Arama:

Etiket Bulutu







‘sinema’

Ayhan Işık

18.11.2010



Asıl adı Ayhan Işıyan olan oyuncu altı çocuklu bir ailenin son çocuğu olarak İzmir’in Konak ilçesinde dünyaya gelir. Altı yaşındayken babasını kaybeden Işık öğreniminin bir kısmını İzmir’de bir kısmını ise abisinin üniversite tahsili için annesi ve kardeşleri ile geldikleri İstanbul’da tamamlar. Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümündeki öğrenimi sırasında bir süre Bab-ı Ali’de ressam olarak çalışır fakat 1952 senesinde Yıldız Dergisi’nin açtığı yarışmaya girmesiyle resim hayatındaki geri planına itilerek sinemaya doğru yönelişi başlar. Yarışmayı birincilikle kazanarak sinemaya geçer. Bir sene sonra, 1953 senesinde ise Güzel Sanatlar Akademisi’den mezun olur.

İlk filminde şair, senarist ve yönetmen Orhon Murat Arıburnu ile gerçekleştirdiği çalışmanın ardından, ikinci filminde Türk Sineması’nda Geçiş Dönemi’ni bitiren ve Sinemacılar Dönemi’ne giriş yapıtı olarak kabul edilen Ömer Lütfü Akad’ın Kanun Namına filmiyle büyük ün kazanır. Yaşamının ilerleyen dönemlerinde resim çalışmalarına ara ara devam etse de sinema artık birinci önceliği haline gelmiştir. Ömer Lütfü Akad ile 1950’lerde İngiliz Kemal, Katil, Öldüren Şehir, Vahşi Bir Kız Sevdim, Kardeş Kurşunu filmlerini, Atıf Yılmaz ile Şimal Yıldızı, Osman Seden ile de 1957’de Bir Avuç Toprak filmini yapan Işık 1959 yılında Hollywood’a giderek şansını bir de orada denemek ister. Fakat orada çalışamaz.

Işık 60’ların başında Vedat Türkali’nin senaryosunu yazdığı Otobüs Yolcuları filmiyle Yeşilçam’a dönüş yapar. Arkasından Akad ile son çalışması olacak olan ve Orhan Kemal’in bir romanından yine Vedat Türkali’nin senaryolaştırdığı Üç Tekerlekli Bisiklet filmini çevirir. Işık yine bu dönemlerde çevirdiği Küçük Hanım seri filmleri ile de halk tarafından oldukça beğenilir ve devam eden dönem içerisinde ‘ Taçsız Kral ‘ ünvanını kazanır. 1970’ li yıllarda yeni bir moda rüzgarıyla film yıldızları peş peşe sahneye çıkmaya, plaklar doldurmaya başlar. Kendisi de bu modaya uyar ve Münir Nurettin Selçuk’tan dersler alarak Klasik Türk müziği dalında sahneye çıkar ve bir tane 45’lik plak doldurur. Birçok tarzda, yeteneğiyle göz doldurmayı başaran Işık sinemada dram , politik , romantik , komedi , macera ve diğer tarzlarda örnekler sunar. 140 kadar film çevirir. 1975’den itibaren yapımcı, yönetmen ve senarist olarak Türk sinemasına katkıda bulunan Işık bu senelerde İtalyan yapımcılarla yaptığı ve başrolünü de Klaus Kinski ile paylaştığı La Mano Che, Nutre La Morte ve Le Amanti Del Mostro filmlerini yapar. Filmler İtalya’da ve Avrupa’nın bazı ülkelerinde vizyona girer fakat Türkiye’de sansüre uğrar ve türk seyircisiyle hiçbir zaman buluşamazlar.

13 Haziran 1979’da İstanbul’da evinin balkonunda güneş çarpmasına bağlı beyin kanaması geçiren Ayhan Işık, hastaneye kaldırılsa da kurtarılamaz ve üç günlük koma sürecinin sonunda vefat eder. Zincirlikuyu Mezarlığı’na gömülür.

kaynak : wikipedia


            

Ayşen Gruda

18.11.2010

aysen_gruda32

30 Kasım 1945’te istanbul’da doğdu. Komedi yeteneği, çocuk yaşta Yeşilköy’deki evlerinde Ermeni komşularının taklidini yaparken ailesi tarafından keşfedildi.
Kardeşi Ayben Erman ve Ayten Erman da kendisi gibi oyuncu olacaktı.
Televizyon için yaptığı skeçlerden birinde canlandırdığı “Domates Güzeli Nahide Şerbet” karakterinden sonra lakabı “Domates Güzeli” olarak kaldı.
“Mum Söndü”, “Deve Kuşu Kabare”, “Hababam Sınıfı Müzikali”, “Yedi Kocalı Hürmüz” gibi kabare ve müzikallerde yer aldı.
Tiyatronun yanıda birçok televizyon programında skeçlerde ve dizilerde oyunculuk yaptı.
Sinemada “Tosun Paşa”, “Süt Kardeşler”, “Şabanoğlu Şaban”, “Hababan Sınıfı”, “Neşeli Günler” gibi birçok klasikleşmiş Türk sineması örneklerinde oynadı.
1975 yılından beri 40’dan fazla filmde rol alan sanatçının en son rol aldığı sinema yapımı “Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu” adlı film oldu.
Ayşen Gruda, Türk sinemasının sevilen kadın oyuncularından biriydi ve her zaman bir başrol oyuncusu kadar dikkat çekti.
Onun hakkında herkesin merak ettiği tek bir konu var: Yıllarca yan karakterlerde oynayan bir oyuncu olarak ayakta kalmayı nasıl başarmıştı? Ne hokka gibi burnu, ne de yay gibi kaşları vardı; ama ekrana yakışan yüzü ve karizmasıyla oyunculuğunu konuşturuyordu.
Bu nedenle, kadın komedyen deyince akla gelen ilk isimlerdendir.

aysen_gruda12 aysen_gruda1   aysen_grudaaysen_gruda5   aysen_gruda71   aysen_gruda81

Aytaç Arman

18.11.2010

aytac_arman2

Asıl adı Veysel İnce olan sanatçı 22 Haziran 1949 Adana’da doğmuştur.
1971 yılında Ses dergisinin açtığı yarışma ile sanat hayatına başlayan Arman’ın ilk filmi yine aynı yil Yılmaz Güney’in çektiği “Baba” oldu.
1973 yılında Süreyya Duru’un yönettiği “Bedrana” filmi ile yıldızı parladı.
Daha sonra oynadığı sosyal içerikli filmlerle dikkati çekti.
Sayıca az ama nitelikli filmlerde oynayarak sinemada kendisine haklı bir yer edinen Aytaç Arman’ın önemli filmleri arasında Düşman (Zeki Ökten), Bedrana (Süreyya Duru), Biri ve Diğerleri (Tunç Başaran), Av Zamanı (Erden Kıral) ve Gece Yolculuğu (Ömer Kavur) yer alıyor.
Yeşilçam’ın entelektüel sinemacılarından Ömer Kavur’un vazgeçemediği oyunculardan birisi oldu. 70’lerde başlayan sinema yolculuğu şimdi TV dizileriyle devam ediyor.
Ödülleri;
25. Antalya Film Şenliği – 1988, En İyi Erkek Oyuncu, Gece Yolculuğu
40. Antalya Film Şenliği – 2003, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, Gönderilmemiş Mektuplar
25. Siyad Türk Sineması Ödülleri – 2003, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, Gönderilmemiş Mektuplar
Antalya Altın Portakal Onur Ödülü – 2006

aytac_arman11   aytac_arman3   aytac_arman6aytac_arman   aytac_arman7   aytac_arman41

Aytekin Akkaya

18.11.2010

aytekin_akkaya21

1943 Erzurumlu doğumlu Aytekin Akkaya, Türk sinemasının önemli başaktörleriyle filmler paylaşmış, özellikle Cüneyt Arkın’ın “Dünyayı Kurtaran Adam” filminde yıldızı parlayan, yeşilçamın yardımcı aktörlerindendir.
Aytekin Akkaya’nın sinemaya adım atışı, 1964 yılında bir rastlantı sonucu olmuş. Memleketi Erzurum’da çekilen bir filmin başrol oyuncusu, yapımcı firmayla anlaşamayıp daha işin başında seti terkedince, yönetmen tarafından keşfedilip ardarda iki filmde önemli roller üstlenmiş. Ancak, araya askerlik girince sinema serüvenine bir kaç yıl zorunlu olarak ara vermiş Akkaya. Sonrasında ise aktörlüğünü ilerletmek için geldiği İstanbul’da, bütün meslek hayatına damgasını vuracak olan çok önemli bir tecrübe yaşadığını öğreniyoruz ondan. İngiliz yönetmen Peter Collinson’un 1969 yılında büyük bölümünü Türkiye’de çektiği “Paralı Askerler” (You Can’t Win ’em All) filminin Şan Tiyatrosu’ndaki yardımcı oyuncu seçmelerine katılmış ve başarılı olmuş. Bunun üzerine de dünyaca ünlü iki yıldız, Charles Bronson ve Tony Curtis’in hemen yanıbaşında, Ürgüp’ten başlayıp İstanbul’da sonlanan yaklaşık dört aylık bir çekim serüveni başlamış.
Aytekin Akkaya bu gösterişli Hollywood yapımının setinde öğrendiklerinden oldukça etkilendiğini gizlemiyor.
“Ben, Bronson ve Curtis’in fedailerinden biriydim ve rolüm konuşmasız bir roldü. Buna karşılık, setteki görevliler, en büyüğünden en küçüğüne, bütün Türk oyunculara müthiş bir saygıyla yaklaştılar. Biraz ayakta kalsak, yönetmen çekimi keser kesmez altımıza hemen bir sandalye geliyordu. O film bana batıda sinema sanatçısına verilen değeri ve gösterilen saygıyı öğretti.”
Dünyayı Kurtaran Adam Yeşilçam’ın kült, fantasik filmlerinden biridir. Aytekin Akkaya bu filmde Cüneyt Arkın ile başrolü paylaşmıştır. Film, bütün garibanlığına, bütçesizliğine ve ilkelliklerine rağmen, Türk sinemasının acıklı çalışma koşullarına karşı iyi niyetli bir başkaldırının, yurtseverce bir tepkinin yansımasıdır. Ve her kim ne derse desin, sinemamızın ilk gerçek bilim-kurgu filmidir. Türklerin uzaya taşmış bir uygarlıklar savaşında saf tuttukları bu öyküde, adlarıyla sanlarıyla Türk olan kahramanlar, hattâ Türk adları taşıyan uzay gemileri yer alıyordu.
Geride 80’e yakın filmden oluşan renkli bir filmografi bırakıp altmışlı yaşlara merdiven dayadığı şu günlerde, Akkaya o çok iddialı olduğu aksiyon sinemasına, atlarına ve silahlarına geri döner mi acaba? Bu soruya gülerek “Zımba gibiyim” diye cevap veriyor.
“Hayatım boyunca hep düzenli spor yaptım, yirmi yıldır da sigara içmiyorum. Bugün önüme kaliteli bir aksiyon senaryosu gelsin, tıpkı Clint Eastwood gibi yaşıma başıma aldırmadan oynarım.
Çünkü aksiyon sineması bir coşku sinemasıdır. O coşku da bende fazlasıyla var.”

Söyleşi : Ali Murat Güven

aytekin_akkaya1   aytekin_akkaya41   aytekin_akkaya31

Ayten Çankaya

18.11.2010

ayten_cankaya3

3 Nisan 1933 tarihinde doğan yıldızımız, baleye karşı merakı üzerine İstanbul’da bale dersleri aldı. Dansa olan kabiliyeti de kolayca kendisine sahne kapılarını açmış, muhtelif tiyatrolarda roller almaya başlamıştı. Sinemadaki ilk deneyimi, 1952 yılında İpek film tarafından hazırlanan “Balıkçı Güzeli” ile olan Çankaya, bu filmde Cüneyt Gökçer ve Münir Özkul ile başrolu oynadı. Ardından “İstanbul Canavarı”, “Öldüren Sır” ve “Son Baskın”. 1954 yılında Muzaffer Tema ile evlenen Akkaya’nın evliliği ne yazıkki uzun sürmez ve sessiz sedasız ayrılırlar. Fakat Muzaffer Tema ile dostlukları hiç bitmez. Daha sonra Muzaffer Tema’nın prodüktörü olduğu “Dişi Yılan” filmi gelir. Muzaffer Tema ya hayrandır ve şöhretini ona borçlu olduğunu her yerde büyük bir samimiyetle söyler.
Ayten Çankaya, zerafeti, güzelliği ve ışığı ile İtalyan sinemacılarında dikkatini çekmiş ve İtalya’da reklam filmlerinde oynamıştır. Çok fazla film çevrimediysede bir dönemin önemli yıldızıdır.

ayten_cankaya4   ayten_cankaya9   ayten_cankaya7

Aziz Basmacı

18.11.2010

aziz_basmaci1

Film-San Vakfı’nın kurucusu ve onur üyesi olan Aziz Basmacı 1913 yılında Selanik’te doğmuş ve 1933 yılında ses opereti ile sahne hayatına atılmıştır. Çeşitli tiyatrolarda ve kendi adına kurduğu toplulukta, güldürü ve esprileriyle ün yapan sanatçı 60 da fazla filmde rol almıştır.
Hasılat rekorları kıran filmlerinden bazıları, Fabrikanın Gülü, Ayrı Dünyalar, Çifte Kavrulmuş ve Son Gece’dir.
50’li yıllarda halk komiği olarak yıldızlaşan Aziz Basmacı 14/03/1978 ‘de geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yummuştur….

Aziz Basmacının kendi ağzından bir anısı;
Ses Tiyatrosu’nda oynuyorduk. Başrolde ben vardım. Gişecimiz bir gün,
“Aziz Bey,” dedi, “bilet almaya gelen herkes sizi soruyor. ‘Bu gece Aziz Basmacı da oynuyor mu?’ diyor. Ben, ‘Evet,’ dersem bilet alıyor.”
Çok hoşuma gitti bu. Gişeciye,
“Şöyle senin arkanda bir yere gizleneyim,” dedim. “Yine beni soran olursa, ‘Bu gece oynamıyor. Hasta. Onun yerine bir başkası oynayacak,’ dersin. Bakalım ne yapacaklar?” Gişede bir yere gizlenip başladım beklemeye. Biraz sonra bir adam geldi. Gişeciye, “Aziz Basmacı bu gece oynuyor mu?” diye sordu. Gişeci, “Hayır, beyefendi, Aziz Bey bu gece oynamıyor. Rahatsız. Yerine başkası oynayacak,” dedi. Adam bir an düşündükten sonra parasını uzattı: “Peki kızım, ver bana yedi bilet.”

aziz_basmaci7 aziz_basmaci8 aziz_basmaci5aziz_basmaci2


Baki Tamer

18.11.2010

baki_tamer3

Elâzığ-Harput’dan köklü bir ailenin çocuğu olarak 26 Aralık 1924’de, ailesinin 15. çocuğu olarak dünyaya geldi.
Çocukluğu ve gençliği Gaziantep’te geçen Tamer, Gaziantep ve Erzurum ‘da, lise ve öğretmen okullarında okudu.
Sanata olan tutkusu çocukluk yıllarında başladı. Halk evi temsil kollarında profesyonel olarak sahne yaşamına atıldı. Sporda üstün başarılı hizmetler vermiş, cirit, kros, mukavemet ve yüzmede bölgesel dereceleri ve Türkiye çapında aldığı ödüller bulunmaktadır. Hatta Gaziantep’te birçok spor kulübünün ilk kurucusu olmuş, atletizm milli hakem lisansına sahip olmuştur. Sportif faaliyetleri yanı sıra birçok derneğin kuruculuğunu ve yöneticiliğini üstlenmiş, öğretmenlik, gümrük istihbarat memurluğu, polislik, muhasebecilik gibi branşlarda çalıştıktan sonra kendini Yeşilçam ve sinema sanatının içinde bulunmuştur. Bir ara ses sanatçısı olarak sahneye de çıkmıştır.


İlk tiyatro deneyimini 1937 yılında İstanbul Şehir tiyatrosunun Gaziantep’te sergilediği oyunda rol alarak yaşadı. 1940-1953 yılları arasında Gaziantep Halkevi’nde Temsil Kolu Başkanı, idarecisi, başrol oyuncusu olarak 150’ye yakın telif ve tercüme eseri sahneye koydu ve oynadı. 1955 yılında İstanbul’a yerleşip sinemayla tanıştı. 1960-1961 sezonunda İstanbul Belediye Şehir Tiyatrosu’nda sahneye çıktı. İlk başrolünü 1957’de Belgin Doruk ile Çileli Bülbül filminde İhsan Tomaç yönetiminde oynadı. 70’e yakın filminde başrolde oynayarak zamanının ünlü yıldızları arasına girmiş, 20 senaryosu filme alınmış, ünlü yönetmenlere asistanlık yapmıştır.

İlk Türk Film Festivali’nde ödül kazanan Baki Tamer, Türk sinemasının iyi yönde gelişmesi için her dernek, sendika ve kuruluşun başında ve içinde yer aldı. Evli ve 4 çocuk babası olan sanatçı 04.08.2004 tarihinde aramızdan ayrıldı. Ölümüne kadar yüzlerce film ve TV dizisinde rol almıştır.
Önemli filmleri arasında Çileli Bülbül, Çölde Bir İstanbul Kızı, Köyde Bir Kız Sevdim, Çoban Kızı, Kara Güneş ,Kanayan Yara, Ah Gardaşım filmleri örnek verilebilir.

baki_tamer7    baki_tamer91    baki_tamer10baki_tamer161    baki_tamer2    baki_tamer51

Baykal Kent

18.11.2010

baykal_kent

1943’te İstanbul’da doğan ve sanat hayatına tiyatro oyunculuğuyla başlayan Kent, 1963 yılından itibaren sinema filmlerinde figüran olarak görev aldı. Daha çok komedi ağırlıklı filmlerin komik tiplemesi olarak rol alan Baykal Kent, 25 yıl boyunca Ferhan Şensoy’un Orta Oyuncular kadrosunda sahneye çıktı. 1987 yılından sonra faal sinema çalışmalarını azaltan Baykal Kent, özel kanalların açılmasıyla birlikte televizyon şovları ve komedi dizilerinde çalışmaya başladı.

Sanat hayatının 50. yılında yerleştiği Bursa Büyükşehir Belediyesi Fethiye Dörtçelik Huzurevi’nden 2010 yılında ayrılan ve yanlız başına bir evde yaşayan Kent, 24 Ocakta rahatsızlanması sonucu Bursa Devlet Hastanesine kaldırıldı.
Kalp yetmezliği nedeniyle yoğun bakım servisinde tedavi gören Kent, 6 şubat 2012 tarihinde hayatını kaybetti.

baykal_kent1   baykal_kent5   baykal_kent6baykal_kent22   baykal_kent8   baykal_kent9

Bedia Muvahhit

18.11.2010

bedia_muvahhit1

Cumhuriyetin ilanına birkaç ay var. Sıcak bir İzmir yazı. Yıl 1923… Yakılıp yıkılan bir kent yeniden onarılıyor, yaralar sarılıyor. Korku ve acı dolu yıllarda örselenmiş yüreklere umut aşılamak için tiyatro iyi gelir diye düşünülmüş: Darülbedayi sanatçıları İzmir’de. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başkomutan Mustafa Kemal de…
Uşakizade Muharrem Bey’in evinde kalan Mustafa Kemal’i ziyarete giden Darülbedayi sanatçıları, onun “Türk kadını sahneye çıkmalı. Bu sahnemiz için elzemdir” sözleri üzerine, toplulukla turneyi düzenleyen oyuncu Ahmet Refet Muvahhit’in eşi Bedia Hanım’ı sahneye çıkarırlar. Oyunun adı “Ceza Kanunu”. Tarih, 11 Ağustos 1923… İbnürrefik Ahmet Nuri’nin Georges Courteline’den çevirerek uyarladığı bu oyun, sürekli sahnede kalan ilk Türk kadınını tanıttı bizlere. Vasfi Rıza Zobu, bu olayı anılarında şöyle değerlendiriyordu: “Davayı kazanmış Müslüman Türk kadını, imtihanını muvaffakiyetle vermiş ve böylece Türk sahnesine ‘irade-i Milliye’ ile yerleşip sahip olmuştu.”

Sahneye ilk adım atılan bu tarihten, 1975 yılında emekli oluncaya kadar, sahneden hiç inmeyen Bedia Muvahhit, yalnız oyuncu olarak değil, oyun yazarlığı, çevirmenliğiyle de tiyatromuza hizmet verdi. Sinemayı da unutmamalı. 1923’te “Ateşten Gömlek” filmiyle beyaz perdede farklı bir izleyici kitlesinin önüne çıkan sanatçı, “İstanbul Sokakları”nda, “Karım Beni Aldatırsa”, “Söz Bir Allah Bir”, “Beklenen Şarkı”, “Paydos”, “Bir Gecelik Gelin”, “Bozuk Düzen”, “Şoförün Kızı”, “Sokak Kızı”, “Ateşli Çingene”, “Son Mektup”, “Lekeli Melek”, “Sevinç Gözyaşları”, “Manyaklar Köşkü”, “İstanbul Kaldırımları”, “Barut Fıçısı”, “Çapkınlar”, “Gülmeyen Yüzler”, “Hep O Şarkı”, “Yaşlı Gözler”, “Üvey Ana”, “Zehirli Hayat”, “Bizim Kız” gibi filmlerde beğeni kazanan roller oynadı.

Bedia Muvahhit, 1897 yılında İstanbul’da doğdu. Babası, İstinaf Mahkemesi Müddeiumumisi Şekip Bey, annesi Refika Hanım’dı. Çocuk yaşta, Rumca ve Fransızca öğrenen sanatçı, Büyükada’daki Saint Antoine’da başlayan öğrenimini, Terakki Mektebi ve Notre Dame de Sion’da tamamladı. Türkiye’de yeni kurulan Telefon Şirketi’ne alınan ilk Türk kadınları arasında yer alan Muvahhit, Erenköy Kız Lisesi’nde Fransızca öğretmenliği de yaptı. O günlerde, Darülbedayi sahnesinde izlediği bir oyun sonrası imzalı resmini istediği Ahmet Refet Muvahhit’le 1921 yılında evlendi. Eşinin ölümünden sonra, ikinci evliliğini 1933 yılında Şehir Tiyatroları’nda besteci ve piyanist olarak çalışan Avusturyalı Friedrich Von Statzer ile yaptı. Evliliği 18 yıl sürdü… Sanatçı 1950 ve 1973 yıllarında iki kez jübile yaptı; 1980 yılında Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi’ni hazırladı. 1981 yılında Atatürk Sanat Armağanı’na layık görüldü, 1987 yılında ise Devlet Sanatçısı oldu. 1988 yılında İstanbul Sinema Günleri Jürisi sanatçıya Altın Lâle Ödülü verdi.

Tiyatromuzun başarılı bir kadın oyuncusu olduğu kadar, birikimi ve dünyaya bakışıyla da örnek bir kişiliği olan Bedia Muvahhit, bir ev kazası sonrası kaldırıldığı İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 20 Ocak 1994 günü yaşama gözlerini yumdu. Dört gün sonra da, Beyoğlu’ndaki Küçük Sahne Binası içindeki sahneye adı verildi. Bir de, Türk Kadınlar Birliği onun adını yaşatmak için, sahnelerimizde, “İlk önemli rolünü” oynayan genç kadın oyunculara her yıl ödül vermekte.

bedia_muvahhit8   bedia_muvahhit5jpg1   bedia_muvahhit4bedia_muvahhit3   bedia_muvahhit6   bedia_muvahhit2

Behzat Butak

18.11.2010

behzat_butak1

Sanatkâr, artist ve nümisrnat Behzat Butak, 16 Ekim 1891’de Bursa’da Maksem mahallesinde, bugünkü Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu’nun bulunduğu binanın karşısındaki evde dünyaya geldi. Çocukluk devresini Bursa ve Karacabey’de geçiren Behzat Butak, babasının ölümü üzerine 1906’da İstanbul’a teyzesinin yanına geldi. Mercan İdadisi ve buradan Ticaret okuluna geçti. Ressam Muazzez’den resim dersi de alıyordu. Ressam Muazzez, Ortaoyunun başarılı sanatçılarındandı.
1908 yılında Meşrutiyetin ilanı ile Butak, Muazzez bey’in başında bulunduğu “Sahne-i Heves” gurubunun oynadığı “Beyimin Tiyatro Merakı” komedisiyle de halkın karşısında sahneye ilk adımını attı. Okumakta olduğu Sanayi-i Nefise mektebinde bir kaç arkadaşıyla birlikte “Sanayi-i Nefise Tiyatro Heyeti”ni kurdu. Şehzadebaşında Letafet Apartımanı karşısında “Osmanağa” tiyatrosunda Viktor Hugo’dan çevrilen “Ancelo Mari Piyer” piyesini oynadılar.
Seyirci bulamayan grup dağılmak zorunda kaldı. Hariciye Nezareti Behzat’ın da içinde bulunduğu dört kişilik bir talebe grubunu, 1909 yılında İtalya’ya elektrik mühendisliği tahsili için gönderdi. Ancak gittikleri fabrika grevde olduğundan eğitim göremediler. Butak ta iki aylık süre zarfında Roma ve Napoli’de tiyatroları gezdi bilgi ve görgüsünü arttırdı.
İstanbul’a dönen Butak, “Mürebbii Hissiyat” grubuna girdi. Kısa sürede bu grupta dağılınca Behzat kendini “Darüttemsili Osmani” grubunda buldu. Burada Fazıl Reşit ve Aktör Hüseyin Kani bey’in yazmış olduğu “Ramses” piyesinde “Kahin” rolünü oynadı. Bu grupta maddi olarak ayakta kalamayınca “Şark Dram Kumpanyası”na girdi.

1912 de Balkan Harbi ilan edildi. Behzat harbe gönüllü gitti. Döndüğünde bir çok grupta çalıştı ama hiç biri uzun soluklu olmadı. Nihayet 1914 de Darülbedayi’nin kurulmasıyla Behzat, Darülbedayi’nin açtığı sınava girdi. Sınavı kazanan Behzat 9 altın lira maaşla Darülbedayi kadrosuna alındıysa da, o sırada patlak veren I.Dünya Savaşı’na yine gönüllü gitti. Çanakkalede kolundan yaralandı. Bağlı bulunduğu Alayla Bitlis’e kadar gitti. 1918’de İstanbul’da Darülbedayi’e yeniden girerek “Füruzan” piyesinde oynamaya başladı. 1920 de Raşit Rıza ve İbnürrefik Ahmet Bey’in kurdukları “Yeni Sahne”ye geçti. Raşit Rıza’nın kurduğu Türk Tiyatrosu’nda çalıştı. 1923 yılında tekrar Darülbedayi’e döndü. İzmir ve Karadeniz turnelerine katıldı.Bir süre Ertuğrul Muhsin, Raşit Rıza ile beraber çalıştı.1928 de Darülbedayi’e döndü ve ölene kadar burada sahneye çıktı.

300’yakın piyes ve bir çok sinema filminde oynayan Butak’ın “Resimli Türk Paraları” isminde Nümizmatik bir kitabıda bulunmaktadır. Türk Tiyatrosunun “BABA”sı olarak kabul edilen Behzat Butak 1963 yılında aramızdan ayrılmıştır.

behzat_butak61   behzat_butak2   behzat_butak3