Arama:

Etiket Bulutu







‘suna yıldızoğlu’

Kayhan Yıldızoğlu

18.11.2010

kayhan_yildizoglu5

1933’ün İstanbul’unda Yeşilköy’de büyük bir yalıda, Rum ve Ermeniler’in çokça bulunduğu, akşamları Ermeni dolmacıların, ciğercilerin ve yoğurtçuların geçtiği son derece alaturka bir mahallede dünyaya gelir. Yıldızoğlu, Çerkez ve ziraat mühendisi bir baba ile Giritli bir öğretmen annenin tek çocuğudur. Koşup oynadığı bu yalı, çevresindeki diğer evlerden oldukça farklıdır. Ev içindeki ‘katı namus havası’ ve ailenin korumacı yapısı dış dünyadan muaf bir hayat oluşumuna neden olur. Yalıda korunaklı geçen uzun yılların ardından 1952’de babası bakanlıkta müsteşarlık için Ankara’ya tayin olur ve yeni bir hayat başlar. Dünyanın masum yalı havasından ibaret olmadığını dış dünyayla tanışınca anlar. Nitekim de o yılları büyük zorluk içinde geçer ve büyük savaşlar verir.
Ankara’da Kavaklıdere’deki lise yıllarında bir Fransız aydınıyla konuşabilecek kadar birikimli olmasını hocası Hasan Aydın Yücel’e borçludur. Liseden sonra ailesinin isteğiyle hukuk fakültesinde okur ama 3. sınıfa geldiğinde okulu bırakır. Çünkü hem memur hayatını benimsiyemez hem de ruhunda sanat açlığı yatmaktadır.
Resim, müzik ve dünya edebiyatına olan yakından ilgisi hafife alınacak cinsten değildir. Ama ne varki askerliğini yedek subay olarak yaptıktan sonra İstanbul kambiyosunda döviz komiseri olur. Burada hayatındaki ilk önemli adımını Türkan Suner ile tanışarak yapar. Türkan Hanım İş Bankası akratif kambiyo müdürü, çok başarılı, dürüst ve kültürlü bir kadındır. Çok geçmeden evlenir ve bu evlilikten iki de kızı olur. Ama birkaç yıl sonra Türkan Hanım’ın çok başarılı, biraz da sert karakterli olması Kayhan Bey’in tüy kadar hassas, romantik, DUYGUSAL yönüyle tezat teşkil eder. Ayrılma kararı alırlar ama bu ayrılma aralarında dostluğun da kalıcı olmasına vesile olur. Ayrılığın ardından Şener Şen’le birlikte Cihangir’de bir evde üçbuçuk sene geçirir. Bu Kayhan Bey’in belki de ömründeki en güzel yıllardır.
Aradan geçen zaman sonunda sanatçı Suna Yıldızoğlu’yla tanışır. Ama bu evlilikte geçimsizlik nedeniyle 6 yıl sonunda ayrılıkla noktalanır.

Tiyatro ile tanışması;
“Mühsin Ertuğrul Beyle kambiyoda tanıştım. Yurtdışına çıkış işlemini hallederken bana; ‘kibar ve aydın birisiniz bir de çok ilginç bir fiziğiniz var sanatçı olmayı düşünür müsünüz’ dedi. Sonra beni oyunculuk sınavına çağırdı. Sınava gittim ama dışarıda üç yüz kişi görünce ürktüm ve geri dönmek istedim. Çok kalabalık olduğu için orada gördüğüm birine ‘Beni buradan çıkarır mısınız?’ dedim. Beni meydan gibi bir yere götürdü bir de baktım ki beni sahneye sokmuş. Karşımda imtihan heyeti oturuyor. Vasfi Rıza, Şirin Devrim, Muhsin Ertuğrul, Haldun Taner, Ahmet Kutsi Tecer vardı. Yaklaşın dediler ve bir kaç soru sordular artık umudu kestiğim için bana bir rahatlık geldi ve şöyle dedim; “Ben aslında buradan kaçıyordum birine yolu göstermesini söyledim o da beni buraya getirdi” dedim.. Gülmeye başladılar ve çıkın dediler. Oradan çıkınca kahroldum. Bir kaç hafta sonra kabul edildiğime dair bir mektup aldım. Gittim 2 yıl eğitim gördüm ve oynamaya başladım”.
Bu olaydan sonra 20 yılını İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda geçiren Kayhan Yıldızoğlu o yılları meslek hayatındaki en zevkli yıllar olarak tanımlıyor. Tiyatro oyunculuğu, Kayhan Yıldızoğlu için yeni ufuklar kazanma ve hayatın nabzını tutma yeridir çünkü en vafalı dostluklar ve hayatın gerçek yönü zaman zaman bir illüzyon gibi tiyatronun puslu duvarlarında yansımaktadır.

Sinemada….
178 filmde boy gösteren, Türk filmlerinin karakter oyuncusu Kayahan Yıldızoğlu, dönemin hem maddi hem de sansür uygulamasının Türk sinemasındaki iz düşümleri nedeniyle kolay film yapılmadığının da altını çiziyor. O romantik, şiirsel bir tatda çevrilen hayal ürünü filmlerini eleştirse de özlediğini belirtiyor ve ekliyor; ‘Kısıtlamalar, yasaklar ve sansür vardı. Ama tüm bunlara rağmen çok iyi işler çıkardı Türk sineması’ diyor.


Bugün…
Kemik siyah çerçeveli gözlüklerinin ardında hatalarıyla yüzleşmiş, sıkı muhabbetiyle, dost canlısı tavrıyla bir sanatçı. Salacaktaki evi, içinde az eşya bulunan mütevazı bir ev. Duvarlarında Şener Şen, Semiha Berksoy, Bedia Muvahhit, Seramikçi Füreyya gibi değer verdiği insanlarla birlikte yaşıyor. Hiçbir zaman para için yaşamadığını, maddeye değil maneviyata önem verdiğini ölümün hayatın gerçek yüzünü gösterdiğini ve egoistlikten, yalandan, hırsızlıktan, hak yemekten kaçmak gerektiğini anlatıyor uzun uzun. Albümlere ve satırlara sığmayan hayatından anlaşılıyorki, zenginliği sahip olduğu hayatından başka birşey değil


Söyleşi;
Büşra Sönmezışık 19.10.2008

 

kayhan_yildizoglu6   kayhan_yildizoglu7   kayhan_yildizoglu71kayhan_yildizoglu8   kayhan_yildizoglu4   kayhan_yildizoglu1