Tiyatrosu, Küçük Sahne, Oraloğlu Saat 6 Tiyatrosu, kurucusu olduğu Sahne 8 ve Fikret Hakan Tiyatrosu gibi tiyatrolarda 1980’lerin sonuna kadar sahneye çıkar. Fikret Hakan’ın asıl çıkışı, 13’ü uğurlu rakamı olarak belirlemesine yol açan, 1955 tarihli, 13. filmi olan “Beyaz Mendil”dir.

Sinema oyunculuğunun yanı sıra çeşitli edebiyat dergilerinde öykü ve şiirler yazmaya devam eden Fikret Hakan, daha sonra öykülerini Tellâk Ali kitabında bir araya getirdi. Ayrıca; İnce Müzikli Otobüsler, İmbikli Duvar ve Siyah Işık (toplu şiirler) isimli şiir kitapları, Hamalın Uşakları ve Joe Brico Masumdur (toplu öyküler) isimli iki hikâye kitabı, henüz yayımlanmamış Günahkârlar Rıhtımı adlı bir romanı Türk Sinema Tarihi adlı bir araştırma-inceleme kitabı bulunmaktadır.

1965’de 2. Antalya Film Festivali’nde Keşanlı Ali Destanı ile, l. İzmir Film Şenliği’nde yine aynı filmiyle, 1968’deki 5. Antalya Film Festivali’nde Ölüm Tarlası’yla, 1971’deki 8. Antalya Film Festivali’nde Hasret’le En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini kazandı. Ayrıca 1993’teki 30. Antalya Film Festivali’nde Yalancı’yla En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü ve aynı yıl Adana Film Festivali’nde aynı film ile En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu armağanını aldı. 1994’te Çasod En İyi Oyuncu Armağanını Gerilla filmi ile kazandı. 1995’te 7. İzmir Uluslararası Film Festivali’nde sinemaya katkılarından dolayı Altın Artemis Ödülüne layık görüldü. Ayrıca 2002’de Ankara Sinematek Derneği Siyad (Sinema Yazarları Derneği), 2005’te Sadri Alışık Vakfı ve İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı tarafından onur ödülleri verildi. 1984’te Tercüman Gazetesi’nin En İyi Erkek Tiyatro Oyuncusu ödülünü Zorba ile aldı. Ayrıca oyuncuya 1998 yılında Devlet Sanatçısı ünvanı verildi. 2009 yılında Türk Sinemasına film oyuncusu ve yönetmen olarak hizmet vermesinin yanında, tiyatro ve edebiyat alanına yazar, şair, senarist, eleştirmen; basın dünyasına gazeteci, eğitim dünyasına öğretim elemanı olarak önemli katkıları ve sanatçılığı ile de Türk insanının kalbinde taht kurması nedeniyle Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Karşılaştırmalı Edebiyat Ana Bilim Dalı’nda fahri doktora derecesi aldı. Fikret Hakan sinemada; saf, temiz, çoğunlukla kıstırılmış Anadolu insanını başarıyla canlandırdı.

Çevirdiği 204 filmi arasında başlıcaları şunlardır: Beyaz Mendil, Ak Altın, Gelinin Muradı, Kamelyalı Kadın, Dokuz Dağın Efesi, Üç Arkadaş, Yılanların Öcü, Karanlıkta Uyananlar, Keşanlı Ali Destanı, Bitmeyen Yol, Buzlar Çözülmeden, Ölüm Tarlası, Murad’ın Türküsü, Toprağın Kanı, Paralı Askerler, Köprü, Sürgün, Demiryolu, Toprağın Teri, Yalancı, Gerilla, Eğreti Gelin ve Umut. Fikret Hakan en fazla çizgi üstü, düzeyli filmde oynayan oyuncu olarak tarihe geçti. Dönemin işçisinin, göçerinin, mülkiyet konusunda ezilen köylüsünün yüzü oldu. 1950’lerde yeni olgunlaşmaya başlayan ve adını alan Türk Sinemasının, Yeşilçam’ın, daima yeni kalan oyuncularından olmayı başardı. Bir oyuncunun sansür, ekonomik zorluklar, piyasada var olabilme gibi konularla mücadelesini Fikret Hakan’ın oyunculuk serüveninde okumak mümkündür. Eskimeyen Yeşilçamlı Fikret Hakan, Türk Sinemasının çeşitli hallerine tanıklık ederken; sinema, tiyatro, şiir, öykü, roman gibi farklı alanlarda kendini ifade etmeye çalışan bir sinemacının da mücadele öyküsünün öznesi olarak anılmayı hak eden, önemli bir isim olarak adını tarihe yazdırdı.

Türk sinemasının unutulmaz isimlerinden Fikret Hakan 11 Temmuz 2017’de, akciğer kanseri tedavisi gördüğü İstanbul Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde doktorların tüm müdahalesine rağmen kurtarılamadı.


kaynak : Doç.Dr. Nigâr Pösteki (Eskimeyen Yeşilçam’lı kitabından)

fikret_hakan9   fikret_hakan7   fikret_hakan2fikret_hakan6   fikret_hakan8   fikret_hakan1

Gülsüm Kamu

18.11.2010

gulsum_kamu1

13 Ağustos 1944 Trabzon, Sürmene’de doğan oyuncunun gerçek adı Emine Gülsüm Kefeli’dir. Adını, annesinin amcası, şair Kemalettin Kamu’dan alan sanatçı, komşusu olan Yıldız Kenter’den ilk eğitimlerini alıp, 1964 yılında ilk kez “Nalınlar” adlı oyunda başrolde “Ses Tiyatrosu”`nda sahneye çıkar. 1968 yılına kadar Kenterler’le çalışan Kamu, daha sonra Gülriz Sururi, ve ardından Ankara Meydan Sahnesi’nde çalışmaya başlar.

Tülay German’ın eşi Erdem Buri’nin teşvikiyle şarkıcılığa başlar. Dokuz yıl ses sanatçılığı yapan Gülsüm Kamu, tiyatronun dışında sinema ve dizi filmlerde oynamıştır.

İran’lı oyuncu Cihangir Gaffari’yle bir evlilik yapan Kamu, eşinden ayrılıp Türkiye’ye döndükten sonra bir ara kendi adına “Kamu Tiyatrosu”‘nu kurdu. İflasının ardından butik işletip, terzilik yaptı. Bir süre sonra yeniden Kent Oyuncuları topluluğuna katıldı. Müşfik Kenter’le de kısa bir evlilik yapmıştır. 2005 yılında yeniden sahne yaşamına başladı.

gulsum_kamu4   gulsum_kamu3   gulsum_kamu5      

Halide Pişkin

18.11.2010

halide_piskin2

16 Temmuz 1906 yılında Arnavutluk/İşkodra’da asker bir babanın kızı olarak dünyaya gelmiş. Üç yaşındayken babasının şehit olması sebebiyle, Dedesi Miralay Salih Bey ile birlikte İstanbul’a gelmişler. Babasının şehit maaşı ve dedesinin Emekli maaşı ile kıt kanaat geçinmişler. Zorluklar içinde büyüyen Halide Pişkin, “Bezm-i âlem Vâlide Sultanisi” nde şehit çocuğu olarak burslu olarak okumuş. Mezun olduktan sonra Üsküdar Feyz-i Hürriyet Mektebinde hocalık yapmış. Aşık olup bir pamuk tüccarıyla evlenmiş. Kocası, evlendikten sekiz ay sonra vefat edince, genç yaşında dul kalmış.
Bir yakınının tavsiyesi üzerine Raşit Rıza ve Şadi Fikret kumpanyasına başvuran Halide Pişkin, sahneye ilk kez 1923 yılında Şadi Fikret’in kurduğu “Milli Sahne” nin İzmir turnesinde, Bedia Muvahhit’in Sevda Hanım Zevcem oyunuyla çıktı. Bu topluluk dağılınca İstanbul Şehir Tiyatroları’na girdi (1925). 1944`te Ses Tiyatrosu’na girdi. Kısa süre sonra tekrar Şehir Tiyatrosu`na döndü ve ölümüne değin burada kaldı. Yine aynı yıl kendi adını taşıyan Adile Naşit’in de olduğu grup içerisinde “Herşeyden Biraz” oyunu ile İstanbul turnesine çıktı.

Bir dönem radyoda da çalışan Halide Pişkin, özellikle radyo skeçlerinde canlandırdığı “Pişkin Teyze” gibi sağduyulu, esprili, sözünü esirgemeyen yaşlı kadın tiplemeleriyle dinleyicilerinden büyük ilgi gördü. Yerli tipleri başarıyla canlandıran Halide Pişkin bir çok filmde de karakter rolleri oynadı. 1 Kasım 1959 tarihinde böbrek yetmezliği sebebiyle 53 yaşında İstanbul`da vefat etti.

Handan Adalı

18.11.2010

handan_adali1

1922 yılında Bandırma’da doğan Handan Adalı, Muammer Karaca ve Ses Tiyatrosunda oynadıktan sonra, kamera karşısına ilk kez 1942 yılı yapımı “Kerem ile Aslı” filmi ile geçti. Yapımcılık ve yönetmen yardımcılığı da yapan Adalı, filmlerinde o günlerin deyimiyle hep jöndam oynadı. 1960 lardan sonra genellikle karakter rollere çıkan ve kötü kalpli, sarışın kadını oynayan Adalı, Tam İsabet (1972) filmindeki rolüyle yardımcı kadın olarak Adana film festivalinde aday gösterilse de kazanamadı. Adalı, 1993 yılında vefat etti.

 

handan_adali4   handan_adali6   handan_adali3

Münir Özkul

17.11.2010

munir_ozkul4

15 Ağustos 1925 tarihinde İstanbul’un Bakırköy semtinde, eski Osmanlı paşalarından birinin torunu olarak dünyaya geldi. İstanbul Erkek Lisesi’ndeki eğitiminin ardından oyuncu olmaya karar vererek gözünü sahnelere dikti.
İlk amatör sahne deneyimlerini Bakırköy’de bulunan Halkevi’nde gerçekleştiren Özkul, İstanbul Devlet Tiyatrosu, Ankara Devlet Tiyatrosu, ardından da İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda profesyonel oyunculuk kariyerine devam etti.
Artık bağımsız çalışabilecek düzeye geldiğine kanaat getirerek, özel sektöre geçiş yaparak Ses Tiyatrosu’nda sergilenen oyunlarda rol almaya başladı. Daha sonra geçiş yaptığı Küçük Sahne, genç oyuncunun kariyerinin yükselişinde bir dönüm noktası oldu. Çünkü, ilk defa önemli bir oyunda rol alma şansı doğdu. Sadri Alışık, Nevin Akkaya, Şükran Güngör ve Cahit Irgat gibi güçlü oyuncularla, yönetmenliğini Muhsin Ertuğrul’un yaptığı ve Steinbeck’in aynı adlı romanından tiyatroya uyarlanan “Fareler ve İnsanlar”da oynadı. Küçük Sahne’de ayrıca, “Yarış”, “Onikinci Gece”, “Aşağıdan Yukarı” ve “Karışık İş” gibi başarılı oyunlarda da yer aldı.

Tiyatro sahnelerinden “tesadüfen” film setlerine geçişi 40’lı yılların sonuna denk düşen Özkul, askerliğini yaptığı dönemde, biraz da komik bir anı olsun diye “Vatan ve Namık Kemal” adlı filmde, figüran olarak kamera karşısına geçti ve rol aldığı 400’ün üzerinde filmle, Türk sinemasına damgasını vuran önemli karakter oyuncuları arasına girmesini sağlayacak sinema serüveni böylece başlamış oldu.
munir_ozkul22

İlk olarak beyaz perdenin siyah-beyaz karelerinde küçük rollerle karşımıza çıkan Özkul, ilk defa 1950 yılında, senaryosu İhsan Koza ile Nazım Hikmet tarafından yazılan ve Vedat Ar’ın yönetmenliğinde çekilen “Üçüncü Selim’in Gözdesi” adlı bir İpek Film yapımında yer aldı. Hemen ardından, 1951’de, yine birer İpek Film yapımı olan “Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan” ile “Lale Devri”nde yardımcı oyuncu olarak kamera karşısına geçen Özkul, aynı yıl, Muhsin Ertuğrul’un yönetmenliğinde çekilen “Evli mi Bekar mı” ve Baha Gelenbevi’nin yönettiği “Barbaros Hayrettin Paşa” adlı filmlerde başrol oynadı.
Yabancı sinemanın tipik karakterlerinden etkilenen Türk sinemasında, Burhan Felek tarafından Lorel-Hardi ikilisinin kendi kültürümüze uyarlanmasıyla dönüştüğü Edi-Büdü ikilisinin 1952 yılında sinemaya aktarılmış versiyonu olan “Edi ile Büdü Tiyatrocu” ve “Edi ile Büdü” filmlerinde Vasfi Rıza Zobu ile birlikte rol alan Özkul, artık sinema çevrelerinde adını duyurmaya, halktan büyük ilgi görmeye başlamıştı. İlk yıllarında genellikle İpek Film yapımlarında yer alan oyuncu, çoğu zaman komedi türü filmlerde rol aldı. Özellikle mimikleriyle, samimi tavırlarıyla halk tarafından kısa sürede benimsendi. Ancak asıl başarısını Arzu Film yapımlarıyla yakaladı. 1953 yılında, Muhsin Ertuğrul’un yönettiği “Halıcı Kız” filminde yer aldıktan sonra kariyerinin önü iyice açıldı. Aynı yıl, fantastik bir komedi olan ve senaryosu yine İhsan İpekçi ile Nazım Hikmet tarafından yazılan “Balıkçı Güzeli/1002. Gece” ve ardından, 1956’da çekilen “Kalbimin Şarkısı” adlı duygusal film ile karakter oyunculuğuna doğru yönelişe geçen Özkul, “Miras Uğrunda” ve Zeki Müren’in başrolünü oynadığı “Altın Kafes” ile oyunculuk gücünü ortaya koyarak; dram, duygusal, komedi gibi farklı türlerde her kalıba girebilen bir oyuncu olduğu kanısını pekiştirmeye başladı.
munir_ozkul21

Sinema çalışmalarının yanı sıra, gönül verdiği tiyatro sahnelerini de bırakmayan Özkul, 1957 yılında Devlet Tiyatroları’nın yönetmenliğine getirildi. Sanat kariyerinde adeta bir atılım olarak değerlendirilebilecek bu gelişmenin ardından, Küçük Sahne’yi terk etmek zorunda kaldı. Bu durum, sanatçının profesyonel oyunculuğa adım attığı Küçük Sahne’nin, ustasını kaybetmesiyle birlikte daha fazla tutunamayarak dağılmasına neden oldu.
1960 ile 1970 yılları arasında kırkın üzerinde filmde rol alan Özkul, daha önce Atlan Karındaş’la birlikte tiyatro sahnesine de aktardığı ve oyunun inanılmaz başarısı sonucunda, 1971 yılında Türk tiyatro ve ortaoyunu üstadı İsmail Dümbüllü’den “ortaoyuncular kavuğu”nu devralmasını sağlayan, Sadık Şendil’in yazdığı “Kanlı Nigar” adlı muhteşem eserin sinema versiyonunda da yer aldı. 1968 yılında, Ülkü Erakalın’ın yönetmenliğinde çekilen filmde, Belgin Doruk ve Selma Güneri’yle birlikte rol aldı. Türk sinemasının en verimli dönemlerinden olan 70’li yıllara gelindiğinde, geniş bir oyuncu kadrosuna sahip, aile filmlerinde rol almaya başlayan Özkul, özellikle Adile Naşit’le iyi bir ikili oluşturdu ve bu ikili halk tarafından da çok sevildi; benimsendi. Yakışıklı olmasa da, hatta çirkince bir yüze, uzun ve ince bir fiziğe sahip olsa da birkaç filmde jön rollerde yer alan ve hiçbir zaman kötü rollere yakıştırılamayan Özkul, özellikle bu yıllarda Türk sinemasının klişe konularında “fakir ama gururlu”, iyi kalpli, babacan karakterleri canlandırdı.
Münir Özkul, 1972 yılında, başrollerini Hülya Koçyiğit ile Tarık Akan’ın paylaştığı “Sev Kardeşim” adlı Ertem Eğilmez filmindeki başarılı performansıyla, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülüne layık görüldü.
70’li yıllarda, Ertem Eğilmez imzalı filmlerde unutulmaz rollere hayat veren, ağlatan duygusal replikleri o etkileyici sesiyle Türk izleyicisinin hafızasına kazıyan Özkul, “Neşeli Günler”, “Mavi Boncuk”, “Aile Şerefi”, “Gırgıriye” serileri, “Gülen Gözler” ve “Bizim Aile” gibi filmlerle karakter oyunculuğundaki ustalığını ortaya koydu. Sanatçının unutulmaz rolleri arasında zirveyi ele geçirmesine, “Hababam Sınıfı” seri fimlerinde canlandırdığı, disiplinli, ancak yufka yürekli öğretmen “Kel Mahmut” karakteri oldu. Öyle ki, bu tipleme neredeyse adını aşarak sanatçının lakabı haline geldi ve bu şekilde anılmaya başlandı.
munir_ozkul17

80’li yıllarda duraklama dönemine giren Yeşilçam’da video filmlerine yönelişi izleyen Özkul, bu dönemde kalitesi düşük birtakım sinema ve video filmlerinde rol aldı. Ardından, tek televizyonlu dönemin sonlarına doğru dizi çekimlerinin artış göstermesiyle birlikte, 1987 yılında TRT’de yayınlanmak üzere çekilen “Uzaylı Zekiye” adlı dizi için kamera önüne geçti. Bu dizinin ardından birkaç filmde daha rol alan ünlü oyuncu, içkiye olan düşkünlüğünün de etkisiyle sağlığı ile ilgili sorunlar yaşamaya başladı ve özel projeler dışında herhangi bir çalışma yapmadı.

1995 yılında, Kemal Sunal’la birlikte, “Şaban ile Şirin” adlı filmde yer aldı.
90’lı yılların ikinci yarısında, bilhassa özel televizyon kanallarının sayısı artış gösterdikçe, Yeşilçam’a olan rağbet azalmış; televizyon ekranlarına yönelik çalışmalar; özellikle de dizi yapımları ön plana çıkmıştı. Ancak bu furyadan kendini uzak tutan Özkul, 1996’da, izleyiciden büyük ilgi gören ve senaryosu Kandemir Konduk tarafından yazılan “Ana Kuzusu” adlı dizide Perihan Savaş ve Ayşen Gruda ile birlikte rol aldı. Aynı yıl, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen törenle, jübilesini yaparak tiyatro sahnelerine veda etti.
Yaşamı boyunca pekçok tiyatro ve sinema yapımında emeği geçmesine rağmen, zaman zaman ciddi maddi zorluklar içine girmiş olan Özkul’a, bu geceden elde edilen gelirle bir ev alındı.

Yine 1996 yılında, Veli Çelik’in yönetmenliğinde çekilen televizyon filmi “Ay Işığında Saklıdır”da, Aydan Şener ve Toprak Sergen’le birlikte yer aldı. Ardından, 1998 yılında, Hamdi Alkan’ın “Reyting Hamdi” adlı televizyon eğlence programında, kısa bir süre için Yarmagül tiplemesinin dedesi rolünü canlandırdı.
Usta oyuncunun son kez beyaz perdede göründüğü sinema yapımı ise, 2000 yılında Serdar Akar tarafından çekilen “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar” oldu.
Sanat yaşamı boyunca 400’e yakın sinema filminde ve sayısını kendisinin bile tam olarak bilmediği sayıda tiyatro oyununda rol alan Münir Özkul adına, 26 Mart 2005 tarihinde İstanbul Beylikdüzü Academia Center içerisinde “Münir Özkul Sahnesi” açılmıştır. Mankenlik ve CNN Türk’te televizyon programcılığı yapan kızı Güner Özkul’un girişimiyle, 2005 yılında, sanatçıyı birçok yönden ele alan ve yaşamının bir dönemine farklı şekillerde tanıklık etmiş kişilerin kaleme aldığı yazılardan derlenmiş, “Aktör Dediğin Nedir Ki? / Münir Özkul Kitabı” adlı bir kitap yayımlanmıştır. 1998 yılında, T.C. Kültür Bakanlığı, Münir Özkul’a Devlet Sanatçısı ünvanını vermiştir. Özkul, İsmail Dümbüllü’den aldığı ünlü kavuğu, 1989 yılında tiyatro oyuncusu Ferhan Şensoy’a devretmiştir. 1991 yılında ise, en önemli tiyatro ödülleri arasında gösterilen, Dümbüllü Ödülü’ne layık görülmüştür. 8 Nisan 2007 tarihinde, Mizah Üretenler Derneği, Karikatürcüler Derneği ve Bakırköylü Sanatçılar Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenen “II. Mizah Ödülleri” töreninde, Münir Özkul Özel Ödülü, ünlü tiyatrocu Nejat Uygur’a verilmiştir.

munir_ozkul9   munir_ozkul10   munir_ozkulmunir_ozkul11   muniz_ozkul12   munir_ozkul3

Mürüvet Sim

17.11.2010

muruvet_sim3

1919 yılında Tekirdağ’da doğan sanatçının gerçek ismi “Mürüvvet Sim Caymaz” dır.
Sanat yaşamına Raşit Rıza Topluluğu’nda sahneye çıkarak başladı. Daha sonra Ses, Karaca ve Şen Ses tiyatrolarında oynadı. 1952’den sonra sinemaya geçerek oyunculuk yapan sanatçı, birçok filmde rol aldı.
Yeşilçam’ın iyi kalpli, güleç yüzlü, zaman zaman evde kalmış kadını, zaman zamansa bir dulu veya bir uyanık anneyi oynayan altın kalpli isimlerindendir. Genelde konağın hizmetçisidir, arada pansiyon işletmecisi nemfomanyak Rum olur.. Sezercik’e, Ayşecik’e, Zeynepçik’e teyzelik ederken Önder Somer’i, Suzan Avcı’yı karşısına alır. Gülen Gözler’de kafasına Adile Teyze tarafından geçirilen o bir tencere yaprak sarma ile aklımızdaki yerini ömür boyu kiralamış agresif melektir.
Dedikoducu, çirkef, kavgacı, acuze rollerinin değişmez isminin aklımızda hep o şen kahkahası, mahalle ağzıyla sıraladığı şirin hakaretleri, küfürleri ve azarları ile kalması onun oyunculuğu ne kadar ciddiye aldığını gösterir. 1980’de televizyon reklamlarında gözüken Mürüvet Sim, bir bankanın çocuk tiyatrosunda oyuncu ve yönetmen olarak çalıştı.
Ömrünün son yıllarında geçinebilmek için Beyoğlu’nda Milli Piyango bayiliği yaptı. 1983 yılında aramızdan ayrılmıştır.

muruvet_sim171   muruvet_sim12   muruvet_sim6muruvet_sim5   muruvet_sim18   muruvet_sim11  

Sadettin Erbil

17.11.2010

sadettinerbil

Tiyatro, sinema ve seslendirme sanatçısı Sadettin Erbil, 6 Mart 1925 tarihinde İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun oldu.
Raşit Rıza, Sadi Tek, Muhsin Sabahattin, Cemal Şakir, Dormen, Çığır Sahne, Küçük Sahne, Ses Tiyatrosu ve Anadolu’da birçok tuluat sahnelerinde oynadı.
Seslendirmelerinin önplanda olmasından dolayı daha çok arka planda kalan tiyatro ve sinema oyunculuğu da muhteşem olan sanatçı, daha çok 60 lı yılların salon filmleri (yani toplumsallıktan uzak aşk ve aksiyon filmleri) diye nitelendirdiğimiz filmlerde boy göstermiştir. Bunun yanısıra komedi filmileride olan sanatçının, bu filmlerinden birtanesi de Tarzan Rıfkı filmidir. Kaliteli komedi filmi açısından kıt bir zaman olan 80 li yıllarda ortaya çıkabilen ender komedi filmlerinden biri olan bu filmde, Sadettin Erbil Kemal Sunal’la başrolü paylaşmıştır. Sadettin Erbil bu filmde Kemal Sunal’la biraraya gelince, izleyiciye pes dedirten olağanüsütü bir komedi oyunculuğu sergilemiş, ciddi bir mafya babası rolünde oynayarak izleyiciyi güldürme yani ciddi oynayarak komiklik yapma gibi zor bir rolün üstesinden başarıyla gelebilmiştir.
Türk sinemasında ciddi oynayarak komiklik yapma rolünü yapabilen tek isim olan Turgut Özatay’dan sonra, ikinci isim olduğunu bu filmde kanıtlamıştır. Zaten bir bakıma Turgut Özatay’ın bu başarısında bile Sadettin Erbil faktörünü bulabiliriz zira Turgut Özatay ciddi oynayarak komiklik yapma rolünü üstlendiği filmlerde Sadettin Erbil tarafından seslendirilmiştir.
Sadettin Erbil 1943 yılında başladığı tiyatro ve sinema hayatını vefat edene kadar bırakmamıştır.
Vefat etmeden 2 sene önce çekilen Bay E filminde boy gösteren Sadettin Erbil, 70 yaşına rağmen sesinden ve oyunculuğundan hiçbirşey kaybetmediğini bu filmde bize göstermiştir.
Türk sinemasına ve tiyatrosuna kattığı kazanımlardan dolayı Sadettin Erbil’i saygı ve rahmetle anıyoruz.

1980’de de Kültür Bakanı Tevfik Koraltan tarafından Şeref Belgesi’yle ödüllendirilen sanatçının, ayrıca çok sayıda seslendirme ödülleri vardır.
Sadettin Erbil 18 Kasım 1997’de beyin kanamasından rahatsızlanarak İstanbul’da vefat etmiştir.

sadettin_erbil5   sadettin_erbil6   sadettin_erbil2sadettin_erbil8   sadettin_erbil3   sadettin_erbil4

Turgut Boralı

16.11.2010

turgut_borali4

1923 yılında İstanbul’da doğan Boralı, 1941 yılında liseden ayrılarak, Raşit Rıza Tiyatrosu nda “Saçlarından Utan” oyunuyla hayatı boyunca hiç kopamayacağı sahnelere adımını attı. Daha sonraları Ses Tiyatrosu, İzmir Şehir Tiyatrosu, M.Karaca Tiyatrosu’nda çalıştı ve Dormen ve Sururi Cezzar tiyatrolarında oynadığı önemli rollerle dikkati çekti.

Nazım Hikmet ile ilgili bir anısı var usta oyuncunun;
Nazım’ın bir piyesi Karaca Tiyatrosu’nda oynuyor, elbette piyesin Nazım’a ait olduğu gizleniyor. Muammer Karaca, Nazım’ın telif ücretini birkaç haftada bir Turgut Boralı ile göz hapsinde tutulduğu eve gönderiyor. Her defasında oturup konuşuyorlar Nazım’la. Ve yine herdefasında evden çıkar çıkmaz polisler gözaltına alıp “ne konuştunuz ulan” diye sorguluyorlar Boralı’yı. O da her defasında “sohbet ettik, sanattan tiyatrodan konuştuk” diyor. Sırrı ele vermiyor.

Yeşilcam’a büyük emekleri geçen sanatçı, genellikle evde kahya, mahallede esnaftan biri veya aile babası rollerinde yeralmış, sevecen yapısı, güler yüzüyle hatırlanmaktadır.
Turgut Boralı, 19 Nisan 1994 yılında Bodrum’da aramızdan ayrılmıştır.

turgut_borali2   turgut_borali3   turgut_borali