Arama:

Etiket Bulutu







‘tiyatro’

Aziz Basmacı

18.11.2010

aziz_basmaci1

Film-San Vakfı’nın kurucusu ve onur üyesi olan Aziz Basmacı 1913 yılında Selanik’te doğmuş ve 1933 yılında ses opereti ile sahne hayatına atılmıştır. Çeşitli tiyatrolarda ve kendi adına kurduğu toplulukta, güldürü ve esprileriyle ün yapan sanatçı 60 da fazla filmde rol almıştır.
Hasılat rekorları kıran filmlerinden bazıları, Fabrikanın Gülü, Ayrı Dünyalar, Çifte Kavrulmuş ve Son Gece’dir.
50’li yıllarda halk komiği olarak yıldızlaşan Aziz Basmacı 14/03/1978 ‘de geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yummuştur….

Aziz Basmacının kendi ağzından bir anısı;
Ses Tiyatrosu’nda oynuyorduk. Başrolde ben vardım. Gişecimiz bir gün,
“Aziz Bey,” dedi, “bilet almaya gelen herkes sizi soruyor. ‘Bu gece Aziz Basmacı da oynuyor mu?’ diyor. Ben, ‘Evet,’ dersem bilet alıyor.”
Çok hoşuma gitti bu. Gişeciye,
“Şöyle senin arkanda bir yere gizleneyim,” dedim. “Yine beni soran olursa, ‘Bu gece oynamıyor. Hasta. Onun yerine bir başkası oynayacak,’ dersin. Bakalım ne yapacaklar?” Gişede bir yere gizlenip başladım beklemeye. Biraz sonra bir adam geldi. Gişeciye, “Aziz Basmacı bu gece oynuyor mu?” diye sordu. Gişeci, “Hayır, beyefendi, Aziz Bey bu gece oynamıyor. Rahatsız. Yerine başkası oynayacak,” dedi. Adam bir an düşündükten sonra parasını uzattı: “Peki kızım, ver bana yedi bilet.”

aziz_basmaci7 aziz_basmaci8 aziz_basmaci5aziz_basmaci2


Baki Tamer

18.11.2010

baki_tamer3

Elâzığ-Harput’dan köklü bir ailenin çocuğu olarak 26 Aralık 1924’de, ailesinin 15. çocuğu olarak dünyaya geldi.
Çocukluğu ve gençliği Gaziantep’te geçen Tamer, Gaziantep ve Erzurum ‘da, lise ve öğretmen okullarında okudu.
Sanata olan tutkusu çocukluk yıllarında başladı. Halk evi temsil kollarında profesyonel olarak sahne yaşamına atıldı. Sporda üstün başarılı hizmetler vermiş, cirit, kros, mukavemet ve yüzmede bölgesel dereceleri ve Türkiye çapında aldığı ödüller bulunmaktadır. Hatta Gaziantep’te birçok spor kulübünün ilk kurucusu olmuş, atletizm milli hakem lisansına sahip olmuştur. Sportif faaliyetleri yanı sıra birçok derneğin kuruculuğunu ve yöneticiliğini üstlenmiş, öğretmenlik, gümrük istihbarat memurluğu, polislik, muhasebecilik gibi branşlarda çalıştıktan sonra kendini Yeşilçam ve sinema sanatının içinde bulunmuştur. Bir ara ses sanatçısı olarak sahneye de çıkmıştır.


İlk tiyatro deneyimini 1937 yılında İstanbul Şehir tiyatrosunun Gaziantep’te sergilediği oyunda rol alarak yaşadı. 1940-1953 yılları arasında Gaziantep Halkevi’nde Temsil Kolu Başkanı, idarecisi, başrol oyuncusu olarak 150’ye yakın telif ve tercüme eseri sahneye koydu ve oynadı. 1955 yılında İstanbul’a yerleşip sinemayla tanıştı. 1960-1961 sezonunda İstanbul Belediye Şehir Tiyatrosu’nda sahneye çıktı. İlk başrolünü 1957’de Belgin Doruk ile Çileli Bülbül filminde İhsan Tomaç yönetiminde oynadı. 70’e yakın filminde başrolde oynayarak zamanının ünlü yıldızları arasına girmiş, 20 senaryosu filme alınmış, ünlü yönetmenlere asistanlık yapmıştır.

İlk Türk Film Festivali’nde ödül kazanan Baki Tamer, Türk sinemasının iyi yönde gelişmesi için her dernek, sendika ve kuruluşun başında ve içinde yer aldı. Evli ve 4 çocuk babası olan sanatçı 04.08.2004 tarihinde aramızdan ayrıldı. Ölümüne kadar yüzlerce film ve TV dizisinde rol almıştır.
Önemli filmleri arasında Çileli Bülbül, Çölde Bir İstanbul Kızı, Köyde Bir Kız Sevdim, Çoban Kızı, Kara Güneş ,Kanayan Yara, Ah Gardaşım filmleri örnek verilebilir.

baki_tamer7    baki_tamer91    baki_tamer10baki_tamer161    baki_tamer2    baki_tamer51

Baykal Kent

18.11.2010

baykal_kent

1943’te İstanbul’da doğan ve sanat hayatına tiyatro oyunculuğuyla başlayan Kent, 1963 yılından itibaren sinema filmlerinde figüran olarak görev aldı. Daha çok komedi ağırlıklı filmlerin komik tiplemesi olarak rol alan Baykal Kent, 25 yıl boyunca Ferhan Şensoy’un Orta Oyuncular kadrosunda sahneye çıktı. 1987 yılından sonra faal sinema çalışmalarını azaltan Baykal Kent, özel kanalların açılmasıyla birlikte televizyon şovları ve komedi dizilerinde çalışmaya başladı.

Sanat hayatının 50. yılında yerleştiği Bursa Büyükşehir Belediyesi Fethiye Dörtçelik Huzurevi’nden 2010 yılında ayrılan ve yanlız başına bir evde yaşayan Kent, 24 Ocakta rahatsızlanması sonucu Bursa Devlet Hastanesine kaldırıldı.
Kalp yetmezliği nedeniyle yoğun bakım servisinde tedavi gören Kent, 6 şubat 2012 tarihinde hayatını kaybetti.

baykal_kent1   baykal_kent5   baykal_kent6baykal_kent22   baykal_kent8   baykal_kent9

Bedia Muvahhit

18.11.2010

bedia_muvahhit1

Cumhuriyetin ilanına birkaç ay var. Sıcak bir İzmir yazı. Yıl 1923… Yakılıp yıkılan bir kent yeniden onarılıyor, yaralar sarılıyor. Korku ve acı dolu yıllarda örselenmiş yüreklere umut aşılamak için tiyatro iyi gelir diye düşünülmüş: Darülbedayi sanatçıları İzmir’de. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başkomutan Mustafa Kemal de…
Uşakizade Muharrem Bey’in evinde kalan Mustafa Kemal’i ziyarete giden Darülbedayi sanatçıları, onun “Türk kadını sahneye çıkmalı. Bu sahnemiz için elzemdir” sözleri üzerine, toplulukla turneyi düzenleyen oyuncu Ahmet Refet Muvahhit’in eşi Bedia Hanım’ı sahneye çıkarırlar. Oyunun adı “Ceza Kanunu”. Tarih, 11 Ağustos 1923… İbnürrefik Ahmet Nuri’nin Georges Courteline’den çevirerek uyarladığı bu oyun, sürekli sahnede kalan ilk Türk kadınını tanıttı bizlere. Vasfi Rıza Zobu, bu olayı anılarında şöyle değerlendiriyordu: “Davayı kazanmış Müslüman Türk kadını, imtihanını muvaffakiyetle vermiş ve böylece Türk sahnesine ‘irade-i Milliye’ ile yerleşip sahip olmuştu.”

Sahneye ilk adım atılan bu tarihten, 1975 yılında emekli oluncaya kadar, sahneden hiç inmeyen Bedia Muvahhit, yalnız oyuncu olarak değil, oyun yazarlığı, çevirmenliğiyle de tiyatromuza hizmet verdi. Sinemayı da unutmamalı. 1923’te “Ateşten Gömlek” filmiyle beyaz perdede farklı bir izleyici kitlesinin önüne çıkan sanatçı, “İstanbul Sokakları”nda, “Karım Beni Aldatırsa”, “Söz Bir Allah Bir”, “Beklenen Şarkı”, “Paydos”, “Bir Gecelik Gelin”, “Bozuk Düzen”, “Şoförün Kızı”, “Sokak Kızı”, “Ateşli Çingene”, “Son Mektup”, “Lekeli Melek”, “Sevinç Gözyaşları”, “Manyaklar Köşkü”, “İstanbul Kaldırımları”, “Barut Fıçısı”, “Çapkınlar”, “Gülmeyen Yüzler”, “Hep O Şarkı”, “Yaşlı Gözler”, “Üvey Ana”, “Zehirli Hayat”, “Bizim Kız” gibi filmlerde beğeni kazanan roller oynadı.

Bedia Muvahhit, 1897 yılında İstanbul’da doğdu. Babası, İstinaf Mahkemesi Müddeiumumisi Şekip Bey, annesi Refika Hanım’dı. Çocuk yaşta, Rumca ve Fransızca öğrenen sanatçı, Büyükada’daki Saint Antoine’da başlayan öğrenimini, Terakki Mektebi ve Notre Dame de Sion’da tamamladı. Türkiye’de yeni kurulan Telefon Şirketi’ne alınan ilk Türk kadınları arasında yer alan Muvahhit, Erenköy Kız Lisesi’nde Fransızca öğretmenliği de yaptı. O günlerde, Darülbedayi sahnesinde izlediği bir oyun sonrası imzalı resmini istediği Ahmet Refet Muvahhit’le 1921 yılında evlendi. Eşinin ölümünden sonra, ikinci evliliğini 1933 yılında Şehir Tiyatroları’nda besteci ve piyanist olarak çalışan Avusturyalı Friedrich Von Statzer ile yaptı. Evliliği 18 yıl sürdü… Sanatçı 1950 ve 1973 yıllarında iki kez jübile yaptı; 1980 yılında Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi’ni hazırladı. 1981 yılında Atatürk Sanat Armağanı’na layık görüldü, 1987 yılında ise Devlet Sanatçısı oldu. 1988 yılında İstanbul Sinema Günleri Jürisi sanatçıya Altın Lâle Ödülü verdi.

Tiyatromuzun başarılı bir kadın oyuncusu olduğu kadar, birikimi ve dünyaya bakışıyla da örnek bir kişiliği olan Bedia Muvahhit, bir ev kazası sonrası kaldırıldığı İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 20 Ocak 1994 günü yaşama gözlerini yumdu. Dört gün sonra da, Beyoğlu’ndaki Küçük Sahne Binası içindeki sahneye adı verildi. Bir de, Türk Kadınlar Birliği onun adını yaşatmak için, sahnelerimizde, “İlk önemli rolünü” oynayan genç kadın oyunculara her yıl ödül vermekte.

bedia_muvahhit8   bedia_muvahhit5jpg1   bedia_muvahhit4bedia_muvahhit3   bedia_muvahhit6   bedia_muvahhit2

Behzat Butak

18.11.2010

behzat_butak1

Sanatkâr, artist ve nümisrnat Behzat Butak, 16 Ekim 1891’de Bursa’da Maksem mahallesinde, bugünkü Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu’nun bulunduğu binanın karşısındaki evde dünyaya geldi. Çocukluk devresini Bursa ve Karacabey’de geçiren Behzat Butak, babasının ölümü üzerine 1906’da İstanbul’a teyzesinin yanına geldi. Mercan İdadisi ve buradan Ticaret okuluna geçti. Ressam Muazzez’den resim dersi de alıyordu. Ressam Muazzez, Ortaoyunun başarılı sanatçılarındandı.
1908 yılında Meşrutiyetin ilanı ile Butak, Muazzez bey’in başında bulunduğu “Sahne-i Heves” gurubunun oynadığı “Beyimin Tiyatro Merakı” komedisiyle de halkın karşısında sahneye ilk adımını attı. Okumakta olduğu Sanayi-i Nefise mektebinde bir kaç arkadaşıyla birlikte “Sanayi-i Nefise Tiyatro Heyeti”ni kurdu. Şehzadebaşında Letafet Apartımanı karşısında “Osmanağa” tiyatrosunda Viktor Hugo’dan çevrilen “Ancelo Mari Piyer” piyesini oynadılar.
Seyirci bulamayan grup dağılmak zorunda kaldı. Hariciye Nezareti Behzat’ın da içinde bulunduğu dört kişilik bir talebe grubunu, 1909 yılında İtalya’ya elektrik mühendisliği tahsili için gönderdi. Ancak gittikleri fabrika grevde olduğundan eğitim göremediler. Butak ta iki aylık süre zarfında Roma ve Napoli’de tiyatroları gezdi bilgi ve görgüsünü arttırdı.
İstanbul’a dönen Butak, “Mürebbii Hissiyat” grubuna girdi. Kısa sürede bu grupta dağılınca Behzat kendini “Darüttemsili Osmani” grubunda buldu. Burada Fazıl Reşit ve Aktör Hüseyin Kani bey’in yazmış olduğu “Ramses” piyesinde “Kahin” rolünü oynadı. Bu grupta maddi olarak ayakta kalamayınca “Şark Dram Kumpanyası”na girdi.

1912 de Balkan Harbi ilan edildi. Behzat harbe gönüllü gitti. Döndüğünde bir çok grupta çalıştı ama hiç biri uzun soluklu olmadı. Nihayet 1914 de Darülbedayi’nin kurulmasıyla Behzat, Darülbedayi’nin açtığı sınava girdi. Sınavı kazanan Behzat 9 altın lira maaşla Darülbedayi kadrosuna alındıysa da, o sırada patlak veren I.Dünya Savaşı’na yine gönüllü gitti. Çanakkalede kolundan yaralandı. Bağlı bulunduğu Alayla Bitlis’e kadar gitti. 1918’de İstanbul’da Darülbedayi’e yeniden girerek “Füruzan” piyesinde oynamaya başladı. 1920 de Raşit Rıza ve İbnürrefik Ahmet Bey’in kurdukları “Yeni Sahne”ye geçti. Raşit Rıza’nın kurduğu Türk Tiyatrosu’nda çalıştı. 1923 yılında tekrar Darülbedayi’e döndü. İzmir ve Karadeniz turnelerine katıldı.Bir süre Ertuğrul Muhsin, Raşit Rıza ile beraber çalıştı.1928 de Darülbedayi’e döndü ve ölene kadar burada sahneye çıktı.

300’yakın piyes ve bir çok sinema filminde oynayan Butak’ın “Resimli Türk Paraları” isminde Nümizmatik bir kitabıda bulunmaktadır. Türk Tiyatrosunun “BABA”sı olarak kabul edilen Behzat Butak 1963 yılında aramızdan ayrılmıştır.

behzat_butak61   behzat_butak2   behzat_butak3

Belkıs Dilligil

18.11.2010

belkis_dilligil31
 (Gerçek adı Belkıs Bergüzar Fırat)  (d. 19 Şubat 1929 – İstanbul, ö. 14 Mayıs 1995 – İstanbul), tiyatro ve sinema oyuncusu.
1929 yılında İstanbul’da doğan Belkıs Fırat, Fatih Lisesi’nden mezun oldu. Sanat hayatına amatör olarak Fatih Halkevi’nde başlayan Fırat, İzmir Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen Elektra adlı oyunla profesyonel oyuncu olarak devam etti. 1956 yılında Türk Tiyatrosu’nun önde gelen isimlerinden Avni Dilligil ile evlenen sanatçının bu evliliğinden rahmi ve çiçek adında iki çocuğu oldu.
Eşi Avni Dilligil’in 1971 yılında vefatının ardından sinema oyuncusu olarak sanat yaşamına devam eden Bayan Dilligil, 10 Mayıs 1995 tarihinde kızı Çiçek Dilligil’in kullandığı araçta başka bir aracın neden olduğu kazada ağır yaralandı ve hastaneye kaldırıldı.
 4 gün boyunca yoğun bakımda tutulan sanatçı 14 Mayıs 1995 tarihinde 66 yaşında iken vefat etti.

belkis_dilligil21   belkis_dilligil53   belkis_dilligil7

Bilge Zobu

18.11.2010

bilge_zobu6

7 Eylül 1932’de İstanbul’da doğdu. Tiyatro-Sinema sanatçısı Vasfi Rıza Zobu’nun yeğenidir. Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu.
Sanat yaşamına 1956’da Cep Tiyatrosu’nda “Bir Evlenme” oyunuyla atıldı. Adana Şehir Tiyatrosu’nda çalıştıktan sonra İstanbul Şehir Tiyatroları’na girdi. Uzun yıllar emek verdiği Şehir Tiyatrosu’nun en verimli oyuncularından biri olan Bilge Zobu, yaş haddinden emekli olmasına rağmen konuk oyuncu statüsüyle hâlâ sahnelerdedir.
1984-1985 sezonunda İstanbul Büyükşehir Belediyesinde oynamaya başlayan ve 25 yıldır aralıksız sahnelenen Lüküs Hayat’da, o tarihten beri değişmeyen isimlerinden birisi oldu.
Tiyatro çalışmalarının yanı bir çok sinema ve televizyon filminde de oynamış ve seslendirme yapmıştır.

bilge_zobu4   bilge_zobu8   bilge_zobu9bilge_zobu11   bilge_zobu7   bilge_zobu5

Bülent Kayabaş

18.11.2010

bulent_kayabas5

1945 yılında Eskişehir’de doğdu. Okul yıllarında amatör olarak yaptığı tiyatroya karşı ilgisi sonucu, 1962 yılında Eskişehir Devlet Tiyatrosu’nun açtığı kursa katılıp, 1963 yılında profesyonel oldu.
Eskişehir iktisadi Ticari Bilimler Akademisi’ni bırakıp ailesinin tüm itirazlarına rağmen İstanbul’a yerleşti. İstanbul’da çok iyi hocalarla çalıştı ve onlardan çok şey öğrendi. Akbank Çocuk Tiyatrosu ve özel tiyatrolarda yaklaşık on yıl oyunlar oynadı.
Ardından sinema girdi hayatına. Sayısız sinema filminde oynadı. Kimi zaman kötü adam oldu kimi zaman komik. O, her rolün adamı olabiliyordu artık.

Sanat hayatına 1963 yılında başlayan Bülent Kayabaş, 1981 yılında “Avni Dilligil” En İyi Oyuncu ödülüne layık görüldü.

1982 yılında Ercan Yazagan ile Bakırkoy’de bir düğün salonunu tiyatro haline getirdiler ve Ercan Yazgan-Bulent Kayabaş Tiyatrosunu kurdular. Burada “Dullar Pansiyonu” ve “Dök İçini Rahatla” oyununu oynadılar.

Daha sonra Fasulye, Filler ve Çimen adlı sinema filmlerinde önemli rolleri üstlendi.

2001 yılında, “Bir Kış Öyküsü” adlı müzikal oyunla 9 sene ara vermiş olduğu sahneye geri dönüş yaptı.

Ünlü uyuncu, 19 Nisan 2017 ‘de İstanbul’da aramızdan ayrıldı.

bulent_kayabas   bulent_kayabas4   bulent_kayabas7bulent_kayabas2   bulent_kayabas8   bulent_kayabas3

Bülent Oran

18.11.2010

bulent_oran1

1923 yılında Bakırköy’de doğan Oran, sinemadan önce klişe ressamlığı, öğretmenlik ve mizah yazarlığı gibi çeşitli işlerde çalıştı. 1950 yılında sinemaya figüran olarak başlayan Oran, 50’den fazla filmde jön yada yardımcı erkek oyuncu olarak rol aldı.

1952 yılından sonra senaryo yazımı üstünde yoğunlaştı. Bir tesadüf eseri eline aldığı kalemi bırakmayan Bülent Oran, neredeyse Türk sineması ile yaşıttı. Bugün ekranda irili ufaklı onlarca yerli diziye dipkoçanlığı yapan öykülerin çoğu, onun kaleminden çıkmıştı. İzleyeni hüzne yahut kahkahaya boğan, tekrar edile edile klişeye dönüşen, “Senin annen bir melekti yavrum”, “Aman tanrım bu ses! Bu ses!!” Ya da, “Bir zaman hakir gördüğün fakir; ama onurlu bir genç vardı!” gibi yüzlerce repliği ve tiradı Türk sinemasına kazandırdı. Kendisi gibi senarist olan Ayşe Şasa ile evlendi. Yeşilçam’ı Yeşilçam yapanların başında gelen Bülent Oran, imza attığı 700’ü aşkın senaryoyla, yıllar sonra küçümsenecek; ama seyretmekten asla vazgeçilmeyecek efsane filmleri hayatımıza soktu.

1980’lerde tv dizileri için senaryolar yazdı. Marmara Üniversitesi Sinema TV Bölümü’nde bir süre ders verdi. Başından pek çıkarmadığı kasketine düşkünlüğüyle tanınan sanatçı, birçok sinema sanatçısı üzerinde emek sahibidir. 2000’li yıllarda yeni kuşak TV seyircileri kendisini, İkinci Bahar dizisinde oynadığı Hanım’ın (Türkan Şoray) babası rolüyle tanıdı. Yönetmen Mehmet Güleryüz tarafından “Yeşilçam’ın Altın Senaristi: Bülent Oran” adlı belgeseli çekildi. Yaşamını ve senaryo anlayışını Türk Sinemasının karakteristik özellikleriyle birlikte irdeleyen “Senaryo: Bülent Oran” adlı bir kitap yayınlandı. (İbrahim Türk, Dergah Yayınevi.)

Son röportajında, hasta yatağında “Lütfen ayağımı uzattığım için kusura bakmayın” diyecek kadar incelikli bir sanatçı olan Bülent Oran, 23 Eylül 2004 yılında aramızdan ayrılmıştır.

kaynak:biyografi.net

bulent_oran6   bulent_oran5bulent_oran2   bulent_oran3

Cahide Sonku

18.11.2010

cahide_sonku4

Türk Sinema Tarihine “ilk star”, “ilk yapımcı” ve “ilk yönetmen” olarak damgasını vuran Cahide Sonku, karton tiplemelerden uzak, her rolün kadını olarak dönemin en çok film çeken oyuncusudur. Hem güzel, hem zengin hem de güçlüdür. Dönemin tiyatro ve sinemadaki güçlü adamı Muhsin Ertuğrul’un gözdesi olması, yine Demokrat Parti (DP) iktidarının desteklediği Tütün Kralı İhsan Doruk’la evliliği, Talat Artemel ve Cahit Irgat’la olan birliktelikleri gel gitlerle dolu yaşamının önemli duraklarıdır.
Bir “idol”, yerli “Marlen Dietrich” sıfatlarıyla anılır Cahide Sonku. Gizemli, soğuk, güzel ve sarışındır. Önce Halkevleri Tiyatrosu, İstanbul Belediye Konservatuarı, ardından da Muhsin Ertuğrul’un keşfiyle Darülbedayi’de (1932-Şehir Tiyatroları) “Yedi Köyün Zeynebi” ile oyunculuğa başlar. Sonraki yıl Muhsin Ertuğrul’un yönettiği “Söz Bir Allah Bir” filmiyle sinemaya geçer.
O tarihlerde 16 yaşında olan Cahide Sonku, Batılı bir anlayışla sinema yapmaya çalışan Muhsin Ertuğrul’un elinde yoğrulacak bir hamurdur. Nitekim, August Strindberg, Lev Tolstoy, William Shakespeare ve Anton Çehov gibi yazarların oyunlarında Cahide Sonku, tiyatronun “tek adam”ı Muhsin Ertuğrul’un gözbebeği olur.
1937’de çekilen ve Türk Sinema Tarihine “İlk köy filmi” olarak geçen “Bataklı Damın Kızı Aysel” filmi, Cahide Sonku’ya, Türk sinemasının ilk “star” oyuncusu unvanını getirir. Kocalı kadınların toplumun değerleriyle ters düşmeyen rolleri üstlenerek ayakta kaldığı 1940’lı yıllarda Cahide Sonku, bir kadın olarak her rolün aranılan ismi olur.
Sinemada oyuncu olarak kalmakla yetinmez Sonku. Sinema araştırmacısı Agah Özgüç’ün Cahide Sonku’yla yaptığı söyleşiden edindiğimiz bilgiye göre “Fedakar Ana” filminde yapımcılığa, yine bu filmde ilk kez kameranın arkasına geçerek yönetmenliğe başlar.
Bu filmden sonra kendi yapım şirketi Sonku Film’i kuran Cahide Sonku eşi Talat Artemel ve Sami Ayanoğlu ile birlikte “Vatan ve Namık Kemal” filmini yönetir. Yıldız Dergisinin 1951 yılında açtığı yarışmada Vatan ve Namık Kemal “En İyi Film”, Cahide Sonku da “En İyi Kadın Oyuncu” seçilir.
Beklenmeyen son, “Beklenen Şarkı” filminden sonra gelir. Zeki Müren’in yükselişine karşın bu filmden kazanılan başarı ve ün, Cahide Sonku için sonun başlangıcı olur. Sonku Film Şirketi’nin, bir söylentiye göre kundaklanması sonucu, tüm filmleri yanan ve servetini yitiren Sonku, alkolle olan dostluğunu ilerletir.
Tiyatroya yeniden dönme çabaları sonuç vermeyen Cahide Sonku kendi ifadesiyle Talat Artemel’den içkiyi, İhsan Doruk’tan gücü ve sadakatsizliği öğrenir.
Son günlerini ispirto içerek, tahta bir kerevetin üzerinde ölmeyi dileyerek geçiren Cahide Sonku, eğer koşullar elverse, eğer bir kadın olarak verdiği mücadelede Yeşilcam’ın ayak oyunlarına direnebilse, eğer Sonku film yanmasa belki de alkol şişelerinin dibinde kaybolmayacaktı.
Sonunda 1981 yılında, altmışiki yaşında yoksulluk ve sefalet içinde ölmüştür, ama bir dönemin, attığı her adımı olay olan efsanesi olarak hafızalara kazınmıştır.

cahide_sonku3   cahide_sonku2   cahide_sonku9cahide_sonuku10   cahide_sonku7   cahide_sonku5