Arama:

Etiket Bulutu







‘toprak’

Yağmur yağdığında neden ortalık toprak solucanları ile doluverir?

27.04.2011

solucan

Toprak solucanları (Annelida) ve diğer birçok omurgasız, ve hatta bazı omurgalı hayvanlar, toprak içerisine açtıkları oyuklar içerisinde barınırlar. Yağmur yağdığında, toprak katmanlarından rahatlıkla süzülerek alt tabakalara inen yağmur suyu, bu hayvanların barındığı delikleri tamamen suyla doldurur. Böyle bir durumda da, bu hayvanların hepsi, boğularak ölmemek için toprak yüzeyine çıkarlar. Dikkat edin, yağmur yağdığında yüzeye çıkan sadece toprak solucanları değildir. Ancak diğerlerine göre boyut olarak daha iri olmaları ve hareketli olmaları nedeniyle, en fazla onları görürüz. Ayrıca yine dikkatli bir gözlem ile, özellikle yağmurun dinmesinden hemen sonra, bu ziyafetten yararlanmak için kuşların kalabalık gruplar halinde arazilere inerek beslendiklerini farkedebilirsiniz.

Alkışlanacak bir başarı öyküsü

16.09.2010

agaclandirma

Konya Ereğli’den emekli öğretmen Rahim Demirbaş alkışlanacak bir işe soyunmuş. Gerçek bir vatansever ve idealist aydın olmanın gereğini yapmış. Ereğli’ye 50 km. mesafede, Karacadağ üzerinde, Beyören Köyünde yaşayan Rahim Demirbaş şöyle diyor.

“Bilmem tsunamiden daha beter olan ve günlerce esen çöl rüzgarlarına (Tozunami ye) hiç rastladınız mı? Ben böyle bir yerde kendi imkanlarımı kullanarak orman dikmeye çalışıyorum. Köyüm ülkemizin en fakir köylerinden birisi, doğru dürüst suyu ve yolu yok. Bir zamanlar 220 hane olan köyümüz şimdi 40 haneye kadar düştü. Çoğu evlerde tek başına yaşayan insanlar oturmakta. Öldüklerinde kapıları kapanacak. Traktör yok iken köylü at ve öküzü ile çiftini sürüyor, mahsülünü de eliyle yoluyordu. Yolu olmadığı için fazla şehre de gidemiyordu. Elektrik, telofon parası diye bir şey de yoktu. Şimdi traktör geldi, köylünün aylarca uğraşıp yaptığı iş, üç beş günde bitiyor. Yılın geri kalan uzun zamanını köylü değerlendiremiyor. Çünkü yeşil ziraat yapacak yeterli suyu da yok. Ziraatin tahsilini yapanlar da gelip köylerde yol gösterici olamadılar. Durum böyle olunca, pek çok köy gibi, bizim köylü buraları terk etti. Elindekini avucundakini satarak şehre gelen insanımız 200 metrekare yerde köyü yaşamaya çalıştı. Çoğu amelelik ve seyyar satıcılık yaparak hayatlarını idameye kalktılar. Çocuklarını da çok parlak şekilde okutamadılar. Bu çocukların çoğu işsizler ordusuna katıldı. Bizim sokak çocukları veya kapkaççı diyiverdiğimiz çocuklar; şu an köyde yaşayan çocuklardan değil. Şehre göç etmiş ailelerin yavruları. Her köye fabrika yapmamız mümkün değil. Lakin köylüyü köyünde tutmak, köyleri şehir imkanlarına kavuşturmak gerekir.” diyor Rahim Demirbaş.

O köyün dağları bir zamanlar ormanlarla kaplıymış, içerisinde ceylanlar bile gezermiş. Zira dağın pek çok yeri üzüm bağı sekilerinin kalıntısı ile dolu. Şimdi ise bir çöle dönüşmüş. Erozyon, toprağını sıyırıp götürmüş. Ağaç dikmek isteseler bile pek çok yerinde toprak kalmamış. Rahim Demirbaş, bundan 40 yıl önce beş şeker çuvalı meşe palamudu bulup getirmiş. Köylülere dağın bir bölümüne bunları dikmişler. Palamutların pek çoğu yeşermiş. Ancak koruma imkanı olmadığı için hayvanlar pek azının yaşamasına fırsat vermişler. Yine de bu orman sevdasından vazgeçmemiş Rahim Demirbaş. Ülkenin farklı yerlerinde öğretmenlik yaptıktan sonra emekli olmuş ve köyüne dönmüş. Taşlık (Traktörle ziraat yapılamaz) araziler alıp kendi imkanlarıyla orman dikmeye başlamış. Biraz birikimle arazinin etrafını hasır telle çevirmiş. 8 km mesafeden bir parmak kalınlığında bulduğu bir suyu borularla, orman diktiği araziye getirmiş. Burada havuzlarda toplamış. Bu suyu ağaçlara can suyu olarak kullanıyormuş. Şu ana kadar 100 çeşide yakın (sedir, çam, dişbudak, meşe, mavi servi, mahlep, ceviz, antepfıstığı vs.) on bin ağaç dikmeyi başarmış. Halen de fırsat buldukça dikime devam ediyor. Ve şöyle düşünüyor:

“Biz belki dedelerimiz gibi toprak fethedemeyiz, ama topraklarımızı 20 kat verimli hale getirirsek sanki 20 kat toprak fethetmiş gibi oluruz. Ülkemizin her tarafını yağmur ormanları gibi ormanlandırırsak, hem ülkemiz hem de bütün insanlar fayda görür. Biz kıyametin kopuyor olduğunu görsek bile ağaç diken bir kültürün sahibi iken nasıl oldu da bu güzel dağlarımız çırılçıplak kaldı?”

Rahim Demirbaş haklı olarak şunları söylüyor:

“Toprağımız bol, güneşimiz bol, suyumuz pek çok ülkeye göre yeterli. Hazineler üzerinde aç oturuyoruz. Bu dünyanın en genç nesline sahip (17 milyon okuyan gencimiz var) olan insanımızı galeyana getirip güzel örnekler göstermeliyiz.”

Sayın Demirbaş 8 yıl önce orman dikmeye başladı. O günden beri pek çok köylü çalışma imkanı buldu. Eğer onun gibi insanların sayısı çoğalsa çok kişi köyünü terk etmeyecek ve o güzelim Anadolu toprakları bu kadar çorak kalmayacak. Rahim Demirbaş’ı bu örnek çalışmasından dolayı tebrik ediyorum ve umuyorum ki devlet yetkilikleri bu örmek çalışmaya destek olurlar. Destek olalım ki içinde çalışma-üretme azmi olanlara ümit ışığı olsun, güven versin.