Arama:

Etiket Bulutu







‘sürü’

Güler Ökten

18.11.2010

guler_okten41

Televizyon dizilerinin müdavimleri, onu yıllarca süren Bizimkiler dizisindeki doktor Türkan olarak yada bu dizinin tatil versiyonu olan Yazlıkçılar’daki asil kadın Güzide rolüyle hatırlıyor. Ekranda görülen yüzler daha çok akılda kalsa da, isimler pek öyle kolay hatırda tutulamıyor. Yıllarca emek verdiği sinemada çok önemli rollerde seyirci karşısına çıksa da, bazılarımızın adını duyduğunda “kimdi” diye düşünmeye başlaması Güler Ökten için de geçerli. Pek çok sinema seyircisinin hayranlıkla izlediği bir oyuncu Güler Ökten. İncelikli, derin rollerin oyuncusu.

1941 yılında doğan Güler Ökten, sinemanın büyülü gezegenine henüz altı yaşındayken adım atar. Belki de daha okuma-yazma bile bilmeden oynadığı ilk filmden bellidir büyüyünce ne olacağı. Konservatuvar eğitiminin ardından 1960 yılında tiyatroya başlar. İzleyen yıllarda, sahnede başarıyla sürdürdüğü oyunculuğunu beyazperdeye de taşıyacak ve yardımcı rollerin aranan oyuncularından biri olacaktır. 1973 yılında, Selim İleri’nin senaryosundan Zeki Ökten’in filme çektiği Bir Demet Menekşe’deki Candan rolüyle sinemaya adım atar; ilk filmindeki gibi çocuk oyuncu değil, sinemaya yıllarını vermeye hazır bir ‘oyun’ sevdalısıdır artık. Yine Selim İleri’nin senaryosunu yazdığı, Feyzi Tuna’nın yönettiği Seninle Son Defa (1978) ve aynı yıl Zeki Ökten ve Yılmaz Güney’in birlikte yönettiği unutulmaz film Sürü (1978) gelir sonra. Ali Özgentürk’ün At (1982) filminde ‘kırmızı çantalı kadın’ı, yönetmenin 1985 tarihli Bekçi’sinde ise bekçi Murtaza’nın karısını oynar. Karakter oyuncusu olarak sinemaya emek veren Güler Ökten, Orhan Kemal’in romanından uyarlanan bu filmde Müjdat Gezen’le birlikte başroldedir. Aynı yıl Atıf Yılmaz’ın unutulmaz filmi Asiye Nasıl Kurtulur, 1987’de de Başar Sabuncu’nun yönettiği Asılacak Kadın ve Tunç Başaran’ın Biri ve Diğerleri adlı filmlerinde rol alır.

Zeki Demirkubuz’un C Blok’u (1993), Çağan Irmak’ın ilk uzun metrajlısı Bana Şans Dile (2001), Zeki Ökten’in Gülüm’ü (2002), Ali Özgentürk’ün Kalbin Zamanı adlı filmi (2004) ve Cem Başeskioğlu’nun Sen Ne Dilersen’i (2005), Güler Ökten’in oynadığı filmlerden bazılarıdır.

Kariyeri boyunca 50’ye yakın filmde görünen Güler Ökten’in, tiyatro sahnesinde başlayıp beyazperdede devam eden yolculuğunun bir durağı da televizyon olur. Ökten, dizilerin de aranan oyuncusudur. 1998’de, Okan Uysaler’in TRT için çektiği Geçmiş Bahar Mimozaları, neredeyse bütün oyuncularının tiyatrodan seçildiği, dönemin en uzun soluklu aile dizisi Bizimkiler’i, sonraki yıllarda Baba Evi, Günaydın İstanbul Kardeş, Sultan Makamı gibi diziler izler. Karakter oyuncusu olarak yer aldığı filmlerde oyunculuğuyla göz dolduran Güler Ökten’in Altın Portakal’dan (1982), Ankara Film Festivali’nden (1997 ve 1999), Orhan Arıburnu ödüllerinden ve Sinema Eleştirmenleri Derneği’nden en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülleri var.

guler_okten6   guler_okten5   guler_okten8guler_okten9   guler_okten3   gulet_okten1

Savaş Yurttaş

17.11.2010

savasyurttas

1944 yılında Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde doğdu. Tiyatroya, üniversite yıllarında İstanbul Üniversitesi Gençlik Tiyatrosu’nda, Sermet Çağan’ın “Ayak Bacak Fabrikası” adlı oyunu ile başlayan sanatçı, daha sonra Ulvi Uras Tiyatrosu, Türk Öğretmenler Sendikası Tiyatrosu, Ankara Halk Oyuncuları, Ankara Sanat Tiyatrosu, Ankara Birlik Tiyatrosu ve Ankara Ekin Tiyatrosu’nda çalıştı.
Ankara Halk Oyuncuları Tiyatrosu’nda “Devri Süleyman”, “141. Basamak” ve “Teneke”, Ankara Sanat Tiyatrosu’nda “Durant Bulvarı”, “403. Kilometre”, “Heykel” adlı oyunlardaki rolleriyle tiyatro dünyası izleyicilerinde önemli izler bıraktı.
“5 Dakika”, “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”, “Yazlıkçılar” ve “Oğlum Adam Olacak” adlı dizilerde rol aldı.
Bunların dışında Türk sinemasında ses getiren filmlerde de oynadı: Sürü, Yılanların Öcü, 72. Koğuş, Sarı Mersedes bunlardan bazılarıdır.
1981 yılında sinema yazarlarının “En iyi yardımcı oyuncu ödülü” nü alan oyuncu, en son 2001’de Şellale adlı filmde rol aldı.

Tiyatro ve Sinemanın emektari…
TRT nin “5 Dakika” programında “Kavruk Hasan” rolündeki unutulmaz oyuncusu…
“Yılanların Öcü” filminde enfes bir oyunculuk ortaya koyan üstadı..
“Yasar Ne Yasar Ne Yasamaz” Tiyatro oyununun üstün performanslı insanı…
Daha nice tv..tiyatro..sinema yapımı ile unutulmayacak oyuncusu..

Savaş Yurttaş 8 Nisan 2002’de Ankara’da sevenlerinden ayrılmıştır.

savas_yurttas4   savas_yurttas3   savas_yurttas5

Tarık Akan

16.11.2010

tarik_akan7

Anne babasının koyduğu adıyla Tarık Tahsin Üregül, bir abla ve bir ağabeyden sonra üçüncü çocuk olarak 13 Aralık 1949 yılında İstanbul’da doğdu. Babası subaydı. 20 yaşına kadar da bir subay çocuğu gibi yaşadı. Lise çağına kadar Anadolu’yu dolaştıktan sonra ilk gençlik yıllarında babasının emekliliği ile İstanbul’a, Bakırköy’e geldiler. Asker çocuğu olduğu kadar halk çocuğu da oldu. Bu yüzden işportacılık, cankurtaranlık gibi işleri gocunmadan yaptı.

Liseden sonra makine mühendisliğinde okumaya başladı. Ve okulun ikinci sınıfında biraz heves, çokça da maddi beklentilerle Ses Dergisi’nin ‘‘artist’’ yarışmasına girip birinci seçildi. İşte Tarık Akan’ın hayatı 1970 yılında yapılan bu yarışmadan sonra değişti.

1970-1975 arası Tarık Akan’ın yılda 12 film çektiği dönemdi. Emel Sayın’la ‘‘Mavi Boncuk’’u, Hülya Koçyiğit’le ‘‘Sev Kardeşim’’i, Hale Soygazi ile ‘‘Gece Kuşu Zehra’’yı, ‘‘Hababam Sınıfı’’nı bu yıllarda çekti. Sonra ‘‘değişirken yok olmayı’’ göze aldı ve mesajı olan filmler yapmaya karar verdi. Bu kararın ilk ürünü Nehir, onu Cüneyt Arkın’la birlikte oynadığı ‘‘Maden’’, ‘‘Sürü’’, ‘‘Yol’’, ‘‘Kanal’’ gibi filmler izledi. ‘‘Artık salon filmlerinde oynamayacağımı söyleyince Yeşilçam kendisine ambargo koydu. 1,5 sene film yapamadı.. Maden’i de kendi kurduğu film şirketi üzerinden çekti. O dönem iki starın aynı filmde oynaması büyük olaydı. Afişte Cüneyt Arkın’ın adının istediği yere yazılmasını, istediği rolü seçmesini kabul etti. O dönemin devrimci filmlerinden biriydi. Çok da iyi iş yaptı.

Tarık Akan, bir zamanlar öğrencisi olduğu Bakırköy’deki Taş Mektep’i, İngilizce ağırlıklı öğretim yapan bir ilköğretim okuluna 1990 yılında dönüştürdü. Tüm zamanını bu okula ayırdı. Kendini sinemacı olarak tanımlayan birinin senelerdir sinema adına çok da fazla bir şey yapmaması Tarık Akan’ı üzmedi dersek ona haksızlık etmiş oluruz.


Akciğer kanseri olan Akan, tedavisini İstanbul’da sürdürmekteyken, 16 Eylül 2016 tarihinde hayatını kaybetti.

tarik_akan12   tarik_akan9   tarik_akan23tarik_akan4   tarik_akan10   tarik_akan24

Tuncel Kurtiz

16.11.2010

tuncel_kurtiz10

1 Şubat 1936 tarihinde İzmit doğdu. Haydarpaşa Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde okudu. 1959 yılında Dormen Tiyatrosu’nda tiyatroculuğa başlayan sanatçı, sinemaya üniversite yıllarında tanıştığı Yılmaz Güney’in teşvikiyle girdi. Yeşilçam’ın altın dönemini yaşadığı 60’lı yıllarda peş peşe onlarca filmde oynayan Kurtiz, 70’li yıllarda, sosyal içerikli filmlerde rol aldı. Adını her andığında, gözlerinin dolmasına neden olan yakın dostu Yılmaz Güney ile hep yan yanaydı. Orhan Kemal’in eserinden senaryolaştırdığı ve yapımcısı olduğu “Bereketli Topraklar Üzerinde” filmi yasak nedeniyle kaçırıldığı yurtdışından 28 yıl sonra getirilip gösterime girebildi.
Kurtiz, oynadığı 70 filmle çok sayıda “En İyi Yardımcı Oyuncu” ödülü aldı. Yılmaz Güney’in Umut, Sürü, Duvar gibi unutulmaz filmlerinde vazgeçemediği oyuncu olan Kurtiz, oynadığı karakterle bütünleşerek gerçekçilik hissini en güçlü yansıtan sanatçılardan birisidir.
12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Yılmaz Güney’in ölümüyle memleketine küsüp yurtdışında yaşamaya başladı. İsveç, ABD ve Almanya’da tiyatro kariyerini başarıyla sürdüren, yabancı tiyatro ve sinema projelerinde yer alarak yeteneğini ispatlayan sanatçı Türkiye’ye 90’larda tekrar döndü. Yeşilçam’ın eski solcusu olarak bilinen yapımcı, yönetmen ve oyuncularıyla ilişkilerini sürdürdü.

Şehir hayatını bırakıp kendine memleket bellediği Kaz Dağları eteklerindeki Çamlıbel Köyü’ne yerleşen aktör, 27 Eylül 2013 tarihinde aramızdan ayrılmıştır.

Kazandığı ödüller: 15. Altın Koza Film Festivali (2008) Usta Oyunucu Ödülü, İtalya Taormina Film Festivali (2008) Sanat Ödülü, Yeşilçam Ödülleri (2008) Yaşamın Kıyısında filmi ile En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü, Berlin Film Festivali (1986) Gümüş Ayı ödülü, Altın Portakal Festivali (1994) Bir Aşk Uğruna filmi ile en iyi yardımcı erkek oyuncu, Sadri Alışık Ödülleri (2002) Şellale filmiyle en iyi yardımcı erkek oyuncu…

kaynak : medyafaresi.com

tuncel_kurtiz4   tuncel_kurtiz9   tuncel_kurtiz11tuncel_kurtiz3   tuncel_kurtiz5   tuncel_kurtiz8

Yaman Okay

16.11.2010

yaman_okay5

1951 yılında Tirebolu/Giresun’da doğan Yaman Okay, ilk ve orta eğitimini Ayancık, yüksekokulu ise Şişli Siyasal Bilgiler Yüksekokulu’nda okudu. Ankara Sanat Tiyatrosunda profesyonel olarak oynamaya başladı. El Kapısı, 403 km, Leipzig Duruşması, Ana, Komün Günleri, Sakıncalı Piyade oyunlarında önemli rolleri olan Okay, Yılmaz Güney’in senaryosunu yazdığı ve Zeki Ökten’in yönettiği “Sürü” filmiyle 1978 yılında sinemaya geçti.. 1981’de Antalya Altın portakal Film Festivali’nde, “Bereketli Topraklar Üzerinde” filmindeki rolüyle “En başarılı yardımcı erkek oyuncu” ödülünü kazandı.
İttihat ve Terakki adlı TV filminde de rol alan sanatçının diğer filmlerinden bazıları: Gül Hasan, Yılanı öldürseler, At, Alişan, Tomruk, Asiye Nasıl Kurtulur, 40 Metrekare Almanya, Umuda Yolculuk, Piano Piano Bacaksız, Pehlivan.
1984 ‘de Meral Okay (Katı) ile evlenen Yaman Okay, TV’nin sevilen dizisi Bizimkiler dizisinde de rol aldı.
Yakalandığı pankreas kanseri nedeniyle 19 Şubat 1993 tarihinde 42 yaşındayken hayata veda etti.

yaman_okay6   yaman_okay3   yaman_okay11yaman_okay2   yaman_okay4   yaman_okay12

Yılmaz Güney

16.11.2010

yilmaz_guney10

1 Nisan 1937 tarihinde Adana’nın Yenice köyünde doğan ve 9 Eylül 1984 tarihinde Paris’te ölen Kürt asıllı yönetmen, sinema oyuncusu, senarist ve öykü yazarı. Özellikle Çirkin Kral dönemi sonrasında çektiği ve önemli bir sinemacı olarak kabul edilmesini sağlayan Cannes ödüllü Yol, Sürü, Umutsuzlar gibi filmleriyle tanınır.

1937 yılında, topraksız bir köylü ailenin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Adana’da bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere İstanbul’a gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçte bir yandan da hikâyeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz’ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı. 1959 yılında Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı Bu Vatanın Çocukları ve Alageyik isimli filmlerin hem senaryosunu yazdı hem de filmlerde rol aldı. Karacaoğlan’ın Karasevdası’nda da yönetmen yardımcılığı yaptı. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılandı ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm oldu.

İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çekti. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir “Anadolu çocuğunun” otoriteye başkaldırısı vardır. Çirkin Kral lakabını da o dönemde alır. Yine bu dönemdeki en önemli filmi Lütfü Akad’ın yönettiği ve kendisinin yazdığı Hudutların Kanunu’dur. Ardından, Aç kurtlar (1969), Umut (1970), Umutsuzlar (1971), Acı (1971), Ağıt (1971) gibi ülke gerçeklerine değinen ve ezilen insanı odak olarak alan filmler izledi.

Yılmaz Güney, 1972 yılında yardım ve yataklık suçundan 2 yıl hapse mahkûm edildi. İçeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır. 1974’te cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevinde kalan Yılmaz Güney aynı yıl Arkadaş filmini çekti. Yine aynı yıl Endişe adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu’yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim’de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976’da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta yarı açık cezaevinden yurtdışına firar etti. Fransa’ya kaçtı ve yaşamının geri kalanını orada geçirdi.

Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde yazdığı Zeki Ökten tarafından çekilen Sürü ve yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından Yol çekildi.Cezaevindeyken Güney adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. Yol’un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivali’nde ödül aldı. Yurt dışına kaçtıktan sonra Duvar filmini Fransa’da çekti. Duvar onun son filmi olmuştur.

1984’te Mide kanserinden ölen Yılmaz Güney, son yıllarını Paris’te geçirdi ve ölümünden sonra Paris’te bulunan “Père Lachaise Mezarlığı” na gömüldü.

yilmaz_guney5   yilmaz_guney1   yilmaz_guney4yilmaz_guney6   yilmez_guney9   yilmaz_guney2

Köpek

10.04.2010

coban1

Çok sıcak bir yaz günü idi. Vakit ikindiye yaklaştığı ve güneş biraz yana düştüğü halde, bozkırın sarı otlarında en ufak bir kıpırdanma bile yoktu: Her gün bu vakitlerde Koçhisar Gölü taraflarında esmeye başlayan ve göz alabildiğine uzayan ovayı yer yer toz bulutlarına gömen rüzgardan henüz bir eser görünmüyordu.


Kıvırcık tüylerini, diken midir, ot mudur pek fark edilmeyen bozkır nebatlarının üzerine sererek yan üstü uzanan tiftik keçileri uyku sersemi gözlerini yarı kapalı tutuyorlar ve çapar kirpiklerinin arasından, ufkun şark tarafında hareketsizce bekleyen, avuç içi büyüklüğündeki birkaç beyaz bulutu seyrediyorlardı.


Birbirinden iri ve alacalı iki çoban köpeği uzakça ve sürüye hakim birer tepede mevki alarak yatmışlardı. Uyur görünmelerine rağmen ara sıra bir elektrik cereyanı geçmiş gibi kulakları sarsılıp dikiliyor, küçük gözleri bütün sürüyü kısa bir an içinde tarayarak tekrar kapanıyor ve yorgun başları ileri doğru uzanan ayaklarının üzerine yavaşça düşüyordu.


Çoban daha yüksek bir sırtta oturmuş, değneğine dayanarak uyukluyor ve iki üç yüz adım kadar uzaktan geçen Ankara-Konya yolunun üzerinde yan yana uzanan yarımşar metre derinliğindeki tekerlek izlerini gözleriyle ufka kadar takip ediyordu.


Bu izler on çift kadar vardı ve çok derinleşerek ortadaki kısımları otomobillerin altına dokunmaya başlayınca terk ediliyorlar, vazifelerini yanı başlarında birdenbire peyda olan yeni arkadaşlarına bırakıyorlardı.


Genç çoban, yan yana ve kıvrıla kıvrıla uzanan bu olukların zamanla ne kadar çoğalabileceğini düşünüyor, içerisi un gibi bir toprakla dolu olan ve rüzgar esince bir anda yükselerek ufku tozdan bir bulut şeridi halinde birbirine bağlayan bu çukurların bir gün ovayı baştan başa kaplayıverdiğini görüyordu.


Kendi kendine:


-O zaman ağa keçileri satar herhalde!- dedi. Şimdi bile hayvanlar saatlerce dolaşıyorlar ve bulabildikleri birkaç cılız otu köye dönmeden eritiyorlardı. Baharda dört parmak kadar yükselen yeşil ve seyrek otlar hemen bitiyor ve keçilere şurada burada fırlayan ve sanki yeşermeden sararıp kuruyan birkaç çalıyı çıtır çıtır kemirmek kalıyordu. Ama onlar bundan şikayetçi görünmüyorlardı. Bu cılız otlara rağmen, tüyleri uzun ve ipek gibiydi. Gözlerinde geniş bir memnunluk ve gevşeklikten başka hiçbir ifade yoktu.

Yazının devamı için »