Arama:

Etiket Bulutu







‘üniversite’

Barometre

27.10.2011

barometre

“Bir gökdelenin yüksekliğini barometre ile nasıl bulursunuz, anlatınız.”

Bu soru Kopenhagen’ daki bir Üniversitenin fizik sınavından alınmıştır:
Öğrencilerden birinin cevabı : “Barometrenin ucuna bir ip bağlarsınız. sonra gökdelenin tepesinden asıp sallarsınız. Barometre yere değdiğinde ipin boyuyla barometrenin boyunun toplamı gökdelenin yüksekliğini verecektir.”

Bu oldukca orjinal cevap hocayı çileden çıkartmaya yetti ve öğrenci dersten kaldı. Öğrenci cevabının doğruluğu konusunda itirazda bulundu ve Üniversite durumu çözmek icin başka bir hoca gönderdi. Bu noktada öğrenci hakkında ne düşünürdünüz? sizin kararınız ne olurdu ? Çocuk kalmalı mı geçmeli mi ?

Yeni hoca, cevabın aslında doğru olduğuna fakat kayda değer bir fizik bilgisinin varlığını göstermediğine karar verdi. Sorunu çözmek üzere ; Öğrencinin en azından asgari bir temel fizik bilgisi olup olmadığını anlamak icin ona altı dakika vererek sorunun sözlü cevabını vermesi kararını aldı. İlk beş dakika genç sessizliğe gömüldü. Alnı düşünceden kırış kırış olmuştu. Hoca zamanın tükenmekte olduğunu hatırlattığında genç çesitli cevaplarının olduğunu fakat hangisini kullanacağına karar veremediğini söyledi. tekrar acele etmesi tavsiye edilince genç şöyle cevapladı:

“İlk olarak, barometreyi gökdelenin tepesine çıkartıp kenarından aşağı bırakıp yere inene kadar geçen süreyi ölçersiniz. Binanın yüksekliği (H==0.5 x g x t kare) formülü uygulanarak hesaplanabilir. fakat barometre icin kötü bir seçim…”

“Veya güneş parlıyorsa, barometrenin yüksekliğini ölçersiniz. Sonra onu bir yere dikip gölge uzunluğunu ve sonra da gökdele – nin gölge uzunluğunu ölçebilirsiniz. Bundan sonrası basit bir orantıyı çözmek olacaktır”

“Fakat bu konuda çok bilimsel bir cevap istiyorsanız barometrenin ucuna bir sicim bağlayıp onu bir sarkaç gibi sallandırabilirsiniz ; önce yer seviyesinde daha sonra da gökdelenin tepesinde. Yüksekligi T==2pi kare kvk (I /g)formülündeki farktan yararlanarak bulabilirsiniz.”

“Yahut da gökdelenin dışarısında bir yangın çıkış merdiveni varsa barometreyi bir cetvel gibi kullanarak yukarıya çıkarken gökdelenin boyunu barometre yüksekliği biriminden sayıp bunları toplayabilirsiniz.”

“Eğer ille de sıkıcı ve ortodoks olmak istiyorsanız, tabii ki barometre ile gökdelenin tepesindeki ve yer seviyesindeki basıncı ölçer milibar cinsinden çıkan farkı feet’e çevirebilirsiniz ve yüksekliği bulursunuz.”

“Ancak bizler daima zihnin bağımsızlığı ve bilimsel metodlar kullanma konusunda teşvik edildiğimiz icindir ki en iyi yol şüphesiz hademenin kapısını çalmak ve yeni bir barometre isteyip istemediğini sorarak gökdelenin yüksekliğini söylemesi durumunda ona bu barometreyi vereceğimizi söylemek olurdu.”

Şimdi genci dinledikten sonra hala aynı şeyi mi düşünuyorsunuz ? Geçmeli mi kalmalı mı ?

Öğrencinin adı : Niels Bohr, Fizik’te nobel ödülü kazanan tek Danimarkalı.

bir başarı öyküsü

23.05.2010

feritucar

‘Başarı Öyküsü’ dendiği zaman, genel olarak sıfırdan başlayıp zengin olan insanların öyküleri akla gelir.
Yazılı ve görsel iletişim araçlarında da başarı öyküleri, kazanılan servetlerin öyküleridir.
İçinde bulunduğu güç koşulları yenip de kendine yaşamda yol açan insanların öyküleri, örnek yaşam öyküsü sayılmaz ya da topluma aktarılacak önemde bulunmaz.
Oysa, en önemli başarı öyküleri onlardır.

En büyük başarılar, güç koşulların içinden çıkıp kendi geleceğini biçimlendiren, kendi yaşam yolunu açan insanların başarılarıdır. Şimdi böyle bir başarıdan söz etmek istiyorum.

Ferit UÇAR, köyde büyüyen bir çocuk. Bursa’nın Orhangazi ilçesine bağlı Yenigürle köyünde çiftçilik yapan Hüseyin Uçar ‘ın dört çocuğunun en küçüğü.
İlk ve ortaöğrenimini köyünde tamamlıyor. İlçe lisesine geldiği zaman okul müdürü Feri’i liseye almak istemiyor.
Köy okullarında notları şişiriyorlar, iyisi mi siz bu çocuğu Endüstri Meslek Lisesi ‘ne kaydettirin diyor.

Fakat Ferit’in dayısı araya giriyor ve Ferit liseye kaydediliyor.
Lise üçüncü sınıfa geldiği zaman ilçede yeni açılan bir dershanenin seviye tespit sınavında indirimli eğitim görme hakkı kazanıyor.
Yıl sonunda liseyi birincilikle bitiriyor, Koç Üniversitesi Matematik Bölümü ‘nü burslu olarak kazanıyor.
Üniversitedeki çift anadal eğitimi sisteminde matematik eğitimi yanında ekonomi eğitimi de görüyor.

Bu yılları Ferit UÇAR şöyle anlatıyor:

“Koç Üniversitesi’nin çeşitli bölümlerinde part-time işlerde çalıştım. Son iki yılımda araştırma ve ders asistanlıkları yaptım.
1,5 yıl merkezi Londra ‘da bulunan Sage Publications ‘in çıkardığı international Journal of Cross Cultural Management Dergisi’nin editör asistanlığını yaptım.
ABD ‘ye doktora için başvurma fikrimi üniversitedeki profesörlerime açtım. Onların referanslarıyla ABD ‘nin ekonomi alanındaki en iyi 15 üniversitesine başvurdum.
Bunların yedisinden tam burslu kabul aldım.”

Chicago, Princeton, Wiskonsin-Madison, Minnesota, Los Angeles (UCLA), Columbia ve Rochester üniversiteleri arasında tercih yapmakta zorlanan başarılı genç, sonunda dünyanın yüz ayrı ülkesinden 14 binden çok adayın başvurduğu, New Jersey eyaletindeki Princeton Üniversitesi’nde karar kılıyor.
Şimdi bu üniversitede ekonomi dalında doktora yapıyor.

Bu haber 30 Ekim 2002 tarihli Sabah Gazetesi’de yayımlandı. İşte, hepimizi etkilemesi gereken, hepimizin başucumuza asıp her gün okumamız gereken büyük bir başarı öyküsü.

Köyde yetişen bu gencin, Ferit Uçar ‘ın doktorasını yaptığı Princeton Üniversitesi, ünlü matematik dehası John NASH ‘ın yetiştiği üniversitedir.
Orada okumak, orada çalışmak dünyanın en önemli başarılarından birisidir ve aramızdan çıkan bir köy çocuğu, önündeki bütün engelleri sarsılmaz iradesiyle aşarak bu başarıya erişmiştir.

Şimdi bu olaydan alınacak derslere bir göz atalım:
Başarı için koşulların çok iyi olmasını isteyen, başarısızlığına hep kendi dışında sürekli mazeret bulan gençlerimize bu öyküyü dikkatle okumalarını önerelim.

İnsanlar kendilerine başkalarının örnek gösterilmesinden hoşlanmazlar, ama bu örneğe dikkatle bakmaları gerekiyor.

Hedefini seçmek, hedefine odaklanmak, hedefine giden yolun haritasını çizmek, bu yolda azimle, kararlılıkla, sebatla yürümek ve kendine hiçbir mazeret tanımamak.

Bunu yapabilenler kazanır, işte kazanıyor ve bütün mazeretleri geçersiz kılıyor.

Ama bilgisayarın başından ayrılamıyorum.
Ama cep telefonuyla konuşmadan duramıyorum.
Ama hep ders mi çalışacağım?
Gençliğimi hiç yaşamayacak mıyım?
Babam beni dışarıda okutacak.
Ailemin işinde çalışırım.
Benim hiçbir ihtiyacım yok ki.

Bu ve benzeri mazeretleri olanlar da var ve onlar kendi kendilerinin engeli oluyorlar.

Her zaman kendi seçimimizi yaparız. Geleceğimiz de bu seçimin ucundadır.


Dr. Erdal ATABEK

(Cumhuriyet, 25.11.2002)

Avrupa’ya talebe

12.05.2010

sadiirmak
“İstanbul Üniversitesi’ nde öğrenci olduğum sıralar, okul duvarında bir ilan gördüm:
“Avrupa’ya talebe yollanacaktır. ” Allah Allah, dedim! Ülke yıkık dökük, her yer virane,
Lozan yeni imzalanmış,bu durumda Avrupa’ya talebe…
Lüks gibi gelen bir şey…
Ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi içinden 11 kişi seçilmişiz.
Benim ismimin yanına Atatürk, “Berlin Üniversitesi’ ne gitsin.” diye yazmış.
Vakit geldi, Sirkeci Garı ‘ndayım; ama kafam çok karışık. Gitsem mi, kalsam mı?
Beni orada unuturlar mı? Para yollarlar mı?
Tam gitmemeye karar verdiğim, geri döndüğüm sırada bir müvezzi ismimi çağırdı.
“Mahmut Sadi! Mahmut Sadi! Bir telgrafın var.”
“Benim” dedim.
Telgrafi açtım, aynen şunlar yazıyordu:
“Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz. ”
İmza
Mustafa Kemal
Okuyunca düşündüklerimden olağanüstü utandım.
“Şimdi gel de gitme, git de çalışma, dön de bu ülke için canını verme.” dedim.
“Düşünün 1923’te o kadar kişinin arasında 11 öğrencinin nerde, ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin
önderliğinde bu ülke için can verilmez mi?”
Çok başarılı oldum. Ülkeme alev olarak döndüm.
Önce Istanbul Üniversitesi Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsü’nü kurdum. Kürsü başkanı oldum.
Daha sonra ülkemin başbakanlığını yaptım.
Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamı Ord. Prof.Dr. Sadi Irmak’ım.”

İhtiyaç

31.01.2010

bisikletlikiz

Çin’de bir üniversitede gerçek bir olay ;

Kızın biri yeni aldığı bisikletiyle okula geliyor ve okulun bahçesindeki bisiklet parkına henüz kilit almadığı için öylece bırakıyor…Derslerin bitiminde eve gitmek için bisikletinin yanına gelince bisikletinin yerinde olmadığı görüyor ve çok sinirleniyor..

Ertesi sabah okula geldiğinde bisikletini üzerinde bir notla bir gün önce bıraktığı yerde buluyor …Üzerindeki notta “Çok özür dilerim ama bisikletine gerçekten ihtiyacım vardı.Aldıktan iki saat sonra geri getirdim ama sanırım çıkışına yetişemedim, çok üzgünüm, anlayışın içinde teşekkürler”

Kız bu olay üzerine doğruca bir bisikletçiye gidiyor ve beş tane kilit alarak okula dönüyor.. Bisikletini iyice kilitleyip beş farklı anahtarla derse giriyor ve olayı arkadaşlarına anlatıyor.

Ders bitiminde beş kilit taktığını anlattığı arkadaşlarıyla beraber bisikletini almaya gittiğinde şok oluyor. Bisikletinin üzerinde on tane kilit ve birde not var. “Eğer ben acil olduğu zaman kullanamayacaksam sen hiç kullanamayacaksın….”

kaynak : guzelyazilar.net